DADA MANİFESTOSU

570 views
Skip to first unread message

H62 ders BELGELİĞİ

unread,
May 30, 2008, 11:27:52 AM5/30/08
to ders BELGELİĞİ kapsama alanı
Radikal Dadacı Manifesto

1918

Gazetecileri beklenmedik bir dünyanın kapısına getiren bir sözcüğün -
DADA - büyüsü, bizim için hiçbir önem taşımıyor.


Bir manifestoya girişmek için A.B.C.'ti istemek gerek, 1, ,2, 3ê karşı
ateş püskürmek, sinirlenmek ve kanatları bilemek, fethedip yaymak için
küçük ve büyük a'ları, b'leri, c'leri, imzalamak, haykırmak, sövmek,
mutlak, çürütülemez bir açıklık biçiminde düzenlemek düzyazıyı, doruk
noktasını ispatlamak ve nasıl bir yosmanın son kez belirmesi Tanrı'nın
özünü ispatlarsa, işte öyle, yeniliğin yaşama benzediğini ileri
sürmek. Varlığı akordeonla, manzarayla ve tatlı sözlerle çoktan
ispatlanmıştı. Kendi A. B. C.'sini dayatmak doğal bir şeydir, -
dolayısıyla da acınacak bir şeydir. Herkes bir billur blöfmeryemana
biçiminde öyle yapar, para sistemi, exza maddesi, ateşli ve kısır
bakara çağıran çıplak bacak biçiminde. Yenilik sevgisi bir sevimli
haçtır, çocuksu bir adamsendeciliği gösterir, nedensiz, geçici, olumlu
işarettir. Ama bu gereksinim de eskimiştir. Sanata en aşırı sadelik
insanca ve sahici olunur, sıkıntıyı çarmıha germek için atılgan ve
coşkulu. Işıkların kavşağında, tetikte, dikkatli, yılları pusuda
bekleyerek, ormanda.

Bir manifesto yazıyorum ve hiçbir şey istemiyorum, ama bazı şeyler
söylüyorum, hem ben de ilkesel olarak manifestolara karşıyım, tıpkı
ilkelere de karşı olduğum gibi (ilkeler, her cümlenin manevi değeri
için nicelik ölçüleri [1] - fazlasıyla kolaycılık bu; yaklaşık değeri
izlenimciler icat etti).

Bu manifestoyu, aynı zamanda, tek ve taze bir solukta, karşıt eylemler
yapılabileceğini göstermek için yazıyorum; ben eyleme karşıyım;
sürekli çelişki için, olumlama için de, ne leyhteyim ne aleyhte, ve
açıklama yapmam, çünkü sağduyudan nefret ederim.

DADA - işte düşünceleri ava götüren bir sözcük; her burjuva küçük bir
oyun yazarıdır, değişik konular uydurur, kendi zeka düzeyine uygun
kişilerine - sandalyede oturan kozalara - yer açmaktansa, entrikayı -
konuşan ve kendini belirleyen öyküyü - sağlamlaştırmak üzere,
(uyguladığı psikanaliz yöntemine göre) nedenleri ya da amaçları ara.

Her seyirci entrikacıdır, eğer bir sözcüğü açıklamaya (öğrenmeye!)
uğraşırsa. Duvarları yılansı zorluklarla kaplanmış sığmadığından,
içgüdüleriyle oynanmasına göz yumar. Evlilik yaşamının mutsuzlukları
da buradan doğar. Açıklamak: boş kafataslarının değirmenlerinde
kızılgöbeklerin hoşça vakit geçirmesi.

DADA HİÇBİR ANLAM TAŞIMAZ

İşe yaramaz geliyorsa ve hiçbir anlam taşımayan bir sözcük için zaman
yitiriliyorsa... Şu kafalarda dolanıp duran ilk düşünce bakteriyolojik
düzeydedir: sözcüğün etimolojik, tarihsel ya da en azından psikolojik
kökenini bulmak. Gazetelerden öğreniyoruz ki Kru zencileri kutsal bir
ineğin kuyruğuna DAAD adını veriyor. İtalya'nın bir bölgesinde kübe ve
anneye DADA deniyor. Tahta at ve dadı, hem Rusçada hem Rumencede çifte
evet: DADA. Bilgili gazeteciler bebeklere yönelik bir sanat görüyorlar
onda, günümüzün öbür küçük çocukları çağıran isa ermişleri ise kuru ve
gürültücü ve monoton bir ilkelciliğe dönüş görüyorlar. Bir sözcüğe
dayanarak duyarlılık inşa edilmez: her yapı, sıkıntı veren bir
yetkinleşmeye yönelir, yaldızlı bir bataklığın durgun düşüncesine,
görece insan ürününe. Sanat yapıyı, "kendi kendindeki güzellik"
olmamalıdır, çünkü ölüdür; ne neşeli ne üzgün, ne aydınlık ne
karanlık; ermiş hallerin pastalarını ya da atmosferler arası kambur
bir koşunun terlerini sunarak ya sevindirmek ya da kötü davranmak
bireylere. Bir sanat yapıtı, yasa gereği, nesnel olarak, herkes için,
hiçbir zaman güzel değildir. Demek ki eleştiri gereksizdir, eleştiri
her birey için, yalnızca öznel olarak, ve en küçük bir genel nitelik
taşımaksızın vardır. Bütün insanlığa ortak psişik temeli bulduk mu
sanıyoruz? İsa'nın girişimi ve kutsal kitap, geniş ve iyilikçi
kanatlarının altında şunları gizler: boklar, hayvanlar, günler. Şu
sonsuz, biçimsiz çeşitlemeyi yani insanı oluşturan kaosa düzen vermeyi
nasıl isteyebiliriz ki? "Komşunu sev" ilkesi bir ikiyüzlülüktür.
"Kendini tanı" bir ütopyadır ama daha kabul edilebilir niteliktedir
çünkü içinde kötülüğü barındırır. Acımak yok. Katliamın ardından bize
arınmış bir insanlık umudu kalır. Hep kendimden söz ediyorum çünkü
ikna etmek istemiyorum, başkalarını kendi ırmağıma sürüklemeye hakkım
yok, kimseyi izimden gelmeye zorlamıyorum, hem herkes sanatını kendi
yolu yordamınca ortaya koyar, eğer göğün katlarına ok gibi yükselen ya
da kadavraların ve doğurgan kasılmaların çiçekleriyle dolu madenlere
inen neşeyi biliyorsa. Sarkıtlar: onları her yerde aramalı, acının
büyütüldüğü, kreşlerde[2], meleklerin tavşanları kadar beyaz gözlerde.
Böyle doğdu DADA[3], bir bağımsızlık, topluluğa güvensizlik
gereksiniminden. Bize bağlı olanlar özgürlüklerini korur. Hiçbir kuram
tanımayız biz. Kübist ve fütürist akademilerden, o biçimsel düşünce
laboratuvarlarından bıktık. Para kazanmak ve kibar burjuvalara
dalkavukluk etmek için mi yapılır sanat? Kafiyelerde para şıngırtısı
duyuluyor, tonlamalar göbek kavisi boyunca kayıyor aşağı. Bütün
sanatçı grupları, başka başka kuyruklu yıldızlara binerek sonunda bu
bankaya vardı. Yastıklara gömülme, yeme içme olasılıklarına kapı açık.

Burada verimli topraklara demir atıyoruz.

Burada haykırmaya hakkımız var çünkü biz ürpermeleri ve uyanışı
yaşadık.

Enerjiden sarhoş olmuş hayaletleriz, umursamaz tene saplıyoruz üç
dişli yabayı. Baş döndürücü yeşillliklerin tropik bolluğunda lanet
selleriyiz biz, zamk ve yağmur bizim terimiz, kanıyoruz ve susuzluğu
yakıyoruz, bizim kanımız güç demek.

Kübizm basit bir nesnelere bakma biçiminden doğmuştu: Cézanne bir
fincanı gözlerinden 20 santim aşağıda tutarak resmederdi, kübistler
fincana yukardan bakıyor, kimileri görünüşü karmaşıklaştırıyor.
(yaratıcıları unutmuyorum, kesin bir biçin kazandıkları malzemenin
büyük hedeflerini de.) * Fütürist, aynı fincanı, birkaç kuvvet
çizgisiyle muzipçe süslenmiş, yan yana dizilmiş bir nesneler silsilesi
olarak, hareket halinde görür. Tuvalin, entelektüel sermaye yatırımına
yönelik, iyi ya da kötü bir resim olmasına engel değildir bu. Yeni
ressam bir dünya yaratır, öğeleri aynı zamanda araç-gereçleridir,
yalın ve kesin bir yapıt yaratır, tartışmasız. Yeni sanatçı karşı
çıkar: artık resim (simgesel ve yanılsamaya dayalı bir çoğaltım)
yapmaz o, doğrudan doğruya taştan, ahşaptan, demirden, kalaydan
kayalar, anlık duygulanımın saydam rüzgarıyla her yöne döndürülebilen
hareketli organizmalar yaratır. * Resimsel ya da plastik her tür yapıt
gereksizdir; köle zihinlere korku veren bir canavar olsa da, insan
giysilerine bürünmüş hayvanların yemekhanelerini süsleyen yavan
yapıtlardan, insanlığın o geometrik açıdan paralel olduğu saptanmış
iki çizgiyi bir tuval üstünde, gözlermiizin önünde, yeni koşullar ve
gerçekliğinde buluşturma sanatıdır. Bu dünya yapıtta belirtilmiş ya da
tanımlanmış değildir, sayısız çeşitlemeleriyle seyirciye aittir.
Yaratıcısı için nedensiz ve kuramsızdır. Düzen=düzensizlik; ben=ben-
olmayan; olumlama=yadsıma: mutlak bir sanatın yüce ışımaları. Kozmik
ve düzenli kaosun saflığı açısından mutlak; süresiz, soluksuz,
ışıksız, denetimsiz bir saniye olan şu kürecikte sonsuz. * eski bir
yapıtı yeniliğinden ötürü severim. Bizi geçmişe bağlayan tek şey
karşıtlıktır. * Ahlak dersi veren ve psikolojik temeli tartışan ya da
geliştiren yazarlarda, gizli bir kazanma arzusundan başka,
sınıflandırdıkları, paylaştıkları, yönlendirdikleri gülünç bir yaşam
bilgisi vardır; tempo tuttuklarında kategorilerin dans ettiğini görmek
konusunda diretirler. Okurları bıyık altından güler ve devam eder:
neye yarar?

Doymak bilmez kitleye kadar ulaşmayan bir edebiyat vardır.
Yaratıcıların yapıtı, yazarın sahici bir gereksiniminden ve yazar için
doğmuş bir yapıt. Yasaların sararıp solduğu, yüce egoizmin bilgisi. *
Her sayfa patlamalıdır, ya derin ve ağır ciddiyetle, burgaçla, baş
döndürücülükle, yeniyle, sonsuzlukla, ezici şakayla, ilkelerin
coşkusuyla ya da basılma biçimiyle. İşte sallantıda bir dünya kaçıp
gidiyor, cehennem çıngıraklarının yavuklusu olmuş, işte öte yanda yeni
insanlar. Kaba sabalar, sıçrayanlar, hıçkırıklara binenler. İşte
sakatlanmış bir dünya ve gelişme hastalığına tutulmuş şarlatan
edebiyat doktorları.

Size sesleniyorum: başlangıç yok, biz titremiyoruz, duygusal değiliz.
Deli rüzgar gibiyiz, yırtıyoruz bulutların ve duaların çarşafını;
felaketin büyük gösterisini hazırlıyoruz, yangını, çürümeyi. Yası
ortadan kaldırma hazırlığındayız, ve gözyaşlarının yerine, bir kıtadan
öbürüne uzatılmış sirenleri koyuyoruz. Yoğun sevinç bayraklarını ve
zehrin kederinden yoksun kalanları. * DADA soyutlamanın simgesidir;
reklamlar ve işler de şiirsel öğelerdir.

Hem beynin çekmecelerini kırıp döküyorum hem toplumsal örgütlenmenin:
her yerde ahlakı bozmak ve göğün elini cehenneme, cehennemin gözlerini
göğe fırlatmak, gerçek güçlerde yeniden kurmak evrensel bir sirkin
doğurgan çarkını ve her bireyin düşlemini.

Soru/n felsefedir: ne yandan bakmaya başlamalı yaşama, tanrıya,
düşünceye ya da başka herhangi bir şeye. Bakılan her şey sahtedir.
Göreceli sonucun, akşam yemeğinden sonra pastayla kiraz arasında
yapılacak seçimden daha önemli olduğuna inanmıyorum. Dolaylı olarak
kendi görüşünü dayatmak amacıyla bir şeyin öbür yüzüne çabucak bakma
biçimine diyalektik denir, yani, kızarmış patateslerin ruhunun
pazarlığını etmek, çevresinde yöntem dansı yapmak.

İdeal, ideal, ideal,

Bilgi, bilgi, bilgi,

Bumbum, bumbum, bumbum,

Diye bağırsam, ilerlemeyi, yasayı, ahlakı ve bütün öbür güzel
nitelikleri epey doğru bir biçimde kaydetmiş olurum; bunları, çok
çeşitli zeki mi zeki insanlar bir yığın kitapta tartışmış ve sonunda,
yine de her biri kendi kişisel bumbumuna göre dans ettiğini ve kendi
bumbumu konusunda haklı olduğunu söylemiştir;; hastalıklı merakın
giderilmesi; açıklanamaz gereksinimler için özel zil; banyo; parasal
sıkıntılar; yaşam üzerindeki yan etkileriyle mide; hayalet-
orkestra'nın hayvansal amonyak bazlı filtrelerle yağlanmış dilsiz
yaylarından bir demet biçimindeki gizemli değneğin otoritesi. Bir
meleğin mavi kelebek gözlüğüyle içeriyi kazdılar, yirmi paralık bir
ortak minnettarlık uğruna. * Eğer hepsi haklıysa ve eğer bütün haplar
yalnız Pink'se, bir kez de haklı olmamayı deneyelim. * Yazılanın, usa
yatkın bir biçimde, düşünce yoluyla açıklanabileceğine inanıyor
insanlar. Ama bu çok göreceli. Düşünce felsefe için güzel bir şey ama,
göreceli. Psikanaliz tehlikeli bir hastalık, insanoğlunun gerçek-
karşıtı eğilimlerini uyuşturuyor ve burjuvaziyi sistemleştiriyor. Son
Gerçek yoktur. Diyalektik bizi, zaten edineceğimiz görüşlere /sıradan
bir biçimde/ götüren eğlenceli bir makinadır. Mantığın titiz
maharetiyle, gerçeği sergilediğimiz ve görüşlerimizin doğruluğunu
ortaya koyduğumuzu mu sanıyoruz? Duyularca sıkıştırılmış mantık
organik bir hastalıktır. Felsefeciler bu öğeye gözlemleme gücünü
eklemeyi severler. Ama zihin tam da bu olağanüstü niteliği,
güçsüzlüğünün kanıtıdır. Gözlem yapılır, bir ya da birçok bakış
açısından bakılır, varolan milyonlarcası arasında o bakış açıları
seçilir. Deneyim de rastlantının ve bireysel yetilerin bir sonucudur.
* Bilim spekülatif sistem haline gelir gelmez, yararlılık niteliğini -
o son derece yararsız ama en azından bireysel niteliği - yitirir
yitirmez, bana tiksinti verir. Yapış yapş nesnellikten ve uyumdan, her
şey düzen içinde bulan şu bilimden nefret ederim. Devam edin,
çocuklarım, insanoğulları... Bilim doğanın hizmetkarları olduğumuzu
söylüyor: her şey düzen içinde, sevişin ve kafalarınızı kırın. Devam
edin, çocuklarım, insanoğulları, kibar burjuvalar ve kız oğlan kız
gazeteciler... * Ben sistemlere karşıyım, sistemlerin en kabul
edilebilir olanı, ilke olarak hiçbir sisteme sahip olmamaktır. *
Tamamlanmak, ben'inin kabını doldurana dek kendi bayağılığında
yetkinleşmek, düşünceden yana ve düşünceye karşı savaşma yürekliliği,
ekmeğini kazanmanın gizemi, ekonomik zambaklar biçiminde bir cehennemi
sarmalın apansız harekete geçmesi:


DADACI KENDİLİĞİNDENLİK

Herkesin kendi koşullarını gözettiği, kendini korumayı değilse de öbür
kişiliklere saygı duymayı yinede bildiği bir yaşam biçimine
adamsendecilik derim ben, ulusal marşa dönüşen two-step, ıvır zıvır
dükkanı, bach'ın füglerini aktaran kablosuz telefon, kerhaneler için
ışıklı reklamlar ve afişler. Tanrı adına karanfiller dağıtan org,
bütün bunlar aynı zamanda ve gerçekten fotoğrafın ve tek yanlı din
eğitiminin yerini alıyor.

Etkin basitlik.

Aydınlık derecelerini ayırt etme güçsüzlüğü; yarıgölgeyi yalamak ve ve
balla ve dışkıyla dolu koca ağızla yüzmek.

Sonsuzluk ölçeğine vurulunca her eylem boşunadır--(eğer düşüncenin,
sonucu alabildiğine grotesk olacak bir serüvene atılmasına göz yumarsak
--insanoğlunun güçsüzlüğünü tanımak açısından önemli bir veri) Ama eğer
yaşam ne amacı ne de ilk doğumu olan kötü bir şakaysa ve solgun
kasımpatıları gibi, işin içinden tam anlamıyla sıyrılmamız gerektiğine
inandığımıza göre, tek uzlaşma temelini ilan ediyoruz demektir:sanat.
Sanat, biz zihnin yaman savaşçılarının yüzyıllardır ona bol bol
verdiğimiz önemine sahip değildir. Sanat kimsenin canını yakmaz;
onunla ilgilenmeyi bilenler okşanıp sevilecekler, ülkeyi sohbetleriyle
doldurmak gibi pek güzel bir fırsat bulacaklar. Sanat mahrem
birşeydir, sanatçı kendi için sanat yapar; anlaşılır bir yapıt
gazetecilerin ürünüdür, çünkü şu anda bu canavarı yağlıboyalara
karıştırmak hoşuma gidiyor: kağıt tüp metale öykünmüş, siz sıkınca
otomatik olarak kin, kalleşlik,alçaklık boşaltan metale.

Sanatçı, yani şair, bu endrüstrideki bir reyon şefinde yoğunlaşmış
kitleden akan zehirden haz alır, kendisine hakaret edilmesinden mutlu
olur: kamu yararı taşıyan bir mantonun sefil astarı, yontulmamamışlığı
örten paçavralar, içinde aşağılık içgüdüler barındıran bir hayvanın
kızışmışlığına katkıda bulunan sidik. Tipografik mikroplar yardımıyla
çoğalan pörsük ve yavan et.

İçimizde ki olur olmaz ağlayıp sızlanma eğilimini altüst ettik.Bu
türden her sızıntı ishal turşusudur.Bu sanatı desteklemek onu
hazmatmek demektir. Bize güçlü, sağlam,kesin ve sonsuza dek
anlaşılamayacak yapıtlar gerek. Mantık bir beladır. Mantık herzaman
düzmecedir.Kavramların iplerini(sözleri) dışarlara, uçlara, yansımalı
merkezlere doğru çeker. Onun zincirleri öldürür, bağımsızlığı boğan
binbir kollu bir devdir o.Mantıkla birleşmiş olsaydı, sanat ensest
içinde yaşardı, kendi kuyruğunu içine çekerek, yiyip yutarak - kuyruk
beden olurdu durmadan--kendi içinde kendini becererek; ve şehvet
protestanlık katranına bulanmış bir karabasana dönerdi; bir anıta,
ağır grimsi bir barsak yığınına.

Ama esneklik, coşku ve hatta adaletsizliğin neşesi masumca alışkanlık
haline getirdiğimiz ve bizi güzel kılan şu küçük gerçek: kurnazız biz,
parmaklarımız yumuşak, uysal, ve o sokulgan, neredeyse sıvı bitkinin
dalları gibi kayıyor; ruhumuzun göstergesidir adaletsizlik der
kinikler. Bu da bir bakış açısı; ama neyse ki bütün çiçekler kutsal
değildir ve bizde tanrısal olan şey, insan-karşıtı eylemin uyanışıdır.
Burada sözkonusu çiçek, maskeli yaşamın balosuna giden, zerafetin
mutfağına, uysal ya da yağ bağlamış akça pakça kuzinlere giden
beylerin yakasına takılacak bir kağıt çiçek. Bizim seçtiğimizi kötüye
kullanır o beyler. Kutupların karşıtlığı ve birliği bir çırpıda
gerçeklik olabilir. Ne olursa olsun bu bayağılığı, libidolu, kötü-lük
kokulu bir ahlakın uzantısı dile getirmekte diretiyorsak eğer. Ahlak;
zeka ürünü her afet gibi, körelticidir. Ahlakın ve mantığın denetimi,
polis memurları karşısında kayıtsız kalmayı dayattı bize - köleliğin
nedeni bu--burjuvaların karnını tıkabasa doyuran ve sanatçılara açık
kalan yegane temiz ve aydınlık cam koridorları pisleten kokuşmuş
sıçanlar onlar.

Her insan şöyle haykırsın: bitirilmesi gereken koca bir yıkma yadsıma
işi var. Süpürmek, temizlemek. Kişinin temizliği, delilik durumundan
sonra kendini gösterir, yüzyılları parçalayıp yok eden haydutların
eline bırakılmış bir dünyanın saldırgan, eksiksiz deliliğinden sonra.
Amaçsız, hedefsiz, düzensiz: dizginlenemez delilik, soysuzlaşma. Sözü
ya da bileği güçlü olanlar ayakta kalacak, çünkü kendilerini
savunmakta atik davranıyorlar, kolların bacakların ve duyguların
çevikliği façetalı göğüslerinde alev alev parlıyor.

Ahlak doğurdu iyilikseverlikle merhameti, fil gibi, gezegenler gibi
büyüyen ve iyi diye nitelenen o iki yağ topağını. İyilikle ilgisi yok
onların. İyilik açıktır, aydınlıktır, kem küm etmez, uzlaşmaya ve
politikaya aman vermez. Bütün insanların damarlarına çikolata kıtır
ahlak. Bu görevi buyuran doğaüstü bir güç değil, düşünce tacirleriyle,
üniversite tekelcilerinin tröstüdür. Duygusallık: birbiriyle kavga
eden ve sıkılan bir grup insan görünce, bilgelik ilacını icat ettiler.
Şuna buna yafta yapıştırarak, filozoflar savaşı patlak verdi
(bezirganlık, bilanço, inceden inceye,aşağılık önlemler) ve bir kez
daha anlaşıldı ki merhamet bir duygudur, tıpkı sağlığı bozan,
tiksintiyle ilintili ishal gibi, güneşe leke sürmek isteyen it
heriflerin iğrenç çabasıdır.

Felsefi düşünce fabrikalarından çıkmış kokuşmuş bir güneşin şu
belsoğukluğuna bütün kozmik yetilerin karşı koyduğunu ilan ediyorum.


DADACI TİKSİNTİNİN

Bütün olanaklarıyla zorlu bir savaşı bildiriyorum.

Ailenin yadsınmasına dönüşebilecek her tiksinti ürünü dadadır; yıkıcı
eyleme girişmiş bütün varlığının yumruklarını havaya dikerek
protesto:DADA; şimdiye dek kolayca uzlaşmanın ve nezaketin edepli
cinselliğiyle reddedilmiş bütün olanakları tanıma:DADA; mantığı,
yaratıcı güç yoksunlarının dansını ortadan kaldırma:DADA;
uşaklarımızın değerler adına yerleştirdiği her hiyerarşi ve toplumsal
denklemi ortadan kaldırma:DADA; her nesne, bütün nesneler, duygular ve
karanlıklar,görünmeler ve paralel çizgilerin tam tamına çarpışması
birer yoludur savaşmanın:DADA'nın; belleği ortadan kaldırma:DADA;
arkeolojiyi ortadan kaldırma:DADA; peygamberleri ortadan
kaldırma:DADA; geleceği ortadan kaldırma:DADA; kendiliğindenliğin
dolaysız ürünü her tanrıya mutlak inanç:DADA; bir uyumdan, zarifçe,
önyargısızca öbür küreye sıçrama:DADA; sesli bir disk gibi fırlatılmış
bir sözün, çığlığın çizdiği yol; dönemin çılgınlığına tutulmuş bütün
bireylere( ciddi, ürkerek, çekingen,ateşli, güçlü kuvvetli, kararlı ya
da coşkulu) saygı duymak; kendi tapınağını bütün gereksiz ve hantal
eşyalardan arındırmak; kırıcı ya da müşvik düşünceyi bir çavlan gibi
kusmak, ya da--arada hiç fark yok diye büyük hoşnutluk duyarak--içinde
yaşatmak o düşünceyi, ruhunun çığlığında, soylu kişi için böceklerden
arındırılmış, başmelek bedenleriyle allanıp pullanmış o çalılıkta
duyulan yoğunluğun aynısıyla.

Özgürlük: DADA; kasılmış acıların uluması, karşıtların ve bütün
karşıtlıkların birbirine sarılması, grotesklerin, sonuçsuzlukların:
YAŞAMIN...


Tristan tzara


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Fransızca metinde ilkeler'i kastederek "décilitres" (desilitre)
sözcüğü kullanılmış. Ne var ki İngilizce çeviride daha anlaşılır olmak
adına "quantifying measures" (nicelik ölçüleri) deyişi yeğlenmiş, biz
de onu koymayı uygun bulduk. (ç.n.)

[2] Kreş (crèche) sözcüğü Fransıcada birkaç anlama geliyor: 1) Hayvan
yemliği; 2) İsa peygamberin doğduğu zaman içine konulduğu yemlik; bu
durumu temsil eden sahne; 3) beşik; 4) oda, ev; 5) ve Türkçede
kullandığımız çocuk yuvası anlamıyla kreş. (ç.n.)

[3] 1916'da Zürih'te CABARET VOLTAIRE'de.




" Eğer burada çok önemli kararlar alınacaksa, açık ve dobra bir bakışı
hâkim kılmalıyız. Kültürün önemli bir kısmının temsilcisi olarak manen
ve madden hakkımızı talep ediyoruz, biz, sanatçılar, ülkenin ideolojik
gelişmesine katılmak istiyoruz, biz Devleti ele geçirmek istiyoruz ve
üstümüze düşen sorumluluğu yerine getirmek istiyoruz.

Biz bildiriyoruz ki günümüzün kanunlarını onların ana çizgileriyle
sanatsal olarak yeni baştan düzenleyeceğiz. Soyut sanatın hayaleti,
insanoğlunun muazzam özgürlük duygusunun genişliğini temsil ediyor.
Bizim inancımız kardeşlik sanatıdır: sanat toplumun yeni amacıdır.
Sanat aydınlığı önerir, sanat yeni insanın esasına hizmet eder. Yeni
insan herkes gibi sınıfsız bir topluma mensup olmalıdır. Biz, komünal
girişimin tamamlanmasıyla her bireyi bilinçli bir üretim gücünün
mecrasına akıtmak istiyoruz. Sistemin eksikliklerine ve gücü tahrip
edenlere savaş açtık. Bizim en büyük özlemimiz insanlığı manevi
yönleriyle de anlamaktır. Bu bizim görevimizdir. Bu çaba bütün
insanlar için büyük bir dayanma gücü canlılık sağlayacaktır. Bunun
başlangıcı bizleriz. Biz bu doğrultuda çabalamalıyız ve birbirinden
çok farklı öğeleri ahenkli bir bütüne ulaştırma dileklerimizi dile
getirmeliyiz.
"


11 Nisan 1919
Hans Arp

Hans Baumann

Viking Eggeling

Alberto Giacometti

Walter Helbig

Carl-Henning

Marcel Janco

Otto Morach

Hans Richter

http://tr.wikipedia.org/wiki/Radikal_Dadac%C4%B1_Manifesto

.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages