Fwd: [emep_kadin] Radikal gazetesi/metin göktepe ve şerzan için yazı

1 view
Skip to first unread message

beyza metin

unread,
Jan 10, 2012, 6:26:57 AM1/10/12
to ituemek...@googlegroups.com, emekgencligi...@googlegroups.com




 

Kusur Şerzan Kurt'a aittir

ÖZGÜR MUMCU

09/01/2012

Bu devlet bize kendi savcısına, polisine, valisine, emniyet müdürüne, bakanına, hâkimine inanmamayı Göktepe davası ve diğer birçok davada gösterdi.


1996 yılının 8 Ocak günü Metin Göktepe’yi öldürdüler. Genç bir muhabirdi. Evrensel gazetesinde çalışıyordu. Ümraniye E Tipi Cezaevi’nde yaşamını yitiren Orhan Özen ile Rıza Boybaş’ın cenaze törenini izlemek için Alibeyköy’e gitmişti. 500 kişiyle beraber gözaltına alındı.
Gazeteciyim dedi, dinletemedi. Gözaltına alındı, dövülerek öldürüldü. Bedeni, gözaltına alınanların tutulduğu spor salonunun büfesinin yanına bırakılıverdi. Metin nerede diye soranlara bu ülkenin savcısının verdiği yanıt şuydu: Metin Göktepe akşam üstü bırakılmış, sonra Eyüp’te bir çay bahçesinde otururken fenalaşıp ölmüştü.
O kadar gözaltına alınan, o kadar polis, herkes gerçeği biliyordu ve bu ülkenin bir savcısı bunu söyleyebiliyordu.
Sadece o değil. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Göktepe’nin gözaltına alınmadığının kamera kayıtlarıyla sabit olduğunu söylüyordu. Sadece o değil, dönemin Vali Vekili Göktepe’nin gözaltına alınmadığını söylüyordu. Sadece o değil, dönemin İçişleri Bakanı da Göktepe’nin adının gözaltına alınanların listesinde olmadığını söylüyordu.
Savcı, Emniyet Müdürü, Vali Vekili, İçişleri Bakanı Metin Göktepe’nin ailesine, arkadaşlarına, gazeteci örgütlerine, kamuoyuna özetle herkese yalan söylüyordu.
Bunları hatırlayanlar devlet yetkililerinin her söylediğine hemen inanmamayı da bu sebeple bilir. Metin Göktepe cinayetinde devletin savcısı, valisi, emniyet müdürü ve İçişleri bakanı neredeyse devletin hepsi açıkça yalan söylemekten çekinmedi.
Bununla da kalmadı. Gazetecilerin sürekli eylemi ve muhalefet partilerinin baskısıyla gerçek yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Göktepe’yi öldüren polisler hakkında dava açıldı. Ama davayı kimse izlemesin istediler. İstanbul Alibeyköy’de işlenen cinayetin davası Aydın’da sonra da Afyon’da görüldü. Göktepe sahipsiz değildi. Davayı izlemeye o kadar çok insan gitti ki, duruşmaların spor salonunda görülmesi zorunlu oldu.
Öyle oldu olmasına ama sanıkları bulmak pek mümkün olmuyordu. Bu ülkenin adliyeleri polislerin adreslerini bulamıyordu. Naz ile niyaz ile sonunda polisler de bulundu. Ama yargılama sırasında İçişleri Bakanı olan zat, sanık polisleri pek seviyordu. Önce açığa alınan sanıkları görevlerine iade etmeye çalıştı. Sonra birini Afyon’a atadı ki davaya gelip giderken yorulmasın.
Mahkemenin de sanıklarla arası iyiydi. O kadar iyiydi ki kazara sanıklar hakkında tutuklama kararı veren nöbetçi hâkim hemen sürülüverdi. O kadar iyiydi ki tarafsız olmadığı gerekçesiyle gelen baskılara direnemeyen hâkim kendi kendini reddetti.
Neyse uzatmayalım. Duruşmalar, temyizler, Yargıtay falan derken sonunda 6 polis memuruna ‘kastı aşan’ adam öldürmekten azıcık bir ceza verilebildi.
Örgütlü bir şekilde, ısrarla bütün kamuoyunun izlediği bir davada ancak bu sonuç elde edilebildi.
Cinayet takip edilmeseydi belli ki dava dahi açılmayacaktı.
Bugün Şerzan Kurt davası o nedenle önemli. Bu devlet bize kendi savcısına, polisine, valisine, emniyet müdürüne, bakanına, hâkimine hemen inanmamayı Göktepe davası başta olmak üzere birçok davada gösterdi. Bir de örgütlü, ısrarlı dava takibinin önemini gösterdi.
Polis kurşunuyla öldürüldüğü ileri sürülen öğrenci Şerzan Kurt’un davasında devlet, bildiğimiz devlet olduğunu hatırlattı. Ne dedi İçişleri Bakanlığı: “Kusur Şerzan Kurt’a aittir. Kendisinin o saatte kargaşa içinde bulunmuş olması bu sonucu doğurmuştur.”
Bu davayı izleyin.



__._,_.___
Recent Activity:
.

__,_._,___



--
Beyza Metin
 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages