Biliyorsunuz Dünya bankası 2012 yılını kadın yılı ilan etti. Evrensel Gazetesi 2012 Eki'nde çıkan yazı:
Dünya Bankası bizi niye öptü?
Sevda Karaca
Duyduk duymadık demeyin, Maya Takvimi’ne göre 2012 “Kadın Yılı” olacakmış. E Mayalar zamanla araları iyi olan bir uygarlık olduğu için, vardır bir bildikleri demek gerekir. Ama içimize kurt düşmüyor da değil; Ne maksatla acaba?
Maya Takvimine bakarak önümüzdeki yılın kadın yılı olacağını öngörmüş (!) olan Dünya Bankası da 2012’yi “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kalkınma Yılı” ilan etmiş. İşte tam da burada devreye giriyor “Ne maksatla?” sorusu. Bir nevi “bayram değil, seyran değil...” meselesi. Zaten bir süredir TÜSİAD’ın Ümit’inden, ABD’nin Hillary’sine herkesin dilinde bu “toplumsal cinsiyet eşitliği”.
Dünya Bankası, ne anlamamız gerektiğini, geçtiğimiz günlerde açıkladığı raporunda, tek tek yazmış. Özetle, “kadını kazanan dünya malının sahipliğini büyütür kardeş, kolları sıvayalım” demiş, dünyanın bütün sermayedarlarına.
EŞİTLİK KÂR GETİRİR!
“Toplumsal cinsiyet eşitliği ekonomide akılcılıktır” diyor da başka bir şey demiyor açıklanan rapor. Niye akılcılıktır, dünyayı sömürerek yöneten bu adamlar/kadınlar, kadınların eşitliğinden ne fayda sağlayabilirler ki diye düşünebilirsiniz.
Ama çizdikleri tablo açık: “Kadınların beceri ve yeteneklerinin doğru kullanılmamasının ekonomik maliyeti yüksektir. Kadınlar bugün küresel işgücünün yüzde 40’tan fazlasını, tarımsal işgücünün yüzde 43’ünü ve dünyadaki üniversite öğrencilerinin yarıdan fazlasını temsil etmektedir. Bir ekonominin tam potansiyelinde işleyebilmesi için, kadınların beceri ve yeteneklerinin bu kabiliyetlerden en iyi şekilde yararlanan faaliyetlerde kullanılması gerekir. Kadınların işgücü yetersiz veya yanlış kullanıldığında sonuç ekonomik kayıptır…kadın çiftçiler işledikleri toprak üzerinde kullanım hakkı güvencesine sahip olmadığında, sonuç krediye ve girdilere daha az erişim ve verimsiz toprak kullanımı olmakta, bu da verimi düşürmektedir. Kredi piyasalarında görülen ayrımcılık ve üretken girdilere erişimdeki diğer cinsiyet eşitsizlikleri de kadınların yönettiği firmaların erkeklerce yönetilenler kadar karlı ve verimli olmasını zorlaştırmaktadır. Ve kadınlar yönetim kadrolarından dışlandığında, yöneticilerin ortalama beceri düzeyleri düşmekte, bu da yenilikçiliğin ve yeni teknolojilere uyumun hızını azaltmaktadır. Kadınların hanehalkı kaynakları üzerinde daha fazla kontrole sahip olması, çocuğun insan sermayesine daha fazla yatırım yapılmasına yol açıyor ve ekonomik büyüme üzerinde dinamik pozitif etkiler doğuruyor.”
Kısaca; hak olduğu için değil kârı maksimize etmek için eşitlik!
Zaten biz biraz huylanmıştık “cinsiyet eşitliği” denilince aklımıza “aile ve iş yaşamının uzlaştırılması” gelmesi gerektiğini söylediklerinde.
Kurdukları denklem şöyle:
kadınlar eşit değil (nedenleri de, kendilerinin bundaki paylardı da hiiiiç önemli değildi onlar için)
→ eşit olarak işgücü piyasasına giremiyorlar (burada asıl dert kadınların emek sürecinde farklı ihtiyaçları karşılanarak erkek işçilerle haklar temelinde eşitlenmesi değil pek tabi)
→ çünkü aile yaşamlarıyla iş yaşamları uyumlu değil (burada mühim olan aile yaşamının bütün yükünü omuzlamak zorunda bırakılmaları değil, iş yaşamına bu nedenle ‘verimsiz’ katılmaları sorun onlar için elbette)
→ o zaman kadınlar hem evin bütün yükünü sırtlanmaya devam ederken, esnek çalışmanın türlü türlü biçimleriyle onları bir de “piyasa aktörü” haline getirelim
→ evi, üretimin bir parçası haline getirmenin en pervasız koşullarını kabul etmeyi zorlayacak biçimde sosyal haklarından edelim kadınları
→ eğitimi- sağlığı- çocuk ve yaşlı bakımını paralı hale getirelim (Buna da zaten “kadının yeri kutsal ailenin orta yeridir, iyi kadın-eş-anne dediğin bir lokma bir hırka ile idare etmesini bilen ve sesini çıkarmayandır” sosunu eklersin, olur biter).
Yani onların “uyumlulaştırma” dedikleri “kadınların cehennemi üzerine kendi cennetlerini kurma” fantezisinin “ekonominin gerçekleri” ile uyumu imiş. Vay halimize!
BİZE SİZİN EŞİTLİĞİNİZ LAZIM DEĞİL!
Memleketimizde yaşanan da bu değil mi zaten? Bir yandan “kadın” gider “aile” gelir bakanlığın ismine (uyumlulaştırmanın böylesi!); bir yandan da abiliğin gereği olarak kol kanat gerilir Ortadoğu ülkelerinin polis şiddetiyle yerlerde süründürülen kadınlarına “höt, zöt” ederek... Öte yandan şiddetin her türüyle baş başa bırakırken kadınları “sizi en çok biz düşündük, yaptığımız yardımların haddi hesabı yok” deyip cemaatin eline bırakır kadınları... Sonra da Dünya Bankası’nın raporunu açıkladığı yer Türkiye diye övünür!
Uyum derken, Dünya Bankası’nın “eşitlik” anlayışıyla ahenk içinde dans edilen bir uyumdan bahsedildiği artık malumumuz ve bundan bize bize düşenin ne olduğu ortada: Daha fazla şiddet, daha fazla yoksulluk, çalışmaktan bitap düşmemize rağmen ertesi güne dair kaygıların artışı, geleceğe umutla bakamama…
Bize eşitlik lazım evet, ama kapitalistlerin “verimi yükselsin, karları artsın” diye değil elbet, insanca yaşam, yeni bir dünyanın adımlarını daha sağlam atmak ve özgür bir gelecek için tabi. Bu işin o kadar da kolay olmadığını tarihi yapan ama tarih yazılırken unutulan büyükannelerimizin mücadelelerinden biliyoruz. Ama işte, örnekler var yanı başımızda; Tunuslu ve Mısırlı kadınlar, eşitliğin nasıl kazanılacağını gösteriyor.
2012 gerçek eşitlik sağlanıncaya kadar mücadele eden kadınların yılı olsun!
--
Sevda Karaca
Hayat Televizyonu- Evrensel Gazetesi
Arabacı Beyazıt Mah. Kuvayi Milliye Cad.
Çevre Tiyatrosu Sk. Çaykara Palas Apt. No:1/D
Kocamustafapaşa- Fatih /İSTANBUL
Tel: 0212 589 34 06
Fax: 0212 589 16 47
sevda...@gmail.com
HAYAT TELEVİZYONU Türksat 3 A Frekans 12525SR: 30000Dikey batıFec:5/6 İnternetten Canlı izlemek için: www.hayattv.net