Tıp araştırmalarında karşımıza çıkan sav yapıları
ve uygun tasarım türlerine ışık tutacağını düşündüğüm
bazı prensipleri, klinik araştırmaların kritik analizinde
kullanılan yöntemlerin doğruluğunu dolayısıyla cevapların
geçerliliğini
sorgulamak amacıyla dikkat edilmesi gereken metodolojik konular
hakkında daha kapsamlı ve açıklayıcı bulduğum aşağıdaki bilgileri
paylaşmanın yararlı olacağını düşünüyorum:
"Materyal ve Metod Bölümü
1. Randomizasyon
Randomizasyon çalışmaya dahil olma kriterlerine uygun deneklerin
çalışmaya katıldıktan sonra hangi gruba ayrılacaklarının gerek
araştırmacı
gerekse deneğin kendisi tarafından
öngörülemeyecek şekilde rastlantısal olarak belirlenmesi demektir.
Deneklerin çalışma ve kontrol gruplarına rastgele ayrılması çalışma
gruplarının etkinliği incelenecek olan tedavi dışındaki tüm faktörler
açısından
benzer özelliklere sahip olmasını sağlamak amacıyla yapılır.
Değerledirilen sonuç parametresinde gözlenecek bir farkın incelenen
tedavi dışında başka bir faktöre bağlı olmadığı sonucuna ancak bu
şekilde varılabilir.
Randomizasyon gerek bazal parametrelerde gerekse sonuç ölçütünde
tesadüfi bir farkın asla olmayacağını garanti edemez.
Ancak araştırmacıların bilinçli veya bilinçsiz olarak örneğin daha
iyi
prognozlu hastaları bir gruba kötü prognozlu hastaları diğer gruba
yönlendirmesine engel olur.
Randomizasyon çeşitli yöntemlerle yapılabilir:
Basit randomizasyon her yeni hasta çalışmaya katıldığında hangi gruba
ayrılacağına
yazı tura atarak karar verilmesidir. Basit randomizasyon
uygulandığında çalışma
tamamlandığında iki gruptaki deneklerin sayıları arasında büyük
farklılık olabilir.
Çalışma ve kontrol gruplarındaki hasta sayıları arasındaki fark
büyüdükçe
yapılacak istatistik analizin güvenilirliği azalacaktır. Bu durumu
önlemek için
kullanılacak iyi bir yöntem blok randomizasyondur.
Blok randomizasyonda tüm deneklerin sayısı bloklara bölünür ve her bir
blok
içerisindeki hastalar çalışma ve kontrol gruplarına eşit olarak
dağılır.
Sonuçta çalışma tamamlandığında her iki gruptaki hasta sayısı eşit
olacaktır.
İdeal yöntem katılan heryeni hastanın hangi grupta olacağının hasta
kaydı
başlamadan önce hazırlanan blok randomizasyon listesi araştırmacı ve
hastalardan gizli tutularak üçüncü bir
şahıs tarafından bildirilmesidir. Bu yöntemin bir faydası da çalışmaya
bir kez
katılan bir hastanın grubunun ancak çalışmaya kaydı yapıldıktan sonra
belirlenmesi ve araştırmacı veya hastanın çalışma grubuna göre
katılımdan
vazgeçmesinin önlenmesidir.
Hastaların dosya numaraları, ismlerinin harfleri, baş vuru günleri
gibi öngörülebilir
belirteçlere göre gruplara ayrılması yöntemlerine genel olarak
"quasi-randomisation(randomizasyon benzeri yöntem)" denir. Bu
yöntemler
uygun koşullarda doğru uygulandıklarında oldukça basit ve etkin
olmalarına rağmen
prensip olarak çalışmaya
katılması olası bir hastanın katıldığı takdirde hangi gruba gireceği
araştırmacı
tarafından öngörülebileceği için bilinçli veya bilinçsiz olarak
yönlendirmeye açıktır.
Çalışma planlanırken randomizasyon noktası deneysel girişime
olabildiğince
yakın olmalıdır.
Bunun amacı çalışmaya katılıp randomize edilen deneklerin incelenen
girişim dışında
nedenlere bağlı olarak çalışmadan çıkmasını (drop-out) minimuma
indirmektir.
Örnek olarak luteal faz desteği ile ilgili bir çalışma yapılacaksa
hastalar
siklus başında değil, oosit toplama günü veya embryo transferi günü
çalışmaya
katılmalı ve randomize edilmelidir. Burada amaç yetersiz over yanıtı,
fertilizasyon kusuru gibi luteal destekten ilgisiz nedenlerle
hastaların
çalışmadan çıkmasının önüne geçmektir.
Gerçek randomizasyon yapılmayan çalışmalar veya randomizasyon yöntemi
açıkça belirtilmeyen çalışmalar yönlendirmeye açık olabilir ve
sonuçları
şüpheyle karşılanmalıdır.
2. Randomizasyon bilgisinin gizlenmesi (Allocation Concealment)
Potansiyel deneklerin çalışmaya katılmaları halinde hangi grupta yer
alacakları
veya çalışma sırasında hangi grupta yer aldıkları bilinirse sonuçlar
bilinçli
veya bilinçsiz olarak yönlendirilebilir.
Bu koşul hem deneği çalışmaya kaydeden araştırmacı, hem tedaviyi
uygulayan araştırmacı, hem deneğin kendisi hem de sonucu değerlendiren
araştırmacı için geçerlidir.
Çalışmaya katılma kriterlerine uyan bir hastayla görüşen araştırmacı
eğer deneğin hangi çalışma grubuna gireceğini önceden bilir veya
kestirebilirse
kendi fikrine göre o hastayı çalışmaya hiç katmamayı seçebilir.
Örneğin araştırılan yeni bir ilacın kontrol grubundaki tedaviye
kıyasla
daha iyi olacağını düşünen bir araştırmacı sempati duyduğu bir hastayı
kontrol grubuna gireceğini bildiği takdirde çalışmaya dahil etmeyip
ona
deney grubundakitedaviyi uygulamayı tercih edebilir.
Buna "seçim yanlılığı (selection bias)"denir.
Seçim yanlılığını önlemenin yollarının başında çalışma süreci boyunca
katılım kriterlerine uyan her hastanın ardışık olarak çalışmaya
dâhil edilmesi gelir. Bu uygulama makalede açıkça belirtilmiş
olmalıdır.
Randomizasyon listesi araştırmacı ve hastalardan gizlenmiş ve her bir
deneğin dahil olacağı grup ancak o denek çalışmaya kayıt edildikten
sonra
ideal olarak çalışmada direkt bir rolü olmayan üçüncü bir şahıs
tarafından
araştırmacıya bildirilmiş olmalıdır.
Grup dağılımının önceden hazırlanan numaralı opak zarflar içerisinde
araştırmacıya önceden verilmiş olması açık nedenlerden dolayı
ideal bir yöntem değildir.
Araştırmacı önce zarfı açtıktan sonra hastayı çalışmaya kaydedip
etmemeye
karar vermiş olabilir.
Bir araştırma makalesinde randomizasyon yönteminin belirtilmesi kadar
çalışma gruplarına dağılımın nasıl bildirildiğin belirtilmiş olması da
önemlidir.
3. Maskeleme (Körleme, blinding)
Bir hastanın uygulanan bir tedavi veya girişime yanıtını belirleyen
tek faktör
ilacın içeriği veya girişimin kendisi değildir.
Mekanizması henüz tam olarak açıklanmış olmasa da "plasebo etkisi"
denilen
bir kavram mevcuttur.
Uygulanan tedavinin biyolojik bir etkinliği olmadığı halde kendisine
fayda sağlayacağını düşünen hastalarda, özellikle subjektif
değerlendirmelere
dayanan sonuç ölçütlerinde iyileşmeler gözlenebilmektedir.
Sonuçları etkileyebilecek bir diğer fenomen de "Hawthorne etkisi"dir.
Hawthorne etkisi terimi gözlem altında olduğunu bilen deneklerin
davranışlarında
oluşan değişiklikleri tanımlamak için kullanılır.
Bunlara ek olarak bir deneğin hangi grupta olduğunu bilmesi çalışma
protokolüne
uyumunu etkileyebilir.
Aktif tedavi grubuna katılacağı düşüncesiyle çalışmaya dahil olan bir
denek plasebo grubunda olduğunu öğrenmesi halinde çalışmayı terk
edebilir,
aktif gruptaki ilaç ulaşılabilir ise kendisi alıp kullanabilir.
Araştırmacı açısından bakıldığında ise hastanın grubunu bilmesi
halinde aktif tedavi
grubundaki bir hastayla daha yakından ilgilenebilir, tedavisinde ve
takibinde
daha fazla özen gösterebilir. Ölçümler sırasında rakamları
farklı yönlerde yuvarlayabilir, veya subjektif değerlendirmelerde
bir grup lehine davranabilir.
Sonuç ölçütlerini değerlendirenler de benzer şekillerde davranabilir.
Bu nedenle mümkün
olduğu sürece deneklerin gruplara dağılımı çalışma tamamlanıp
randomizasyon kodu açıklanana kadar ne araştırmacılar ne de
denekler tarafından anlaşılamayacak şekilde çalışma
tasarlanmış olmalıdır.
İlaç etkinliği araştırmalarında maskeleme plasebo ile sağlanabilse de
farklı özelliklere sahip ilaçlar karşılaştırılıyorsa double dummy
tasarım uygundur.
Yani oral yolla kullanılan bir ilaç ile injeksiyon şeklinde kullanılan
bir ilaç
karşılaştırılıyorsa ideal uygulama bir gruba aktif tablet ve plasebo
injeksiyon
diğer gruba plasebo tablet ve aktif
injeksiyon verilmesidir. Günlük uygulama sayısı farklı ilaçlar
kıyaslanıyorsa da aynı koşul
geçerlidir. Günde bir kez alınan A ilacıyla günde üç kez alınan B
ilacı karşılaştırılıyorsa, bir
gruba günde bir kez A ilacı yanında günde üç kez plasebo tablet, diğer
gruba günde
bir kez plasebo yanında günde üç kez B ilacı verilmiş olmalıdır.
Cerrahi girişimleri değerlendiren araştırmalarda prensip farklı
olmamakla beraber plasebo
cerrahi (sham operasyonu) uygulamanın kendine has riskleri olduğundan
etik koşullar
dikkate alınmalıdır. Sham operasyon uygun görülmediğinde tercih
edilecek
bir yöntem aktif cerrahi uygulanan bir grup hastanın sonuçlarıyla daha
önce
alternatif cerrahi yöntemin uygulanmış olduğu hastaların sonuçlarını
karşılaştırmak olabilir.
Bu durumda seçilen kontrol grubunun çalışma grubuna benzerliği ve
nasıl derlendiği dikkatle incelenmelidir.
4. Eşlik eden uygulamalar
Randomize kontrolü bir çalışmanın amacı iki grup arasındaki tek
farklılığın
sadece etkinliği araştırılan tedavi olmasıdır. Bir gruba çalışmanın
amacında
belirtilen uygulamanın yanında ek bir ilaç daha uygulanmışsa sonuçta
gözlenen
farkın araştırılan tedaviye mi yoksa ek uygulamaya mı bağlı olduğu
bilinemez.
Örnek olarak iki farklı gonadotropin türünün sonuç üzerindeki etkisi
incelenirken
bir gruba farklı bir luteal destek protokolü uygulamışsa gebelik
oranları arasında
gözlenen farkın sadece gonadotropin türünden kaynaklandığından
emin olunamaz.
Uygulama farklılıkları sadece verilen ilaçlar olarak algılanmamalıdır.
Eğer bir gruptaki
denekler diğer gruba kıyasla daha sık monitörize edilmişse, farklı bir
ekip
tarafından tedavi edilmişse de sonuçlar farklı olabilir.
Prensip olarak iki grup arasındaki tek fark sadece ve sadece
araştırılan
tedavi veya girişim olmalıdır."[1]
[1]TSRM Bilimsel Çalışma Grubu, Üreme Sağlığı ve İnfertilite Derneği
Araştırma MakalelerininKritik Analizinde Metodolojik Kavramlar
www.tsrm.org.tr/index.php?option=com_rubberdoc...