Fetihten Sonra İSTANBUL

1 view
Skip to first unread message

Ünal SOLMAZ

unread,
Mar 2, 2009, 3:34:19 AM3/2/09
to İstanbul Platformu

MÜSLÜMAN ARAPLARIN KUŞATMALARI

İstanbul, müslümanların sefer tarihlerinin başlarından itibaren kutsal
bir hedef olagelmiştir. Önce Müslüman Araplar, ardından da Müslüman
Türkler yüzlerce yıl boyunca İstanbul'a seferler düzenlemişler,
bunların bir kısmında şehri kuşatmışlardır. Hz.Muhammed'den rivayet
edilen, kostantiniye'nin fethine ilişkin olan ve şehri fethedecek
komutan ve askerlerin övüldüğü hadiseler bu seferlerin düzenlenmesini
teşvik eden faktörlerden olmuştur.

Müslümanların ilk İstanbul'u hedefleyen ilk seferi Hz.Osman'ın
hilafeti döneminde gerçekleşmiştir. Dönemin Suriye valisi Muaviye,
İstanbul'u hedef alan ilk deniz seferini hazırlamıştır. Bu donanmanın
655'de Bizans deniz kuvvetlerini Fenike kıyılarıında yok etmesi ile
Müslümanlara deniz yolu açılmıştır.

Müslümanların ilk İstanbul kuşatması ise, 668'de Muaviye'nin Emevi
Halifesi olduğu döneminde gerçekleşti. Kadıköy önünde konaklayan ordu
kuşatmayı 669'un baharına kadar sürdürdüyse de şehri ele geçiremedi.
Salgın hastalıklardan büyük kayıplar vermesi nedeniyle geri dönmek
zorunda kaldı. İlerlemiş yaşına karşı sefere katılan Hz. Muhammed'in
bayraktarı Hz.Ebu Eyyub el-ensari bu kuşatma sırasında şehid düştü ve
surların dibinde toprağa verildi. Bu seferden sonra, Muaviye'nin
673'de gönderdiği yeni donanma 674'de Marmara7ya girdi. 7 yıl süren
kuşatma başarıya ulaşamadı.

Ağustos 716-Eylül 717'deki Mesleme bin Abdü'l-Melik komutasındaki
kuşatma da başarısızlıkla sonuçlandı. İstanbul önlerindeki ordu, bir
yandan hava koşulları, açlık ve hastalıklar, öte yandan Bulgar
çetelerinin saldırılarıyla çok kayıp verdi. Bazı kaynaklara göre bu
kuşatma sırasında İmparator III.Leon, komutan Mesleme'nin isteği ile
Müslüman esirlerin ibadeti için bir konağı mescide çevirmiş,
kuşatmanın kaldırılmasından sonra da Mesleme'ye kenti gezdirmiştir.

Araplar'ın son kuşatması ise 781-782 yıllarında Abbasi Sultanı el-
Mehdi'nin oğlu Harun komutasındaki ordu tarafından gerçekleştirildi.
Harun Bizans ordusunu İzmit'de yenerek Üsküdar'a kadar ilerledi ve
şehri kuşattı. Kuşatma sonunda Bizans ile bir anlaşma imzalayarak
döndü. Daha sonra Abbasi tahtına oturan Harun er-Reşid, "er-Reşid"
ünvanını bu seferle almıştır.

Müslüman Arapların bunlar dışında da İstanbul'a yönelik seferler
olmuştur.Ama daha sonraki bu seferlerin hiçbiri kuşatmayla
sonuçlanmamıştır.

OSMANLILARIN İSTANBUL KUŞATMALARI

Osmanlı Türkleri 14. Yüzyıl boyunca Bizans ve İstanbul ile
ilgilendiler. Fetihten çok önce, bugünkü İstanbul metropolüne dahil
olan yerleşim birimlerinin, Suriçi hariç tamamı Osmanlı toprağı haline
gelmiştir. Yanısıra Osmanlılar bütün bu dönem boyunca, Bizans'ın iç
işlerine de karıştılar ve iktidar mücadelelerine taraf oldular. Fetihe
kadar süren dönemde de sürekli İstanbul civarında manevralar yaptılar.

1340'da Osmanlı ordusu İstanbul kapılarına kadar ilerlediyse de bu bir
kuşatmaya dönüşmedi. Sultan I. Murad'ın Çatalca'dan başlattığı sefer
de Hristiyan dünyasının oluşturduğu güçlü ittifakla durduruldu.

İstanbul'un fethedilmesine yönelik ilk güçlü kuşatma Sultan Yıldırım
Bayezid tarafından yapıldı. İmparator ile yapılan anlaşma sonucu
Yıldırım Bayezid'in kuvvetleri şehre girmedi.

Sultan Yıldırım Bayezid, bundan sonra da İstanbul üzerindeki etkisini
sürdürdü. İstanbul içinde bir Türk Mahallesi, cami ve Türklerin
yargılanacağı bir mahkeme kurulmasını sağladı. Osmanlı'nı çıkarlarını
gözeterek İmparatorların tahta çıkmasında etkili oldu. Bu durum
Türklerin ileride İstanbul'u fethetmesini etkileyen en önemli
faktörlerdendir.
Sultan Yıldırım Bayezid'in dönemindeki son kuşatma girişimi 1400'de
yapıldı. Fakat Timur istilası bu hareketi yarıda bıraktırdı.


Sultan Yıldırım Bayezid'in oğlu Musa Çelebi'nin1411'deki kuşatması da
başarısızlıkla sonuçlandı. Osmanlı kuvvetlerinin başarılarından ürken
İmparator, Musa Çelebi'nin Bursa'daki kardeşi Çelebi Mehmed'in
desteğini alarak kuşatmanın kaldırılmasını sağladı. Daha sonra Osmanlı
padişahı olan Çelebi Mehmed döneminde İstanbul'a sefer düzenlenmedi.

Fetihden önceki son kuşatma Sultan II. Murad zamanında gerçekleşti.
Uzun bir hazırlık dönemine ve sağlam bir stratejiye dayanan bu kuşatma
öncekilerden çok daha zorlu geçti. Kuşatma 15 Haziran 1422'de 10.000
akıncının, İstanbul'u taşraya bağlayan bütün yolları kesmeleriyle
başladı. Dönemin en etkili manevi otoriterinden olan Emir Sultan'ın da
Bursa'dan gelerek yüzlerce dervişi ile birlikte orduya katılması
askerin coşkusunu artırdı. 24 Ağustos'da Emir Sultan'ında yer aldığı
saldırı çok şiddetli oldu ise de, şehrin alınmasına yetmedi. Bu
kuşatma Sultan II.Murrad'ın kardeşi Şehzade Mustafa'nın isyanı üstüne
kaldırıldı. Artık İstanbul'un fethi Sultan Murat'ın oğlu'na
kalmıştır.

FETİHTEN ÖNCE İSTANBUL

Fetih öncesinde Bizans güçlü bir imparatorluk olmaktan
çıkmıştı.İmparatorluk Konstantinopolis şehriyle sınırlı hale gelmişti,
toprakları Konstantinopolis'ten başka Marmara kıyısındaki Silivri
Kalesi, Vize ve Misivri gibi küçük kasabalardan ibaretti. Buralar da
Osmanlılar tarafından çepeçevre kuşatılmıştı. Surdışındaki küçük
Bizans kasabalarının Osmanlı sınırlarına katılmamış olması ise
direnmelerinden değil, buraların çok ciddiye alınmamasından ve hedefin
önce Konstantinopolis olmasındandı.Kaldı ki son kuşatmaların başarısız
olmasının sebebi ordu değil, daha çok Osmanlı'nın iç sorunlarıydı.

Bizans'ın gücü bu dönemde bir imparatorluk gücü değildi. Bizans
imparatorları da artık Osmanlılara itaatini sunmuş ve her yıl düzenli
haraç ödemeyi kabul etmişlerdi. Osmanlılar için artık karşılarında
Bizans İmparatorları yerine kendilerine haraç veren küçük Tekfurlar
vardı. Konstantinopolis de bir imparatorluk başkentinden ziyade dini
bir merkezdi. Hrisyiyan dünyasının İslam dinine ve Müslüman ordulara
karşı en son ve en güçlü kalesiydi ve kesinlikle düşmemeliydi. Bu
yüzden Papa önderliğinde bu kaleyi korumak için yeni Haçlı Seferleri
örgütleniyordu.

Bu dönemde Osmanlı akınlarından ve kuşatmalarından bunalan Bizans'ın
önemli sorunu, Hristiyan dünyasındaki örgütlenmenin Ortodoks ve
Katolik olarak ikiye ayrılmış olmasıydı. Bu ayrılık hristiyan
Avrupa'nın Ortodoks Bizans'I yeterince kollayamaması anlamına
geliyordu. Bu ikiliği gidermek için çaresizlik içinde çırpınan
İmparator ve Patrik, 1439'da Floransa Konsili'nde Katolik Kilisesi'ne
boyun eğdi. Rum Ortodoks Kilisesi ile Katolik Kilisesi'ne boyun eğdi.
Rum Ortodoks Kilisesi ile Katolik Kilisesi kavgasında zoraki de olsa
bir ittifak dönemi başladı. Böylece yüzyıllardır süren Ortodoks-
Katolik çatışması, Osmanlı'nın baskısıyla kısa süreli de olsa
donduruldu. Ancak bu anlaşma Konstantinopolis halkı tarafından hiç de
hoş karşılanmadı ve Ayasofya'daki resmi kutlama törenleri halkın sert
protestolarıyla karşılaştı. Bizans halkı Konstantinopolis'de
Avrupalı'yı görmek istemiyor, yeni bir latin dönemi yaşamaktan
korkuyordu.

Floransa Konsili'nde sağlanan birleşmeden sonra kurulan güçlü Haçlı
Ordusu Rumeli'yi 1443 ve 1444'de istila etti.Fakat 1444'de Osmanlı'nın
kazandığı Varna Zaferi ile Haçlıların önünü kesti.
Bu son savaş Kostantinopolis'in alınyazısını belirledi. Osmanlı'nın
Anadoluya ve Rumeliye yayılan genç İmparatorluğu için Kostantinopolisi
fethetmek artık tersi düşünülemez bir mecburuyetti. İmparatorluk
topraklarını tam kalbindeki tam yabancı unsur ortadan kaldırılmalıydı;
çünkü Anadolu'nun ve Rumeli'nin gerçek anlamda birbirine bağlanması
Kostantinopolisin fethiyle mümkündü.


İSTANBUL'UN FETHİ

İstanbul'un fetih hazırlıkları bir yıl önceden başlatıldı. Kuşatma
için gerekli olan çok büyük toplar döktürüldü. 1452 yılında boğazın
kontrolünü sağlamak için Rumeli hisarı inşa edildi. 16 kasırgadan
oluşun güçlü bir donanma oluşturuldu. Asker sayısı iki kat arttırıldı.
Bizansın yardım almasını engellemek için yardım yolları kontrol altına
alındı. Ceneviz'lilerin elinde bulunan Galata'nın da savaş esnasında
tarafsız kalması sağlandı. 2 Nisan 1453 tarihinde ilk Osmanlı öncü
kuvvetleri İstanbul önlerinde görüldü. Böylece kuşatma başladı.
Fetihin kronlojisi şu şekildedir :



6 Nisan 1453: Fatih Sultan Mehmed otağını Konstantinopolis önlerinde,
St.Romanüs Kapısı (Şimdiki Topkapı) önüne kuruldu. Aynı gün şehir,
Haliç'ten Marmara'ya kadar karadan kuşatıldı.

6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirne kapı yakınındaki
surların bir kısmı yıkıldı.

9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç'e girmek için ilk saldırıyı
yaptı.

9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu
Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi.

11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı.Yer yer gedikler
açıldı. Sürekli dövülen surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı.

12 Nisan 1453: Donanma Haliç'i koruyan gemilere saldırdı fakat
Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral
bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed'in emri üzerine havan topları
ile Haliç'deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı.

18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört
saat süren saldırı püskürtüldü.
20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri
Bizans'ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı
açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya
gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa'ya gemilerini her ne pahasına olursa
olsun batırmasını emretti. Osmanlı donanması, sayıca üstünlüğüne
rağmen, kendilerinden büyük ve yüksek olan düşman gemilerini
engelleyemedi. Bu başarısızlık Osmanlı Ordusunda bir bozgun etkisi
gösterdi. Asker orduyu terk etmeye başladı. Hemen sonra bu durumdan
istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu.


Sadrazam Çaldarlı Halil Paşa'nın desteğiyle bu öneri reddedilerek,
kuşatmaya ve surların büyük toplarla dövülmesine devam edildi.

Bütün bu bozgun havası içinde Fatih Sultan Mehmet'e şeyhi ve hocası
Akşemseddin'in fetih müjdesi mektubu geldi.Fatih Sultan Mehmet bu
manevi desteğin de etkisiyle bir yandan saldırıyı şiddetlendirirken,
öte yandan herkesi şaşırtan yeni girişimlerde bulundu: Dolmabahçe'de
demirlenen donanma karadan Haliç'e indirilecekti.

22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan
Mehmed'in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karada seyrettiği
gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi
yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde
ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç'e inmişlerdi.

Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç'de görünmesi Bizans üzerinde
büyük bir olumsuzluk tesir yaptı. Bu arada Bizaans kuvvetlerinin bir
kısmı Haliç sularını savunmaya başladığı için, karasurlarının
savunması zayıfladı.

28 Nisan 1453: Haliç'deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle
engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan
Haliç surlarıda ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı
kuşatıldı.

İmparator'a Ceneviz'liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi
iletildi. Eğer teslim olunursa serbetçe istediği yere gidebilecek
halkın canı ve malı güvende olacaktı.İmparator bu teklifi kabul
etmedi .

7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki
surlara yapılan 3saatlik saldırı sonuca ulaşamadı.

12 Mayıs 1453: Tekfur sarayı ile Edirnekapı arasında yapılan büyük
saldırı püskürtüldü.

16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans'ın açtığı karşı
lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu.

Aynı gün Haliç'deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı.
Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı.

18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden
saldırıya geçildi.Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü.
Bizans'lılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar.

Sonraki günlerde surların yoğun top ateşiyle dövülmesi sürdürüldü.

25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed, İmparator'a İsfendiyar Beyoğlu
İsmail Bey'I elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu.
Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere
gidebilecek, halktan isteyenlerde mallarını alıp gidebilecekler,
kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de
reddedildi.

26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan'da
Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı
devletlerinin gönderildiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu
gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini
topladı.Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çaldarlı Halil
Paşa ve taraftarları kuşatmayı kaldırılmasını savundular. Padişah ile
birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve
Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı.

Saldırıya devam etme kararı alındı ve hazırlıkları yapma görevi
Zağanos Paşa'ya verildi.

27 Mayıs 1453: Genel saldırı orduya duyuruldu.

28 Mayıs 1453: Ordu, gününü ertesi gün yapılacak saldırılara
hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Orduda, tam bir sessizlik
hakimdi, Fatih Sultan Mehmed safları dolaşarak askeri yüreklendirdi.

İstanbul'da ise bir dini ayin düzenlendi, İstanbul Ayasofya'da herkesi
savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu.

29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih
Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrine verdi. Konstantinopolis
cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu.

Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile
son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri
yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten
içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından
Yeniçeriler saldırıya geçtiler yanlarına kadar gelen Fatih Sultan
Mehmed'in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara
ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu.
Belgradkapıdan Yeniçerilerin içeri girmesi ve Edirnekapı'daki son
direnişçileri ardından çevrilmeleri üzerine Bizans savunması çöktü.

Askerleri tarafından yalnız bırakılan İmparator sokak çatışmaları
sırasında öldürüldü. Her yandan kente giren Türkler Bizans savunmasını
tümüyle kırdılar. Fatih Sultan Mehmed öğleye doğru Topkapı'dan şehre
girdi, doğruca Ayasofya 'ya girerek burayı camiye çevirdi. Böylece bir
çağ açılıp, bir çağ kapanıyor.

FETHİN SONUÇLARI

İstanbul'un fethinin Türk, İslam ve dünya açısından önemli ve tarihin
akışına yön verecek olan sonuçları vardır. Bu nedenle bir çok tarihçi
İstanbul'un fethiyle Ortaçağ'ın sona erdiğini kabul eder.

Fetihle birlikte Osmanlılar, Anadolu'da kurulmuş bulunan çok sayıdaki
Türk Beyliğine karşı üstünlüğünü pekiştirmiş bulunuyordu. Bu nedenle
İstanbul'un fethi, Anadolu'daki Türk birliğinin sağlanmasında önemli
bir etkendir.Osmanlıların sadece Anadolu'daki Türklerin değil, aynı
zamanda bütün İslam ümmetinin lideri olması süreci de fetihten sonra
başlar . Böylece Osmanlı Beyliği bir dünya devleti haline gelecektir.

Fetihten sonra, Osmanlı liderliğindeki İslam, dünya politikasının
temel dinamiklerinden biri olmuştur. O dönemde Eski Dünya'da yaşanan
bütün uluslararası olaylarda Müslümanların belirleyici bir rolü
vardır.

Avrupa Hristiyanlığı yaklaşık üç asır boyunca Haçlı Seferleri ile
İslamiyeti Ön-Asya'dan çıkarmaya çalışmıştı. Bu mücadelede İstanbul
Haçlılar için bir sınır karakolu işlevi görüyordu. İstanbul'un
fethinden sonra Ön-Asya'daki İslam egemenliği Hristiyan dünyasınca
kesin olarak kabullenilecek ve bir daha bu toprakları kurtarmak için
Haçlı seferi düzenlemeyecektir. Aksine İslam Avrupa içlerine
yönelecektir. İstanbul'un Fethi Müslümanlar için Avrupa'ya karşı
kazanılmış ve uzun yıllar sürecek bir üstünlüğün başlangıç
noktasıdır.

İstanbul'un fethinin dünya tarihi açısından önemli olmasının bir diğer
sebebi de Rönensans üzerindeki etkisidir. Fetih'ten sonra bir çok
Bizans'lı düşünür ve sanatçı yanlarına çok değerli yazma eserleri de
alarak, çoğunlukla Roma'ya göç ettiler. Bu kimseler klasik Yunan
kültürüne dönüşte önemli rol oynadılar ve kısa bir süre sonra
Avrupa'da Rönensans hareketi başladı.

FATİH SULTAN MEHMED

1432-1481 yılları arasında yaşanmış yedinci Osmanlı padişahıdır. 1444
ve 1451 yıllarında iki kez tahta çıkmış ve toplam otuz bir yıl tahta
kalmıştır.

Küçük yaştan itibaren eğitimine büyük önem verilen Şehzade Mehmed,
Molla Yegan, Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Ayas gibi devrin önde
gelen bilginleri tarafından yetiştirildi. Dönemin geleneğine uygun
olarak devlet yönetiminde tecrübe kazanması için Manisa
Sancakbeyliğine tayin edildi. Mükemmel bir eğitimle, matematik,
geometri, hadis, tesir, fıkıh, kalem ve tarih bilimleri tahsil etti.
Tebasına kendi dili ile hitap etmek için Arapça, Farsça, Latince,
Yunanca ve Sırpca öğrendi. Kudretli bir asker olduğu kadar geniş
görüşlü bir fikir adamı olarak yetişti. Edebiyatla da ilgilenen Fatih,
şiirde devrinin üstadları arasında yer aldı ve "Avni" mahlasıyla edebi
değeri yüksek şiirler yazdı. Sarayda yazılan ilk divan Fatih'e aittir.

Fatih Sultan Mehmed, Manisa Sancakbeyi iken babası Sultan II.Murad'ın
tahttan çekilmeye karar vermesi üzerine padişah ilan edildi. Tahtta
çocuk yaşta birinin olmasından cesaretlenen Avrupa devletleri, Osmanlı
topraklarını taciz etmeye başladılar. Osmanlılar'ı Avrupa'dan atmak
için büyük bir haçlı ordusu hazırladılar. Bunun üzerine Sultan
II.Murad ordunun başına geçti ve Varna Meydan savaşında Haçlı Ordusunu
yenilgiye uğrattı. Bu savaştan sonra Sultan II.Murad tekrar devletin
başına geçti. Fatih Sultan Mehmed Manisa'ya gönderildi. İkinci
şehzadelik döneminde de yine dönemin önemli bilginlerinden ders almayı
sürdürdü.

Sultan II.Murad'ın vefatı üzerine Fatih Sultan Mehmed başkent
Edirne'ye gelerek ikinci kez tahta çıktı. Tahta çıktığında ilk işi
İstanbul

'un fethine ilişkin şehzadeliği dönemlerinden beri tasarladığı
planları uygulamak oldu.

Önce Anadolu Hisarı'nın karşısına Rumeli Hisarı'nı yaptırdı. Bir
yandan da Avrupa'da görülmemiş büyüklükte toplar ısmarladı ve bir
donanma kurdu. Saldırı gününde komutayı doğrudan üstlendi.

İstanbul'un fethinden sonra Tuna'ya kadar hakim olmaya ve Sırp
sorununu çözmeye yöneldi. Sırbistan'ın Osmanlı hakimiyetine girmesini
sağladı. Fetih hareketlerine devam ederek Cenovalılar'ın ticari limanı
Kele'yi ve önemli bir üs olan Amasra'yı ele geçirdi. Ardından Sinop'u
alarak Candaroğulları'na, Trabzon'u alarak Pontus Devleti'ne son
verdi. Midilli Adası'nı Osmanlı topraklarına kattı. Bosna-Hersek'in
fethini tamamladı. Tuna güneyindeki Balkanları Osmanlı idaresinde
birleştirdi. Karamanlılar'dan Konya ve Karaman'ı alarak Karaman
Eyaleti'ne dönüştürdü. Venedikler'den Eğriboz Adası'nı aldı. Ayrıca
Alaiye (Alanya) Beyleri'nin egemenliğine son verdi. Akkoyunlu
Hükümdarı Uzun Hasan'I Otlukbeli Savaşı'nda yenerek Anadolu'yu kesin
olarak Osmanlılar'a bağlandı. Daha sonra Batıya yönelerek bazı Cenova
kalelerini fethetti ve Kırım Hanlığı'nı Osmanlılar'a bağlandı.
Arnavutluk'u ele geçirdi. Güney İtalya'daki Otranto Osmanlılar'ın
eline geçti. Bunun üzerine Papalık büyük bir telaşa kapıldı. Yeni bir
haçlı seferinin düzenlenmesi için Avrupa devletlerine çağrıda bulundu.
Fakat Avrupa devletleri buna cesaret edemediler.

Fatih Sultan Mehmed, 1481 ilkbaharında yeni bir sefere çıkarken Gebze
yakınlarında vefat etti. Bazı araştırmacılara göre zehirlenerek
öldürülmüştür.

DEVLET VE BİLİM ADAMI FATİH SULTAN MEHMED

Benzerine çok rastlanmayan son derece yoğun bir eğitimden geçen Fatih
Sultan Mehmed, daha çocukluğundan itibaren büyük bir devlet adamı
olmak üzere yetiştirildi.

Üstün bir komutanlık özelliğine sahipti. Çok iyi teşkilatlanmış
ordusunu savaşlarda en iyi şekilde kullandı. Yapacağı seferlerden en
yakınlarını bile haberdar etmez ve bunların gizli kalmasına son derece
özen gösterirdi. Topçuluğa gerekli önemi veren ilk padişahtır.
Fatih'ten önce top, bütün dünyada sesiyle düşmanı ürkütmesi için
kullanılırdı. Büyük kaleleri yerle bir edeceği ve meydan
muharebelerinde önemli rol oynayacağı hiç düşünülememişti. Fatih bütün
bunların akıl ederek o tarihe kadar görülmemiş sayı ve çapta top
yapılmasına yöneldi. Topların balistik ve mukavemet hesaplarını
kendisi yaptı. Dünya çapında bir devlet kurma fikrine yürekten
inanmıştı. Bu idealin gerçekleşmesi için ömrünü fetihlerde geçirdi. 30
yıl süren saltanatı boyunca ikisi imparatorluk, altısı prenslik, beşi
de dukalık olmak üzere irili ufaklı 17 devletin topraklarını fethetti.
Karadeniz'i bir Türk denizi haline soktu, bütün Balkan yarımadasını
ele geçirdi ve Ege'de bazı adaları aldı. Babası Sultan II.Murad'dan
devraldığı Osmanlı Devleti'nin topraklarını 2,5 katına çıkardı.

Fatih Sultan Mehmed, fetihleriyle olduğu kadar, devlete düzenli
sürekli bir yapı kazandırmak için getirdiği düzenlemeler açısından da
Osmanlı tarihinde önemli bir yer tutar. Fatih kanunnamesi'yle yönetim,
maliye ve hukuk alanlarında kurallar koyarak devletin işleyişini
düzenledi. Geniş görüşlü ve açık düşünceli bir padişah olarak kültür
ve sanat alanında gelişmeye öncülük etti. İnsanlara, inançları
konusunda eşi görülmemiş bir hoşgörü gösterdi. İstanbul'u aldıktan
sonra İtalyan hümanistleri ve Rum bilginlerini sarayında topladı.
Ortodoksluğun tek ve en büyük koruyucusu oldu. Patrik, Osmanlı
protokolüne göre vezir rütbesine eş tutuldu.

Patrik II.Gennadios'a Hristiyan inancının temel ilkelerine ilişkin bir
eser hazırlattı ve Osmanlıca'ya çevirtti. Fatih Camii'nin çevresinde
kurduğu sekiz medrese, İslam ilimleri alanında yüz yıl boyunca
imparatorluğun en önemli öğretim kurumu oldu. Zaman zaman "ulema" adı
verilen İslam ilahiyatçılarını bir araya toplayarak onların
tartışmalarını dinlerdi. Bilginlere karşı büyük yakınlık gösterir,
onlara saygı ile davranırdı. Osmanlı İmparatorluğu Fatih'in
hükümdarlığı zamanında matematik, astronomi ve ilahiyat alanında en
yüksek düzeye erişti.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages