Önce feragatname. Söylediklerim size ters gelirse bana kızmayın, bunlar benim görüşlerim. Katılmayabilirsiniz. Ama bu ne beni, ne sizi haklı ya da haksız kılmaz.
Bahaneyle biraz da içimi dökeceğim.
- Masayı ve koltuğu, masraftan kaçmadan, ama çok da abartmadan, şirket almalı. Şirketin imkânlarına göre belirli bir bütçe olmalı. Kimi şirket 1000 lira ayırabilir, kimisi 5000. Yazılımcı rahat edecekse 200 liralık sıradan bir döner koltuk da olabilir. İlla üst düzey birşeye gerek yok. Eğer yazılımcı çok abartı birşey istiyorsa kendi almalı. Ayakları sayesinde yüksekliği ayarlanabilen bir masa yeterli. Ayakta çalışmaya da izin veren motorlu birşey (bilgisayar başında çalışana, bence) gereksiz. Çünkü ayakta çalışırken derinleşemezsiniz. Yüzeysel, basit veya tekrarlı işleri yapabilirsiniz ama derinleşemezsiniz.
- Bilgisayar çok önemli. Bilgisayarı alırken masraftan kaçmamak lazım. Yazılımcıya ortalama bir bilgisayar alınmaz. Ellerini arkasına bağlayıp sonra da iş yapmasını bekleyemezsiniz.
- Ofisin insanların gerektiğinde aynı masa etrafında dörtlü gruplar halinde çalışabileceği odacıklardan oluşması bence en ideal düzen. Şu detay önemli: Geliştiriciler için her birine bir odacık veya iki gruplar en iyisi. Tasarımcılar kendi aralarında bir arada olabilir. İş geliştirmeciler de aynı şekilde.
- İnsanların dışarıyı seyredebilecekleri camları olması konusu biraz ikircikli. Gözlerinin sağlığı için zaman zaman uzağa bakabilmeliler (uzağa derken, 3 metre ötedeki binanın duvarını kastetmiyorum). Ama çalışırken dışarıdan gürültü gelmemeli, dikkat dağıtacak görüntüler olmamalı.
- Ofiste kahvaltı olmamalı. Hem suistimale fazla açık bir konu, hem de kahvaltı edip bilgisayar başına geçerseniz bir süre eposta cevaplamaktan öteye gidemez, işe başlayamazsınız. Suistimal edilmediği bir yer de görmedim. Suistimal edenlerin olduğu bir ortamda, suistimal etmeyenler de kendilerini hakları yeniyor gibi hissediyor. Bilgisayar başına oturduğunuzda mideniz boş olmalı, yoksa konsantre olamazsınız.
- Her zaman olduğu gibi, Amerikan 'taviz verme' kültürü yazılımcıya sunulan imkânların da suyunu çıkardı. Ofise çeşit çeşit oyun makinası, spor salonu, atıştırmalıklar, binlerce liraya malolan kahve makinaları, masaj koltukları, oyun konsolları falan alındı. Sonuç: insanları oralarda görünce iş yapılmıyor sanan yöneticiler, işler hızlı gitmiyor diye yakınan üst yöneticiler, personel öğle arasından geç dönüyor diye personele diş bileyen, zam yapmak istemeyen insanlar. İşyerinin "iş yeri" olduğu gözle görülmeli.
- Yazılımcılar sessizliği sever - ya da kendi kontrolünde olmayan gürültüyü sevmez diyelim. Kulağında kulaklık olanlara dokunulmaması gerektiği kültürü şirkette net bir şekilde dile getirilmeli.
- Bir insandan bir işi yapmasını bekliyorsanız, istediğiniz işi adamakıllı anlatma nezaketini gösterin. Anlatmaya bile üşendiğiniz bir işin hakkıyla yapılmasını bekleyemezsiniz. Üstelik hiç kimsede sizin aklınızı okuyacak güç yok. Ağzınızdan "Ben şöyle istemiştim," kabilinde bir cümle çıkıyorsa ya hakkıyla anlatamamışsınızdır, ya da kendi işinize kendi göstermediğiniz saygıyı başkasından bekliyorsunuzdur. (Siz anlattığınız halde karşınızdaki kafasına göre yapıyorsa ve geçerli gerekçeleri yoksa o başka.)
- Personelden eposta programını, Teams, Slack, Discord, veya Whatsapp'ını sürekli açık tutması beklenmemeli. Sen benimle canın istediğinde konuşmak istiyorsun diye ben hazırolda bekleyemem. Benim işimi bölmemi gerektirecek kadar acil birşey varsa ya yanıma gel, ya da ara.
- En kıymetli varlığınız, personelinizdir. Onlardan beklediğiniz saygıyı, siz de onlara göstermelisiniz.
- Whatsapp bir iş programı değildir. Birisine yapması gerekenleri telefonda anlatıp sonra da hatırlamasını bekleyemezsiniz.
- Yeni bir yazılımcı işe alındığında onu tüm şirkete dahil edecek herşey önceden belirli olmalı. Tüm projeler belgelendirilmiş olmalı. Çoğu şirketin işe yeni aldığı ve iki hafta hiçbirşey anlatmadığı personele üçüncü hafta kendince küçük bir iş verdiğine şahit oluyorum. Adamı (adam dediğime bakmayın, çalışanı) iki hafta boş bırakıp üçüncü hafta "hadi bakalım" yapınca adam dördüncü haftanın sonuna kadar zor dayanıyor. Çoğu gelen çok geçmeden gidiyor.
- Enerjisini konuşarak yenileyen dışa dönük insanlarla enerjisini susarak yenileyen içe dönük insanları çarpıştırmayın, aynı toplantıda buluşturmayın. Her çalışanınıza bu iki tip insanı anlatın, herkes kimin içe dönük, kimin dışa dönük olduğunu bilsin. Derdini üç cümlede anlatan adamla üç kelimede anlatan adamı aynı ortama koyarsanız çatışma kaçınılmaz oluyor. Hele ki kod geliştiriciler ile iş geliştiricileri aynı ortamda çalıştırmayın.
- Çalışma saatleri konusuna bakışınız net olmalı. Eğer insanlar işe vaktinde gelsin istiyorsanız, vaktinde çıktıklarında (mesela saat 17:01'de ofiste kimse kalmadığında) bunu sorun etmemelisiniz.
- Mesai saatleri dışında sosyal etkinlik yapma işine de ben farklı bakıyorum. Bu tür etkinlikler yapıldığında, personel kendini gelmek zorunda hissediyor, ve iş dışında herhangi bir kişi veya konuya ayırabileceği zamanı çalmış oluyoruz.
- Uzaktan çalışılıyorsa ve mesai saatlerine uyulması bekleniyorsa, mesai sürelerini kısaltmalısınız. Günde 8 saat uzaktan çalışılmaz. Günde 8 saat yakından da çalışılmıyor zaten. Personelin çalıştığı yerde çocuğu falan varsa, mesaiyi 8 saat yapabilirsiniz, çünkü o insan günde 50 kere falan bölünür :)
- Projelerde, kavramlar, dil ve kod yazım şekli aynı olmalı, bunlar yazılı olmalı, herkes bilmeli. Basit bir örnek olacak, birinin ekran dediğine diğeri sayfa, birinin dropdown dediğine diğeri select dememeli. İçeriden yazarken bir iki boşluklu, diğeri sekmeli yazmamalı. Özellikle alan kavramları herkesin kafasında net olmalı. Bildirim deyince biri masaüstü bildirim, diğer mobil bildirim anlamamalı.
Yeter herhalde :)