NUR ÇEŞMESİ-16-MÜNACAT(DEVAMI)

3 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Mar 2, 2026, 8:33:08 AM (8 days ago) Mar 2
to

                                                                           NUR ÇEŞMESİ

 

5.12.MÜNACAT(DEVAMI)

Ve Senin bu misafirhane-i dünyada yolcular için böyle rahmet havuzların bulunması ve insanın seyr ü seyahatine ve gemisine ve istifadesine musahhar olması işaret eder ki, yolda yapılmış bir handa, bir gece misafirlerine bu kadar deniz hediyeleriyle ikram eden Zât, elbette makarr-ı saltanat-ı ebediyesinde öyle ebedî rahmet denizleri bulundurmuş ki, bunlar onların fâni ve küçük nümuneleridirler. İşte denizlerin böyle gayet harika bir tarzda arzın etrafında vaziyet-i acibesiyle bulunması ve denizlerin mahlûkatı dahi gayet muntazam idare ve terbiye edilmesi, bilbedahe gösterir ki, yalnız Senin kuvvetin ve kudretinle ve Senin irade ve tedbirinle, Senin mülkünde, Senin emrine musahhardırlar ve lisan-ı halleriyle Halıkını takdis edip Allahu Ekber derler.

Ey dağları zemin sefinesine hazineli direkler yapan Kadîr-i Zülcelâl,

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin dersiyle anladım ki, nasıl denizler acâipleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar. Öyle de, dağlar dahi, zelzele tesiratından zeminin sükûnetine ve içindeki dahilî inkılâbat fırtınalarından sükûtuna ve denizlerin istilâsından kurtulmasına ve havanın gazât-ı muzırradan tasfiyesine ve suyun muhafaza ve iddiharlarına ve zîhayatlara lâzım olan madenlerin hazinedarlığına ettiği hizmetleriyle ve hikmetleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar.

Evet, dağlardaki taşların envâından ve muhtelif hastalıklara ilâç olan maddelerin aksamından ve zîhayata hususan insanlara çok lâzım ve çok mütenevvi olan madeniyatın ecnâsından ve dağları, sahrâları çiçekleriyle süslendiren ve meyveleriyle şenlendiren nebatatın esnafından hiçbirisi yoktur ki, tesadüfe havalesi mümkün olmayan hikmetleriyle, intizamıyla, hüsn-ü hilkatiyle, faideleriyle, hususan madeniyatın tuz, limon tuzu, sulfato ve şap gibi sureten birbirine benzemekle beraber, tatlarının şiddet-i muhalefetiyle ve bilhassa nebatatın basit bir topraktan çeşit çeşit envâlarıyla, ayrı ayrı çiçek ve meyveleriyle, nihayetsiz Kadîr, nihayetsiz Hakîm, nihayetsiz Rahîm ve Kerîm bir Sâniin vücub-u vücuduna bedahetle şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasındaki vahdet-i idare ve vahdet-i tedbir ve menşe ve mesken ve hilkat ve san’atça beraberlik ve birlik ve ucuzluk ve kolaylık ve çokluk ve yapılmakta çabukluk noktalarından, Sâniin vahdetine ve ehadiyetine şehadet ederler.

 

Lügatler :

Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
Allahu Ekber : “Allah en büyüktür”

bedahet : açıklık
bilbedâhe : ap açık bir şekilde
dahilî : iç
ebedî : sonu olmayan, sonsuz
ecnâs : cinsler, türler

ehadiyet : Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi
envâ : neviler, türler
esnaf : sınıflar
fâni : geçici, yok olucu
gazât-ı muzırra : zararlı gazlar

Hakîm : her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah
Hâlık : yaratıcı, herşeyi yaratan Allah
havz : havuz
hazinedar : hazine bekçisi

heyet-i mecmua : hepsi birden, fertlerin tamamı
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması

hilkat : yaratılış
hususan : özellikle
hüsn-ü hilkat : yaratılışın güzelliği
iddihar : biriktirme, depolama
inkılâbat : inkılâplar, değişimler
intizam : düzen, tertip
irade : dileme, tercih
istilâ : kuşatma, basma

Kadîr : herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
Kadîr-i Zülcelâl : kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah

Kerîm : cömertlik ve ikram sahibi olan Allah
kudret : güç ve iktidar
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
lisan-ı hâl : hâl dili
madeniyat : madenler
mahlukât : yaratıklar
makarr-ı saltanat-ı ebediye : sonsuz saltanat merkezi olan âhiret

menşe : kaynak, kök
mesken : ev, mekân
mevzuniyet : ölçülü olma
misafirhane-i dünya : dünya misafirhanesi
mizan : ölçü, denge
muhafaza : koruma, saklama
muhit : kaplayan, kuşatan
muhtelif : çeşitli, bir çok
muntazam : düzenli, intizamlı
musahhar olmak : boyun eğmek
musahhar : boyun eğdirilmiş, emre verilmiş
mütenevvi : çeşitli
nebatat : bitkiler

nihayetsiz : sınırsız, sonsuz
nümune : örnek

Rahîm : herbir varlığa özel rahmet ve merhamet tecellîsi olan Allah
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
sahrâ : çöl

Sâni : herşeyi san’atla yaratan Allah
sefine : gemi
seyr ü seyahat : seyir ve seyahat

sulfato : sülfirik asit, tuz veya esteri
suret : şekil, biçim
sükûnet : durgunluk, hareketsizlik
sükût : sessizlik
şamil : içine alan, kapsayıcı

şap : alüminyum ve potasyum sülfatından meydana gelen renksiz madde

şehadet etmek : şahitlik etmek
şiddet-i muhalefet : birbirinden çok farklı ve zıt olması
takdis etmek : Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten uzak ve yüce olduğunu ilân etmek
talim : öğretme
tasfiye : safileştirme, arındırma
tedbir : idare etme, çekip çevirme
tesirat : tesirler, etkiler

vahdet : Allah’ın birliği
vahdet-i idare : idarenin tek elde olması
vahdet-i tedbir : bir elden yönetme
vaziyet-i acibe : şaşırtıcı durum

vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
zelzele : deprem, sarsıntı
zemin : yer
zîhayat : canlı, hayat sahibi

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages