NUR ÇEŞMESİ-15-MÜNACAT(DEVAMI)

3 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Mar 1, 2026, 8:33:11 AM (9 days ago) Mar 1
to

                                                                           NUR ÇEŞMESİ

 

5.11.MÜNACAT(DEVAMI)

Hem nasıl ki dağların yüzünde ve karnındaki masnular, zeminin her tarafında, herbir nevi aynı zamanda, aynı tarzda, yanlışsız, gayet mükemmel ve çabuk yapılmaları ve bir iş bir işe mâni olmadan, sair nevilerle beraber karışık iken karıştırmaksızın icadları, Senin rububiyetinin haşmetine ve hiçbir şey ona ağır gelmeyen kudretinin azametine delâlet eder. Öyle de, zeminin yüzündeki bütün zîhayat mahlûkların hadsiz hâcetlerini, hattâ mütenevvi hastalıklarını, hattâ muhtelif zevklerini ve ayrı ayrı iştihalarını tatmin edecek bir surette, dağların yüzlerini ve içlerini muntazam eşcar ve nebatat ve madeniyatla doldurmak ve muhtaçlara teshir etmek cihetiyle, Senin rahmetinin hadsiz genişliğine ve hâkimiyetinin nihayetsiz vüs’atine delâlet ve toprak tabakatı içinde gizli ve karanlık ve karışık bulunduğu halde, bilerek, görerek, şaşırmayarak, intizamla, hâcetlere göre ihzar edilmeleriyle Senin herşeye taallûk eden ilminin ihatasına ve herbir şeyi tanzim eden hikmetinin bütün eşyaya şümulüne ve ilâçların ihzârâtı ve madenî maddelerin iddihârâtıyla rububiyetinin rahîmâne ve kerîmâne olan tedâbirinin mehâsinine ve inâyetinin ihtiyatlı letâifine pek zâhir bir surette işaret ve delâlet ederler.

Hem bu dünya hanında misafir yolcular için koca dağları levâzımâtlarına ve istikbaldeki ihtiyaçlarına muntazam ihtiyat deposu ve cihazat ambarı ve hayata lüzumu olan çok definelerin mükemmel mahzeni olmak cihetinde işaret, belki delâlet, belki şehadet eder ki, bu kadar kerîm ve misafirperver ve bu kadar hakîm ve şefkatperver ve bu kadar kadîr ve rububiyetperver bir Sâniin, elbette ve herhalde, çok sevdiği o misafirleri için, ebedî bir âlemde, ebedî ihsânâtının ebedî hazineleri vardır. Buradaki dağlara bedel, orada yıldızlar o vazifeyi görürler.
Ey Kàdir-i Külli Şey,
Dağlar ve içindeki mahlûklar Senin mülkünde ve Senin kuvvet ve kudretinle ve ilim ve hikmetinle musahhar ve müdahhardırlar. Onları bu tarzda tavzif ve teshir eden Hâlıkını takdis ve tesbih ederler.
Ey Hâlık-ı Rahmân ve ey Rabb-i Rahîm,
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin dersiyle anladım:
Nasıl ki semâ ve feza ve arz ve deniz ve dağ, müştemilât ve mahlûklarıyla beraber Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar. Öyle de, zemindeki bütün ağaç ve nebatat, yaprakları ve çiçekleri ve meyveleriyle Seni bedâhet derecesinde tanıttırıyorlar ve tanıyorlar.



Lügatler :

Aleyhissalatü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
arz : dünya

azamet : büyüklük, yücelik
bedâhet derecesinde : ap açık bir şekilde
cezbedârâne : kendinden geçmiş bir şekilde
cihazat : cihazlar, donanımlar
cihet : yön, taraf
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
eşcâr : ağaçlar
feza : uzay

hâcet : ihtiyaç
hadsiz : sayısız, sınırsız
hakîm : her işini hikmetle yapan

hâkimiyet : egemenlik, hükümranlık
Hâlık : herşeyi yaratan Allah
Hâlık-ı Rahîm : sonsuz merhamet ve şefkatle herşeyi yaratan Allah
hareket-i zikriye : zikir hareketi

haşmet : görkem, büyüklük
hikmet : Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması

icad : var etme, yaratma
iddihârât : biriktirmeler, depolamalar
ihata : herşeyi kuşatma

ihsânât : bağışlar, ikramlar, iyilikler
ihtiyat : önlem alma, tedbirli hareket etme
ihzar etmek : hazırlamak
ihzârât : hazırlamalar
intizam : düzen, tertip
inâyet : Allah’ın herşeyi düzen altına alıp saadet ve huzur veren sıfatı
istikbal : gelecek zaman
kadîr : herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi
Kàdir-i Külli Şey : sınırsız güç sahibi olan ve herşeye gücü yeten Allah
kerîm : cömert, ikram sahibi

kerîmâne : lütufkâr ve cömert bir şekilde
kudret : güç, kuvvet, iktidar
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
letaif : güzellikler, incelikler
levâzımât : gerekli olan şeyler

madeniyat : madenler
mahlûk : yaratılmış
mahzen : depo

masnu : san’at eseri varlık
mehâsin : güzellikler, iyilikler
misafirperver : misafir ağırlamayı seven
muntazam : düzenli, intizamlı
musahhar : boyun eğdirilmiş, emre verilmiş
müdahhar : depolanmış, biriktirilmiş
müştemilât : içindekiler

mütenevvi : çeşitli
nebatat : bitkiler

nevi : çeşit, tür

nihayetsiz : sınırsız, sonsuz
Rabb-i Rahîm : sonsuz merhamet ve şefkat sahibi ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah

rahîmâne : merhamet ve şefkat ederek

rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)

rububiyet : Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
rububiyetperver : terbiye etmeyi ve olgunlaştırıp mükemmelleştirmeyi seven

sair : diğer, başka
Sâni : herşeyi san’atla yaratan Allah
semâ : gök
suret : şekil, biçim
şefkatperver : acıyan, merhametli
şehadet etmek : şahitlik, tanıklık etmek

şümûl : kapsamlılık, kuşatıcılık
taallûk etmek : ilgilendirmek, ait olmak

tabakat : tabakalar, dereceler
takdis : kutsama, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma
talim : öğretme

tanzim etmek : düzenlemek
tavsif : vasıflandırma
tavzif : görevlendirme
tedâbir : tedbirler
tesbih etmek : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anmak
teshir etmek : boyun eğdirmek
umum : bütün

vüs’at : genişlik
zâhir : açık, âşikar
zemin : yer

zîhayat : canlı, hayat sahibi
ziynet : süs

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages