TILSIMLAR MECMUASI-155-OTUZUNCU SÖZÜN İKİNCİ MAKSADI

3 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Dec 28, 2025, 5:33:14 AM (4 days ago) 12/28/25
to

                              TILSIMLAR MECMUASI

 

12.1.OTUZUNCU SÖZÜN İKİNCİ MAKSADI

Tahavvülât-ı zerrâta dair şu âyetin hazinesinden bir zerreye işaret edecektir.

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لاَ تَاْتِينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلٰى وَرَبِّى لَتَاْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ

لاَ يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَلاَ فِى اْلاَرْضِ وَلاَۤ اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلاَۤ اَكْبَرُ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ1


ŞU ÂYETİN pek büyük hazinesinden bir miskal zerre miktarında, yani zerre sandukçasında olan cevheri gösterir ve zerrenin hareket ve vazifesinden bir nebze bahseder. Şu Maksat bir Mukaddime ile Üç Noktadan ibarettir.

MUKADDİME
Tahavvülât-ı zerrât, Nakkâş-ı Ezelînin kalem-i kudreti, kitab-ı kâinatta yazdığı âyât-ı tekvîniyenin hengâmındaki ihtizâzâtı ve cevelânıdır. Yoksa, maddiyyun ve tabiiyyunların tevehhüm ettikleri gibi tesadüf oyuncağı ve karışık, mânâsız bir hareket değildir. Çünkü, bütün mevcudat gibi, zerreler ve herbir zerre, mebde-i hareketinde “Bismillâh“ der. Çünkü, nihayetsiz, kuvvetinden fazla yükleri kaldırır ve buğday tanesi kadar bir çekirdeğin koca bir çam ağacı gibi bir yükü omuzuna alması gibi... Hem vazifesinin hitâmında “Elhamdü lillâh” der. Çünkü, bütün ukulü hayrette bırakan hikmetli bir cemâl-i san’at, faideli bir hüsn-ü nakış göstererek, Sâni-i Zülcelâlin medâyihine bir kaside-i medhiye gibi bir eser gösterir. Meselâ, nar ve mısıra dikkat et.HAŞİYE-1

HAŞİYE-2 Evet, tahavvülât-ı zerrât, âlem-i gaybdan olan herşeyin geçmiş aslında ve gelecek neslindeki intizamata medar ve ilim ve emr-i İlâhînin bir ünvanı olan İmam-ı Mübînin düsturları ve imlâsı tahtında ve zaman-ı hazır ve âlem-i şehadetten teşkil ve icad-ı eşyada tasarrufa medar ve kudret ve irade-i İlâhiyenin bir ünvanı olan Kitab-ı Mübînden istinsah ile ve seyyal zamanın hakikati ve sahife-i misaliyesi olan Levh-i Mahv, İsbatta kelimât-ı kudreti yazmak ve çizmekten gelen harekâttır ve mânidar ihtizazattır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

1 : “İnkâr edenler, ‘Kıyamet başımıza gelmez’ dediler. Sen de ki: Evet, gaybı bilen Rabbime yemin olsun ki başınıza gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre kadar birşey Ondan uzak kalamaz; bundan küçük veya büyük ne varsa hepsi ap açık bir kitapta yazılmıştır.” Sebe’ Sûresi, 34:3.

HAŞİYE-1 : İkinci Maksadın, tahavvülât-ı zerrâtın tarifine dair olan uzun cümlenin haşiyesidir. Kur’ân-ı Hakîmde İmam-ı Mübîn ve Kitab-ı Mübîn mükerrer yerlerde zikredilmiştir.1 Ehl-i tefsir “İkisi birdir”;2 bir kısmı “Ayrı ayrıdır” demişler. Hakikatlerine dair beyanatları muhteliftir. Hülâsa, “İlm-i İlâhînin ünvanlarıdır” demişler.3 Fakat Kur’ân’ın feyziyle şöyle kanaatim gelmiş ki: İmam-ı Mübîn, ilim ve emr-i İlâhînin bir nev’ine bir ünvandır ki, âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakıyor. Yani, zaman-ı halden ziyade, mazi ve müstakbele nazar eder. Yani, herşeyin vücud-u zâhirîsinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar. Kader-i İlâhînin bir defteridir. Şu defterin vücudu, Yirmi Altıncı Sözde, hem Onuncu Sözün haşiyesinde ispat edilmiştir. Evet, şu İmam-ı Mübîn, bir nevi ilim ve emr-i İlâhînin bir ünvanıdır. Yani, eşyanın mebâdileri ve kökleri ve asılları, kemâl-i intizamla eşyanın vücutlarını gayet san’atkârâne intaç etmesi cihetiyle, elbette desâtir-i ilm-i İlâhînin bir defteriyle tanzim edildiğini gösteriyor. Ve eşyanın neticeleri, nesilleri, tohumları, ileride gelecek mevcudatın programlarını, fihristelerini tazammun ettiklerinden, elbette evâmir-i İlâhiyenin bir küçük mecmuası olduğunu bildiriyorlar. Meselâ, bir çekirdek, bütün ağacın teşkilâtını tanzim edecek olan programları ve fihristeleri ve o fihriste ve programları tayin eden o evâmir-i tekvîniyenin küçücük bir mücessemi hükmünde denilebilir. Elhasıl, İmam-ı Mübîn, mazî ve müstakbelin ve âlem-i gaybın etrafında dal-budak salan şecere-i hilkatin bir programı, bir fihristesi hükmündedir. Şu mânâdaki “İmâm-ı Mübîn” kader-i İlâhînin bir defteri, bir mecmua-i desâtiridir. O desâtirin imlâsıyla ve hükmüyle, zerrât, vücud-u eşyadaki hidemâtına ve harekâtına sevk edilir. Amma Kitab-ı Mübîn ise, âlem-i gaybdan ziyade âlem-i şehadete bakar. Yani, mazi ve müstakbelden ziyade zaman-ı hazıra nazar eder. Ve ilim ve emirden ziyade kudret ve irade-i İlâhiyenin bir ünvanı, bir defteri, bir kitabıdır.
1 : Kitab-ı Mübîn: Mâide Sûresi, 5:15; En’âm Sûresi, 6:59; Yûnus Sûresi, 10:61; Hûd Sûresi, 11:6; Yûsuf Sûresi, 12:1; Şuarâ Sûresi, 26:2; Neml Sûresi, 27:1, 75; İmam-ı Mübîn: Yâsin Sûresi, 36:12.
2 : es-Suyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr 7:48; Ebu’s-Süûd, Tefsîr 7:61; eş-Şevkânî, Fethu’l-Kadîr 5:367.
3 : et-Teberî, Câmiu’l-Beyân 7:212; el-Beyzâvî, Tefsîr 3:206; el-Kurtubî, el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân 7:4.

HAŞİYE-2 : İmam-ı Mübîn kader defteri ise, Kitab-ı Mübîn kudret defteridir. Yani, herşey vücudunda, mahiyetinde ve sıfât ve şuûnâtında kemâl-i san’at ve intizamları gösteriyor ki, bir kudret-i kâmilenin desâtiriyle ve bir irade-i nâfizenin kavâniniyle vücut giydiriliyor; suretleri tayin, teşhis edilip birer miktar-ı muayyen, birer şekl-i mahsus veriliyor. Demek o kudret ve iradenin küllî ve umumî bir mecmua-i kavânini, bir defter-i ekberi vardır ki, herbir şeyin hususî vücutları ve mahsus suretleri ona göre biçilir, dikilir, giydirilir. İşte şu defterin vücudu, İmam-ı Mübîn gibi, kader ve cüz-ü ihtiyarî mesâilinde ispat edilmiştir. Ehl-i gaflet ve dalâlet ve felsefenin ahmaklığına bak ki, kudret-i fâtıranın o Levh-i Mahfuzunu ve hikmet ve irade-i Rabbâniyenin o basîrâne kitabının eşyadaki cilvesini, aksini, misalini hissetmişler; hâşâ, “tabiat“ namıyla tesmiye etmişler, körletmişler. İşte, İmam-ı Mübîn’in imlâsıyla, yani kaderin hükmüyle ve düsturuyla, kudret-i İlâhiye, icad-ı eşyada herbiri birer âyet olan silsile-i mevcudatı, “Levh-i Mahv, İsbat” denilen zamanın sahife-i misaliyesinde yazıyor, icad ediyor, zerrâtı tahrik ediyor. Demek, harekât-ı zerrât, o kitabetten, o istinsahtan, mevcudat âlem-i gaybdan âlem-i şehadete ve ilimden kudrete geçmelerinde bir ihtizazdır, bir harekâttır. Amma Levh-i Mahv, İsbat ise, sabit ve daim olan Levh-i Mahfuz-u Âzam’ın daire-i mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücut ve fenâya daima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-i zaman odur. Evet, herşeyin bir hakikati olduğu gibi, zaman dediğimiz, kâinatta cereyan eden bir nehr-i azîmin hakikati dahi, Levh-i Mahv, İsbat’taki kitabet-i kudretin sahifesi ve mürekkebi hükmündedir. Lâ ya’lemu’l-ğaybe illâllah.

 

Lügatler :

ahmaklık : akılsızlık
âlem-i gayb : görünmeyen, fakat varlığı kesin olan ve mahiyeti Allah tarafından bilinen başka dünyalar
âlem-i şehadet : görünen âlem, dünya

âyât-ı tekvîniye : yaratılışa ait âyetler, deliller
âyet : delil
basîrâne : görerek
beyanat : açıklamalar

Bismillâh : Allah’ın adıyla
cemâl-i san’at : sanat güzelliği
cereyan eden : akan

cevelân : dolaşma, hareket
cevher : kıymetli taş; asıl, öz, temel
cihet : yön

cilve : görüntü, yansıma
desâtir : prensipler, kurallar
desâtir-i ilm-i İlâhî : Allah’ın ilminin düsturları, prensipleri

ehl-i gaflet ve dalâlet ve felsefe : gaflete dalan, hak yoldan sapan ve felsefeyle uğraşan kimseler
ehl-i tefsir : Kur’ân’ı mânâ bakımından yorumlayanlar

elhamdü lillâh : “her türlü övgü ve şükür yalnızca Allah’a aittir”
elhasıl : özetle, sonuç olarak
emr-i İlâhi : Allah’ın emri
eşya : varlıklar
evâmir-i İlâhiye : Allah’ın emirleri
evâmir-i tekvîniye : yaratılışa ait emirler, işler

fenâ : geçicilik, ölümlülük
feyz : ilham, bereket ve ilim bolluğu
fihriste : indeks, içindekiler
hakikat : gerçek mahiyet, içyüz, esas

hakikat-i zaman : zamanın gerçek mahiyeti, aslı, içyüzü
harekât : hareketler

harekât-ı zerrât : atomların hareketleri

hengâm : zaman
hidemât : hizmetler

hikmet : fayda, gaye
hitâm : son
hükm : karar
hülâsa : özetle

hüsn-ü nakış : nakış güzelliği
ihtizâzât : sallanmalar, sarsıntılar
ihtizazat : titreşimler
ilm-i İlâhî : Allah’ın herşeyi kuşatan ilmi
imlâ : yazdırma
intaç etmek : sonuç vermek
intizam : düzenlilik
irade-i İlâhiye : Allah’ın iradesi, dilemesi ve tercihi
irade-i nâfize : her şeye ve her yere tesir ve nüfuz eden Allah’ın iradesi

irade-i Rabbâniye : Rab olan Allah’ın iradesi, tercihi, dilemesi
istinsah : yazarak çoğaltma
kader : Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması
kader-i İlâhî : Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması

kalem-i kudret : Allah’ın kudret kalemi
kaside-i medhiye : övgü kasidesi
kavânin : kanunlar
kemâl-i intizam : tam ve mükemmel düzenlilik
kemâl-i san’at : sanat mükemmelliği

kitab-ı kâinat : kâinat kitabı; bir kitap gibi yazılmış bütün âlem
kudret : güç, kuvvet, iktidar

kudret-i fâtıra : yaratıcı kudret
kudret-i kâmile : mükemmel ve kusursuz kudret
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân

lâ ya’lemu’l-ğaybe illâllah : Allah’tan başka kimse gaybı bilmez
Levh-i Mahfuz : herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı
Levh-i Mahv, İsbat : bir şeyin yıkılıp tekrar kuruluşunu gösteren mânevî levha; yaz boz tahtası, levhası
maddiyyun : materyalistler, herşeyi maddeye bağlayanlar
mahiyet : esas özellik, nitelik
maksat : kastedilen şey, gaye

mazhar : sahip olan
mazi : geçmiş zaman
mebâdi : çekirdekler, başlangıçlar

mebde-i hareket : hareketin başlangıcı
mecmua : kitap
mecmua-i desâtir : kurallar kitabı

mecmua-i kavânin : kanunlar kitabı
medâyih : övgüye lâyık iş ve hareketler

mevcudat : varlıklar
miskal : yaklaşık 4.5 grama denk olan bir ağırlık ölçüsü
mukaddime : başlangıç, giriş
mücessem : cisme bürünmüş, maddî yapısı olan

Nakkâş-ı Ezelî : herşeyi zatına has olarak nakış nakış işleyen, evveli olmayan Allah
nebze : az miktar
nehr-i azîm : büyük bir nehir gibi akıp giden zaman

nihayetsiz : sonsuz
sahife-i misaliye : misal âlemi ile ilgili sayfa
san’atkârane : sanatlı bir şekilde

sandukça : küçük sandık
Sâni-i Zülcelâl : herşeyi san’atlı bir şekilde yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah

seyyal : akıcı
şuûnât : işler, fiiller, icraatlar ve haller

tabiiyyun : tabiatçılar, yaratıcı olarak tabiatı kabul edenler
tahavvülât-ı zerrât : atomların değişim, dönüşüm ve hareketleri

tahtında : altında
tesadüf : rastlantı

tesmiye : isimlendirme
tevehhüm etmek : sanmak, kuruntuya kapılmak

ukul : akıllar
zerre : atom, en küçük madde parçası

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages