TILSIMLAR MECMUASI
12.1.OTUZUNCU SÖZÜN İKİNCİ MAKSADI
|
Tahavvülât-ı zerrâta dair şu âyetin hazinesinden bir zerreye işaret edecektir. بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمٰنِ
الرَّحِيمِ
MUKADDİME HAŞİYE-2 Evet, tahavvülât-ı zerrât, âlem-i gaybdan olan herşeyin geçmiş aslında ve gelecek neslindeki intizamata medar ve ilim ve emr-i İlâhînin bir ünvanı olan İmam-ı Mübînin düsturları ve imlâsı tahtında ve zaman-ı hazır ve âlem-i şehadetten teşkil ve icad-ı eşyada tasarrufa medar ve kudret ve irade-i İlâhiyenin bir ünvanı olan Kitab-ı Mübînden istinsah ile ve seyyal zamanın hakikati ve sahife-i misaliyesi olan Levh-i Mahv, İsbatta kelimât-ı kudreti yazmak ve çizmekten gelen harekâttır ve mânidar ihtizazattır. Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler : 1 : “İnkâr edenler, ‘Kıyamet başımıza gelmez’ dediler. Sen de ki: Evet, gaybı bilen Rabbime yemin olsun ki başınıza gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre kadar birşey Ondan uzak kalamaz; bundan küçük veya büyük ne varsa hepsi ap açık bir kitapta yazılmıştır.” Sebe’ Sûresi, 34:3. HAŞİYE-1
: İkinci Maksadın, tahavvülât-ı zerrâtın tarifine dair olan
uzun cümlenin haşiyesidir. Kur’ân-ı Hakîmde İmam-ı Mübîn ve Kitab-ı Mübîn
mükerrer yerlerde zikredilmiştir.1 Ehl-i tefsir “İkisi
birdir”;2 bir kısmı “Ayrı ayrıdır” demişler.
Hakikatlerine dair beyanatları muhteliftir. Hülâsa, “İlm-i İlâhînin
ünvanlarıdır” demişler.3 Fakat Kur’ân’ın feyziyle şöyle
kanaatim gelmiş ki: İmam-ı Mübîn, ilim ve emr-i İlâhînin bir nev’ine bir
ünvandır ki, âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakıyor. Yani, zaman-ı
halden ziyade, mazi ve müstakbele nazar eder. Yani, herşeyin vücud-u
zâhirîsinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar.
Kader-i İlâhînin bir defteridir. Şu defterin vücudu, Yirmi Altıncı Sözde,
hem Onuncu Sözün haşiyesinde ispat edilmiştir. Evet, şu İmam-ı Mübîn, bir
nevi ilim ve emr-i İlâhînin bir ünvanıdır. Yani, eşyanın mebâdileri ve
kökleri ve asılları, kemâl-i intizamla eşyanın vücutlarını gayet
san’atkârâne intaç etmesi cihetiyle, elbette desâtir-i ilm-i İlâhînin bir
defteriyle tanzim edildiğini gösteriyor. Ve eşyanın neticeleri, nesilleri,
tohumları, ileride gelecek mevcudatın programlarını, fihristelerini
tazammun ettiklerinden, elbette evâmir-i İlâhiyenin bir küçük mecmuası
olduğunu bildiriyorlar. Meselâ, bir çekirdek, bütün ağacın teşkilâtını
tanzim edecek olan programları ve fihristeleri ve o fihriste ve
programları tayin eden o evâmir-i tekvîniyenin küçücük bir mücessemi
hükmünde denilebilir. Elhasıl, İmam-ı Mübîn, mazî ve müstakbelin ve âlem-i
gaybın etrafında dal-budak salan şecere-i hilkatin bir programı, bir
fihristesi hükmündedir. Şu mânâdaki “İmâm-ı Mübîn” kader-i İlâhînin bir
defteri, bir mecmua-i desâtiridir. O desâtirin imlâsıyla ve hükmüyle,
zerrât, vücud-u eşyadaki hidemâtına ve harekâtına sevk edilir. Amma
Kitab-ı Mübîn ise, âlem-i gaybdan ziyade âlem-i şehadete bakar. Yani, mazi
ve müstakbelden ziyade zaman-ı hazıra nazar eder. Ve ilim ve emirden
ziyade kudret ve irade-i İlâhiyenin bir ünvanı, bir defteri, bir
kitabıdır. HAŞİYE-2 : İmam-ı Mübîn kader defteri ise, Kitab-ı Mübîn kudret defteridir. Yani, herşey vücudunda, mahiyetinde ve sıfât ve şuûnâtında kemâl-i san’at ve intizamları gösteriyor ki, bir kudret-i kâmilenin desâtiriyle ve bir irade-i nâfizenin kavâniniyle vücut giydiriliyor; suretleri tayin, teşhis edilip birer miktar-ı muayyen, birer şekl-i mahsus veriliyor. Demek o kudret ve iradenin küllî ve umumî bir mecmua-i kavânini, bir defter-i ekberi vardır ki, herbir şeyin hususî vücutları ve mahsus suretleri ona göre biçilir, dikilir, giydirilir. İşte şu defterin vücudu, İmam-ı Mübîn gibi, kader ve cüz-ü ihtiyarî mesâilinde ispat edilmiştir. Ehl-i gaflet ve dalâlet ve felsefenin ahmaklığına bak ki, kudret-i fâtıranın o Levh-i Mahfuzunu ve hikmet ve irade-i Rabbâniyenin o basîrâne kitabının eşyadaki cilvesini, aksini, misalini hissetmişler; hâşâ, “tabiat“ namıyla tesmiye etmişler, körletmişler. İşte, İmam-ı Mübîn’in imlâsıyla, yani kaderin hükmüyle ve düsturuyla, kudret-i İlâhiye, icad-ı eşyada herbiri birer âyet olan silsile-i mevcudatı, “Levh-i Mahv, İsbat” denilen zamanın sahife-i misaliyesinde yazıyor, icad ediyor, zerrâtı tahrik ediyor. Demek, harekât-ı zerrât, o kitabetten, o istinsahtan, mevcudat âlem-i gaybdan âlem-i şehadete ve ilimden kudrete geçmelerinde bir ihtizazdır, bir harekâttır. Amma Levh-i Mahv, İsbat ise, sabit ve daim olan Levh-i Mahfuz-u Âzam’ın daire-i mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücut ve fenâya daima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-i zaman odur. Evet, herşeyin bir hakikati olduğu gibi, zaman dediğimiz, kâinatta cereyan eden bir nehr-i azîmin hakikati dahi, Levh-i Mahv, İsbat’taki kitabet-i kudretin sahifesi ve mürekkebi hükmündedir. Lâ ya’lemu’l-ğaybe illâllah.
|
Lügatler : ahmaklık : akılsızlık âyât-ı
tekvîniye : yaratılışa ait âyetler,
deliller Bismillâh : Allah’ın
adıyla cevelân : dolaşma, hareket cilve : görüntü,
yansıma ehl-i gaflet ve
dalâlet ve felsefe : gaflete dalan, hak yoldan sapan ve
felsefeyle uğraşan kimseler elhamdü
lillâh : “her türlü övgü ve şükür yalnızca
Allah’a aittir” fenâ : geçicilik,
ölümlülük hakikat-i
zaman : zamanın gerçek mahiyeti, aslı,
içyüzü harekât-ı zerrât : atomların hareketleri hengâm : zaman hikmet : fayda, gaye hüsn-ü
nakış : nakış güzelliği irade-i
Rabbâniye : Rab olan Allah’ın iradesi, tercihi,
dilemesi kalem-i
kudret : Allah’ın kudret
kalemi kitab-ı
kâinat : kâinat kitabı; bir kitap gibi
yazılmış bütün âlem kudret-i
fâtıra : yaratıcı
kudret lâ ya’lemu’l-ğaybe
illâllah : Allah’tan başka kimse gaybı bilmez mazhar : sahip olan mebde-i
hareket : hareketin
başlangıcı mecmua-i
kavânin : kanunlar
kitabı mevcudat : varlıklar Nakkâş-ı
Ezelî : herşeyi zatına has olarak nakış nakış işleyen, evveli
olmayan Allah nihayetsiz : sonsuz sandukça : küçük sandık seyyal : akıcı tabiiyyun : tabiatçılar,
yaratıcı olarak tabiatı kabul edenler tahtında :
altında tesmiye : isimlendirme ukul :
akıllar
|