NUR ÇEŞMESİ-23-MÜNACAT(DEVAMI)

5 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Mar 9, 2026, 7:23:16 AM (19 hours ago) Mar 9
to

                                                                           NUR ÇEŞMESİ

 

5.19.MÜNACAT(DEVAMI)

Evet, kalblerde, perde-i gaybda ihtar edici bir Zâta bakan hiç bir hâtırat-ı gaybiye ve ilham edici bir Zâta baktıran hiç bir ilhâmât-ı sâdıka; ve hakkalyakîn sûretinde sıfât-ı kudsiye ve Esmâ-i Hüsnânı keşfeden hiçbir itikad-ı yakîne; ve enbiya ve evliyada, bir Vâcibü’l-Vücudun envârını aynelyakîn ile müşahede eden hiçbir nuranî kalp; ve asfiya ve sıddîkînde, bir Hâlık-ı Küll-i Şey’în âyât-ı vücubunu ve berâhin-i vahdetini ilmelyakîn ile tasdik eden, ispat eden hiçbir münevver akıl yoktur ki, Senin vücub-u vücuduna ve sıfât-ı kudsiyene ve Senin vahdetine ve ehadiyetine ve Esmâ-i Hüsnâna şehadet etmesin, delâleti bulunmasın ve işareti olmasın.

Ve bilhassa, bütün enbiya ve evliya ve asfiya ve sıddîkînin imamı ve reisi ve hülâsası olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ihbarını tasdik eden hiçbir mu’cizat-ı bâhiresi ve hakkaniyetini gösteren hiç bir hakikat-i aliyesi ve bütün mukaddes ve hakikatli kitapların hülâsatü’l-hülâsası olan Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın hiçbir âyet-i tevhidiye-i kàtıası ve mesâil-i imaniyeden hiçbir mesele-i kudsiyesi yoktur ki, Senin vücûb-u vücûduna ve kudsî sıfatlarına ve Senin vahdetine ve ehadiyetine ve esmâ ve sıfâtına şehadet etmesin ve delâleti olmasın ve işareti bulunmasın.

Hem nasıl ki bütün o yüz binler muhbir-i sâdıklar, mu’cizatlarına ve keramâtlarına ve hüccetlerine istinad ederek, Senin varlığına ve birliğine şehadet ederler. Öyle de, herşeye muhit olan Arş-ı Âzamın külliyat-ı umurunu idareden, tâ kalbin gayet gizli ve cüz’î hâtırâtını ve arzularını ve dualarını bilmek ve işitmek ve idare etmeye kadar cereyan eden rububiyetinin derece-i haşmetini ve gözümüz önünde hadsiz muhtelif eşyayı birden icad eden, hiçbir fiil bir fiile, bir iş bir işe mâni olmadan, en büyük bir şeyi en küçük bir sinek gibi kolayca yapan kudretinin derece-i azametini, icmâ ile, ittifak ile ilân ve ihbar ve ispat ediyorlar.

 

 

 

 

 

 

                       

Lügatler :

âciz : güçsüz, zayıf
Arş-ı Âzam : Cenâb-ı Hakkın büyüklük ve yüceliğinin tecelli ettiği yer

asfiya : Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve takvâ sahibi hâlis kullar

âyât-ı vücub : varlığının vacip ve zorunlu olduğunu gösteren âyetler, deliller
âyet-i tevhidiye-i kàtıa : Allah’ın birliğini bildiren âyet

aynelyakîn : gözle görerek kesin bilgi edinme

berâhin-i vahdet : birlik delilleri
bilhassa : özellikle

cereyan etmek : meydana gelmek
cin ve ins : cinler ve insanlar
cüz’î : ferdî, küçük
delâlet : delil olma, işaret etme
derece-i azamet : büyüklük derecesi
derece-i haşmet : heybet ve görkemin derecesi
ecza : cüzler, parçalar
ehadiyet : Allah’ın her bir varlıkta görünen birlik tecellisi

enbiya : nebiler, peygamberler

envâr : nurlar, ışıklar
evliya : veliler, Allah dostları

esma : isimler

Esmâ-i Hüsna : Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri
hadsiz : sayısız, sınırsız
hakikat : asıl, esas
hakikat-i aliye : yüksek, yüce gerçek ve doğru
hâkimiyet : egemenlik, hükümranlık

hakkalyakîn : bizzat yaşayarak kesin bilgi edinme
hakkaniyet : doğruluk, gerçekçilik

Hâlık-ı Küll-i Şey : herşeyin yaratıcısı olan Allah
hâtırat : hâtıralar, anılar

hâtırat-ı gaybiye : gayptan gelen hatıralar, mânevî bilgiler
hususan : özellikle
hüccet : kesin delil

hülâsa : özet
hülâsatü’l-hülâsa : Yedinci Şuâ olan Âyetü’l-Kübrâ Risalesinin özetinin özeti mahiyetinde, Arapça olarak yazılan tefekkürî bir eser
icad etmek : yaratmak, var etmek
icmâ : fikir birliği
ihbar : haber verme

icmâ : fikir birliği
ihbar etmek : haber vermek
ihtar : hatırlatma, ikaz
ilham : kalbe gelme, gönüle doğma
ilhamat : ilhamlar
ilhâmât-ı sâdıka : doğru ilhamlar
ilmelyakîn : kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme

ihtar : hatırlatma, ikaz
ihzar etmek : hazırlamak
istinad etmek : dayanmak

itikad-ı yakîn : şüphesiz ve kesin olarak inanma
ittifak : birleşme, fikir birliği
kerâmât : kerametler, Allah’ın bir ikramı olarak veli kullarında görülen olağanüstü hal ve hareketler

keşfetmek : gizli bir şeyi açığa çıkarmak
kitab-ı kebîr : büyük kitap, kâinat
kudret : Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân
külliyat-ı umur : işlerin tamamı, bütünü
mâni olmak : engel olmak
mesâil-i imâniye : imanî meseleler
mesele-i kudsiyesi : kutsal mesele
mu’cizât : mu’cizeler
mu’cizat-ı bâhire : ap açık mu’cizeler
Muhbir-i Sadık : doğru sözlü haber verici olan Peygamber Efendimiz (a.s.m.)
muhit : her şeyi kuşatan, kapsayan
muhtelif : çeşit çeşit
mukaddes : kutsal

münevver : nurlu, aydın, aydınlanmış

müşahede etmek : görmek, gözlemlemek
nihayetsiz : sınırsız, sonsuz
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet

perde-i gayb : mânevî âlemleri gözümüzden saklayan perde
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)

risale : mektup, küçük çaplı kitap
rububiyet : Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
seyyarat : gezegenler

sıddıkîn : daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere çok sâdık olanlar
sıfât : nitelikler, özellikler

sıfât-ı kudsiye : kutsal sıfatlar, kusursuz özellikler

suret : tarz, biçim
şehadet etmek : şahitlik etmek
taltif : iyilik ve güzellikle muamele etme

tasdik etmek : doğrulamak, onaylamak
tavzif etmek : görevlendirmek
teshir : emir altında tutma
vahdet : birlik
vücub-u vücud : varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe ihtiyacının olmaması
vüs’at : genişlik
zerrat : zerreler, atomlar
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zîruh : ruh sahibi

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages