--- Fatih Elmali <fel...@hotmail.com> wrote:
> From: "Fatih Elmali" <fel...@hotmail.com>
> To: fel...@hotmail.com
> Subject: .::.[islamvebilim: 4971].::. KAN FIRTINASI
> - 4
> Date: Fri, 18 Aug 2006 15:29:17 -0400
>
>
> 4-
>
>
> Hava kararmadan oradan ayrılarak Ağdere’ye
> geldik.
> Tam mevcut on bir kiÅŸiydik.
> Bizim haricimizde şehirde düzenli orduya ait olan
> çok az bir kuvvet var.
> Ermeniler bir-iki taciz atışından sonra
> sessizliğe gömüldüler.
>
>
> Valilik binasına gelerek bahçesinde oturduk.
> Ermenilerin menzilinde olmasına rağmen
> bu şehrin en muhteşem binasına vurmuyorlar.
>
> Tovfik isimli arkadaşımız izahatı yüreğimi
> parçalamıştı:
>
> - Ermeniler şöyle diyor: ‘Nasıl olsa
> Ağdere’yi alacağız. Bu sebepten kendi
> binamızı niye vuralım ?’
> Rahat rahat oturun, mermi gelmez.
> (Sayfa 188)
>
>
> Ermenilerden ele geçirilen T-72 Rus tankı
> göründü tepenin ardında.
> Bize doğru yaklaştığında ise gülmekten
> kırılacağımız bir hadiseye şahit
> olacaktık.
>
> Hasarsız olarak el konulan tankı kullanacak
> bir Azerbaycan askeri o anda olmadığı için, bu
> zırhlıyı,
> üst tarafını soyarak yarı çıplak
> bıraktıkları bir Ermeni’ye
> kullandırıyorlardı.
> (Sayfa 190)
>
> (Bu bölümde Ermenilerle olan son 150 senelik tarih
> anlatıyor.)
>
>
> Karabağ harbinin en kuvvetli silahı olan
> zırhlılar,
> bu cesur askerler tarafından birer oyuncağa
> çevrilmiş ve
> battaniye ile görüş sistemini kapattıkları
> tankı kör ederek, sapasağlam ele
> geçirmişlerdi.
>
> Daha sonra yönetimi çeşitli tezgahlarla ele
> geçirerek,
> Azerbaycan başkumandanı sıfatıyla :
>
> ‘Ne yapayım bizim askerlerimiz savaşmıyor,
> Ermeni kabağından kaçıyor’
>
> diyecek olan Haydar Aliyev’e inat bu genç
> askerler Karabağ’da bir destan
> yazıyorlardı.
>
>
> Havanın kararmasıyla birlikte ‘post’ denilen
> ileri karakollara nöbetçiler
> çıkarırken,
> o akşam da iki arkadaşımla beraber ben
> hazırlandım.
>
> Nihayet nöbet yerine çıktık.
> Bir kayayı siper alarak çevreyi gözetlemeye
> başladık.
>
> Azerbaycan ilk termal kameraları biz
> götürmüştük.
> Böylece gece izleme yapabildiğimiz için hareket
> kabiliyetimiz oldukça
> yüksekti.
>
>
> Zahid isimli bir arkadaş, üç ay evvel meydana
> gelen bir hadiseyi anlatıyor
> ancak ben onu dinlermiş gibi görünürken kendi
> dünyamda dolaşıyordum.
> O ise ilgisizliÄŸimi fark etmiÅŸ,
> biraz daha dikkat çekmek için ayağa kalkmıştı.
> (Sayfa 210)
>
>
> Zahid söyleyeceklerini şimdilik bitirmiş
> görünüyordu. Sustu..
>
> Eğer yere bir çöp düşse, sesi
> karşı tepelerde yankılanacak kadar koyu bir
> sükunet her yere hakim oldu.
>
> Sırt üstü uzanarak yıldızları seyretmeye
> başlamıştık.
> Üzerimdeki taarruz yeleğinin ağırlığı bile
> bana bir sıkıntı vermiyordu.
> Ensemizdeki Ermeni’yi unutarak maziye dalıp
> gitmiÅŸtim.
>
>
> Gecenin meçhul karanlığını yırtan bir ses ile
> bulunduğumuz mevzi sarsıldı.
> Aynı anda gökyüzü sanki bir havai fişek
> gösterisine sahne oluyordu.
> Aydınlatma fişekleri kullanarak yerimizi tespit
> etmeye çalışan
> düşman öncü kuvvetleri küçük çaplı bir
> taarruz başlatmışlardı.
>
> Çok yakınlarımıza kadar sızmış olan bir grup
> Ermeni, bizi gafil avlamak
> üzereydi.
> Fakat geceyi gündüz eden cihazlarımız ve
> oldukça tesirli silahlarımızdan habersiz olan bu
> sefiller
> ‘Zulüm asla payidar olmaz’ ilkesinin bu kutsal
> tepelerde tecelli etmesiyle
> neticelenen
> kısa bir çatışmadan sonra ortalık yine koyu bir
> sessizliğe gömüldü.
> (bütün kitap boyunca karıştığı ölümlü
> hadiseleri, böyle imalar yaparak
> geçiştiriyor)
>
>
> Ucuz atlatmıştık.
> Savaşta hatta barış günlerinde bile gaflet,
> ağır bir felaketti.
> Ancak bundan sonra tedbirsizlik yoktu.
> Gözler hedefte, parmaklarımız ise her an
> tetikteydi.
> (Sayfa 212-213)
>
>
> Rusların teşvik ve tertibiyle ortaya çıkan
> asiler, bu sefer iÅŸi iyice
> azıtmış ve
> Gence’yi ele geçirerek Bakü’ye doğru harekete
> geçmişlerdi.
> Bu saatten sonra Karabağ’da kalmamızın manası
> olmayacaktı.
>
>
> Buradaki cesur savaşçılarla tek tek vedalaştım.
> Valilik binası, harap evler ve delik deşik
> caddeleri ile çok aşina olduğum,
> bu ihtişam abidesi şehri terk etmek bana büyük
> ıstırap veriyordu.
>
> Nihayet Hakani, Ekber ve Vahit’le yola çıktık.
> Yüreğimden büyük sıcak bir parçayı da orada
> bırakarak Ağdere’den
> ayrılıyordum.
> (Sayfa 214)
>
>
> Terter’e gelerek geceyi geçirmek için Cemilli
> köyüne geçtik.
> Hakani’nin ailesinin yaşadığı eve geldik.
> Akşam haberleri seyrederken ev halkının
> tamamının iştirak ettiği koyu bir
> tartışma başlamıştı.
>
> Hakani’nin yaşlı annesinin siyaset üstüne
> yaptığı
> kısa fakat hikmetli konuşması beni hakikaten
> hayrete düşürdü…
> Bir köy evinde bu kadar yüksek seviyede bir
> siyasetin tartışılması gerçekten
> bana çok tesir etmişti.
>
>
> Masanın üzerinde iki-üç tane günlük gazeteyi
> gördüğümde ise
> hayretim bir kat daha artmış ve
> bu bilgi düşkünü insanları hayranlıkla
> dinlemeye başlamıştım.
> (Sayfa 215)
>
>
> Harran Karabağ yani Aşağı Karabağ’ın
> Ağcabedli kasabasına
> oradan da Gıyamadinli köyüne gelip Ekber isimli
> kardeşimizin evine uğradık.
>
> Misafir ağırlamanın ne demek olduğunu iyice
> anlaması için,
> insanın Gıyamadinli köyüne gelmesi icap ediyor
> herhalde.
>
> Bir seferinden Ağsıtafa şehrinde misafir
> olduÄŸumuz bir evde kahve
> istemiÅŸtim.
> Biraz geçikince meraklandım ve
> herhalde unuttular diye düşünüyordum ki,
> 50 kilometrelik bir yolu giderek bana kahve
> getirdiklerini öğrendiğimde
> hakikaten çok mahçup olmuştum..
> Aslında ev sahibi gibiydik.
>
> Misafir değildik ama her zaman o alakayı gördük.
> Agcebedi’den ayrılmış ve Berde’yi geçerek
> trene binip yola koyulmuÅŸtuk.
> İstikamet Bakü…
> (Sayfa 216)
>
>
> Bu arada hadiseler süratle gelişerek
> Gence’de boy veren zehir ağacının fitne
> çiçekleri açılmıştı.
>
> AH Cephesi mensubu Mehman ismindeki bir vatanseveri
> vurarak
> harekete geçen asiler kısa bir sürede şehirde
> büyük bir kargaşa
> çıkarmışlardı.
>
> 4 Haziran 1993 Cuma sabahı başlayan hadiselerin
> tesiri süratle gelişerek
> diğer şehirlere de sıçramış ve Azerbaycan tam
> bir kaos ortamına girmişti.
>
> Karışıklık üzerine bizim çabamızla kurulan
> Šıhov Taburu da bu mıntıkaya sevk
> ediliyor
> ve Gence Havalimanı civarında üçgün devam eden
> çatışmalar neticesinde
> asi kuvvetler geriye püskürtülüyorlardı.
> (Sayfa 217)
>
>
> Bu sırada Bakü de karışmış ve her kafadan bir
> ses çıkar olmuştu.
> Muhalefet adına konuşan Etibar (İtibar) Memmedov
>
> “Bu eli kanlı iktidarın hemen istifa etmesi icap
> eder†diyerek,
>
> hadiselerin hükümet kuvvetleri tarafından
> çıkarıldığı havasını vermeye
> çalışıyordu.
>
>
> Büyük bir tertibin işlediğinden habersiz olan
> hükümet,
> yapılan tazyiklere fazla direnç gösteremezken,
> isyancıların Bakü’deki destek ve
> tertipçilerinin birinci talebi olan
> “Başbakanın istifa etmesi†şartı derhal
> yerine getirildi.
>
> Sırada daha kimlerin tasfiyesinin isteneceğinden
> habersiz olanlar,
> Başbakan Penah Hüseyinov’un kellesini kopararak
> asilerin önüne atıyordu.
>
> Bakü’ye davet edilen Haydar Aliyev ise
> Elçibey’le görüşüyor ve
> kendisine teklif edilen Başbakanlık yerine
> Meclis Başkanlığı’nı kabul edeceğini
> söyleyerek,
> tek adamlığa doğru gidecek olan süreci de
> adımlamaya başlıyordu.
>
>
> Aliyev’in planı kesintisiz işlemeye
> başlamıştı.
> Hedef tahtasına oturtulan Meclis Başkanı İsa
> kamber’e yönelik
> her taraftan saldırılar başladı.
> İsa Kamber …istifasını verdi.
> (Sayfa 218)
>
>
> Haydar Aliyev , kendisini asrın firavunluğuna
> götürecek olan yolda
> oldukça mühim bir mesafe almış olarak Suret
> Hüseyinov’un yanına Gence’ye
> gitti.
>
> Oyunun yeni halkalarını harekete geçirmek için
> Hüseyinov’a bir müddet daha ihtiyacı vardı.
>
> Gence’de yapılan görüşmede;
> kısa bir süre sonra Elçibey’in de istifasının
> istenmesi karar altına
> alınarak Aliyev Bakü’ye döndü.
>
> Haydar Aliyev artık Azerbaycan Meclis Başkanı
> idi.
> (Sayfa 219)
>
>
> Hadiselerin seyri deÄŸiÅŸiyordu.
> 18 haziran 1993 Cuma sabahı Elçibey’in
> Nahçivan’ın Keleki köyüne gitmesiyle birlikte
> Rus korumasındaki isyancılar da gelerek
> Başkanlık Sarayı’na oturdular.
> Azerbaycan için artık yeni bir çile dönemi
> başlamıştı.
>
>
> Bu arada Azerbaycan KGB’sinin Türkiye masası
> şefi Adil peşimize düşmüştü.
> Šehrin dikkat çekmeyecek semtlerinde
> birçok evimiz olduğundan çok rahat bir şekilde
> çalışmalarımıza devam
> ediyorduk.
>
>
> PKK fırsat bildiği kargaşa ortamında
> Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’da yaşayan
> Kürtleri kışkırtmak için
> Bakü’de tesirli bir merkez oluşturarak yoğun
> bir faaliyete başlamıştı…
> bu tehlikeli yapılanma süratle gelişiyordu.
>
> Bir ateş çemberinin tam orta yerindeydik.
> Bakü, kirli ajanların cirit attığı bir casuslar
> arenasına dönmüş ve
> her devlet, bu kargaşa ortamından kafi derecede
> istifade edebilmek için
> kolları sıvamıştı.
> (Sayfa 220)
>
>
>
> Bir arkadaşımla Hazar sahilinde bir çay
> bahçesinde oturmuş sohbet ediyorduk.
> O ara bir hareketlenme fark ettim.
> On kiÅŸi kadar olan bir grup,
> parktaki havuzun kenarında toplanarak koyu bir
> tartışmaya başlamışlardı.
> PKK dağ kadrosundan kalabalık bir ekibin,
> geçici olarak üslendikleri Ermenistan’daki
> kamplarında çıkarak
> Azerbaycan’a geldiklerini haber almıştık.
> Aralarında Kürtçe konuşan bu grup kesinlikle
> onlardandı.
>
>
> Yanımda savunma tipi el bombası,
> bir Makarov tabanca, dört tane de şarjör ile
> oldukça tesirli bir müdahale
> kudretine sahiptim.
>
>
> O ara yabancı oldukları anlaşılan iki kişi
> belirdi.
> Ayaklarındaki Nike spor ayakkabılar, Levi’s kot
> pantolon ve
> Ray-Ban gözlükleriyle kendilerini derhal ele
> veriyorlardı.
> Zira o dönem Azerbaycan’da bu marka kıyafetler
> uzay adamlarının elbiseleri kadar çarpıcı ve
> göz alıcıydı.
> (Sayfa 221)
>
>
> Saçları kısa kesilmiş,yüzleri her gün tıraş
> olduklarını belli edecek kadar
> pürüzsüz.
> Atletik yapıları, yere sağlam basışları ve
> kemerlerinin üstündeki şişkinlikle kendilerini
> hemen ele veriyorlar.
> Evet bunlar kesinlikle asker..
>
> Ülkede patlak veren karışıklık sebebiyle
> yabancıların neredeyse tamamı burayı terk etmiş
> olmasına rağmen
> bizim askerler hala Bakü’deydi.
>
> Azerbaycan’la yapılan anlaşmalara binaen,
> ordunun modernizasyonu kapsamında Bakü’de
> eÄŸitmenlik yapan
> TSK mensubu oldukları anlaşılan bu iki kişi,
> parktaki gurubun da alakasını çekmişti.
>
> Asker....iki arkadaÅŸ ise derin bir muhabbete
> dalmış,
> etraflarında gelişen olağanüstü hareketlenmeyi
> fark etmeden
> yavaş adımlarla yürüyorlardı.
> Dalgın ve gevşektiler.
>
> Arkadaşım sessizce fısıldadı:
>
> - Bunlara gittikleri memleketin kıyafetlerini
> giymeleri niye öğütlenmez ki ?
>
> - Çünkü burada örtülü bir faaliyet mevzu bahis
> deÄŸil.
> Onlar, uluslar arası anlaşmalara uygun olarak bu
> ülkede bulunuyorlar.
> Ancak şartlar çok süratle değiştiğinden
> onlar da müşkül vaziyette kaldılar.
>
>
> Apocu katiller, kendilerinin de takip edildiÄŸinden
> habersiz olarak
> bu iki kişinin peşine düştüler.
> Biraz sonra tek sıra olmuşlardı.
>
> Bunlar, şehirde yürürken zorlanır ve
> bir müddet sonra arazide olduğu gibi böylece
> ‘yürüyüş kolu’ vaziyeti
> alırlardı.
>
> Belimdeki Makarov’un kemerini yokladım.
> Açıktı..
> Bu çakal sürüsünü tesirsiz hale getirecek
> pozisyonda yürüyordum..
> (Sayfa 222)
>
>
> Inturist Oteli’ne yaklaşmamıza rağmen katiller
> bir saldırı vaziyeti
> almadılar.
> Otelin büyük camlarından akseden görüntülerden
> Apo’nun canilerini rahatlıkla takip
> edebiliyordum.
>
>
> Karar verebilme kabiliyetlerinin zayıf olduğunu
> bildiÄŸimden,
> örgüt emri olmadan kendi başlarına bir eylem
> koymalarını mümkün görmüyordum.
> Ancak tedbiri de elden bırakma niyetinde değildim.
>
>
> Belki de bilgi ve istihbarat maksatlı olarak takibe
> girmiÅŸlerdir diye
> düşünüyordum.
> Yine de hafife alınacak bir tarafı yok.
> Karabağ’da tedbiri elden bırakıp
> mavi hülyalara daldığımız akşam aniden
> yapılan saldırı geldi aklıma.
> Gaflet, aslında ihanetin merdiven basamağıydı
> Bir ülkede hainler, gafillerin hazırladığı
> güzergahta yol alabilirdi.
>
>
> Yanılmadığımı fark ettim. Saldırı olmadı.
> Derken, kalabalık bir arkadaş gurubu ile
> karşılaştığımızda
> Apocular için kaçıp gitmekten başka bir çare
> kalmamıştı.
>
> Askerler ise olup bitenden habersiz bir ÅŸekilde
> otele girerek gözden kayboldular.
> Apocuları takip ederek, kaldıkları inlerinde
> onları bertaraf etmek için de
> lazım gelen zaman ve kafi bir imkanımız mevcut
> deÄŸildi.
> (Sayfa 223)
>
>
>
> Dolaylı olarak Rusya ile yaptığımız harbi
> kaybetmiÅŸtik..
> Arkadaşlarımızı çeşitli yollardan
> Türkiye’ye yollarken,
> birkaç kişi kalan bizler de Bakü’de KGB ile
> köşe kapmaca oynuyorduk.
>
> Azerbaycan’daki arkadaşlarımızı muhtelif hudut
> kapılarını kullanarak
> hasarsız bir şekilde tahliye etmiştik.
>
> Yanımızda, yurt dışında icra edilecek
> faaliyetlerden dolayı
> Türkiye’yi müşkül vaziyete düşürmemek için
> Tovuz Emniyet Müdürlüğü tarafından verilen
> Azerbaycan kimlikleri vardı.
>
> Biz yakın bir çay bahçesinde otururken,
> Azeri pasaportlarımızı da Elazığ yiğidi olan
> bir devlet görevlisine vererek vize için Türkiye
> Büyükelçiliği’ne yolladık.
> On dakika sonra Elazığlı geri dönmüştü.
> Hep beraber Azerbaycan Havayolları’nın bilet
> giÅŸesine gittik.
>
>
> Elazığlı hocadan, Türkiye’de ödenmek üzere
> bir miktar borç alarak biletlerimizi tedarik
> ettiÄŸimizde,
> artık çıkış yapmak için hazır hale
> gelmiÅŸtik.
>
>
> - Ey Azerbaycan !.... tekrar geleceÄŸiz.
> Seni yad ellerde bırakmak yok.
>
>
> Yanımdaki Hamit Hoca seslendi:
>
> - Haydi !.. Bu bir elveda değil, sadece hoşça
> kal…
> Geri çekiliyoruz.
> Tekrar görüşeceğiz, hem de Karabağ’da..
>
>
> Son kontrol noktasında polis,
> çantamda gördüğü bir eşyayı işaret ederek
> sordu:
>
>
> - Bu nedir ?
>
> - Tıraş makinesi…
>
>
> Benim cevabım üzerine havaalanı polisi biraz
> sinirlenerek homurdandı:
>
> - Hemşerim yazıktır..
> Türklerin pulu sizi ne kadar değiştirmiş.
>
> - Üç ildir Türkiye’deyim arkadaş, dil mi kalar
> ? diye cevapladım.
>
>
> ‘Traş’ Azerbaycan aksanında (bir Ülkücü
> olarak Azerbaycan dili diye bir ÅŸey
> kabul etmiyor) saç kırkma olarak geçtiğinden
> dolayı,
> benim konuşmamı dilde bir ‘bozulma’ olarak
> gören polis isyan etmişti.
>
>
> Pasaportumdaki Türkiye vizesini de dikkatle
> inceledikten sonra,
> bana öfkeyle bakarak mırıldandı:
>
> - Geç !...
>
> (Sayfa 224-228)
>
>
>
> Hamit Hoca sessizce fısıldadı:
>
> - Hoca kalk, Türkiye semalarındayız.
>
>
> Hostes anons etmeye başladı:
>
>
> - Degerli yolcularımız, samalyot beş dekkeye
> İstanbul Atatürk Havalimanı’na düşecektir.
> Dikkatiniz için teşekkür ediyrik.
> (Sayfa 229)
>
>
>
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
>
>
>
> YENİDEN AZERBAYCAN
>
>
>
> 2003 Ekim ayının başı….
>
>
> Azerbaycan’ı seçim heyecanı sarmıştı.
> Yaklaşık iki hafta bir zamanı kalan seçimler
> Ülkücü Hareket tarafından büyük bir dikkatle
> takip edilecekti.
> Bu bağlamda bize de tekrar yol görünmüştü.
>
>
> 5 Ekim 2003 sabahı Bakü’de sessiz otoyolda
> süratle ilerlerken
> ben de on sene evveli harp günlerinin unutulmaz
> hatıralarına dalmıştım.
>
>
> Aliyev Elçibey’i aldatarak iktidarı ele
> geçirdiğinde,
> bütün imkansızlıklara rağmen üstün bir
> gayretle savaÅŸan
> bu (kurduğumuz Bozkurt) taburların yirmi ikisini
> derhal laÄŸvetmiÅŸ ve
> personelini de her türlü hile ve desise ile saf
> dışı bırakmıştı..
>
> Biz uzakta olsak da bu kardeÅŸlerimizin vaziyeti ve
> Azerbaycan’daki fevkalade gelişmeler ile
> yakından ilgileniyorduk,
> yaralıları Türkiye’ye getirip tedavi
> ettirmiÅŸtik.
>
>
> Bakü’de ancak göstermelik birkaç yatırım
> yapmıştı Haydar Aliyev
> ki; oğlu İlham, bir gecede beş milyon doları
> kumara basıyordu.
>
> İki milyon insan açlıktan felaket yaşarken,
> ülkenin beşte biri işgal altındayken
> aile mensupları denize saçacak kadar para
> bulabiliyorlardı.
>
> Sabirabad, Saatlı, Elibayramlı şehirlerinde
> Müsavat’ın mitingleri vardı ve
> Aliyev’in sokak timleri tarafından sabotaj
> yapacağı söyleniyordu.
> (Sayfa 238-239)
>
>
> Hemen hareket ettik.
> Elibayramlı’a geldiğimizde saat iki olmuştu ve
> sokaklar sanki terk edilmiş bir şehir havası
> veriyordu.
>
> Büyük arabalarla anayolların girişi kesilmiş,
> bütün kavşaklar silahlı polis ve jandarma
> kuvvetleri tarafından tutulmuştu.
>
>
> Ülkesini işgal eden, kızlarını alıp götüren
> Ermenileri görmezden gelen
> bu çete mensupları, namlularını kendi insanına
> doÄŸrultmuÅŸ,
> sabırsızlıkla ölüm kusmayı bekliyordu.
>
> Sadece miting yapmak, insanlar ile konuÅŸmak
> maksadında olan
> İsa Kamber ve Müsavatçılara iktidarın
> tahammülü yoktu.
>
>
> Å ehrin giriÅŸine yirmi metre boyunda
> baba-oğul Aliyev’in dev bir efişi asılmış ve
> her taraf onların resimleri ile donatılmıştı.
>
> Bir tane bile diÄŸer adaylara ait afiÅŸ ya da resim
> yoktu.
> Böyle bir dengesiz seçim dünyanın hiçbir
> yerinde görülmemiştir.
> (Aslında biraz Cumhuriyet tarihimizi incelesek : ))
> )
>
>
> Arabalarımızı, şehir girişi kesildiği için
> orada bırakmış,
> öncü bir çalışma yapmak için şehir merkezine
> doğru yürüyerek ilerliyorduk.
> Etrafımızı saran Aliyev’in polisleri bizi
> uzaktan takip ediyordu.
>
> Sözlü sataşmalarda bulunuyorlar ama
> biz bunlara aldırmadan ve sürtüşmeden yolumuza
> devam ediyorduk.
> Bize saldırmayı göze alamıyorlardı.
> Tek hareketlilik sadece biz ve sayıları 500’ü
> bulan kolluk kuvvetleriydi.
> (Sayfa 240)
>
>
> Šehir merkezine ulaştığımızda
> arkadaşlarımdan biri bana
> şehrin emniyet müdür Akula’yı (Rusça’da
> köpek balığı) işaret ederek bana
> gösterdi.
>
> Gözlerini bize dikmiş, oturduğu sandalyeye
> sığmayan,
> etleri taşmış bir hayvan irisi yapısıyla ilk
> hareketi bizden bekler
> havadaydı.
> Ancak bizim tahriklere kapılmadığımızı
> görünce sabrı tükendi.
>
>
> Biz meydanda bulunan çay bahçesinde
> üçer kişilik guruplar halinde oturmuştuk ki;
> Akula ayağa kalkarak kükredi:
>
>
> - Bre banditler ! Buraya tehribat töretmeye mi
> gelmiÅŸsiniz !....
>
> - Yok Reis estaÄŸfirullah, biz buraya sadece miting
> yapmak için geldik.
> Bu faaliyetimizi de İçişleri Bakanlığı’ndan
> aldığımız müsaade ile yapıyoruz,
>
> diyen Han Ayvaz , Akula’ya çıkıştı.
>
>
> Akula bize doğru hücum ederek:
>
> - Defolun buradan, şehir dışında nerede
> isterseniz orada miting yapın.
> Menden size icaze.
> Ama burada öğretmenler günü kutlaması var. Size
> miting yaptırmam.
>
>
> Mitingi sabote etmek için Akula kafasına göre bir
> öğretmenler günü icat
> etmiÅŸ,
> bunu da bize bir sebep imiş gibi gösteriyordu.
>
>
> Çaresiz saldıracaktı...
> Benim kıyafetimden yabancı olduğumu anlamış,
> bütün soruları bana yöneltiyor ama eski bir
> emniyet müdür olan Ayvaz,
> Akula’yı üzerine çekerek benden
> uzaklaştırıyordu.
> (Sayfa 241)
>
>
> İsa Bey’in konvoyu ise 20 km dışarıda,
> şehre girmek için bizden haber bekliyordu.
> Gerçi telefon hatlarımız da baz istasyonlarından
> susturulmuÅŸtu.
> Buna rağmen çok ciddi bir haberleşme ağı
> kurmuÅŸtuk.
>
>
> Yolun başında on arabaya yakın bir konvoy gelince
> meyvenin olgunlaştığını düşündük.
> Nihayet arkadaşların iki grup halinde bize doğru
> geldiklerini görünce
> içimizden biri çok süratli bir hamle yaparak
> Akula’yı havalandırdı.
>
> Onun iri cüssesi ile havalanıp yere çarpması
> bütün ‘kapı kulları’nı şoka sokmuştu.
> Bir kısmı deli gibi arkalara kaçarken,
> önde kalanlar da Akula’nın acı ve kaçınılmaz
> kaderini paylaÅŸmak
> mecburiyetinde kalmışlardı.
> (Sayfa 242)
>
>
> Evet, Elibayramlı’da 5 Ekim 2003 Pazar günü
> saat 16.15’te ‘buz kırıldı’.
> Hayatımın en büyük hazzını yaşıyordum.
> Bir çocuk ve yaşlı bir teyzeden başka kimseyi
> görmediğim şehir
> bir anda insanların kaynaştığı cıvıl cıvıl
> bir panayıra dönüşmüştü.
>
> Polisler bir yere kaçışırken,
> şehir halkı da bize, yani meydana doğru
> geliyorlardı.
>
>
> - İsa Bey, İsa Bey !.. sesleri semayı
> kaplamıştı.
>
>
> O hengamede kafasından yara alan bir arkadaşımı
> tedaviye yollayamadım:
>
> - Hastaneye gitmem, diyordu yarasını küçük
> görerek.
> Bu muhteşem tabloyu kaçırmak istemiyordu
> anlaşılan.
>
>
> Nihayet İsa Bey konvoyu görüldü.
> Akula’nın düşmesiyle, yolu kapatan vasıtaları
> kaldırdığımızdan dolayı
> İsa Kamber’in konvoyu rahatlıkla meydana kadar
> geldi.
>
>
> “ Müsavat başkanı, olsun Cumhurbaşkanı
> !....â€
>
> sloganları ve sevgi gösterileri arasında İsa
> Kamber
> 50 metre mesafedeki kürsüye ancak yarım saatte
> gidebildi…
>
>
> İsa Kamber halkın derdine derman oluyordu:
>
> - Ey kardaşlarım, bacılarım, menim ezizlerim,
> siz heç kızınızı bir kumarbaz
> ere verer misiniz ?
>
> - Yooook, sesleri.
>
> - Peki on manatınızı bir kumarbaza emenet eder
> misiniz ?
>
> - Yooook…
> (Sayfa 243)
>
>
> Yarım saat planlanan miting dört saati çoktan
> aşmıştı.
> Baskı ve zulüm altında, açlık ve sefalet
> içerisinde inleyen halk,
> Elibayramlı’da buzun kırılması ile sokakları
> doldurmuÅŸtu.
>
> Bakü’ye doğru yola çıkarken
> 7 Ekim günü yapılacak olan Gence mitinginin
> hazırlıklarına başlamıştık bile…
> (Sayfa 244)
>
>
> 6 Ekim akşamı Gence’ye trenle gitmeye karar
> verildi.
> Saat 22 olmasına rağmen,
> 3 saat süren bir gecikmeyle istasyondan
> ayrılabildik.
>
> Hemen yanımızdaki trenle,
> Berde vilayetine seçim gezisine giden İlham
> Aliyev’in geç gelmesi yüzünden
> yüzlerce yolcu da üç saat gecikmeyle hareket
> edebilmiÅŸti.
>
>
> Beni karşılamaya gelen Müsavat mensubu ile şehir
> merkezine doÄŸru hareket
> ettik.
> Azerbaycan’ın her yerinde olduğu gibi burada da
> gizlilik vazgeçilmez bir korunma usulü idi.
> Aksi taktirde Müsavat’ı desteklemenin cezası;
> eğer ticaretle iştigal ediyorsanız
> dükkanınızın süresiz kapatılması,
> yok eğer memursanız sonsuza kadar işsiz
> kalmanız,
> eğer talebeyseniz, bir daha mektep yüzü
> görmemenizle neticelenen
> cezalarla mücehhez ortaçağ kanunları sizi
> bekliyordu.
> (Sayfa 246)
>
>
> Miting için stadyum tahsis edilmişti.
> Kürsüde ünlü halk sanatçısı Flora Kerimova
> Karabağ mahnısını söylerken binlerce Genceli de
> ona eÅŸlik ediyordu.
>
> Nihayet İsa Kamber’in görülmesi ile ortalık
> kaynamaya başladı.
> İsa Kamber, Türkiye’den destek maksadıyla
> gelenlerle beraber meydana girdi.
>
> BBP genel başkanı Yazıcıoğlu, ATP genel
> başkanı Ahmet Bican Erculasun, Türk
> Ocakları başkanı Nuri Gürgür, Türkmen Vakfı
> başkanı Mustafa Tombuloğlu,
> Ahmet Karaca vs…
>
> Hatta Yaşar Nuri Öztürk bile
> Bakü’ye kadar gelmiş fakat ne hikmetse oradan
> Ankara’ya geri dönmüştü.
>
>
> Misafirler Bakü’ye dönerken biz bir beldeye,
> Mingeçevir’e yöneldik.
> Sonra, İsa Kamber’le birlikte Ağdaş’ta
> dinlenmeye çekildik.
> Aliyev’in suikast grupları çevremizde akbaba
> gibi dolaşıyordu.
>
> …Artık büyük gün için Bakü yoluna
> koyulmuÅŸtuk
>
> Yol boyu sefalet ve yokluÄŸun hakim olduÄŸu bir
> araziden geçiyorduk.
> Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan
> Azerbaycan’ın
> maalesef milli gelirleri bir aileye pay
> edildiÄŸinden,
> halk fakr-u zaruret içerisindeydi.
>
> 15 Ekm seçimlerini bir çıkış yolu olarak gören
> halk
> İsa Kamber’in etrafında toplanmaya devam
> ediyordu.
> (Sayfa 247-48)
>
>
> 12 Ekim Galebe mitingi, seçim sonuçlarının erken
> bir tezahürü gibiydi.
> Bakü sokakları ellerinde İsa Kamber’in
> resimleri ve
> Müsavat pankartları olan insanlar tarafından
> doldurulmuÅŸtu.
>
> Bu muhteşem gösteri, Aliyev rejimini dehşete
> düşürmüş,
> kaybetmenin önlenemez neticelerini kendi
> gözleriyle görmüşlerdi.
>
> Bu vesileyle seçimleri kazanmak için icap eden
> sahtekarlık,
> mutlaka yapılması lazım gelen bir çare olarak
> görünüyordu.
> Rejim ne pahasına olursa olsun mevcudiyetini koruma
> kararındaydı.
> (Sayfa 250)
>
>
> Nitekim, 15 Ekim seçimlerinin başlamasıyla
> beraber biz de
> Bakü’nün civar illerinde çalışmalarımıza
> başladık.
> Hangi seçim noktasına gitsek,
> asker ve polislerden müteşekkil baskı unsurları
> hemen karşımızda
> beliriyordu.
>
>
> AGIT mensupları ve diğer gözlemciler ise,
> hayret ve dehşet içerisinde kalmış, olanları
> rapor bile edemiyorlardı.
>
> Bizim gazeteci hüviyetimiz buralarda çok işe
> yaramıştı ki;
> en azından bir müdahale olmadan sahteciliği
> yakından takip etme fırsatı
> yakalmıştık.
> (Sayfa 251)
>
>
> Okullardaki seçim sandıklarının kapısı polis
> destekli öğretmenler tarafından
> kesilmiÅŸ,
> buraya gelen seçmenler tehdit ve şantajla
> yönlendirilmek isteniyordu.
>
> Sandıkların açılmasıyla da ok yaydan
> çıkmıştı.
> Bakü 8 sayılı seçim mıntıkasında yaşlı bir
> kadın feryat ediyordu:
>
> - Benim oyum nerede ?.….
>
> Evet, tahmin edildiği gibi bu sandıktan İsa
> Kamber’e oy çıkmamıştı.
>
>
> Bu bir seçim değil, atamaydı.
> Seçmenlerin büyük bölümü “Merkezi Seçki
> Komisyası†önünde toplanmış,
> isimlerinin seçmen listelerinde olmadığını
> söylüyorlardı.
> İtirazları fayda etmedi.
>
>
> Müsavat parti merkezine geldik…vakit gece
> yarısı olmuştu..
>
> Oylarının takipçisi olmak isteyen halk,
> Müsavat Partisi’nin önünde toplanmaya
> başladı.
>
> Ancak kısa bir müddet sonra
> Bakü’de vazifeli 5000 civarında özel eğitimli
> Aliyev kuvvetleri vasıtasıyla
> başta parti merkezi olmak üzere, her yer kuşatma
> altına alındı.
> (Sayfa 252)
>
>
> Müsavat parti merkezinin önündeki sokakta
> polisle göstericiler arasında kısa süreli bir
> arbede çıkmış ve
> halktan bazı insanlar yara almıştı.
> Partinin önünde 30-40 kişi kalmıştı.
> Bu hengamede yaralananları içeri almak için biz
> de dışarı çıktık.
>
> Biz dışarıda kapının önündeyken
> Aliyev kuvvetleri elektrikleri aniden keserek
> hücuma geçtiler.
> Türkiye’den arkadaşım Atilla Kaya bu esnada
> başından ağır darbe alarak
> yaralandı.
>
> Yine Suat Başaran gözaltına alındı.
> Ben de ufak tefek sıyrıklar aldım.
> Saat 00.30 civarında tekrar Genel Merkez’e
> çekildik.
> (Sayfa 253)
>
>
> Arkamızdan kapıları demir ortaklarla takviye eden
> Müsavatçılar
> polisin girişine mani olmuşlardı.
>
> Bir an evvel Atilla’nın tam teşekküllü bir
> hastanede tedavi edilmesi icap
> ediyordu.
> Takriben yarım sat sonra, polisle yapılan
> pazarlıklar neticesi
> dört kişi olarak, kuşatma altındaki Müsavat
> Parti Merkezi’nden ayrıldık.
>
> Aliyev’in cellatları bizi arabaya kadar takip
> ettiler.
> Sürücümüzün usta manevraları sayesinde takibi
> muvakkaten de olsa kırmıştık
> (Sayfa 254)
>
>
> Hastanenin içerisi çok kalabalıktı.
> Musavat Genel Merkezi önünde yaralanan
> birçok kişi burada tedavi oluyordu.
> Sahte bir hüviyetle kayıt yaptırdık.
> Atilla Kaya’nın filmleri çekilerek, yarasına
> yedi dikiş atıldı.
>
> Uyumadan sabahı etmiştik.
> Öğlene doğru….Müsavat’ta…kuşatma
> kaldırılmıştı.
>
> Artık istikamet doğruca halkın yürüdüğü
> Azatlık meydanıydı.
> Seçim sahtekarlarına karşı halk ayaklanmış,
> Azatlık Meydanı’na doğru akın akın gidiyordu.
>
> Daha dün Aliyev’in emriyle halkın kanını
> döken cellatlar,
> bugün bu kutsal meydanda kendi kanlarının
> dökülmesini çaresizce
> seyrediyorlardı.
> (Sayfa 255)
>
>
> Burada acı bir hakikati belirmeden geçemeyeceğim.
> 16 Ekim 2003 hadiseleri sırasında
> Azerbaycan’ın İstanbul Başkonsolos’u verdiği
> beyanatta,
> Ülkücülerin Bakü’de ne aradığını soruyor
> ve
> bizlerin orada olmasını yabancı bir memleketin
> içişlerine müdahale
> sayıyordu.
>
>
> Peki 1918 senesinde, 1130 yiğit Anadolu’dan
> kalkıp gelmiş ve ….
> O topraklar için canını vermişler de,
> yabancı bir memleket için mi canlarını
> vermiÅŸlerdi ?
>
> Keza bizler de 1992-93 senelerinde
> 1918 kahramanlarının bıraktıkları yerden
> bayrağı alıp,
> Karabağ Harbi için…..Ermeni destelerini
> yıldırırken de
> yabancı bir memleket için mi yapmıştık o
> ölümüne faaliyetleri ?
> “bir millet, iki devlet†ilkesini hayata
> geçirmeliyiz.
> (Sayfa 256)
>
>
> On sene evvel olduÄŸu gibi, KGB tekrar peÅŸimize
> düşmüş ve
> Azerbaycan’da tekrar bir köşe kapmaca oyunu
> başlamıştı.
> Çıkış yapmaya kara veriyoruz.
>
> Ancak mutlak bir ziyaret yapmamız lazım; Šehitler
> Hıyabanı
>
>
> Šehitlikte çok arkadaşım yatıyordu…
> Azerbaycan milli kahramanı, Terter batalyon
> kumandanı Vezir,
> 1993 senesinde Karabağ’da şehit olduğunda,
> buraya getirip topraÄŸa vermiÅŸtik.
>
> Vezir’in kabrine yöneldim.
> Buraları o zaman bu kadar dolu değildi.
>
> Asker ve sivil, uzak ve yakından gelen Türkler
> şehit düşerek
> bu kara toprağın bağrına gömülmüşler,
> ancak ‘Kan Fırtınası’ oertalığı kasıp
> kavururken,
> o çile günlerinde alev topu haline gelmiş
> binlerce yürek,
> hala canlı, sıcak ve paha biçilmez bir mücevher
> gibi etrafına ışık saçmaya
> devam ediyordu…
>
>
> BİTTİ
>
>
>
>
>
>
--------------------------------------------------------
Cemil Celepci
cemilc...@yahoo.com
Istanbul / Turkiye
islamic...@yahoogroups.com Moderatörü
http://groups.yahoo.com/group/islamicdialogue - Turkish and English messages
http://groups.yahoo.com/group/islamicdialogue3 - Only English messages
http://www.network54.com/Forum/417329 - Turkish and English messages
These links may be visited for memberships or for reading the archive.
Bu linkler üyelik veya tüm mesajları okumak için ziyaret edilebilir.
__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Tired of spam? Yahoo! Mail has the best spam protection around
http://mail.yahoo.com