Sükûtla Yaşamak Sükûta Yol Almak

22 views
Skip to first unread message

Serdar bilge

unread,
Feb 16, 2022, 1:03:41 AM2/16/22
to Özet alıcıları, Özet alıcıları

Vahit Göktaş

 

Sükûtla Yaşamak Sükûta Yol Almak

Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (ks.)

 

Günümüzde modern insanın en çok ihtiyaç hissettiği hususların başında sükût gelmektedir. Gürültü, laf kalabalığı, sözle taarruz, bağırmak, münâkaşa, dedikodu, kalp kırma, sözle itibar cellatlığı,  insana ve topluma zarar vermekt.edir. Yapılan lüzumsuz uzun telefon görüşmeleri, birkaç cümleyle ifade edilebilecek merâmı, demagoji yaparak uzatmalar, herkesin aynı anda konuştuğu fakat hiç kimsenin dinlemediği meclisler, hele hele trafikteki sözlü kavgalar, toplu taşım araçlarındaki yüksek sesle konuşmalar; müzik dinlemeler, günlük arbedeler, gıybet, iftira gibi hususlar hem gönlü yormakta hem de ciddi mânevî ve sosyolojik/içtimâî rahatsızlıklara sebep olmaktadır.

Bu yazıda, hayatı bizim için güzel bir misal olan Hakk dostu Sâmî Efendi Hazretleri’nin sükûtî yaşantısından bahsedilecek, mevzu ile ilgili görüşlerinden bir demet sunulacaktır.

Sâmî Efendi, Rasûlullah’ın (s.a.v.) “Ya hayır söyle, ya sus” hadîs-i şerîfi’ni bir hayat prensibi olarak uygulamış, tebliğ irşad görevlerinin dışında ekseriyetle sükûtî bir hayat sürmüştür. Huzur halinde yaşamıştır. Neredeyse hayatı boyunca ağzından lüzumsuz kelime çıkmamıştır. Zaruret dışında konuşmamıştır. Dâimâ zikir ve murâkabe ile meşgul olmuştur. Az sözle çok şey ifade etmiştir. Sözü, amelinden sayan kişinin az konuşmasının icap ettiğini söylemiştir. Sükût sohbetleri yapmıştır.

Muhterem Abdullah Sert Hocaefendi, bir hâtırâsında Sâmî Efendi Hazreteleri’nin sükût sohbetini şöyle anlatır:

“Merhum Musa Efendi Üstadımız’la beraber 1977 yılında umreye gitmiştik. Medine’ye vardığımızda bir gün; “Mevlânâ Ziyâeddîn Efendi’nin ziyaretine gidilecek” dendi. Mevlânâ Ziyâeddin Efendi, Hindistanlı bir Allah dostuydu. Sâmî Efendi’nin çok sevdiği bir zattı. Her yıl Sâmî Efendi’nin ihvanı geldiği zaman grup halinde kendi dergâhlarına davet ederler, ikramda bulunurlardı. Bizim gittiğimiz o sene tahminen 100 yaşlarında filandı. O ziyarette Mevlânâ Ziyâeddin Efendi dua ederken benim çok etkilendiğim bir husus oldu. Hassaten Türkiye’ye dualar ediyordu. “Hindistan’dan bir Allah dostu, Medine’de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in huzurunda Türkiye’deki mü’minler için dualar ediyor, işte İslam kardeşliği budur.” demiştim.

Duası bittikten sonra “Sâmî Efendi geliyor mu?” diye sordu. “Az sonra gelecek.” denildi. Biraz sonra Sâmî Efendi Üstâzımız teşrif ettiler.

Sâmî Efendi “es-selâmü aleyküm dediler ve yakınında bir yere oturdular. O da “ Ve aleykümselam” diye mukabelede bulundular. Biz bekliyoruz, bizim anladığımız manada sohbet olacak diye. Türkçe mi, Arapça mı konuşacaklar diye düşünüyordum. Fakat derin bir sükût başladı. Müthiş bir sükût ama. Mecliste çıt çıkmıyor, sanki dünya durdu. 5 dakika, 10 dakika geçti. Kimsenin nefes aldığını bile duyamıyorsunuz. Sanki birisi nefes alsa sükût bozulacak gibi.

Bir ara; “Şu sohbet bitse de dışarı çıksak.” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Çünkü o sohbetle birlikte çok güçlü bir manevi hava oluştu. Sanki bir fırına girmiş gibi farklı bir atmosferi yaşıyorsunuz. Gönlümüzün üzerinde manevi bir baskı oluştu, başka bir şey düşünemez hale geldik. Bazen bir sessizlik olur ama siz hayalinizdeki başka şeylerle meşgulsünüzdür. Ama o mecliste bulunanların sanki kalplerini aldılar ellerine, kendilerine bağladılar ve bir şeyler şırınga ediyorlar. Siz de başka bir şey düşünemiyorsunuz ve teksif olmuş vaziyette bekliyorsunuz. Veya yeni tabirle “kilitlenmiş” vaziyettesiniz.

Tahmin ederim 25 dakika geçti ve Fatiha dediler. Gerçekten benim hayatımda haz aldığım, unutamadığım ender sohbetlerden biriydi. Onun için sohbetin illa ki şifahi olması gerekmiyor. Eğer kalpleri toplayabilirsek, tasavvufi manada cem makamında olursa, tefrikada, dağınıklıkta değil de toplanmak noktasında olursa o zaman sükût sohbetleri de çok müessirdir. Elbette o cemaati o sükûtta toplayabilecek manevi güce sahip bir hal ehlinin nezaretinde.”

Sâmî Efendi Hazretleri genç yaşlarından itibaren tasavvufi edeple yetişmiştir. Onun Kelâmî Dergâhı’ndaki hâlini anlatan şu ifadeler ne kadar câlib-i dikkattir: “O çok az uyur, akşamları yatakları serer, herkesle beraber yatağına girer. İnsanlar uyuduktan sonra sessizce kalkar, yeniden abdest alır, seccadesi üzerinde uzun müddet tesbih, tehlil, zikrullah ve tefekkürle meşgul olurdu. İmsaktan evvel, bahçeden odun getirip kazanı yakar, gusül ihtiyacı olanlar için sıcak suyun hazır olduğunu haber verirdi.”

Mûsâ Efendi (ks.) Sâmî Efendi Hazretleri’nin sükûtiliği şöyle ifade eder: “Fem-i saadetlerinden ne bir kelime noksan ne de bir kelime fazla çıkardı. Her mana ve kelimesi yerli yerinde idi. Tane tane konuşurlar, mühim olanları üçer kere tekrar ederlerdi. Hiçbir fert ile çekiştiklerini münakaşa ettiklerini, gıybetini yaptıklarını ve münazaraya girdiklerini gören, işiten yoktu.  

Teslimiyet, tasavvufta kişinin mânevî terakkisi için elzemdir. Sükût ise teslimiyetin bir tezahürüdür. Mûsâ Efendi (ks.), Sâmi Efendi Hazretleri’nin uzun yıllar hizmetinde bulunmasına rağmen istediği soruyu rahatlıkla soramadığını söyler ve şöyle der: “Cenâb-ı Hakk’ın lütfu olarak huzurlarında uzun seneler kaldı isem de en zaruri sözler hariç, bu müddet zarfında kendilerine bir sual sormak cür’etini bulamadım. Takriben 20-22 sene geçmişti. Bir gün cesarete gelip: “Efendim, hayli zamandan beri huzurunuzda bulunmaktayım. Buna rağmen herhangi bir şey sormaya cesaret edemedim. Hâlbuki birçok kimseler sizinle hayli görüşmeler yapıyorlar. Ve fazlası ile istifade ediyorlar. Acaba fakirin hali ne haldedir?” dedim. Cevaben buyurdular ki: “Teslimiyet ehli için sorgu ve suale lüzum yoktur. Bu, Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri’nin sözlerindendir.”

Sami Efendi Hazretleri, seyr u sülükte riyazetin; bunun yanında rahat ve huzûrun şartlarını şu şekilde sıralar: Az yemek, az konuşmak, az uyumak, uzlet etmek.

Sükût ehlini çok severlerdi. Onlara yanlarında yer ayırır iltifatta bulunurlardı. Yanında bulunanlar onun sessizlik anında derin bir huzur hali yaşamışlardır.

“Tefekkürleri bol, ıstırahatleri azdı. İşyerine giderken vapurun zemin katına oturup (vakitlerini) sükûtla değerlendirmeye çalışırlar ve “Şimdi de makinenin zikrini­ dinleyelim.” buyururlardı.”Taksi ile beraber yolculuk yapanlar “Biz de Efendi Hazretleri’nin sesini sizinle beraber duyarız.” derlerdi. Takside (neredeyse) hiç konuşmazlardı.”

“Sâmi Efendi Hazretleri sözüne o kadar dikkat eder ki kimse ile husumet oluşmadan, kimse ile tartışmadan Kur’an-ı Kerîm’in mesajlarını gündeme getirirdi.

Sorulara cevabı kısa ve öz idi. Yakınında bulunanlar onun bu halini şöyle ifade ederler: “Hicaz ve Anadolu yolculuklarında günler ve haftalar geçerdi de fem-i saadetlerinden ancak söylenmesi icap eden en zaruri sekiz on kelime çıkardı. Fakat sohbetlerindeki “kalp” ve “gönül” bahisleri müstesna... O zaman icap ederse büyük bir şevkle saatlerce konuşur, en ufak bir yorgunluk hissetmezdi.”

Cenâb-ı Hakk’ın insana iki dudak, bir dil vermesinin hikmetinin, iki susup bir konuşmak olduğunu belirterek, susmanın önemine dikkat çekmişlerdir.

Sâmî Efendi Hazretleri’nin sohbetlerine sessizce gelinir, sessizce sohbetin yapılması beklenir, sohbet sessizce dinlenir, sohbet bittikten sonra, ikram varsa sessizce ikram alınır ve sessizce dağılınırdı.

Efendi Hazretleri’nin sohbetlerinde sükût ile ilgili söylediği birkaç hikmetli söz/kelâm-ı kibâr şöyledir:

Sükût güzel ahlâkın başıdır, seyyididir.” “Sükût hikmettir ve yapanı da azdır.” “Lüzumsuz şeylerden sükût, ibâdetlerin başıdır.” “Sükût, mücevhersiz bir nimettir. Sükût, kuvvetsiz, kudretsiz, hâkimiyetsiz bir heybettir.”

Neredeyse hayatı boyunca lüzumsuz tek kelime konuşmamış ve çok sükûtî bir hayat yaşamış olan Sâmî Efendi Hazretleri’nin cenazesi de 12 Şubat 1984’te Mescid-i Nebevî’de kılındıktan sonra büyük bir sessizlik içinde, güzide bir topluluk tarafından Cennetü’l-Baki’ kabristanına defnedilmiştir.

Rabbimiz sâlihler yolundan bizleri ayırmasın! Amîn!

 

Dipnotlar: 1) Sükût sohbeti ile ilgili bir hatıra için bkz. Mustafa Eriş, Hatıralar 1, s. 163-164; Abdullah Sert, İrfan Sohbetleri, s.240. 2) Sâdık Dânâ, Sultânu’l-Ârifîn eş-Şeyh Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu, s. 73, s.14. 3) Sadık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri V, Erkam Yayınları, İstanbul 2002, s. 166; Adem Ergül, Sâhibü’l-Vefâ Hâce Musa Topbaş (ks.), s. 138. 4) Ramazanoğlu Mahmud Sâmi, Mükerrem İnsan, s. 26. 5) Sâdık Dânâ, Sultânu’l-Ârifîn, s. 56. 6) Zahide Topçu-Mehmet Topçu, Sohbet-i Ârifân (Büyüklerin Sohbetleri), Erkam Yayınları İstanbul 2013, s. 14.. 7) Mustafa Kamer, Kamerzâde, s. 34. 8) Abdullah Sert, İrfan Sohbetleri, s. 352. 9) İbrahim Es, “Susan Kurtuldu”, Altınoluk Dergisi, Ağustos 2000, sayı 174, s. 18. 10) Osman Nuri Topbaş, Altın Silsile, s. 524. 11) Mustafa Eriş, Hatıralar 1, s. 166. 12) Sâmi Efendi’nin sükûtiliği ve sükûta dair sözleriyle ilgili geniş bilgi için bkz. Sâdık Dânâ, Sultânu’l-Ârifîn, s. 56-61.

 

MAHMUD SAMİ RAMAZANOĞLU’DAN HATIRALAR

İki Susmak Bir Konuşmak Gerek

Bir sohbetinde Sâmi Efendi Hazretleri, “Allah’ın iki dudak bir dil verdiğinden, iki susmak, bir konuşmak icâbettiğinden” bahsetmiş, huzurunda bulunan zevat-ı kirama hallerine uygun bir mesaj iletmişlerdi.

O sohbetten çıkarken iki dervişi birbirlerine şöyle söylemişlerdi: “Artık iki konuşup bir susmayacağız.”

Eskiden tasavvufî terbiyede mürşidler, çok konuşan dervişleri susmaya alıştırmak üzere dillerinin altına bakla koyarlarmış.

Onlar da baklayı düşürmemek için konuşmazlarmış.

Şimdiki zamanda, hem bakla koymak, hem de biber mi sürmek gerekir, diyor bu satırların yazarı kendi perişan haline bakarak... Vesselam.

Mahmud Sami Efendi’den Hatıralar-1. Mustafa Eriş, s. 166

Ehli Gafletten Uzak Durmak

Muhterem Üstaz (k.s.) kâmil insan yetiştirme konusunda hayatı âdeta formüle etmişlerdi.

Allah Teâlâ hazretlerinin koymuş olduğu ölçülere öncelikle kendi hayatında riayet ederek İslâmî güzelliklerin sergilenmesinde rehber olmuşlardı.

Sohbetlerinde, ehl-i gafletten uzak kalınmasını tavsiye ederlerdi. Sevenlerinin bu konu üzerinde titizlikle durmalarını arzu ederdi. Mânevî evlâdlarının her yerde sâdıklarla, sâlihlerle beraber olmasını isterdi.

Bir ziyaretinde Fatih’li Hüseyin amcaya şu tenbihatta bulunmuşlardı.

“- Hüseyin Efendi! Siz işiniz icâbı değişik insanlarla ihtilât edersiniz. Aman ha!.. İşinizi bitirdikten sonra derhal oradan ayrılın. Ehl-i dünya ve ehl-i gafletle bir arada bulunmayın.

Onlarla hemhal olmayın! İşiniz îcâbı kadar oturun, görüşün” buyurmuşlardır.

Mahmud Sami Efendi’den Hatıralar-2. Mustafa Eriş, s. 72

 

Kaynak: altınoluk Dergisi Şubat-2022, sayı:432, sayfa:26-28

HASEBİ

 

 

Windows 10 için Posta ile gönderildi

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages