Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) çocuklara karşı muamelesi, şefkati, merhamet ve sevgisi, ümmeti ve bütün insanlık için muazzam bir örnekti. Allah Resulü bir çocuk gördüğünde başını okşar, kucağına alır, sever, öperdi.
Hz. Aişe’den rivayet edilen bir kıssa vardır, onu sizinle paylaşmak istiyorum. “Bedevilerden bir grup insan, Resulullah (sav)'in yanına gelmiş. Bunlar bir münasebetle, sahabilere: ‘Sizler çocuklarınızı öpüp sever misiniz?’ diye sordular. Sahabiler: ‘Evet!’ dediler.
Bedeviler: ‘Fakat biz, Allah'a yemin olsun ki, bizler çocuklarımızı öpüp sevmeyiz’ dediler. Bunun üzerine Resulullah (sav): ‘Eğer Allah sizin gönüllerinizden rahmet ve şefkati çekip çıkarmışsa ben ne yapabilirim!’ buyurdu.
Evet rahmet ve şefkat arkadaşlar, bence şu an dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu duygu.
Yine Ebu Hureyre şöyle rivayet etmiştir: “Akra' b. Habis, Peygamber (sav)'i, torunu Hasan'ı öperken görmüş. Bunun üzerine Akra, Peygamber (sav)'e: ‘Benim on çocuğum var. Fakat onlardan hiçbirini şimdiye kadar hiç öpmedim’ demiş. Bunun üzerine Resulullah (sav): ‘Doğrusu merhamet etmeyen kimseye merhamet olunmaz!’ buyurmuştur.
Rahmet, şefkat ve merhamet ne kadar eksildi değil mi dünyamızdan. Tekrar fabrika ayarlarımıza dönmeliyiz.
Efendimizin mübarek yüzü özellikle çocuklara karşı hep yumuşak ve güleçmiş. Çocuklara selam verir, halini hatırını sorar, binekliyse onları atın terkisine alır gideceği yere kadar götürürmüş.
Çocuklarla birlikteyken çocuklaşır, onlarla sohbet eder şakalaşırmış.
Allah Resulü bir defasında yarış yapan çocukları görmüş, onlarla birlikte koşmuş, kuşu ölen çocuğu teselli etmiş.
İnanılmaz değil mi? Gerçekten inanılmaz. O, çocukların neşesine ortak, üzüntüsüne teselli olurmuş arkadaşlar.
Zeyd, 3 ya da 5 yaşlarında iken çok sevdiği ve adını Umeyr koyduğu küçük bir kuşu varmış. Efendimiz (sav) her gördüğünde ona “Umeyr’in Babası” anlamına gelen “Ebu Umeyr” diye hitap edermiş.
Bir gün Zeyd’in kuşu ölmüş ve Zeyd çok üzülmüş. Zeyd’in üzüntüsünü duyan Peygamber Efendimiz o günlerde çocuğun evine taziyeye gitmiş.
Zeyd’i neşelendirmek için, “Ya Ebu Umeyr! Senin Nüğayr (serçeye benzeyen küçük kuş) ne oldu, hayvanı ne yaptın?” diye sormuş. Bu soru Zeyd’i güldürmüş.
Allah Rasûlü Zeyd’i kucağına almış, saçını okşayıp öpmüş, teselli etmiş. “Kimin çocuğu varsa, onunla çocuklaşsın.” buyurmuş.
Arkadaşlar O merhamet Peygamberiydi, babaydı, dedeydi. Mübarek yüzü çocuklara karşı hiç asılmamış, onları kınamamış, zorlamamış, azarlamamış.
Peygamber Efendimiz’in (sav) yanında yetişen Hz. Enes, bir gün şöyle bir hadise anlatmış ki bu çağımızın anne ve babalarına en güzel örnek. Hani bizlere sürekli sorulan çocuklarımızı nasıl yetiştirelimin cevabı.
Diyor ki: “Allah Rasûlü’ne on yıl hizmet ettim. Bana bir kere bile ‘öf’ demedi. Yaptığım bir iş hakkında hiçbir zaman ‘Niçin böyle yaptın?’, ‘Şöyle yapsaydın!’ dediğini duymadım. Bir işi güzel yapamadığımda bana kızmadı, beni kınamadı. Ben, Allah Rasûlü’nün surat astığını bile görmedim.”
Evet arkadaşlar işte bunu yapabilirsek eğer çocuklarımız harika yetişecek, buna emin olun.
“O peygamber biz yapamıyoruz.” dediğinizi duyar gibiyim. Asla böyle bir şey düşünmeyin. Hatta şöyle düşünün: O peygamberken bile bunları yapabildi.
Allah Resulü çocukların kişiliklerine saygı gösterir ve onlara iltifat edermiş. Bazen onların kıyafetlerini över, hastalandıklarında ziyarete gidermiş.
Namaz kıldırırken cemaatin içinde ağlayan bir çocuk sesi duysa dayanamaz, kıraati kısa tutarak namazı bir an evvel bitirirmiş.
Kendisine mevsimin ilk meyvesi sunulduğunda bereket duası yapar ve meyveyi orada bulunan en küçük çocuğa ikram edermiş.
“Küçüklerimize sevgi, şefkat ve merhamet; büyüklerimize de saygı göstermeyen bizden değildir.” diyerek sınırları net bir şekilde çizmiştir.
Asr-ı saadetin çocukları, bütün zamanların en mutlu çocuklarıymış. Çünkü onları çok seven, koruyan, gözeten, kıymet veren, onlarla şakalaşan, oyunlar oynayan, dua edip başlarını okşayan, sırtına bindirip taşıyan Peygamber’le birlikte hatıraları vardı.
Abdullah b. Ömer küçük bir çocukken, babasıyla birlikte Hz. Peygamber’in de bulunduğu bir yolculuğa çıkmış. Abdullah babasının devesine binmiş. Abdullah küçük, deve hızlı ve deve hep kafilenin önüne geçiyormuş.
Babası sık sık kafilenin önüne geçip deveyi geri çevirmek zorunda kalıyormuş. “Abdullah, kafilenin önüne geçme, Allah Rasûlü’nün önüne geçilmez” diye çocuğu sürekli ikaz ediyor, azarlıyormuş.
Babanın çocuğu sık sık azarlaması Hz. Peygamber’i üzmüş. Babaya, “Şu deveyi bana satar mısın?” demiş. Baba satmayı kabul etmemiş, “Ey Allah’ın Rasûlü, deve senindir.” dediyse de Efendimiz kabul etmemiş. Babayı deveyi satması konusunda ikna etmiş.
Deveyi satın alan Peygamber Efendimiz Abdullah’a seslenmiş: “Abdullah! Deve artık senindir, ona istediğin gibi binebilirsin.”
Ne kadar muhteşem bir yaklaşım.
Peygamberimiz kız çocuklarına ayrıca önem vermiş. Kız çocuklarının evlattan sayılmadığı bir zamanda o, kızı Fatıma yanına gelince ayağa kalkar, onu öper ve kalkıp kendi yerine oturturmuş.
Bir sefere çıkacağı zaman önce Fatıma’yı görür, dönünce evvela Fatıma’ya uğrarmış.
“Muhakkak ki siz, kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. O halde çocuklarınıza güzel isimler koyun.” buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz (sav) çocuklara hoşlarına gidecek lakaplar takar, bu lakaplarla seslenerek onları neşelendirirmiş. İsmi güzel olmayan çocukların isimlerini değiştirir, onlara “Yavrucuğum” diye hitap edermiş.
Arkadaşlar O, âlemlere rahmet olarak gönderilmişti. Sevgisi ve merhameti âlemlere yetecek kadar derindi. Mü’minler birbirini sevmeliydi, mü’minler çocuklara muhabbet göstermeliydi, çocuklar emanetti.
Hicrette Peygamber Efendimizi (sav) ilk karşılayanlar çocuklardı. Çocuklar, müjdelerin en güzelini alacaklarından habersiz ellerindeki defleri çalıyor, şarkılar söylüyorlarmış.
Sevinçten yerlerinde duramayan çocuklar “Muhammed (sav) geldi! Peygamber geldi” diye bağırıp koşturuyorlarmış.
Bu sırada kutlu misafir çocukların yanına gelip sormuş: “Beni seviyor musunuz?”
Çocuklar coşkuyla ve hep bir ağızdan, “Evet, çok seviyoruz ya Resulullah” demişler.
Hz. Peygamber’in (sav) yüzü aydınlanmış, tebessüm etmiş ve çocuklara: “Andolsun ki ben de sizi seviyorum” diyerek kendi zamanının ve bütün zamanların çocuklarına en büyük müjdeyi, en güzel hediyeyi vermiş.
Evet arkadaşlar bu videoyu da bitirirken yürek dolusu şu cümleyi defalarca haykırmak istiyorum:
Ya Resulullah, bizler de seni çok seviyoruz.