Mirzabeyoğlu Davası ve Hukuk Haysiyeti -II-
Av. Güven YILMAZ
Mirzabeyoğlu davasının iddianamesinde mevcut ve daha sonra da hükme de aynen yansıyan bir hukuk garabeti örneği daha;
“Emniyet Müdürlüğüne yazılan yazılarımızda sanık Salih İzzet Erdiş’in örgüt içerisinde konumu ve İBDA/C adlı örgütün Türkiye genelinde yaptığı eylemler sorulmuş, Emniyet Genel Müdürlüğü cevabi yazılarında; İBDA/C adlı örgütün liderinin Kumandan kod sanık Salih İzzet Erdiş olduğunu belirtmiştir.” İddianame tarihi 12.01.1999…
Bu tarih itibariyle Salih Mirzabeyoğlu’nun değil örgüt liderliği veya örgüt üyeliği, herhangi bir nedenle dahi sabıkası yok. Hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile verilmiş bir cezanın ancak sabıka kaydına işlendiği de malum… Mahkemeler tarafından verilmiş kararlar dahi kesinleşmeden o kişi hâlâ kanunen mahkûm değil sanık statüsünde iken, Emniyet Müdürlüğü neye dayanarak, Salih Mirzabeyoğlu’nun örgüt lideri olduğunu kesin bir vakıa imiş gibi söyleyebiliyor?
Hadi onlar polis ve onlara göre zaten masum insan yok… Sen emniyet elinde oyuncak olan bir savcı da olsan netice itibariyle bir hukuk tahsili görmüşsün ve “suçu sabit olana kadar herkes masumdur” karinesini ve yine suçun sabitliğinin de ancak hükmün kesinleşmiş olması halinde gerçekleşeceğini bilmen gerekmiyor mu?
Bunu bilmiyorsan seni kim savcı yaptı ise muhatabımız odur. Yok biliyor isen emniyet müdürlüğü tarafından verilen ve ancak “ellerindeki bilgiye göre kanaatlerini” dile getirdikleri bir görüş yazısını nasıl kesin bir hüküm imiş gibi deliller arasında kullanırsın da iddianı bu delile dayandırırsın?
Sen de mahkeme olarak buna itibar edip hükmün gerekçesinde aynen kullanırsın.
Madem bu konuda Emniyet yazısına itibar edeceksiniz; niçin yargılama yapıyorsunuz?
Hukuk devleti miyiz? Polis devleti mi?
Yoksa her biriniz emir komuta zinciri içinde hareket eden birer halka mısınız?
Emniyet açısından baktığımızda; İçişleri Bakanlığı’nın 3 Mart 1998 Tarihli yazısında müvekkilin örgüt üyesi veya yöneticisi olarak nitelendirilmemişken 6 ay sonra ne değişti de birden örgüt lideri oldu ve savcılığa örgüt lideri olarak yazı gönderildi?
Savcılık açısından baktığımızda; 25.05.1998 tarihinde, yayın faaliyetleri yapan bu kişinin yasadışı örgüt üyesi ve yöneticisi olmadığı belirtilmiş iken, 5-6 ay sonra ne değişti de birdenbire bu adam hakkında örgüt lideri diye bilgi veriyorsunuz diye Emniyete sormazsınız?
Söz dönüp dolaşıyor ve Komiser Bahri’nin “yukarıdan öyle istiyorlar örgüt lideri olduğunu kabul edeceksin” sözüne/hükmüne(!) dayanıyor.
Bir diğer önemli husus da örgüt tarafından yapıldığı iddia edilen eylemlerden fiili olarak katılmasa bile örgüt lideri olarak Salih Mirzabeyoğlu’’nun sorumlu tutulması…
1999 öncesi İBDA/C örgüt üyesi olduğu gerekçesi ile pek çok kişi hakkında davalar açıldı. Ancak bu davaların hiçbirinde Salih Mirzabeyoğlu hakkında gerek azmettirmekten gerekse örgüt liderliğinden dava açılmadı.
Şimdi bu hususu kısaca tahlil edelim.
Bu durumda iki ihtimal var.
Birincisi, Mirzabeyoğlu’nun yargılandığı davaya konu iddianamede tek tek sayılan 100 civarında eylem ile ilgili diğer şahıslara karşı dava açıp da müvekkil aleyhine dava açmayan savcılar vazifelerini savsamışlar bu nedenle yargılanmaları gerekir.
İkinci ihtimal; önceki savcıların yaptıkları doğru, buna karşılık bu iddianameyi hazırlayan savcı, yargının siyasallaşması sürecinde emir komuta zinciri içinde vazifesini yapmış olmakla suçlu ve yargılanması gerekir.
Bu söylediğim cümleler şimdiki savcılar tarafından bir suç duyurusu olarak ele alınmalı veya o ya da bu savcılar hakkında vazifeyi suistimalden dava açılmalıdır.
Gelelim yerle bir edilen bir başka prensibe…
“Suçun Şahsiliği Prensibi”…
Salih Mirzabeyoğlu’nun savunmasından; “1975’den beri dergi, kitap faaliyetleri hâlinde fikir üreten ve 1984’den beri de bunu İBDA markası ile gerçekleştiren ben, “fikir suçu” kapsamında doğrudan şahsî faaliyetimle ilgili olarak suçlanabilmem durumu bir yana, ne dün için, ne bugün ve ne de yarın, benden yapılan iktibaslar veya bana yapılan atıflardan dolayı, legal veya illegal işlerin mesulü tutulamam...”
Yine müvekkil savunmasından…
“Ben bir fikir adamıyım; bıçak yaparım, o bıçakla isteyen ekmek keser, isteyen adam keser.” diyerek tek cümleyle aslında suçun şahsiliği prensibini özetliyor.
Ancak bunu anlayacak veya anlamak isteyecek heyet nerede?..
Yeri gelmişken, mahkemelerimiz ve hakimlerimizin durumunu gösteren bir anekdotu aktaralım.
Salih Mirzabeyoğlu, savunmasını yaparken “Ben bir fikir adamıyım; bıçak yaparım, o bıçakla isteyen ekmek keser, isteyen adam keser.” cümlesini söylediğinde mahkeme reisi S.K. müvekkile hitaben “bıçak yapacağına fırın yapsaydın ya” diyor, biz de dayanamayıp “o zaman da fırında isteyen ekmek yapar, isteyen adam yakar” diyoruz, ama bu cümlemiz de diğerleri gibi dikkate dahi alınmıyor.
Yine o günlerde savunmalarımızda da belirttiğimiz suçun şahsiliği prensibi doğrultusunda iddialarımızı teyid eden 2 uzman görüşü hatırlatmakta fayda var.
Birincisi; MİT’in kurucularından ve Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesinin kurucusu ve ilk başkanı Ergün Gökdeniz; 8 Haziran 1999 tarihli AKİT GAZETESİNDE İBDA-C’nin Başbakan Bülent Ecevit’e suikast yapacağı iddiası taşıyan haberleri analiz ederken, bu haberlerin düzmece olduğunu belirterek İBDA-C hakkında aynen şu değerlendirmeyi yapıyor:
“İBDA DEDİĞİNİZ ŞEY BAZI YAYIN ORGANLARI ETRAFINDA BENZER DÜŞÜNCELERİ TAŞIYAN İNSANLARIN BİR ARAYA GELDİĞİ BİR FİKRİYATTIR. TOPLUMUN HER KESİMİ BU TÜR BİRLİKTELİKLER İÇİNDEDİR ZATEN. AMA ÖYLE DÖNEMLER GELİR Kİ, BAZI DEVLET BÜYÜKLERİNE SUİKAST DÜZENLEYECEKLERİ YA DA DÜZENLEDİKLERİ HABERİNİ EN SON BU İNSANLAR DUYAR...”
İkincisi, İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir…
2.11.1999 tarihli Milliyet Gazetesi’nde bir İBDA-C operasyonunu anlattığı basın toplantısında şöyle diyor “Sanıklar kendiliğinden zuhur yöntemini kullanıyorlar ve rüyalarında gördükleri yerleri bombalıyorlar”
Anlayacağınız, savcılarımız ve mahkeme heyetimiz işine gelen emniyet ve istihbarat görüşlerine değer verirken, işine gelmeyenlerde ise üç maymunu oynuyor.
Dergimiz / Sayı: 9