Emperyalizm, Azınlıklar ve Türk Milleti
Kurtuluş ŞAFAK
“Kurtuluş Savaşı
gayesine ermemiştir”
Salih Mirzabeyoğlu
Türk Milleti’nin “ruh kökü”nden gelen son bir iradî hamleyle gerçekleşen, varoluş haysiyetini kurtaran Kurtuluş Savaşı, hem maddede hem mânâda bu milletin İstiklâl Savaşı’dır.
Kurtuluş Savaşı, Türk’ün Tam Bağımsızlık Savaşı’dır.
Millet-Ordu şuurunun dünya çapında oluş davası…
Türk’ün hayat hamlesi olan bu savaş, Anadolu çocuğunun istikbâlini tam kurtaracakken, içimizdeki açıkgöz hiziplerin büyük ihanetiyle aleyhimize neticelendi.
Lozan…
Koskoca Cihan İmparatorluğu, Lozan’daki masada dönemin emperyalistleri tarafından lime lime edildi.
Bütün maddesini tüketmiş, olanca ruh kuvvetiyle Batı emperyalizmine haddini bildiren Türk’ün ruhuna, “Mânândan vazgeçebilirsin!.. Maddesiz yaşayamazsın!” ukdesi aşılandı.
Ve gittikçe kangren gibi yayılan, maddi plânda kurtuluş ukdesi cemiyetin her ferdini sardı.
Tanzimat’tan bu yana, Batı karşısında süregelen yılgınlık, apışmışlık ve aşağılık kompleksi dip noktasını Lozan’la birlikte bulmuş, Türk’ün yeter ki devlet yaşasın kaygısı istismar edile edile, dünya çapındaki liderlik davasından cayılmış, zafer Batı’nın olmuştur.
Lozan’da, Batı emperyalizminin Doğu ve Batı’da Türk’ü imhâ için attığı ilk adım, “azınlıklar” dediği mesele idi…
Türk’ün hükmettiği dönemde “azınlık” diye bir kavram hayâllerde bile yokken, bu psikolojiyi topraklarımıza Batı ekti.
Yahudi güdümünde Batı emperyalizminin ezelî oyunu:
Böl, parçala, yok et.
Topraklarımızda “azınlık” olduğunu kabul ettiğimiz ânda, bölünmenin psikolojik eşiğine ilk adım atılmış oluyor.
Lozan Anlaşmasıyla birlikte söz konusu eşik aşılmıştır.
Sırf bu açıdan bakınca dahi anlaşılıyor ki, İstiklâl Savaşımız yarım kalmıştır.
Henüz gerçek tarihimiz yazılmadığı ve Türk’ün “ruh kökü”ne nisbetle gerçek bir Tarih Muhasebesi yapılmadığından, Lozan’da yaşanan “nazik ân”ın önemi tam anlaşılamayacaktır.
Lozan’da madde madde okunan ve Ankara’nın altına imza attığı anlaşmanın hatırı sayılır yekûnunu, işte bu Batı’nın “azınlıklar” dediği, emperyalizmin topraklarımıza uzanışında, müdahale âleti rolünü gören unsurlar oluşturmuştur.
Rumlar, Ermeniler, Yezidiler, Süryaniler, Keldaniler, Şiîler, Yahudiler, Maruniler, Nasturiler gibi “din” ve “mezheb” esaslı ayrılıkçı şuur aşılanmaya müsait “mesele” unsurlar olarak peşpeşe önümüze sürüldü.
O gün bugündür “şu meselesi”, “bu meselesi” diye diye Batı’nın karşısında gördüğü esas ve temel mesele olan “Türk Varlığı” darbe üstüne darbe alıyor.
Türk’ü savaş alanında etkisizleştiremeyen Batılı, O’nu, çeşitli entrika ve oyunlarla dize getirmeye, geçmişinden utandırmaya, özürler diletmeye ve tam istiklâlci çizgiden tam teslimiyetçi çizgiye çekme davası güdüyor.
Batı bu davayı büyük ölçüde içimizdeki işbirlikçiler eliyle ikâme etmektedir.
Batı’nın Üçüncü Dünya karşısında sergilediği emperyal meseleler, kendi içindeki kutuplaşma ve hesaplaşmalar da dahil, mevzu Türk olunca hep sıfıra indirgenmiştir.
Bu, standart Batı politikacısının psikolojisini şekillendiren realitedir.
Batı’nın tarihî psikolojisinin en köklü dinamiğidir.
Hiç kimse Türk’ü, Batı karşısındaki tarihî psikolojisinden sıyıramaz.
Batı da Türk’e, bu psikoloji olmaksızın bakamaz.
Ancak Türk’ün kaderindeki cilveye bakın ki, Batılı, sözkonusu davasından vazgeçmemişken, Türk milletine seçtirilen ve imparatorluk bakiyesi topraklarda müthiş popüler demokratik tiplerle kadrolaştırılan Lozan zihniyeti, son 10 yıllık zaman diliminde Türk’ü tepkisiz ve etkisiz bırakmış görünüyor.
Bu ne iştir?
Lozan’daki hezimet, Türk’ü Türk içinden vurmaya daima namzet hain kontenjan eliyle vuku bulurken, bu hep Türk’e Batı propagandası yapan alçak ve hain hiziplere vaadilen iktidar ve saltanat payıyla derinleşti ve Halis Türk’ün zaferi, habis Yahudi güdümünde içimizdeki habis ayak takımı tarafından gaspedildi!
Bir asrı bulan yalan üstü yalan tarihte balık kavağa tırmandırılırken, Türk’ü batağa sapladı ve gerçek Türk şahsiyetlisi ne zaman bu yalanı milletine ifâde zemini bulsa, hemen yanıbaşında haini, münafığı, sahtekârı, samimiyetsizi, şerefsizi, işbirlikçisi vesairesi bitiverdi.
Nasıl ki İstiklâl Savaşı’mızda türedi zenginlerimiz tümen tümen, şimdi de aynı…
Bakın; onlar sayesinde adam gibi bir protesto kitlesi bile birleştirilemiyor.
Çok Uluslu Şirketleri ile dostluk adına Batı’yla sıfır sorun korumacılığı baş tasaları iken, içeriye bol gaz aldırıcı reçeteler sunuluyor.
Köle zihniyetli kimi aydın etiketliler de “aman hislerinize kapılmayın, ayağınızı denk alın” yollu telkinlerde bulunuyor.
Dışişleri, Fransa’da “Soykırımı” inkâr edersek ne yapacaksınız diye soruyor.
Soru soranın sorusundan, acizlik ve korkaklığının anlaşılması bir yana, Batı ve Türk topraklarında istenmeyen hadiselere yol açılmasıyla başlarına gelecek işin tüm hesapları aşıp, Batı’yla hesaplaşmanın psikolojisini kaldıracak şahsiyet ve seciyede olmadıkları, olamayacakları açık ve net olarak görülüyor.
Dışişleri, büyükelçileri toplayıp o nazik parmağını -yine büyükelçilere!- sallayarak halka “imaj” çizeceğine, aynı nazik parmaklarla, Batılılarla birlikte altına imza attığı o gizli-açık anlaşmaları bir açıklasa ve bu boyunduruk karşısında milletine ne yapılabileceğini sorsa, bu daha haysiyetli ve şahsiyetli bir tavır olurdu.
Diyelim ki soruldu; bu tavra mukabil Lozan hezimetinden -veya hizmetinden- bu yana geçen 90 yılın son 10 yılında, bu millet hangi zihniyetin psikolojik cenderesine sokulmuş, HATIRLATALIM.
Irak’ta milyonlarca Müslümanın katli SOYKIRIM bilinmemiştir.
Filistin’deki 60 yılı aşkın SOYKIRIM var, dile gelmemiştir.
Afganistan’da yıllardır SOYKIRIM sürüyor görülmemiştir.
Doğu Türkistan’daki SOYKIRIM kendi hâline terk edilmiştir.
Afrika’nın her tarafında, Somali’de, Habeşistan’da, Sudan’da SOYKIRIM devam ediyor; unutulmuştur.
BATI SOYKIRIMI DEVAM EDİYOR!
Cezayir’i, Ruanda’yı zırt-pırt hatırlatmak, zırt-pırt ahmaklıktır.
Olmuş bitmiş, hesabı görülmemiş SOYKIRIMlardan bahsedip işine geldiği gibi “tarihçinin işiyle uğraşmak”, işbirlikçi-hâin kimlikleri unutturma çabasından başka hangi saikle izah edilebilir?
O zaman Batılı da, Ermeni meselesini tarihçiye bırakmalı diyene:
Hop! tarihçinin işini tarihçiye bırak diyebilir?
Anlaşılıyor ki mesele, belli başlı bir dünya görüşünü esas almış GERÇEK VE SOYLU POLİTİKA işidir.
Doğrusu tam da bu sorunun peşinden, tam da bu milletin zekâsıyla alay ve hakaret edildiği, yine aydın dedikleri yazar-çizer takımına bir bakıma küfredildiğini hisseden yok mu sorusu da geliyor; ancak soran kim?
Ben diyor, aydın kimliği de olan biri olarak Sayın Dışişleri Bakanı, Fransa hakkında konuşurken,
Aynı kimliği Irak’ta nasıl gösteriyor?
Afganistan’da?
Doğu Türkistan’da?
Libya’da?
Ve BATI’NIN KANA BOĞDUĞU TÜM DÜNYADA!..
Bir de bu zihniyetin Kürt kimliği iddiasıyla hareket edip savunucuları olan ahmak ve hâin takımı var.
Öyle ki Lozan’daki “azınlıklar” arasına Kürtleri de soktu bu ahmak!
Üstüne bir de “Yahudi soykırımı”nı eklemiş ve ve ve…
Kürtlerin de soykırıma uğratıldığını iddia ederek Batı politikacısına, benden daha kıyak maşa bulamazsın mânâsına ihtarda adet â…
Sanki o Batı, Ermeni’yi kullanarak Müslüman Kürt’ü katlettirmemiş gibi!
Aynı Batı ile yıllardır “Minsk grubu” adı altında Ermeniler’den özür ve tazminatın kolaylaşması için birtakım hesaplar içindeydi AKP, ancak buna da millet değil, Allah fırsat vermedi.
Bu hain tavır da, Batı’ya karşı tarihinde hiçbir karar almamış TBMM’de, son derece demokratik bir şabalaklıkla alkışlanmış, karşısında adam gibi cevap verecek “demokrasi fedâisi” çıkmamıştır.
Öyle anlaşılıyor ki…
Allah adına kandırılan bu millet, gerçekten büyük oynayacak ve gerçekten güdümüne gireceği gerçek liderini bulmadıkça, büyük oyna, ademe mahkûm olmaktan kurtul! ilahî ihtarıyla Doğu’da da Batı’da hep karşılaşacak.
Bir de tarihimizle yüzleşmeliyiz diyenler var.
Bu söz doğru ancak, biraz evvel bahsi geçtiği gibi, Batıcı editoryanın hükmettiği işgal medyasında hiçbir mânâ ifade etmiyor.
Ve bu, İslâmî bir dünya görüşüne nisbetle değerlendirilmesi icab eden hakikat.
“Kimliği için”, “hakikatleri araştırma komisyonu” kurulması teklifinde bulunan Kürt kafası da, dönemin bazı Ermenilerinin omuz başında kimler vardı, bunu kim başlattı?
Buradan başlasın en başta!
Halkı başka, tepesindeki demokratik züğürtleri başka hissedegelmiş bir vasatta;
Hâlimiz, soylu bir tarih muhasebesini dayatıyor.
Hâlimiz, İstiklâl Savaşı’nın gayesine erdirilmesini ihtar ediyor.
Hâlimiz, Tarihî Misyon’umuzun yerine getirilmesini şart koşuyor.
Dergimiz / Sayı: 9