sağlık

149 views
Skip to first unread message

fantom

unread,
Sep 9, 2005, 4:54:40 AM9/9/05
to internet_haber
hastalığımız sırasında canımız hiçbirşey yapmak istemez , ne
bilgisayar kullanmak nede internette sörf yapmak
sağlıgımız konusunda yardımcı olacak bilgiler içeren bir konu
açarak herkese yardımcı olmak istedim , umarım hep saglıklı
olursunuz bu bilgilerden istifade edersiniz

işte ilk sağlık yazısı

Diş sağlığı tüm vücutta etkili

Sağlık Bakanlığı, sağlıksız dişlerin vücuttaki tüm
sistemleri olumsuz etkilediğini belirtti.

Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü,
Türkiye'de diş ve diş eti hastalıklarının önemli bir sağlık
sorunu olduğunu açıkladı.

Diş ve diş eti hastalıkları, sigara ve tütün kullanımı,
yanlış beslenme, ağız, diş sağlığı bakımı ve düzenli diş
hekimi kontrolüne yeterince önem verilmemesi gibi sebeplerden
kaynaklanıyor.

Sağlık Bakanlığı'nın açıklamasına göre diş ve diş eti
hastalıkları, Türkiye'deki insanların yüzde 74'ünü
yaşamlarının bir döneminde etkileyerek, diş kayıplarına yol
açıyor.

Diş eti hastalıklarının ise diş kökünün bulunduğu çene
kemiğinin erimesine kadar ilerleyebileceği ifade ediliyor.

Sağlık Bakanlığı, diş çürüklerinin, sinüzit, bademcik
iltihabı, romatizma, kemik erimesi, diyabet, solunum sistemi ve kalp
hastalıkları ile sindirim sorunlarına yol açabileceğini de
belirtti.

Dişlerin ağrımamasının sağlıklı olduğu anlamına gelmediğine
dikkat çeken açıklamada, ''diş ağrısının olması için diş
çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekiyor" denildi.

Sağlık Bakanlığı, diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde
belirlenmesi için, ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki
kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi de tavsiye
ediyor.

Açıklamada, asit ve karbonhidratların dişin koruyucu tabakası olan
diş minesi üzerinde küçük delikçikler oluşturduğu, bu
deliklerin giderek genişlediği de belirtildi.

Özellikle çocukların aşırı asitli ve şekerli yiyeceklerden uzak
durmaları, bu yiyecekleri yedikten sonra mutlaka dişlerini
fırçalamaları isteniyor.

En etkili koruma düzenli diş fırçalama

Dişlerin sert cisimlerle karıştırılmaması, fındık, ceviz gibi
kabuklu yiyeceklerin dişlerle kırılmaması gerektiği belirtilen
açıklamada, dişleri korumanın en etkili yolunun düzenli
fırçalamak olduğu kaydedildi.

Diş fırçalamanın ilk adımının ise doğru fırça seçimi olduğu
ifade edilirken en uygun fırçanın, naylon ve orta sertlikteki
fırçalar olduğu belirtildi.

Açıklamada, sağlıklı diş etlerinin fırçalama sırasında
kanamadığı ve kanayan diş etlerinin hastalıklı dişlerin
göstergesi olduğu da vurgulandı.

fantom

unread,
Sep 9, 2005, 5:02:17 AM9/9/05
to internet_haber
Diş çürükleri koku yapıyor


Ağız kokusunun en büyük nedenlerinden biri derin diş çürükleri.

Denizli Devlet Hastanesi Diş Hekimi Dr. Nesimi Özbey, "bakımsızlık
sonucu meydana gelen diş eti rahatsızlıkları, enfekte gömülü
(çürük) dişlerde ve tedavi edilmeyen malign dişeti hastalığında
da aşırı ağız kokusu oluşabilir'' dedi.

Ağız kokusunun ailevi problemlere dahi neden olabildiğine dikkat
çeken Dr. Özbey, ağzı koktuğu halde hekime gitmeye çekinen
kişilerin ileride daha büyük sorunlarla karşılaşabileceğini
söyledi.

Boşanma nedeni

Ağız kokusunun farklı problemler yaratabildiğini ifade eden Özbey,
"ağız kokusu kişinin kendisinden çok etrafındakileri rahatsız
etmektedir. Ayrıca ağız kokusu eşlerin boşanma gerekçeleri olarak
da ileri sürülmektedir'' dedi.

Ağız kokusunu engellemek için günde iki kez üçer dakika dişleri
macunla fırçalamak gerekli olduğunu söyleyen Dr. Özbey, "dişler
her gün iki kez fırçalansa bile yüzde 100 temizlenemez. Bu yüzden
yılda en az bir kez de diş hekimine giderek, diş taşlarını
temizletmek gerekir" dedi.

fantom

unread,
Sep 9, 2005, 5:03:49 AM9/9/05
to internet_haber
Yanlış ayakkabı sağlığı tehdit ediyor


Dar burunlu, yüksek ve sivri topuklu ayakkabılar denge bozukluğuna
ve ayak ağrılarına yol açıyor.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Akın
Kapubağlı, yanlış ayakkabı seçiminin, ağrıdan kireçlenmeye
kadar birçok problem yarattığını açıkladı.

Prof.Dr. Kapubağlı, ayakkabı seçiminin büyük önem
taşıdığını belirterek, yanlış seçimin tırnak batmaları, ayak
mantarı, acılı nasırlar, basma bozuklukları, parmaklarda şekil
bozukluklarına neden olduğunu söyledi.

Kireçlenmeye yol açıyor

Uygun olmayan bir ayakkabı seçiminin aynı zamanda çabuk yorulmayı,
bilek burkulmalarını, ayak, bacak ve bel ağrılarını da
beraberinde getirdiğini belirten Prof.Dr. Kapubağlı, "dar burunlu,
yüksek ve sivri topuklu ayakkabılar denge bozukluğuna ve ayak
ağrılarına yol açıyor. Sık sık burkulmalar neticesinde ayak
bileğinde artroz adı verilen kireçlenmeler oluşmaktadır" dedi.

Günlük hayatta, özel aktiviteler dışında, rahat ayakkabıları
tercih etmemiz gerektiğini belirten Kapubağlı, ayakkabının rahat
olması ve alerjik reaksiyonlara yol açmayan doğal maddelerden
yapılmış olması gerektiğini ifade etti.

Prof.Dr. Kapubağlı, özellikle şeker hastası ve damar
tıkanıklığı olanların ayakkabı seçimine daha çok önem vermesi
gerektiğine dikkati çekerek, "bu hastalar mutlaka çok rahat
edebilecekleri ayakkabıları tercih etmeliler, ayak hijyenine özen
göstermeliler'' diye konuştu.

fantom

unread,
Sep 9, 2005, 5:07:19 AM9/9/05
to internet_haber
İnsülin iğnesine son
Diyabet ya da halk arasındaki ismiyle şeker hastalığı, dünyada
milyonlarca kişinin sorunu. Ancak bu hastalıktan muzdarip olanlar,
bundan böyle vücutlarının ihtiyaç duyduğu insülini iğne olmak
yerine nefes yoluyla içlerine çekebilecekler.

Uzun dönemdeki etkileri ya da sigara kullananları nasıl
etkileyeceği belli değil ama ABD Gıda ve İlaç Dairesi, ilk solunum
yoluyla insülin alma önerilerini kabul etmesi yönünde hükümete
tavsiyede bulundu.

Sadece ABD'de yaklaşık 18 milyon diyabet hastası var, bunların
bazıları hasta olduklarının dahi farkında değil. En yaygın olan
tip iki diyabetin aşırı şişmanlık gibi sonuçları olduğu da
düşünülüyor. Bu tip diyabet rahatsızlığı çekenlerde vücut,
ihtiyaç duyduğu insülini salgılayamıyor. Hap yoluyla tedavi olsa
da pek çok hasta enjeksiyon yöntemini tercih ediyor.

Exubera adı verilen yeni ilaç II. Tip Diyabet hastaları için.
Ancak, daha az görülen I. Tip, yani gençlikte görülen diyabetten
rahatsız olanlara tavsiye edilmiyor. Bu uygulamadan yararlanabilecek
diyabet hastaları, insülin iğneleri kullanmaktan kurtulacakları
fikrinin kendilerini heyecanlandırdığını söylüyorlar. Nefes
yoluyla gerekli insülini almak aynı zamanda iğneden korktuğu için
insülin kullanmayı reddeden kişilere de yardımcı olacak.

Ancak federal sağlık denetimcileri, Exubera'nın sigara içen ya da
akciğer rahatsızlığı olanlara nasıl etki edeceğini
tartışıyor. İlacın sınırlanması yönünde bir tavsiyede
bulunulmadı, ancak sigara içenlerin kan şekeri seviyelerinde ani
düşüşler olabilir, çünkü sigara içmeyenlere nazaran daha fazla
insülini içlerine çekiyor olacaklar.

Exubera'nın kaygıya yol açtığı diğer bir neden de uzun
dönemdeki etkileri. İlaç üreticileri, çalışmaları 2019'a dek
sürdürme kararında.

BBC

fantom

unread,
Sep 9, 2005, 5:21:41 AM9/9/05
to internet_haber
Kalbe ve kansere keten tohumu

Dünyada 7 bin yıldan beri bilinen bir bitki olan ketenin, bazı
araştırmalarda meme ve prostat kanseri riskini azaltmaya katkı
sağladığı ve aynı zamanda kalp hastalığının önlenmesinde de
başarılı sonuçlar elde edildiği bildirildi. Tokat Gaziosmanpaşa
Üniversitesi (GOÜ) Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güngör Yılmaz, yetiştiriciliği yapılan
ketenin tek yıllık 60-90 cm kadar boylanabilen otsu bir bitki
olduğunu ve ketenin bir lif bitkisi olmasına rağmen yağlık ya da
tohumları kullanılan tiplerinin daha yaygın olduğunu belirtti.
Ketenin birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığını ifade
eden Prof. Dr. Yılmaz, "Omega-3 yağ asidi kalp hastalıklarının
önlenmesinde başarılı olmaktadır. Kandaki trigliserit ve
kolesterolün düşürülmesi ve kan basıncının azaltılmasına
yardımcı olur. Günümüzde koroner kalp hastalıklarını tetikleyen
beslenme ve yaşam biçimlerinin artmasına karşılık, omega-3
kaynaklarının azalması, koroner kalp hastalıklarının artışına
neden olmuştur" diye konuştu.

fantom

unread,
Sep 9, 2005, 5:23:47 AM9/9/05
to internet_haber
Gerilince unutkanlık başlar

Unutmak, gündelik yaşantımızın bir parçası. Bazılarımız
hafızamızda daha fazla bilgi barındırabilir ve bunları çok daha
kolay hatırlarken, bazılarımız bu kadar becerikli değildir ve
"unutkan" sıfatı alıverir. Ancak unutkanlığın sorun olarak kabul
edilebilmesi için belli bir sıklıktan söz etmek gerekiyor. Eğer
yaşadığı unutkanlık kişinin yaşam standardını düşürüyor ve
günlük aktivitesini bozuyorsa, önlem alınıp tedavi edilmesi
gerekiyor.

İŞ TEMPOSUNU DÜŞÜRÜN

Unutkanlık aslında büyük oranda psikolojik sorunlardan
kaynaklanıyor. Ancak, organik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan
unutkanlıklar da kişinin hayat standardını etkiliyor. Bir problem
olarak unutkanlığın, gençlerde ve yaşlılarda ortaya çıkmasına
göre farklı anlamlar taşıdığını söyleyen Acıbadem Hastanesi
Bakırköy, Nöroloji Uzmanı Dr. Elif Ilgaz, unutkanlığın her yaş
grubunda yaşanmasına karşın, belirgin yaşlarda ortaya çıkan
hastalıkların unutkanlığa daha fazla neden olduğunu söylüyor.
Dr. Ilgaz, gençlerde ortaya çıkan unutkanlığın en büyük
nedenini günlük yaşam stresine bağlıyor. Yoğun iş temposunda
çalışan ve beynine sürekli yeni bilgi kaydetmek durumunda kalan ve
gergin olan kişiler daha unutkan olabiliyor. Bu nedenle unutkanlık
şikayetiyle hekime başvuran gençlerde unutkanlığın psikolojik
kökeni ile birlikte organik nedene bağlı olup olmadığı da
araştırılıyor. Gençlerde ortaya çıkan unutkanlığın organik
nedenlerine bakıldığında, ilk sıralarda troidin iyi
çalışmaması ve B12 eksikliği geliyor.

KİŞİLİK YAPISI DA ETKİLİ

Unutkanlığın aslında insana ait bir kişilik özelliği olduğunu
ve her unutkanlıkta patolojik bir sonuç aramanın doğru
olmadığını anlatan Psikiyatri Uzmanı Dr. Özay Özdemir ise,
ağırlıklı nedeni psikolojik olan unutkanlığı "ağrı"ya
benzetiyor. Ağrının çoğu kez bir sorunun bulgusu olabildiği gibi,
unutkanlığın da bazı durumlarda psikolojik bir semptom
olabileceğine dikkat çeken Dr. Özdemir, kişinin unutmasının
ruhsal sağlığını koruyucu bir işlev gösterebildiğini de
vurguluyor. Bir kişinin ne kadar unutup unutmayacağını, o kişinin
doğumundan itibaren geçirdiği psikoseksüel evreler ve bunun
sonucunda ortaya çıkan ruhsal ve kişilik yapısı etkiliyor. Sosyal
hayatını etkiler boyutta bir unutkanlık yaşayan kişinin kendisine
geldiğinde öncelikle değerlendirme sürecine tabi tutularak sorunun
nedenini bulmaya çalıştıklarını söyleyen Dr. Özdemir,
gerçekleştirdikleri süreçle ilgili şunları anlatıyor: "Buradaki
ilk ayrım, sorunun psikolojik ya da organik bir nedenden kaynaklanıp
kaynaklanmadığı oluyor. Herhangi bir organik nedene bağlı
olduğuna dair bir şüphe de olsa kişi nörolojik değerlendirilmeye
alınıyor. Bazen hem psikolojik hem de organik nedenler unutkanlığa
kaynak olabiliyor. Bu ayrımı çok iyi tespit etmek gerekiyor."

HERŞEYİ UNUTUYORUM DİYENLERE ÖNERİLER

* Aklınıza çok şey tutmaya çalışmayın, notlar almaya
çalışın, bunu alışkınlık haline getirin


* Stresinizi azaltıcı aktiviteler geliştirin


* Düzenli spor yapmaya çalışın


* Beslenmenize dikkat edin


* Sevdiğiniz insanlarla biraraya gelip, sizi mutlu edecek şeylerle
uğraşın


Günlük yaşantınızda çok yoğun stres içindeyseniz, uykusuzluk,
yorgunluk, sık ağlama, hayattan zevk almama gibi şikayetleriniz
varsa, psikiyatrla mutlaka görüşün.

dr.doom

unread,
Sep 10, 2005, 4:45:45 AM9/10/05
to internet_haber
fantom , bu konuları okuyanlar vardır değilmi , eğer yoksa boşyere
ileti göndermeyelim , okumayan varsa bile birgün gelir faydalanır
düşüncesiyle göndermek eniyisi....

Roche ilaç firması Ar-Ge Dünya Başkanı Prof. Dr. Jonathan Knowles,
bugünkü rakamlara dayanarak her üç kişiden birinin kanser
olabileceğini öne sürdü.

Prof. Dr. Knowles, Ceylan Intercontinental Oteli'nde düzenlenen basın
toplantısında, çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Ar-Ge yatırımlarının ABD, Japonya ve Asya'da yükselirken Avrupa'da
düştüğünü anlatan Prof. Dr. Knowles, firmanın geçtiğimiz yıl
araştırma-geliştirmeye 5 milyar İsviçre Frangı harcağını
söyledi.

Onkoloji alanındaki Ar-Ge çalışmaları hakkında da bilgi veren
Prof. Dr. Knowles, ''aramızdaki her üç kişiden biri kanser olacak"
dedi.

Kanser konusunda beş ilaca sahip olduklarını belirten Knowles, "hala
yeni tip kanserlerle ilgili ilaçların denenmesi ve yeni bazı
mekanizmaların testleri devam ediyor'' dedi.

Knowles, ''kanser tedavisi araştırmalarında amaç kişisel tedavi,
yani doğru hastaya doğru ilacın verilmesini sağlamak'' dedi.

Yaptıkları araştırmalarla onkoloji kitaplarının yeniden
yazılmasını sağladıklarını dile getiren Prof. Dr. Knowles,
araştırmalar sayesinde hastalığın moleküler yapısını daha iyi
anladıklarını da ifade etti.

Gen testi

Klinik çalışmaların sürdüğünü belirten Prof. Dr. Knowles,
''bunlardan bir tanesi de gen testi. P53 proteini, bir bekçi gibi
hücrelerin değişmesini, mutasyona uğramasını engeller. Ancak bu
protein, kanserde en sıklıkla değişen proteindir" dedi

Knowles, "tümörlerin yüzde 50'sinde P53 mutasyona uğramış veya
yok edilmiştir. İşte P53'ün mutasyon evresinin belirlenmesi için
bu test üretildi. Böylece, P53'ü normal olan kanser hastaları ile
P53'ü mutasyona uğramış kanser hastalarına farklı tedaviler
uygulanmış olacak" dedi.

Bu testin 2006 yılında bütün dünyada var olacağına
inandıklarını belirten Knowles, tümörün küçülmesini
sağlamayı hedefleyen hap şeklindeki molekülün hayvanlar
üzerindeki deneyinin olumlu sonuçlar verdiğini de anlattı.

Knowles, bunu önümüzdeki yıl insanlarda deneyeceklerini sözlerine
ekledi.

dr.doom

unread,
Sep 15, 2005, 2:18:27 AM9/15/05
to internet_haber
Kadınlarda akciğer kanseri artışta

Türk Göğüs Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. İlker Ökten,
akciğer kanserinin kadınlarda görülme sıklığının arttığını
açıkladı.

Ökten, sigara bağımlılığının kadınlar arasında artışının
hastalığın görülme sıklığı ile alakalı olduğunu da anlattı:

''Akciğer kanserinin birincil nedeni, sigara bağımlılığıdır.
Hastalık, son yıllara kadar erkeklerde daha sık görülen bir
sağlık sorunuydu.

Ama son yıllarda akciğer kanserinin kadınlarda görülme sıklığı
da artıyor. Bu olumsuz gelişmenin, sigara bağımlılığının
kadınlar arasında da artmasından kaynaklandığına inanıyoruz.

Hem kadınlarda ve hem erkeklerde sigaranın neden olduğu akciğer
zarı kanserine en fazla rastlıyoruz.''

Akciğer kanserinin günümüzde en fazla ölüme neden olan
hastalıklar arasında yer aldığını da belirten Prof. Dr. Ökten,
hastalığın nedenlerinden uzak durularak akciğer kanserinden
korunmanın mümkün olduğunu da söyledi.

Hastalıktan korunmak için alışkanlıkların, bulunulan ortamın ve
beslenme biçiminin gözden geçirilmesi gerektiğine de değinen Prof.
Dr. Ökten, "yaşamak istiyorsak çok öldürücü bir sağlık sorunu
olan akciğer kanserinden kendimizi korumalıyız'' dedi.

Prof. Dr. Ökten, teşhisin erken yapılmasının uygulanacak tedaviden
başarılı sonuç alınması olasılığını artırdığını
sözlerine ekledi.

dr.doom

unread,
Sep 15, 2005, 2:20:03 AM9/15/05
to internet_haber

Mucize diyetler rant kapısı

Zayıflama sektörünün rantı iyice yükseldi. Pazardan pay kapmak
isteyen kurumlar zararlı yöntemleri maddi çıkar amacıyla
kullanmaktan çekinmiyor.

Denizli Devlet Hastanesi Beslenme Uzmanı Hasan Yıldız, mucizevi
diyetlerle kısa sürede verilen kilolardan sonra birçok
rahatsızlıkla karşılaşıldığını söyledi. Mucizevi diyetlerin
insan sağlığına etkilerini, fırlatılan bir bumerangın
yakalanamayıp başa çarpması gibi değerlendiren Hasan Yıldız, "Bu
tür bir beslenme programı uyguladığınızda vücut, metabolizmayı
aşırı derecede yavaşlatarak korumaya geçer ve yaşam çok az
gıdayla sürdürülmeye programlanır. Siz hızla kilo verirken
vücut, 'Kıtlık var, yağ depola' emri alır. Aldığı enerjinin
yağdan ve karbonhidratlardan gelenini depolayarak proteini enerji
olarak kullanmaya başlar ve siz farkında olmadan yağlanırsınız.
Proteinler enerji olarak kullanıldığı için vücut kas ve su
kaybeder ve siz kilo verdiğinizi zannedersiniz. Ayrıca vücut,
ileride yine aynı durumla karşılaşma riskine karşı çoğu zaman
daha fazla kilo almaya programlanır" şeklinde konuştu. Günümüzde
rantı oldukça yüksek olan zayıflama sektörlerinin her geçen gün
yeni bir diyet ürettiğini belirten Yıldız, "Bunlar yalnızca maddi
çıkar amacıyla yapılıyor. Bu pazardan pay kapma savaşı içindeki
kurumlar, bilimsel bir dayanağı olmayan birçok yöntemi kullanmaktan
çekinmiyor. Bu da bireyleri ve dolayısıyla toplumu etkileyerek,
kişileri yanlış beslenme ve yanlış hayat tarzına sürüklüyor.
Dikkat edin, bu tür işletmeler parayı devamlı gelen
müşterilerinden kazanır. Bunun sebebi, kısa sürede çok düşük
kalorili diyetlerle kilo verilmesi ve sonuca ulaştıktan sonra bu
kilonun korunamamasıdır" dedi.

dr.doom

unread,
Sep 15, 2005, 2:21:30 AM9/15/05
to internet_haber
Çocuklar dişlerinin değerini biliyor

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre geçmişte 7
yaşındaki çocuklarda eksik, çürük ve dolgulu diş oranı yüzde
52 olan Türkiye'nin, son yıllarda çocuklar ve ailelerin
bilinçlendirilmesiyle 6-7 yaş grubu diş sağlığında bazı Avrupa
ülkelerini yakaladığı bildirildi. Konya Ağız ve Diş Sağlığı
Merkezi Başhekimi Dt. Muammer Gözlü, 6-7 yaşındaki 5 bin 533
çocuğun ağız ve diş sağlığının incelendiğini söyledi.
Araştırma sonucunda göre yaklaşık yüzde 50'sinde çürük, eksik
ve dolgulu diş tespit edilen bu grup çocukların diş sağlığında
gelişme görüldü. Oranının yüzde 23,5 olduğu ifade edildi.
WHO'nun elindeki Türkiye ile ilgili verilere göre ise 6 yaşındaki
çocuklardaki çürük, eksik ve dolgulu diş oranı yüzde 44 iken, 7
yaşındaki çocuklarda yüzde 52 olduğunu dile getirildi.

fantom

unread,
Sep 17, 2005, 8:41:58 AM9/17/05
to internet_haber
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapan Prof. Dr.
Atilla Büyükgebiz, okul çağındaki 10 çocuktan ikisinin obez
olduğunu söyledi.

Çocuk Endokrin ve Ergenlik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Büyükgebiz,
ailelere çocuklarını kalorili yiyeceklerden uzak tutmasını ve
spora yönlendirmesini önerdi.

Hilton Convention Center'da düzenlenen '29'uncu Ortadoğu ve Akdeniz
Ülkeleri Pediatri Dernekleri Birliği Kongresi'ne katılan Prof.Dr.
Büyükgebiz, obezitenin Türkiye'nin ve dünyanın en önemli
sorunlarından biri olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Büyükgebiz, ''obezite çocukluk çağında başlar ve
yeterli önlem alınmazsa bu çocukların büyük bir bölümü
özellikle ergenlik çağında obez olur'' dedi.

Büyükgebiz, yaşıtlarından daha iri görünen çocuklarda obezite
tehlikesi bulunabileceğini de anlattı:

''Obezitenin çeşitli sebepleri var. Genetik olabilir, anne ve babası
obez olan çocuklarda obezite görülmesi daha fazla. Beslenme
alışkanlıkları, 'fast-food' denilen yüksek kalorili gıdaların
tüketildiği ülkelerde obezite daha fazla görülüyor.

Hareketsizlik, fazla yemek yemek ancak alınan kalorilerin
hareketsizlik sebebiyle yakılamaması. Ayrıca, son yıllarda
çocukların bilgisayar ve televizyona bağımlı hale gelmesi de
obezite vakalarında artışa neden oldu.

Zamanının çoğunu dışarıda oynamak yerine bilgisayar ve
televizyon başında geçiren çocuklar, kola ve cips tüketiyor. Bu da
onların kilo almasına neden oluyor.''

Prof. Dr. Büyükgebiz, okul yemeklerinin de diyetisyen kontrolünde
verilmesi, aşırı yağlı ve kalorili olmaması gerektiğini
açıkladı.

Büyükgebiz, çocukların hayatına hareket ve sporun sokulmasının
önemine de işaret etti.

Obezitenin önlenmesi için çikolata, hamburger, cips, şeker ve kola
gibi ürünlerin özendirici reklamlarının çocukların izleyeceği
saatlerde yayınlanmaması gerektiğini de belirten Prof. Dr.
Büyükgebiz, bu tür reklamların çocukların yatma saatlerinden
sonra ve okulda oldukları zamanlarda yayınlanmasına özen
gösterilmesini de istedi.

Obezitenin kalp ve tansiyon gibi hastalıklara neden olduğuna da
dikkat çeken Prof. Dr. Büyükgebiz, çocukluk çağında önlem
alınmasını, obezite ile hangi yaşta karşılaşılırsa
karşılaşılsın mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini sözlerine
ekledi.

dr.doom

unread,
Oct 5, 2005, 4:57:31 AM10/5/05
to internet_haber
Oruç tutarken kilo almayın


Erken saatlerde yapılan iftarın ardından akşam yanlış yiyecekler
tercih edilmesi ve sahurda hamur işi tüketimi kilo artışına neden
oluyor.

Sahura kalkmak yerine gece yatmadan önce yenilen yemek ya da kahvaltı
alışkanlıklığından da uzak durup, azalan öğün sayısını az
ve sık yiyerek en az dörde çıkarmak gerekiyor.

Sahura kalkılmadan oruç tutulması ise aç kalma süresini
artırdığı için metabolik hızın düşmesine, halsizlik,
başağrısı, yorgunluk ve dikkatte azalmaya neden olabiliyor.

Anadolu Sağlık Merkezi'nden Diyetisyen Cemal Aytaç Ak ve Diyetisyen
Hande Ongun, Ramazan ayını sağlıklı geçirmek öneriler ve örnek
iftar ve sahur menüsü verdi.

Sahurda yavaş sindirilen ve besin değeri yüksek gıdaların
tüketilmesi önerilirken yemeklerin seçiminde çok yağlı, çok
tuzlu ve aşırı tatlı besinlerden kaçınılması gerektiği
belirtiliyor.

Erken kahvaltı olarak da düşünülebilecek sahurda, hazmı kolay,
mide-bağırsak sisteminde uzun süre kalabilen lifli ve sellüloz
içeren sebze, meyve ve kepekli ekmeğin tercih edilmesi de tavsiye
ediliyor.

Sahurda tüketilebilecekler:

"Zeytin, peynir, esmer ekmek, çiğ sebzeler, süt veya yoğurt, meyve
veya taze sıkılmış meyve suları, reçel ve komposto türü
gıdalar veya kurubaklagil çorbaları, etli veya etsiz sebze yemeği,
yoğurt, esmer ekmek ve meyve."

Gün içinde su kaybının önlenmesi için iftar ile sahur arası 2
litre (10 su bardağı) su içilmesi de öneriliyor.

Örnek menü:

İftar:


Bir kase çorba
Bir dilim az yağlı beyaz peynir, üç,dört zeytin
Salata
Bir-iki ince dilim esmer ekmek

İftardan bir-iki saat sonra:

Bir tabak etli veya etsiz sebze yemeği veya
İki, üç köfte kadar ızgara tavuk/balık/ kırmızı et
Üç, dört yemek kaşığı pilav/makarna veya bir dilim börek
Salata
Bir kase yoğurt veya cacık
Bir, iki ince dilim esmer ekmek

İki saat sonra:

Bir, iki porsiyon meyve ile bir bardak süt veya yoğurt
Veya bir kase sütlü tatlı

Yatmadan:

Bir, iki porsiyon meyve


Sahur:


Bir bardak süt veya ayran
Bir haşlanmış yumurta
Bir, iki dilim az yağlı beyaz peynir
Domates - salatalık
Bir, iki porsiyon meyve
Esmer ekmek

veya

Bir kase çorba
Bir tabak sebze yemeği
İki, üç köfte kadar ızgara tavuk/balık/kırmızı et
Bir kase yoğurt
Bir, iki dilim esmer ekmek

Ramazan ayında şişmanlamak istemeyenlerin tatlılardan kaçınması
ve tatlı tüketilecekse az miktarda sütlü tatlıları tercih
etmeleri de önerildi

Message has been deleted

fantom

unread,
Oct 7, 2005, 7:48:59 AM10/7/05
to internet haber

Fazla A vitamini uyku kaçırıyor

A vitamini fazlalığı uyku kalitesini olumsuz etkiliyor.

Havuç gibi sarı veya turuncu renkteki sebzelerde bulunan A
vitamininin fazla olmasının uyku için kötü olduğu anlaşıldı.
Ancak bilimadamlarının bu vitaminin eksikliğinin sonuçları
konusunda kesin bilgiye sahip değil.

İlk kez "normal uyku" genini bulan İsviçreli bilimadamları,
uyku kalitesinin genetik olduğu sonucuna vardı. Lausanne
Üniversitesi'nden Profesör Mehdi Tafti, "Araştırmalarımızdan
edindiğimiz ilk bulgu, uyku kalitesinin genetik olarak
belirlendiğidir" dedi.

İsviçreli bilimadamlarının Science dergisinde yayımlanan
araştırmasında ayrıca, A vitamini fazlalığının uyku kalitesini
olumsuz etkilediği de belirtildi.

Araştırmacılar, elektroensefalografi (EEG) yardımıyla kobayların
uykunun birinci dönemi olan "delta uykusu"nu ölçtüler. Prof.
Tafti, "Bazı farelerin garip şekilde uyuduğunu gördük, çünkü
delta uykuları eksikti. Genlerini diğer farelerin genleriyle
karşılaştırınca bu farkı yaratan geni saptadık" dedi. Uyku
kalitesini etkileyen bu genin, havuç gibi sarı veya turuncu renkteki
sebzelerde bulunan A vitamininde bulunan retinoik asit olduğu
belirtildi.

Tafti, A vitamininin, beyin için önemli bir rol oynadığının
bilindiğini, ancak bu vitaminin şizofreni, Alzheimer ya da Parkinson
gibi bazı sinir hastalıklarında da etkili olduğunu belirterek, bu
hastalıkların bir yandan da delta uykusu eksikliğini beraberinde
getirdiğini söyledi.

Kobaylar üzerinde yapılan araştırmada, vücutta A vitamininin fazla
olmasının uyku için kötü olduğunun anlaşıldığı, ancak
bilimadamlarının bu vitaminin eksikliğinin sonuçları konusunda
kesin bilgiye sahip olmadıkları belirtildi. Tafti, "Gereken dozun
tam olarak ne kadar olduğunu bilmiyoruz" diye konuştu. Profesör
Tafti ayrıca, A vitamininin özellikle hamile kadınlarda toksik etki
yaratabileceğini kaydetti.

İsviçreli bilimadamlarının bu araştırması, ilk kez "normal
uyku"geninin bulunması açısında önem taşıyor. Geçmişte,
bazı ender hastalıklarda uyku bozukluğuna yol açan genler
belirlenmişti.

fantom

unread,
Oct 7, 2005, 7:55:30 AM10/7/05
to internet haber
Grip aşısı herkese şart değil

Kocaeli Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı
Başkanı Prof. Dr. Ayşe Wilke, kronik hastalığı bulunmayanlar ile
gençlerin grip aşısı yaptırmasının gerekli olmadığını
söyledi.

Prof. Dr. Ayşe Wilke, grip aşısını öncelikli olarak, başka
rahatsızlıkları nedeniyle grip hastalığını atlatması zor olan
kişilerin yaptırması gerektiğini söyledi.

Yaşlılar ile bu tip hastalarla temas halinde olan kişiler ve
sağlık personelinin de grip aşısı yaptırmasının yararlı
olacağını ifade eden Prof. Dr. Wilke, "Kronik hastalığı
bulunmayanların grip aşısı yaptırması, çok gerekli değil. Bu
kişiler hastalığa yakalansa da kolayatlatırlar" dedi.

Wilke, grip aşılarının etkili olmadığı yönündeki görüşlerin
ise eksik bilgiden kaynaklandığını belirterek, şöyle konuştu:
"Genellikle grip ile soğuk algınlığı karıştırılıyor. Aşı
yaptıranve soğuk algınlığı geçiren kişi, grip olduğunu
sanarak, aşının işe yaramadığını düşünüyor. Bu iki
rahatsızlık birbirinden ayırt edilmelidir. Soğuk algınlığında
sadece burun akması, göz yaşarması gibi belirtiler görülür ve bu
durum günlük yaşamı çok etkilemez. Grip ise daha ağır geçer,
insanı halsiz bırakır. Bu nedenle, halk arasında 'paçavra
hastalığı' olarak adlandırılır."

Wilke, grip aşısının sadece o yıl içinde etkili olacağını,
sonrakiyıl yine yapılması gerektiğini sözlerine ekledi.

fantom

unread,
Oct 10, 2005, 6:15:05 AM10/10/05
to internet haber

İftarda tam doymadan içilen sigara, kalp hızını ve tansiyonu
artırarak, damarlarda daralma ve kanın pıhtılaşmasına yol
açıyor.

Sigarayla Savaşanlar Vakfı Başkanı Ubeyd Korbey, sigaradan
Türkiye'de yılda yaklaşık 110 bin kişinin öldüğünü binlerce
kişinin de iyileşmesi güç hastalıklara yakalandığını söyledi.

Yapılan tüm uyarılar ve zararları yolundaki bilgilendirme
çalışmalarına karşın sigara kullanımının arttığını
vurgulayan Korbey, sigaranın Ramazan ayında diğer dönemlere oranla
daha büyük riskler oluşturduğunu belirtti.

Korbey, sigara dumanının zararını anlattı:

''Oruç açıldığında hücreler yoğun oksijene ihtiyaç duyuyor. Bu
dönemde oruç tutan tiryaki, birkaç lokmadan sonra yaktığı
sigarayla hücrelere oksijen yerine zehir gönderiyor.

Henüz tam doymadan yakılan sigara, kan basıncını, kalp hızını,
tansiyonu, kalp kasının kasılmasını ve oksijen tüketimini
artırıyor.

Kanın oksijen taşıma yeteneğini azaltan sigara, damarların
daralmasına, sinir sisteminin zarar görmesine, kanın
pıhtılaşmasına yol açabiliyor.

Yoğun zehirle karşılaşan, başta beyinde olmak üzere, vücuttaki
hücreler ölüyor, organlar ciddi oranda zarar görüyor.''

Korbey, tiryakilerin sonuçları, baş dönmesi, gözlerin kararması
ve titremeyle hissettiğini açıkladı.

İftarda ardı ardına içilen sigaranın, beyin kanaması, kalp krizi
ve felç riskini 10 kat artırdığını da vurgulayan Korbey,
damarlarda daralmalara yol açan sigaranın zamanla erkeklerde
iktidarsızlığa, kadınlarda ise kısırlığa neden olabildiğini
belirtti.

Sigaranın vereceği hasarı azaltmak için tiryakilerden sabırlı
olmalarını isteyen Korbey, ''tam doyduktan ve yemekten en az 20
dakika geçtikten sonra sigara içilmelidir. Ayrıca ardı ardına
sigara yakılmamalıdır'' dedi.

fantom

unread,
Oct 10, 2005, 6:16:48 AM10/10/05
to internet haber
Mantar zehirlenmelerine bağlı ölümlerden korunabilmek için yabani
mantarlardan tümüyle uzak durulması gerekiyor.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı'ndan yapılan
yazılı açıklamada, özellikle Ramazan ayı ve sonbaharda mantar
zehirlenmelerine bağlı ölümlerde artış olduğuna dikkat
çekilerek, bu konuda vatandaşların önemli bir bölümünün
yanlış ve kalıplaşmış bazı inanışlar doğrultusunda hareket
ettiği belirtildi.

Ormanlık alan ve kırlarda kendiliğinden yetişen mantarların
yenilebilenlerini zehirlilerinden ayırmanın güçlüğü vurgulanan
açıklamada, zehirli mantarı kolayca tanımak için pratik ayrım
noktalarının bulunmadığı kaydedildi.

Kulaktan dolma yemeyin

Açıklamada, "kulaktan dolma, yanlış, kalıplaşmış ve bilimsel
değeri olmayan inanışlarla mantarları tanımaya ve yorumlamaya
çalışmak çok ciddi sonuçlar doğurmaktadır" denildi.

Mantar zehirlenmeleri ve buna bağlı ölümlerden korunabilmek için
yabani mantarlardan tümüyle uzak durulması gereğine işaret edilen
açıklamada, seralarda özel olarak yetiştirilen ve marketlerde özel
ambalaj içinde satılan, firma adı ve adresi belli olan mantarların
tüketilmesi önerildi.

Zehirlenme belirtileri

Yabani mantar yiyenlerden, göz yaşarması, bol tükürük salgısı,
terleme, mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal, baş
dönmesi, karın bölgesinde kramp ve göz bebeklerinde küçülme
olanların vakit kaybetmeksizin kusturulması ve en kısa zamanda bir
sağlık kuruluşuna götürülmesi istendi.

Açıklamada, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi bünyesindeki Ulusal
Zehir Danışma Merkezi'nde özellikle acil servislerde görev yapan
doktorlara yönelik zehirlenmeler konusunda seminerler verildiği
belirtilerek, bununla Türkiye'nin değişik bölgelerinde uygulanan
tedavilerin standardize edilmesinin hedeflendiği bildirildi.

fantom

unread,
Oct 18, 2005, 5:00:16 AM10/18/05
to internet haber

Alerji alerjiyi doğuruyor

Kedi ve köpeğe alerjisi olanların, süt ve kırmızı ete de
alerjisi olabilir.

ABD'de yaşayan Türk doktor Bülent Mamıkoğlu ve ekibinin
araştırmasına göre, kedi ve köpek dahil ev hayvanlarına alerjisi
olanların yüzde 38 - 89'unda hastaların ve doktorların fark
etmediği süt ve kırmızı et alerjisi olabileceği belirlendi.

Kulak-burun-boğaz uzmanı Dr. Mamıkoğlu, araştırmalarında süt
alerjisi olanların yüzde 80'inde kırmızı et alerjisi tespit
ettiklerini de belirtti.

Dr. Mamıkoğlu, süt alerjisi olanların pişmiş et dahil bütün
kırmızı etlerden ve özellikle dana etinden uzak durmaları
gerektiğini de vurguladı.

Kedi ve köpeğe alerjisi olan hastaların süt alerjisi için test
yaptırmaları gerektiği de açıklandı.

Araştırma, ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü'nün online kütüphanesi
'National Library of Medicine'de de yayımlandı.

fantom

unread,
Oct 18, 2005, 5:01:35 AM10/18/05
to internet haber

Gebelikte demir takviyesi önemli

Demir eksikliği, bebeklerde zeka geriliğine neden olabiliyor.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim
Üyesi Prof. Dr. Seçkin Çağırgan, ''bebeğin aktiviteleri yavaşsa,
hareket ritmi düşükse, yüz rengi ve avuç içlerindeki yaşam
çizgileri soluksa, ağlaması diğer bebeklerden farklı olarak
çığlık çığlığa değilse demir eksikliği anemisi olma
olasılığı yüksektir" dedi.

Çağırgan, "bu durum tedavi edilmezse, bebek zeka açısından geri
kalabilir'' yorumunda da bulundu.

Kadınlarda doğurganlık döneminde demir eksikliği anemisinin daha
fazla görüldüğünü de söyleyen Prof. Dr. Çağırgan, gebelik
sürecinde anne adaylarının beslenmelerine dikkat etmeleri ve mutlaka
demir takviyesi yapmaları gerektiğini vurguladı.

Prof. Dr. Çağırgan, "gebelikte annedeki demirin önemli bir
bölümü bebeğe geçer. Bu yüzden annedeki demir oranı azsa,
vücutta ve bebekte demir eksikliği ortaya çıkar" dedi.

"Annenin demir eksikliği olmasa bile bunu ilaçlarla takviye etmesinin
hiçbir zararı yoktur" diyen Prof. Dr. Çağırgan, "kadınlarda saç
dökülmesi, tırnakların incelip çabuk kırılması gibi belirtiler,
demir eksikliğine bağlı aneminin habercisidir" açıklamasında
bulundu.

Özellikle 15-50 yaş arası

Prof. Dr. Çağırgan, özellikle 15-50 yaş arası kadınlarda demir
eksikliği anemisine çok sık rastlandığını da anlattı:

''Kemik iliğindeki kırmızı kan hücrelerinin oluşabilmesi için,
demir önemli faktördür. Demir eksik olduğu zaman kan yapılamıyor
ve kansızlık problemi ortaya çıkıyor."

Adet dönemlerinde de normalden daha fazla kan kaybedilmesinin demir
eksikliğine yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Seçkin
Çağırgan, erişkinlerde hastalığın belirtilerini renk
solgunluğu, halsizlik, yorgunluk, çarpıntı, nefes darlığı olarak
sıraladı.

Fazla uyku, yavaş hareket gibi belirtilerin de görüldüğüne
değinen Prof. Dr. Seçkin Çağırgan, bu tür şikayetleri olanların
mutlaka kan sayımı yaptırması gerektiğini açıkladı.

Beslenme programında hayvansal gıdalara yer verilmesi gerektiğini de
belirten Prof. Dr. Çağırgan, ''özellikle kırmızı et ve
sakatatlar, demir açısından çok zengindir. Sanıldığının aksine
ıspanakta yüksek miktarda demir yoktur. Bu besinlerle birlikte demir
hapları da kullanılmalıdır'' dedi.

fantom

unread,
Oct 18, 2005, 9:02:04 AM10/18/05
to internet haber

Kadınlarda kilo artışı riskli


Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yapılan bir araştırmada,
kilo artışının kadınlarda kalp ve damar hastalığı riskini
artırdığı belirlendi.

Araştırmaya göre kilo ertışı erkeklerde ise aynı etkiyi
yaratmıyor.

İç Hastalıkları Anabilim Dalı Dahiliye Ünitesi'nde, hastanenin
genel dahiliye polikliniğine başvuran 20-65 yaş arası 353 hasta,
kilo ile kalp ve damar hastalıkları riski arasındaki bağlantıyı
belirlemek amacıyla değerlendirildi.

Araştırmada, hastaların 323'ünün vücut kitle indeksi hesaplandı
ve bu hastalardan 95'inin normal kilolu, 101'inin fazla kilolu,
127'sinin ise obez olduğu belirlendi.

Erkeklerin yüzde 49.4'ünün, kadınların ise yüzde 25.6'sının
fazla kilolulardan oluştuğu ortaya çıkan araştırmada, erkeklerin
yüzde 28.6'sının, kadınların ise yüzde 42.7'sinin şişman
olduğu tespit edildi.

Erkeklerde kolesterol düzeyinde fark

Normal ve fazla kilolu erkekler arasında kolesterol düzeylerinde de
fark gözlendi.

Yapılan değerlendirmede, normal ve şişman erkeklerle, fazla kilolu
ve şişman erkekler arasında tansiyon ve kan yağları açısından
anlamlı bir fark bulunmadı.

Kadınlarda ise hem normal ve fazla kilolu, hem de normal ve şişman
olanlar arasında hipertansiyon, kan şekeri ve kan yağları
yüksekliği yönünden farklar bulundu.

Hipertansiyon ve kan yağında da yükseklik

Araştırma sonuçlarını değerlendiren HÜ Tıp Fakültesi İç
Hastalıkları Anabilim Dalı Dahiliye Ünitesi Öğretim Görevlisi
Şerife Gül Öz, aşırı vücut ağırlığının, hipertansiyon ve
kan yağındaki yükseklikle birlikte kalp ve damar hastalıkları
için önemli bir risk faktörü oluşturduğunu da açıkladı.

Değerlendirmeye tutulan hastaların sadece üçte birinin normal
kiloda olduğunu belirten Öz, ''elde edilen bulgular, erkeklerde
vücut ağırlığındaki artışın kalp ve damar hastalıkları risk
faktörlerinde artışa neden olmadığı, kadınlarda ise fazla
kilonun risk artışına neden olduğu ve şişmanlığın bu risk
artışını daha da belirginleştirdiği sonucuna götürmektedir''
dedi.

dr.doom

unread,
Oct 19, 2005, 5:33:49 AM10/19/05
to internet haber

Klimadaki tehlike: Lejyoner hastalığı

Havaların soğumasıyla solunum yolu hastalıkları yaygınlaşırken
klimalar, hava yoluyla bulaşan hastalıkların yayılmasında etkili
oluyor.

Ondokuzmayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapan Doç. Dr.
Meftun Ünsal, klimaların hava yoluyla bulaşan ciddi hastalıklara
yol açtığını açıkladı.

Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr.
Ünsal, Lejyoner hastalığı olarak adlandırılan ve durgun suda
üreyen 'lejyonella' bakterisinin düzenli temizliği yapılmayan
klimaların su haznelerinde de ürediğini belirtti.

Bakterinin yol açtığı hastalığın ağır vakalarda ölümle
sonuçlanabildiğini de vurgulayan Ünsal, ''özellikle hastane, okul,
otel, alışveriş merkezleri gibi kalabalık ortamlarda kullanılan
klimalar lejyonella bakterilerinin yayılmasında etkili olabilir''
dedi.

Lejyoner hastalığında ateş, üşüme, öksürük, bazı hastalarda
kas ağrısı, iştah kaybı, yorgunluk ve bazen ishal
görüldüğünü de belirten Doç. Dr. Ünsal, hastalığa yaz
aylarında ve sonbahar başlangıcında daha sık rastlanıldığını
da açıkladı.

Ünsal, kalabalık ve klimalı ortamlarda bulunan ve benzer
şikayetleri olan kişilerin rahatsızlıklarını hafife almamaları
ve mutlaka doktor kontrolünde tedavi görmeleri gerektiğine de
değindi.

Doç. Dr. Ünsal, özellikle sigara içilen ortamlar için tercih
edilen hava temizleme cihazlarının sigaranın etkilerini
azaltmadığını ve klima gibi enfeksiyon kaynağı olabileceğini de
belirtti.

Message has been deleted

dr.doom

unread,
Oct 19, 2005, 5:39:57 AM10/19/05
to internet haber
İNME, Belirtileri ve Tedavisi

İnme beyne kan akımını sağlayan damarlardan birinin aniden
tıkanmasıyla birlikte, beyne giden kan akımının gidişinin
yavaşlaması ya da durması sonucunda meydana geliyor.

Anadolu Sağlık Merkezi 'nden Doç.Dr.Betül Yalçıner
belirtilerinden tedavisine inme ile ilgili bilgi verdi.

İnme, dünyada kalp hastalığı ve kanserden sonra gelen en önemli
ölüm nedenlerinden bir tanesi. ABD'de dakikada ortalama bir kişi
inme geçiriyor; üç dakikada bir kişi de inme nedeniyle yaşamını
yitiriyor. Erişkin nüfusta en önemli sakatlık nedeni olan inme, bir
beyin damar hastalığı.

İnme beyne kan akımını sağlayan damarlardan birinin aniden
tıkanmasıyla birlikte, beyne giden kan akımının gidişinin
yavaşlaması ya da durması sonucunda meydana geliyor. Ayrıca beyin
damarlarından birinin ani şekilde yırtılarak, kanın beyin dokusu
içine akması sonucu da oluşabiliyor ve buna halk arasında beyin
kanaması deniyor.

NEDENLERİ NELER?
Hipertansiyon, diyabet, kalp hastalıkları, sigara içimi, yüksek
kolesterol ve geçici iskemik ataklar inmeye neden olan risk
faktörleri arasında yer alıyor. İnme vakaları içinde daha
kısıtlı bir yere sahip olan beyin kanamalarının en önemli nedeni
ise kontrol edilemeyen hipertansiyon. Beynin damarlarındaki
baloncuklar, damar yumakları gibi kalıtsal hastalıklar da beyin
kanamalarının nedenleri arasında yer alıyor. Beynin bir yerinde
uzun süre sessiz kalan bu damar yumakları günün birinde aniden
kanayabiliyor. Daha yaygın bir inme türü olan tıkayıcı inmeler 5
kategoride değerlendirilebiliyor.

En önemli kategoriyi kalp kaynaklı tıkanmalar oluşturuyor. Kalp
içinde oluşabilecek pıhtılar yerinden koparak beyin damarlarını
tıkayabiliyor. Örneğin enfarktüs geçirmiş kalpte, belli bir
bölümde kalp kası fonksiyonunu kaybedebiliyor. Bunun sonucunda kalp
etkin bir şekilde kasılamayacağından orada pıhtı birikebiliyor.
Oluşabilecek bir ritim bozukluğunda bu pıhtı kalpten fırlayıp
beyne gidebiliyor. İkinci önemli kategori, beyni besleyen büyük
damarlarda görülen problemler. Şah damarı denilen karotis ve arka
tarafta da vertebral arterler olarak adlandırılan ve beynin arka
bölgeleri ile beyin sapı ve beyinciği sulayan damarlarda oluşan
sorunlar da inmeye neden oluyor.

Üçüncü kategori beynin derin bölgelerini sulayan küçük
damarlarda yaşanan sorunlar. Örneğin diyabet, yüksek kolesterol ve
hipertansiyon gibi damar yatağını bozan kronik hastalıklar buna yol
açabiliyor. Büyük bir damar yavaş yavaş tıkanırsa, sağlam kalan
damarlar tıkanan damarın alanını da beslemeye başlıyor ama
küçük damarlarda bu gerçekleşmiyor. Dolayısıyla küçük
damarların ani tıkanmasıyla besledikleri bölge tamamen kansız
kalabiliyor. Bunun nedeni, hipertansiyonun yıllar boyunca uç
damarlarda yaptığı olumsuz ve tahrip edici etkiler.

Dördüncü kategori ise ender görülen nedenlerden oluşuyor. Bu
gruptaki hastalar iyice incelendiğinde kalıtımsal hastalıklar,
romatizmal hastalıkların bir parçası şeklinde oluşan damar
problemleri veya kanın pıhtılaşması ile ilgili hematolojik
problemler bulunabiliyor. Bunun yanında büyük damarların aniden
yırtıldığı diseksiyonlar da bu gurupta değerlendirilebiliyor.
Diseksiyonlar genç yaş grubunda önemli bir inme nedenini
oluşturuyor. İnme, yaşlılık hastalığı olarak algılanmamalı.
Bu hastalık çocukluk çağında da görülebiliyor. Diseksiyonlar,
çocukluk çağı inmelerinin önemli nedenlerinden. Doğumda bile
ortaya çıkabiliyor.

Son grubu ise nedeni bilinmeyen inmeler oluşturuyor. Bu grup,
tıkayıcı inmeler içinde yüzde 10-30 kadar bir yer tutuyor.

TANI NASIL KONUYOR?
Tanı klinik bulguların değerlendirilmesi ve BT, MR gibi
görüntüleme yöntemleri ile beyindeki kanamanın veya kansız
kaldığı için doku zedelenmesi oluşmuş olan bölgenin görülmesi
ile konuyor. Buna ilaveten DUS (Doppler ultrasonografi), BTA (BT
anjiyografi), MRA (MR anjiyografi) DSA (dijital subtraksiyon
anjiyografi) gibi yöntemlerle de boyun ve beyin damarlarının
ayrıntılı görüntülenmesi mümkün oluyor. Ekokardiyografi ve
Holter incelemeleri de kalp kaynaklı pıhtıların
araştırılmasında önemli ölçüde yardımcı inceleme yöntemleri.
Klinik tablonun gerektirdiği sınırlar içinde
ayrıntılandırılarak yapılması gereken laboratuvar incelemeleri de
tanıyı desteklemek amacıyla kullanılıyor.

NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?
İnme tedavisi ile ilgili en heyecan verici gelişme ilk 3 saat içinde
hastaneye başvuran hastalara, hastanın klinik tablosu ve tıbbi
durumu uygunsa damar açıcı tedavinin yapılabilir olması. Bu
tedavinin mutlaka uygun koşulları sağlayabilen merkezlerde ve
eğitimli bir inme ekibinin kontrolünde yapılması gerekiyor.
Hastaların ve yakınlarının inme belirtilerini tanıyabilme ve
böyle bir durumda hiç vakit kaybetmeden uygun bir tedavi kurumuna
ulaşabilmeleri, damar açıcı tedavi şansını kullanabilmeleri
açısından belirleyici öneme sahip.

Bu uygulama dışında, klasik olarak, inme tedavisi 'medikal
tedavi' ve 'rehabilitasyon' başlıkları altında toplanıyor.
Medikal tedavi, hiç inme geçirmemiş, ancak risk faktörlerini
taşıyan kişilere yönelik, inmenin oluşmasını önlemek üzere
risk faktörlerini azaltmayı hedefleyen birincil korunma tedavisi ve
inme geçirmiş kimselerde de sebebin tesbit edilerek ortadan
kaldırılması ya da riskin düşürülmesini hedefleyen ikincil
korunma tedavisi olarak değerlendirilebilir. İkincil koruma
tedavisinde , daha çok inmenin tekrarı önlenmeye çalışılıyor.
Kan sulandırıcı denilen ilaçlar kullanılıyor. İnmenin nedeni
kalpteki bir pıhtı ise, pıhtı oluşumunu engelleyici ilaçlar
veriliyor, diyabet ya da hipertansiyon varsa tedavi ediliyor, kan
yağları düşürülmeye çalışılıyor. Kan yağlarının kontrol
edilmesiyle birlikte inme riskinde yüzde 47 ile yüzde 23 arasında
azalma gözleniyor.

Medikal tedavi ile birlikte düşünülmesi gereken bir diğer tedavi
de cerrahi/girişimsel tedavi yöntemleri. DUS veya BTA/MR A/DSA ile
yapılan incelemeler sonucu damarda yüzde 70'in üzerinde darlık
tespit edilirse, enderektomi, yani tıkanmış olan damarın açılıp,
bozuk doku alındıktan sonra tekrar kapatılması işlemi
yapılabiliyor. Yine büyük damar tıkanmalarında uygulanan bir
başka yeni yöntem de, kalpte olduğu gibi kasıktan kateter
yardımıyla damar içine girilerek stent konulması ile damarın
açılması işlemi. Enderektomi veya stent uygulması henüz pıhtı
atmamış ama tıkanma riski olan damarlarda da uygulanabiliyor, bu
arada kan sulandırıcı ilaçlara devam edilmesi gerekiyor.

İnme geçiren hastaların kaybettikleri fonksiyonlarına yeniden
kavuşmaları ve kalan fonksiyonlarını en iyi şekilde
kullanabilmeleri için mutlaka rehabilitasyona gereksinimleri oluyor.
İnme geçiren her üç hastadan biri buna ihtiyaç duyuyor ve akut
dönem geçirildikten sonra rehabilitasyon ekibi devreye giriyor. Fizik
Tedavi ve Rehabiliytasyon uzmanı, fizyoterapist ve rehabilitasyon
hemşiresinden oluşan rehabilitasyon ekibine zaman zaman nörolog,
psikiyatrist veya psikolog, gerekirse beyin cerrahı katılıyor.
İdeal bir rehabilitasyon ekibinde konuşma terapisti ve iş uğraşı
terapistinin de yer alması gerekiyor. İnmede rehabilitasyona ne kadar
erken başlanırsa hastanın fonksiyonel kayıpları o oranda azalıyor
ve kaybolan fonksiyonların geri dönüşümü ise daha fazla oluyor.

Korunmak için: İnmeden korunmak için uygulanacak reçete kalp
sağlığını koruyucu önlemlerle eşdeğer. Tansiyonunuzu ve kan
yağlarınızı düşük tutmalısınız. Diyabet hastasıysanız
şekerinizi kontrol altında tutmalısınız. Egzersiz yapmaya dikkat
etmelisiniz. Bilinen başka risk faktörleri varsa, mesela kalbinizde
bir ritim bozukluğu söz konusuysa tedavi ettirmelisiniz. Sigara ve
alkolden de uzak durmalısınız.

BELİRTİLERİ NELER?
* Beyinde meydana gelen hasarın yerine ve büyüklüğüne göre
inmenin belirtileri de değişebiliyor. İnme beynin hangi alanını
tuttuysa, problemler vücudun o bölüm tarafından yönetilen
kısımlarında görülüyor.
* Vücudun yarısında uyuşukluk, kuvvetsizlik, konuşma, görme
bozuklukları, dengesizlik, bilinç değişiklikleri bu belirtilerden
bazılarını oluşturuyor.
* Sağ beyin yarıküresi etkilendiğinde hastalar mekanı algılamada,
giyinip soyunma gibi eskiden kolaylıkla yapabildikleri günlük yaşam
aktivitelerinde güçlük çekmeye başlıyorlar.
* Bazen hastalar, hastalıklarını inkar edebiliyor. Bellek
problemleri görülebiliyor.
* Sol beyin yarıküresi etkilendiğinde konuşulan lisanı anlayamama
ve/veya konuşamama tarzında dil problemleri ve bellek bozuklukları
ortaya çıkıyor. Bu durum hastalar için baş edilmesi güç bir
sorun.
* Beyincik etkilendiğinde denge ve koordinasyon güçlükleri ortaya
çıkar.
* Baş dönmesi, bulantı, kusma görülüyor.
* Beyinsapını etkileyen bir inme atağında, vücudun hem sağ hem
sol tarafını etkileyen felçler, solunum yutma gibi işlevlerin
kaybı ile hayatı tehdit eden durumlar oluşuyor.

dr.doom

unread,
Oct 19, 2005, 5:43:48 AM10/19/05
to internet haber

Alzheimer ilaçları ölüm riskini artırabilir.


ABD'de yapılan bir araştırma, Alzheimer hastalarında saldırganlık
gibi belirtileri tedavi etmek için tavsiye edilen ilaçların ölüm
riskini artırabileceğini ortaya koydu.

California Üniversitesi'nden Psikiyatr Dr. Lon Schneider
başkanlığındaki araştırmacılar, 5 binden fazla Alzheimer
hastası üzerinde 10-12 hafta süren 15 klinik deney yaptı.

Araştırmada, deneylerde kullanılan antipsikotik Risperidone,
Aripiprazole, Zyprexa, Olanzapine ve Seroquel adlı ilaçlardan birini
alan hastaların ölüm riskinde, üç ay içinde, plasebo verilen
hastalara göre yüzde 54 oranında artış gözlemlendi.

Plaseboda ölüm riski düşük

Bu ilaçlardan birini alan 3 bin 353 hastanın 118'i hayatını
kaybederken, plasebo verilen bin 757 hastanın 40'ı öldü. Buna
göre, ilaçlardan birini alan hastaların ölüm oranı yüzde 3.5,
plasebo alan hastalarınki ise yüzde 2.3 oldu.

Bilim adamları ayrıca, bu ilaçların her birinin riskinin aynı
olduğunu belirtti. Dr. Schneider, "araştırmanın sonuçlarının bu
ilaçlara başvururken daha dikkatli olunması gerektiğini
gösterdiğini" söyledi.

fantom

unread,
Oct 20, 2005, 4:46:47 AM10/20/05
to internet haber

ABD'de 'Cheeseburger Tasarısı" kabul edildi

ABD Temsilciler Meclisi, Amerikan halkında aşırı şişmanlığa yol
açtığı gerekçesiyle fast-food tipi yiyecek şirketlerine yüklü
tazminat davası açılmasını engelleyen ve ''Cheeseburger Yasası''
olarak adlandırılan tasarıyı kabul etti.

Tasarı, Temsilciler Meclisi'nde 120'ye karşı 306 oyla kabul edildi.
Benzer bir tasarı geçen yıl da Temsilciler Meclisi'nde kabul
edilmiş, ancak Senato'da kabul edilmediği için yasalaşamamıştı.

ABD'de bir tasarının kanunlaşabilmesi için kongrenin her iki
kanadında da kabul edilmesi ve Başkan tarafından
imzalanması gerekiyor.

Tasarı, hem Beyaz Saray hem de önde gelen yiyecek sektörü
temsilcileri tarafından destekleniyor. Beyaz Saray'dan yapılan
açıklamada, ''Yiyecek üreticileri, pazarlamacıları,
dağıtımcılar, reklamcılar ve satıcılar, ortaya çıkacak
zarardan sorumlu tutulmamalıdır. Yiyeceği tüketen kişi aldığı
kilodan ve obeziteden sorumludur'' denildi.

Tasarı yasalaştığında, ABD eyaletlerinde ve federal mahkemelerde,
fast-food türü yiyecek ve gazlı içecek üreten, dağıtan,
satanlara karşı toplu davalar açılamayacak.

ABD'de obezite, büyük bir problem olarak görülüyor. Tasarının
destekçileri, obezite sorununun, doktorlar, spor ve kişisel
sorumluluk çerçevesinde çözülmesi gerektiğini, bunun mahkeme ve
avukatları ilgilendirmediğini savunuyor.

Tasarıyı eleştiren bazı Demokrat Partililer ise bu yönde bir
tasarı çıkarmanın ''gereksiz'' olduğunu kaydediyor.

fantom

unread,
Oct 20, 2005, 5:03:54 AM10/20/05
to internet haber

Stres soğukalgınlığı yapıyor

Sonbaharda başlayan soğuk algınlığı, kış aylarında kendini
daha çok gösteriyor. Soğuk algınlığı ve grip ise farklı iki
hastalık. Soğuk algınlığında yüksek ateş olmazken, gripte
vardır. Soğuk algınlığı yatak istirahati gerektirmez, gripte
şarttır

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, soğuk
algınlığı ile ilgili sorularımızı yanıtladı.


* Soğuk algınlığı nedir, gerçekten soğuk yüzünden mi ortaya
çıkar?
Soğuk algınlığı; çeşitli virüslerin yol açtığı, üst
solunum yollarında bazı belirtilere yol açan 'hafif' seyirli bir
hastalıktır. Soğuğun direkt olarak hastalığa yol açtığı
söylenemez. Soğuk algınlığı genellikle okulların açılmasıyla
eş zamanlı olarak sonbaharda görülmeye başlar.

İKİSİ DE FARKLI HASTALIKLARDIR

* Soğuk algınlığı, gribin başlangıcı sayılabilir mi?
Hayır ikisi birbirinden farklı hastalıklardır. Ateş soğuk
algınlığında çok nadiren görünür, gripte ise yüksek ateş
vardır. Baş ağrısı soğuk algınlığında nadiren belirebilir,
ama gripte yoğun baş ağrısı ortaya çıkar. Kas eklem ağrısı,
soğuk algınlığında olmayabilir bitkinlik yoktur. Gripte ise kas
ağrıları sıklıkla ortaya çıkar ve günlerce şiddetli bitkinlik
olur. Soğuk algınlığı, yatak istirahatini gerektirmez. Ancak burun
akıntısı soğuk algınlığında çok daha fazladır. Öksürük de
gripte daha şiddetlidir.

KLİMALARA DİKKAT!

* Soğuk algınlığına yakalanma riskini artıran faktörler
nelerdir?

Riski artıran bazı özel faktörler söz konusudur. Uzun mesafeli
uçak yolculukları; 200 400 kişinin aynı hava kaynağıyla
birbirlerine infeksiyon bulaştırmalarını kolaylaştırır. Yabancı
bölgelere yapılan seyahatler de, o bölgedeki virüslerin
alınmasına sebep olabilir. Klimalar da önemli risk faktörleri
arasındadır; havadaki nemi aldıkları için burundaki koruyucu
mukoza ortamını kuruturlar ve infeksiyona yatkın hale getirirler.

* Stres bir risk faktörü müdür?

Evet. Stres, tek başına bağışıklık sistemini baskılayarak
infeksiyon etkenlerinin üremesini kolaylaştıran bir diğer önemli
risk faktörüdür.

* Soğuk algınlığı virüsleri nasıl bulaşır?

Etken virüslerin bulaşması; hastaların mikrop içeren burun veya
ağız salgılarıyla bulaşmış elleri ve eşyalarıyla olabileceği
gibi, havadaki küçük veya büyük parçacıklar içindeki
virüslerin solunmasıyla da olabilir.

SIK SIK SABUNLU SUYLA YIKAYIN

* Korunma yöntemleri neler?

Kapalı ve kalabalık yerlerde hastalık hızla yayılır. Virüsler,
mikrobun bulaştığı yerlerde canlı kalabildikleri için, bu
yüzeylere temastan sonra virüsleri rahatlıkla vücudumuza
alabiliriz. Bunu engellemek için, elleri sık sık sabunlu su ile
yıkamalıyız.

fantom

unread,
Oct 21, 2005, 2:56:55 AM10/21/05
to internet haber

Antibakteriyal yalan

Mikrop öldürücü özelliği olduğu söylenen antibakteriyel
sabunların, normal sabunlardan daha kirli çıktığını belirten
bilim adamları, bu sabunların kullanılmamasını istiyor.


Amerikalı uzmanlar, vücut temizliğinde tercih edilen antibakteriyel
sabunların aslında hiçbir işe yaramadığını iddia ediyor.

Araştırmaya imza atan araştırmacılara göre; bakteriler, bu tür
sabunlardaki öldürücü maddelere karşı direnç kazanarak üremeye
devam ediyor.

dr.doom

unread,
Oct 22, 2005, 10:30:35 AM10/22/05
to internet +paylaşım+haber

Uykusuzluğun sonu obeziteye çıkıyor


Bir obezite konferansında sunulan çalışmalar, uykuyu iyi almanın
zayıflamaya yardımcı olduğunu, uykusuzluğun obeziteye yol
açabileceğini ortaya koydu.

Kanada'nın Vancouver kentinde Kuzey Amerika Obezite Birliği
tarafından düzenlenen yıllık toplantıda, iyi uyku uyumamanın kilo
artışına, diyabet ve hipertansiyon gibi ciddi rahatsızlıklara
neden olabileceği belirtildi.

2 bin araştırmacı, doktor ve sağlık uzmanının katıldığı ve
900 kadar bilimsel bildirinin sunulduğu toplantıda araştırmacılar,
obezite ve diyabet tedavisinde, hastaların uzun ve kaliteli uyku
uyumasının sağlık açısından önemli olduğunu açıkladı.

Yeme alışkanlıklaır değişiyor

Çalışmalara göre, uyku eksikliği ya da uyku ritminin bozulması
vücutta kimyasal değişiklikler meydana geliyor, yemek yeme
alışkanlıkları değişiyor ve bu da kilo alımına neden oluyor.

Kaliteli ve yeterli uyku uyuyamamak, gelişmiş ülkelerde daha yaygın
bir durum. Bunun, obezitenin gittikçe artmasında bir rol oynayıp
oynamadığının belirlenmesi için, sağlıklı genç yetişkinlerin
metabolizmasındaki değişiklikler incelenecek.

Az uyku diyabet gibi

Araştırmada sağlıklı genç yetişkin denekler üç gruba ayrıldı
ve bir hafta boyunca birinci gruptakiler gecede dört saat, ikinci
gruptakiler sekiz saat, üçüncü gruptakiler ise 12 saat uyudu.

Dört saat uyuyanların metabolizması kalori açısından zengin
şekerli gıdaları hızla emerek, diyabetli hastalarınkine benzer bir
durum arz etti.

Günlük 7.7 saat

Bir başka çalışma ise, kalitesiz ve yetersiz uykunun,
hipertansiyon, kalp problemleri ve diyabet gibi tehlikeli hastalıklara
yol açabileceğini ortaya koydu.

Yaklaşık 800 kişi üzerinde yapılan bu çalışma, gecede 7-8 saat
uyumanın, bu tip hastalıkların ortaya çıkma ihtimalini
düşürebileceği ve günlük ideal uyku süresinin 7.7 saat olarak
belirlendiğini gün ışığına çıkardı.

fantom

unread,
Oct 24, 2005, 3:12:29 AM10/24/05
to internet +paylaşım+haber

Hamilelere 23 öğüt, 4 önemli uyarı

Anne adayları, doktor Özgür leylek, karnınızdaki bebeğinizin ve
sizin sağlığınız için hamileliğiniz boyunca aşağıdaki
konuları dikkate almanızı öneriyor.


Bunları uygulayın:

1. Zorunlu haller dışında X-ışınlarından sakının
2. Asla sigara ve alkol kullanmayın
3. Dengeli beslenmeyi ihmal etmeyin
4. Demir ilacınızı almayı ihmal etmeyin
5. Gün içinde kısa kısa dinlenin
6. Yoğun ve ağır fizik aktivite gerektiren sporlardan kaçının
7. Yolculuklara çıkmadan önce doktorunuzla görüşün
8. Doktorunuza danışmadan hiçbir ilacı kullanmayın
9. Ağır eşyaları kaldırmaktan, iteklemekten, çekmekten kaçının
10. Topuklu ayakkabılar her zaman risklidir, giymeyin
11. Rahat giysileri tercih edin
12. Takılardan mümkün olduğunca uzak kalın
13. Dişlerinize dikkat edin, problemler için geç kalmadan önlem
alın
14. Aşılarınızı doktorunuzla birlikte programlayın
15. İlk 2,5 ay ve son 1 ay içinde cinsel ilişkiden kaçının
16. Uzun süreli ve çok sıcak banyolardan kaçının
17. Bol sıvı (özellikle su) alın
18. Lifli besinleri tercih edin
19. Akşamları genellikle hafif beslenemeye özen gösterin
20. Gebeliğiniz boyunca ortalama 12 kg. kilo almalısınız
21. Göğüs bakımınıza özen gösterin
22. Çok sıkı olmayan, pamuklu iç çamaşırları kullanın
23. Çatlak oluşumunu önlemek adına doktorunuza da danışarak
gerekli önlemleri alın

Aşağıdaki durumlar ortaya çıkarsa hemen doktorunuza ulaşın:

1. Vajinal kanama; erken gebelik dönemlerinde düşük tehdidini,
ileri gebelik dönemlerinde ise genellikle plasenta anomalilerini ya da
erken doğum tehdidi gibi önemli problemleri işaret edebilir.

2. Karında ve kasıklarda devam eden sürekli ya da periyodik ağrı
ya da sancıların varlığı

3. Karnınızdaki bebeğin hareketlerinin azalması ya da artması
önemli olabilir.

4. Yüksek ateş, titreme, şiddetli kusmalar, şiddetli baş
ağrıları, idrar şikayeleri, el ve ayaklarda şişmeler ya da görme
arazları bir çok önemli hastalığın habercisi olabilir.

fantom

unread,
Oct 24, 2005, 3:13:43 AM10/24/05
to internet +paylaşım+haber

Vitamin deposu yer elması


Bol miktarda fosfor, demir ve kalsiyumun yanı sıra A ve C vitaminleri
içeren yer elması anne sütünü artırıyor, yaşlılara güç
veriyor. İşte yer elması yemeğinin tarifi:

Romatizma, gut hastalığı, kabızlık ve sindirim zorluğundan
yakınanlara yerelması yemeleri salık veriliyor. Ayrıca tok tutucu
özelliği ve az kalori içermesi nedeniyle diyet yapanlar için ideal
bir sebze.

'Peki bu yer elması nasıl pişirilecek' diye düşünüyorsanız
işte size tarifi:

MALZEMELER

500 gr. yer elması
1 adet soğan
1 adet havuç
1 fincan pirinç
4 çorba kaşığı zeytin yağı
tuz ,limon
doğranmış maydanoz

Yemeklik olarak doğranan soğanlar zeytinyağında kavurulurken
içerisine küçük küçük doğranmış havuçlar eklenir ve
pişirmeye devam edilir.
Diğer taraftan yıkanıp kabukları soyulan yer elmaları kararmaması
için limonlu suya alınır.

Kavurulan soğan ve havucun içerisine yer elmaları ve yıkanan
pirinç eklenir. Üzerine çıkacak kadar sıcak su ve tuz konularak
Kapağı kapalı olarak kısık ateşte pişirilir. Pişme süresi 15
dakikadır. Servis tabağına alındığında doğranmış maydanoz ve
limon suyu ilave edilir. Soguk olarak ikram edilir.

fantom

unread,
Oct 26, 2005, 6:31:59 AM10/26/05
to internet +paylaşım+haber

BALIĞIN KILÇIĞI BİLE FAYDALI


Balığın kılçığında bulunan yüksek orandaki kalsiyum ve fosfor
kemiklerin sağlığı ve dayanıklılığı bakımından önemli. Bu
özelliği nedeniyle kemik erimesi sorununu yaşayanların balık etini
fazla tüketmesi gerekiyor.


Bu mevsimde bol miktarda bulunan ve düşük fiyatları ile her
keseye hitap eden balık birçok yönüyle sağlığa faydalı...

Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve
Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Neriman İnanç, bazı cinsleri
pahalı olmasına karşın, bu mevsimde bol miktarda bulunan birçok
balığın ucuz fiyatı ile herkes tarafından bol miktarda
tüketilebileceğini belirtti. Kış aylarının vazgeçilmez
besinlerinden olan balık etinin, insan sağlığı açısından
birçok faydasının bulunduğunu vurgulayan İnanç, balık etinin
faydalarını şöyle özetledi:
"Balık eti, kırmızı ete oranla daha az yağlıdır ve bazı özel
yağ asitleri içerir. EPA ve DHA adı verilen bu özel asitler, et,
süt, peynir gibi diğer hayvansal besinlerde yoktur. Bu yağ asitleri
kan pıhtı oluşumunu engelleyerek, atardamarın tıkanmasını
önler, böylece kalp krizi ve felç riskini azaltır, tansiyonu
düşürür. Bu nedenle şeker hastalarının, kalp hastalığı ve
felç riskinden daha çok etkilendikleri için diğer insanlara göre
daha fazla balık yemelidirler."

Balıkların diğer hayvanlara göre genel olarak daha az yağlı
olduklarını, bu nedenle kilonun sağlıklı düzeyde tutulabilmesine
yardımcı olduğunu ifade eden İnanç, balık etinin bu
özelliğinden dolayı zayıflama diyetlerinin vazgeçilmez besini
olduğunu hatırlattı.

KILÇIĞI BİLE FAYDALI

Balığın protein içeriğinin ete eşdeğer olduğunu, fasulyede
bulunan proteinlere göre de aminoasitlerin fazla olması nedeniyle
daha çok sindirilir ve vücutta daha çok kullanılabilir özellikte
olduğunu kaydeden İnanç, şöyle devam etti:
"Balığın kılçığında bulunan yüksek orandaki kalsiyum ve
fosfor kemiklerin sağlığı ve dayanıklılığı bakımından
önemlidir. Bu özelliği nedeniyle kemik erimesi sorununu fazla
yaşayan menopoz dönemindeki kadınlar ve yaşlıların balık etini
fazla tüketmesi gerekir. Sardalya ve somon gibi konserve balıklar ve
yumuşak kılçıklarıyla beraber yenilebilecek küçük balıklar, bu
nedenle süt ürünleri yanında beslenmemizde daha fazla kalsiyum
almanın en iyi yoludur."

Türkiye'nin bazı bölgelerinde iyot eksikliği nedeniyle guatr ve
zeka geriliği gibi ciddi sağlık sorunlarının yoğun olarak
görüldüğünü hatırlatan İnanç, balığın iyot bakımından da
zengin bir besin olduğunuvurguladı.

Vücudun kış aylarında daha fazla ihtiyaç duyduğu A, B1, B2 ve D
vitaminlerinin balık tüketimi ile karşılanabileceğini bildiren
İnanç, kızartma işlemi sırasında yağlarda oluşan bazı
maddelerin kanser yapıcı özellikte olabildiğini, bu nedenle
balığın ızgara veya buğulama şeklinde haftada en az iki kez
tüketilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

dr.doom

unread,
Oct 27, 2005, 7:56:56 AM10/27/05
to internet +paylaşım+haber

Diyabet 21. yüzyılın felaketi olacak


Dünya Sağlık Örgütü yetkilileri her geçen yıl daha fazla
kişiyi etkileyen diyabet hastalığının 21. yüzyılın sağlık
felaketine neden olacağı uyarısında bulunuyor.


Uzmanlar kuş gribi gibi hastalıklar için gösterilen
duyarlılığın diyabet için de gösterilmesini istiyor.


Güney Asya ülkeleri ve Rusya'nın ardından Avrupa'da virüsün
ortaya çıkmasıyla kuş gribi ve olası bir grip salgını dünya
gündeminin ilk sırasına oturdu. Ancak Dünya Sağlık Örgütü
başta Asya olmak üzere dünyayı bekleyen çok daha büyük bir
sağlık sorununa dikkat çekmeye çalışıyor: Diyabet.

Örgütün Diyabet Merkezi ve Dünya Diyabet eNstitisü Başkanı Paul
Zimmet'e göre bu risk ciddiye alınmazsa gelecek 20-30 yılda
milyonlarca insan diyabet nedeniyle hayatını kaybedebilir:
"Küresel bir diyabet felaketi ile karşı karşıyayız. Bu
hastalık 21. yüzyılın en büyük sağlık krizine neden olacak.
Ayrıca diyabet son 200 yılda ilk defa, küresel anlamda insan
ömründe bir kısalmaya neden olabilir."

Dünya Sağlık Örgütü, gerekli önlemler alınmazsa, gelecek on
yıl içinde 388 milyon kişinin diyabet ve buna bağlı olarak
gelişen diğer rahatsızlıklar nedeniyle hayatını kaybedeceği
uyarısında bulunuyor.

Uzmanlar diyabet türü hastalıkların kuş gribi gibi mikrobik
hastalıkların iki katı oranında ölüme neden olduğuna dikkat
çekiyor. Kuş gribi konusunda gösterilen duyarlılığın diyabet
için de gösterilmesini istiyor.

Diyabet, hastanın yeterince insülün üretememesi nedeniyle kandaki
glukoz oranlarının aşırı yükselmesine neden oluyor. Bu da başta
damarlar, sinirler ve böbrekler olmak üzere vücuttaki birçok
sistemin zarar görmesine neden oluyor.

dr.doom

unread,
Oct 27, 2005, 8:02:39 AM10/27/05
to internet +paylaşım+haber
Grip aşısı için son bir ay


Zatürre gibi rahatsızlıkları ve buna bağlı ölümleri engellemek
için yapılan grip aşısı, aralık ayına kadar uygulanabiliyor.

Bağışıklık durumu zayıflamış hastalar, şeker hastaları, kalp,
akciğer, böbrek ve romatizmal hastalıklar gibi kronik hastalığı
olanlar ve 65 yaş üstü kişilerin yılda bir kez sonbahar aylarında
aşı yaptırması öneriliyor.

Anadolu Sağlık Merkezi'nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr.Elif
Hakko, bakım evlerinde yaşayan yaşlı kişilerin aşılanmasının
faydalı olduğuna, ilk üç aydaki gebelere ise aşı önerilmediğine
değindi.

Risk çok yüksekse gebelerin üçüncü aylarından sonra grip
sezonunda (aralık-mart) aşılanabileceğini de vurgulayan Hakko,
emziren annelere aşı yapılabileceğini de belirtti.

50-64 yaş arası kişilerin tıbbi riskleri değerlendirilerek grip
aşısı yapılabileceğini vurgulayan Hakko, sağlık çalışanları
ve bakım evi çalışanlarının da aşı yaptırması gerektiğini
vurguladı.

Yumurtaya ve tavuk proteinlerine alerjisi olanlara aşı yapılamaması
gerektiğine de değinen Hakko, en uygun aşılanma tarihinin ekim ayı
olduğunu ancak aşının aralık ayına kadar yapılabileceğini
belirtti.

Grip aşısının yan etkileri

Aşı yerinde kızarıklık, şişlik, morarma, sertleşme, ateş,
kırıklık, titreme, yorgunluk, başağrısı, terleme, kas
ağrıları, eklem ağrıları gibi yan etkiler görülebiliyor.

Nasıl yaptırılmalı?

Aşının damar yolu ile verilmemesi gerektiğini vurgulayan Hakko, kas
içine veya deri altı dokuya enjeksiyon ile uygulanması gerektiğine
değindi.

Grip aşısının salgın başlamadan önce uygulanması gerektiğine
de değinen Hakko, iki, üç haftada ortaya çıkan etkinin 6-12 ay
sürdüğünü belirtti.

Ateşli bir hastalık geçirmekte olan veya enfeksiyonu olan bir
kişinin hastalık sırasında aşılanmaması gerektiğine de
söyleyen Hakko, "hiç grip aşısı yaptırmamış olan sekiz
yaşından küçük çocuklarda aradan en az dört hafta geçtikten
sonra ikinci doz aşılama yapılmalıdır" dedi.

Nasıl saklanmalı?

Aşının diğer aşılarda olduğu gibi soğuk zincir kurallarına
uygun saklanması gerektiğine de değinen Hakko, "+2 ila +8 derece
arasında buzdolabında muhafaza edilmeli ve ışıktan korunmalıdır.
Kesinlikle dondurulmamalıdır. Kullanım öncesi son kullanma tarihi
de mutlaka gözden geçirilmelidir" diye konuştu.

Grip aşısı nasıl hazırlanır?

Hakko, aşının nasıl yapıldığını da anlattı:

"Aşının içeriği yıl boyunca dolaşan Influenza A ve B
viruslerinden hazırlanır ve bu her yıl değişmektedir. Aşının
koruyuculuğu tamamen karşılaşılan virusla aşının içerdiği
antijenik yapının uyumuyla ilişkilidir.

Aşıdaki antijenler virusla ne kadar uyumlu ise koruma o kadar iyi
sağlanır. Ancak antijenik yapıda büyük değişiklikler meydana
gelmişse koruma azalır veya aşı tamamen etkisiz hale gelir.

65 yaş altındaki sağlıklı erişkinlerde yüzde 70-90 arasında
etkili olması beklenir. Etkinliğin yaşlılarda yüzde 30-40 gibi
daha az olduğu bilinmektedir. Çocuklardaki etkinlik için yapılan
çalışma sayısı azdır ve bu oran yüzde 22-91 arasında
değişmektedir."

dr.doom

unread,
Oct 27, 2005, 8:06:44 AM10/27/05
to internet +paylaşım+haber

Beden susuz kalırsa baş ağrıyor

Başınız mı ağrıyor, belki de susuz kaldığınız içindir.
Bedenin susuz kalmasından beyin de etkileniyor. En azından Londra
Migren Kliniği kurucularından nörolog Joseph N.Blau böyle diyor.

İngiliz nörolog bir de ölçü geliştirmiş: Su içildikten yarım
saat veya en geç üç saat sonra belirtiler kaybolursa, baş
ağrısının nedeni susuzluk.

Nöroloğun yaptığı araştırmaya katılanların üçte ikisinde,
yarım litre su içtikten yarım saat sonra baş ağrıları
kaybolmuş. Kimisinde ise baş ağrısı üç saat sonra kaybolmuş.
İlginç olan, suyun migrene de iyi geldiğinin saptanması.
Araştırmacı, migren hastası 95 kişiden 34'ünde su içmenin etkili
olduğunu saptadı.

Susuzluk tüm bedeni etkiliyor. Peki bedenin susuz kaldığının
belirtileri neler? İdrar miktarında azalma, ağız kuruluğu. Peki bu
baş ağrısını nasıl tetikliyor? Susuzluk sinir hücrelerinin
yetersiz çalışmasına dolayısıyla da baş ağrısı ve migrene yol
açabiliyor. Tavsiye: Başınız mı ağrıyor? Öyleyse öncelikle su
için.. belki de tamamen susuzluktandır. Ne zamanki istenilen zamanda
fayda etmez, o zaman doktora lütfen.

dr.doom

unread,
Oct 28, 2005, 8:39:20 AM10/28/05
to internet +paylaşım+haber

Sağlıklı bilgisayar kullanımı nasıldır?
Bilgisayarın bilinçisiz kullanımı sadece göze zarar vermiyor. Pek
çok organımız ve vücut sistemimiz bilgisayardan olumsuz
etkileniyor. Sağlıklı bir bilgisayar kullanıcısı olabilmek için
Dr: Demirtaş'ın önerilerine göz atın:

Bürolarda olumsuz çalışma ortamı sonucu kas ve eklemler üzerine
binen aşırı yükleme ve stresin, kas-iskelet sistemiyle ilgili
hastalıklara neden olduğu bildirildi.

Osmangazi Üniversitesi (OGÜ) Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve
Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin
Demirtaş, teknoloji ve bilgi iletişim ağının gelişmesine bağlı
olarak işte, okulda ve evde uzun süre bilgisayar kullanan kişilerin
sayısının her geçen gün arttığını, buna paralel olarak da
özellikle kas iskelet sistemi, göz ve psikososyal bazı sorunların
ortaya çıktığını söyledi.

Statik boyun, kol ve el pozisyonları ve monoton tekrarlı hareketleri
gerektiren bilgisayar kullanımı sırasında uygun olmayan şekilde
oturmanın, boyun, sırt, bel, omuz ve kollarda ağrı ve
rahatsızlıklara neden olduğunu ifade eden Demirtaş, şunları
kaydetti: ''Düzgün oturuş şeklinde omurga üzerine binen yükler,
bu kavislerin yardımıyla eşit oranda çevre dokulara
dağıtılabilmektedir. Kötü oturuşta ise duruş şekliyle ilgili
olarak eklem bağlarında gerginlikler, özellikle boyun ve omuz
kaslarının aktivitelerinde ve omurlardaki mekanik yüklerde artış
olur. Kötü çalışma ortamı sonucu kas ve eklemler üzerine binen
aşırı yükleme ve stres, kas iskelet sistemiyle ilgili hastalıklara
neden olur.''

''KADINLAR DAHA ÇOK HASTALANIYOR''

Prof. Dr. Demirtaş, ABD'de kas iskelet sistemiyle ilgili
hastalıkların klavye kullananlarda yüzde 81'lere kadar
ulaştığını belirterek, bu tür rahatsızlıkların, erkeklere
oranla kadınlarda daha yüksek oranda görüldüğünü bildirdi.

Bilgisayar kullanımının yaratacağı olumsuz etkiler konusunda
halkın bilinçlendirilmesinin, hastalıkların ortaya çıkmasını
engelleyebileceğini anlatan Demirtaş, şöyle devam etti: ''Sürekli
kullanım için masa üzerine yerleştirilen bilgisayarlar, portatif
bilgisayarlara tercih edilmelidir. Bilgisayarı sadece bir kişi
kullanacaksa, o kişinin ölçülerine uyan, tekerlekli ve arkalığın
geriye doğru bir miktar hareketine izin veren sandalye
seçilmelidir.''

''İYİ GÖRÜŞ ÖNEMLİ''

Bilgisayar kullanımı nedeniyle ortaya çıkan göz
rahatsızlıklarının önlenebilmesi için çok parlak oda
aydınlatmasından sakınılması gerektiğini de vurgulayan Prof. Dr.
Demirtaş, şu tavsiyelerde bulundu: ''Bilgisayar ekranına bakarken,
daha az göz kırpılır. Bu durum, gözler için zararlıdır. Her 15
dakikada bir bilgisayar işlemine ara verilerek, tercihen 5-6 metre
uzaklıktaki bir nesneye bakılmalıdır. Böylece göz kasları
gevşer. Ayrıca her 30-60 dakikada kısa istirahat araları
verilmelidir. Bu aralarda ayağa kalkıp, çevrede hareket
edilmelidir.''

dr.doom

unread,
Oct 28, 2005, 8:45:14 AM10/28/05
to internet +paylaşım+haber

Check-up hayat kurtarıyor

Ailesinde erken yaşta kalp ölümleri olanlar, yaşamları boyunca en
az bir kez kalp check-up'ı yaptırmalıdır. Üstelik check-up
yaptıranların kalp sağlığına yönelik riskleri önceden
saptanabildiği için, hastanın hayatı da erken teşhisle
kurtarılabiliyor

Memorial Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Türker Baran,
ailesinde ya da kendinde kalp rahatsızlığı olanların check-up'ı
nasıl ve hangi aralıklarla yaptırmaları gerektiğini anlattı.

Ailesinde kalp rahatsızlığı olanlar ne zaman check-up yaptırmaya
başlamalıdır?

Özellikle ailesinde erken yaşta (50 yaşın altında) kalp
hastalığından ölümler olan ya da sebebi açıklanmamış ani
kayıplar bulunan kişiler, yaşları ne olursa olsun yaşamları
boyunca en az bir kez kalple ilişkili bir checkup çalışması
yaptırmalıdır. Tetkikler sonunda sonuçlar normal sınırda ise 40
yaşına kadar benzer checkup tetkiklerinin 5 yılda bir, 40 yaşından
sonra ise kalp-damar hastalığı açısından risk faktörü taşıyan
ve ailesinde birinci derece akrabalarında kalp hastalığı olan,
sigara içen, tansiyon ve kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı
olan kişilerde de check-up'ı yılda bir defa yaptırmalarını
öneriyoruz. Bu arada toplum sağlığını
etkileyebilecek meslek gruplarının, toplu ulaşım araçları
kullananların, pilotların, cerrahların, yöneticilik yapan üst
düzey bürokratların ve şirket yöneticisi pozisyonundaki kişilerin
de yıllık checkup programlarına dahil olmaları gerekiyor.

Kalp için yapılan check-up'larda ne tür incelemeler yapılıyor?

Check-up paketleri, kişinin özellikleri ve yaşına göre
değişiyor. Ama kalp check-up çalışmasının bel kemiğini,
kardiyoloğun kişinin tıbbi geçmişini ve özelliklerini göz
önüne alarak yaptığı değerlendirme ve muayene bulguları
oluşturuyor. Özellikle kalp-damar hastalığı gelişimine ve damar
içinde pıhtı oluşumu ihtimaline yönelik tarayıcı kan
çalışmaları yapılmalıdır. Ayrıca, kalp yapısının
anlaşıldığı, kalp boşluklarında büyüme olup olmadığının
tespit edildiği, kalbin performansının değerlendirildiği, kalp
kapakları, duvar kalınlığı, kalp zarı ve kalpten çıkan büyük
damarların incelendiği kalp ultrasonografisi, yani 'ekokardiografi'
yapılmalı. Bazen ekokardiografiyle birlikte yapılan efor testleriyle
kişinin anjiyografiye, yani bir kalp bypass ameliyatı ya da balonla
damar açılmasına ihtiyacının olup olmadığı tespit edilebiliyor.
Burada cevabı aranan soru; kalbin yeterli kanla beslenip beslenmediği
oluyor. Üç boyutlu ekokardiografi, çok kesitli tomografi ile kalp
damarlarında kireç skorunun araştırılması ilk testlerde çıkan
sonuçlara göre kişilere değerlendirmeyi yapan uzman tarafından
önerilebiliyor.

fantom

unread,
Nov 2, 2005, 6:08:19 AM11/2/05
to internet +paylaşım+haber

Nikotinin kanser yaptığını sanan tiryakilerin, nikotin bantlarına
başvurmakta isteksiz davrandıkları ortaya çıktı.


Sigara tiryakilerinin çoğunun, nikotinin kansere yol açtığını
düşündükleri için, nikotin bantlarıyla yapılan tedaviye
başvurmakta isteksiz oldukları gözlendi.

Amerikan Göğüs Hastalıkları Doktorları Birliği'nin
Montreal'deki yıllık toplantısında açıkladığı şaşırtıcı
araştırma, 1139 kişi arasında ABD'de yapıldı. Araştırmaya
katılanlara, sigara alışkanlığı, kanser olma riski ve nikotinin
kanser oluşumundaki rolü konusundaki görüşleri soruldu.

Araştırma ekibinin başı Dr. Virginia Reichert, kadınların yüzde
72'sinin, erkeklerin yüzde 59'unun, nikotinin kansere yol
açtığını sandıklarının ortaya çıktığını söyledi.
Araştırmaya katılanlardan kadınların yüzde 72'si ile erkeklerin
yüzde 63'ünün, nikotin alımını dolayısıyla da kanser riskini
azaltacağı düşüncesiyle "light" diye tanımlanan sigaraları
seçtikleri saptandı.
Reichert, "Aslında bunun tam tersi doğru. Nikotin kansere sebep
olmaz. Kanserojen ve diğer zehirli maddeler sigaranın dumanında
bulunur" diyerek, nikotinin kanser yaptığını sanan tiryakilerin
nikotin bantlarını ve sakızlarını kullanmada isteksiz
davrandıklarını söyledi.

Araştırmada ayrıca, kadınların yüzde 77'si, erkeklerin yüzde
62'sinin sigara kullanmaktan korku, suçluluk ve üzüntü duyarken,
bir taraftan da bu kadınların yüzde 17'si, erkeklerin ise yüzde
11'inin bırakma girişimlerinin başarısızlıkla
sonuçlanmasından korktukları ortaya çıktı.

Reichert, tiryakilerin, nikotin bantları da dahil olmak üzere
kapsamlı bir programa ihtiyaçları olduğunu, bu programda bantların
çok yararlı olduğunu belirtti.

fantom

unread,
Nov 2, 2005, 6:10:30 AM11/2/05
to internet +paylaşım+haber

Reflü çürük diş riskini arttırıyor


Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ve Ege Üniversitesi Tıp
Fakültesi işbirliğiyle gerçekleştirilen bir çalışma, reflü
hastalığı olan çocukların daha yüksek oranda çürük diş
riskine sahip olduklarını ortaya çıkardı.


Son yıllarda reflü hastalarının sayısında yaşanan artışın
ardından yapılan incelemeler ilginç sonuçlar ortaya çıkardı.

Reflü hastalığının toplumumuzda ve özellikle çocuklarda çok
sık görülen önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirten Ege
Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı
Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özant Önçağ, "Hastalık asitli mide
içeriğinin yemek borusuna kaçması ve asidin burada hasar yapması
ile oluşur. Bu hastalığın diş hekimliği yönünden en önemli
bulgusu mide sıvısının reflü atağı sırasında ağız içine
gelerek dental erozyona neden olmasıdır" dedi.

Söz konusu çalışmanın 38 reflü hastası ile 42 sağlıklı çocuk
olmak üzere toplam 80 çocuk üzerinde gerçekleştirildiğini
vurgulayan Doç. Dr. Önçağ, "Ayrıca çocuklara yönelik asitli ve
şekerli yiyecek, içecek tüketimi ile ilgili bir anket yapıldı.

fantom

unread,
Nov 2, 2005, 6:14:57 AM11/2/05
to internet +paylaşım+haber
Ağız kanseri sessizce öldürüyor


Erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla iki kat fazla olan
ve çoğunluğu 45 yaşın üzerinde ortaya çıkan ağız kanseri,
sessizce kısa sürede yayılıyor.


Ağız içindeki kanser lezyonlarının ağrısız olmasından dolayı
sessiz olarak nitelendirilen ağız kanserleri çoğunlukla dil, ağız
tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanı, dudak ve diş
etleri gibi bölgelerde oluşuyor.

Erken dönemde teşhis edilerek tedavisi yapılmadığı taktirde kısa
sürede yayılan ağız kanseri sürekli ağrı, fonksiyon kaybı,
tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız
deformiteleri ile ölüme neden olabiliyor.

Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Tamer
Haliloğlu, hastalığın nedeninin tam olarak bilinmediğini anlattı:

"Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bununla
beraber, tütün ürünleri, alkol ve bazı besinlerdeki karsinojen
maddeler (katran) ve fazla güneş ışığına maruz kalınması gibi
faktörlerin ağız kanseri riskini arttırdığı bulunmuştur.

Genetik yatkınlık da ağız kanserleri için risk faktörleri
arasındadır."

Ağız kanserinin belirtileri:


# Ağız içinde veya etrafında beyaz veya kırmızı renkli alanlar
# Ağız içinde hassas, tahriş olmuş, kabarık veya kalınlaşmış
alanların olması Ağızda veya boğazda tekrarlayan kanamalar
# Seste boğukluk veya boğazda yutulamayan cisim hissi
# Çiğneme ve yutma güçlüğü
# Dil ve çene hareketlerinde zorlanma
# Dil veya ağzın diğer bölgelerinde his kaybı, uyuşukluk
# Alt veya üst çenede meydana gelen şişlikler
# Mevcut protez uyumunun bozulması

Ağız kanseri lezyonları başlangıç döneminde ağrısız olmakla
birlikte kanserin ilerlemesi ve sağlıklı ağız dokularında
harabiyet oluşturması ile ağrı şikayeti de başlıyor.

Kişinin kendinin ağız kanserini fark etmesi güç olabildiği için
düzenli diş hekimine gidilmesi de öneriliyor.

Sigara faktörü

Akciğer kanseri gibi ağız kanserlerinin de en önemli sebepleri
arasında sigara kullanımı geliyor.

Sigaranın kanser oluşumunu yüzde 70-75 oranında etkilediğini
belirten Opr. Dr. Tamer Haliloğlu, "sigaranın alkolle birlikte
kullanımı dolayısıyla kanser riskinin beş kat arttığı
belirlenmiştir. Sigara tüketiminin daha fazla olduğu erkeklerde
ağız kanserlerine, kadınlara oranla daha fazla rastlanmaktadır"
dedi.

Kötü ağız bakımının da kanserin oluşumunu hızlandırdığına
değinen Opr. Dr. Tamer Haliloğlu, "güneş altında çalışan
kişilerde de dudak kanserleri sıklıkla görülmektedir. Güneşin
zararlı ışınları hücre DNA'sını bozmakta böylece kanser
oluşmaktadır" diye konuştu.

Erken teşhisin önemi

Ağız kanserlerinin erken teşhisinin çok önemli olduğuna da
değinen Opr. Dr. Tamer Haliloğlu, "erken teşhiste yüzde 90
oranında iyileşme sağlanabilmektedir. Ağız içinde ağrısız
büyüyen bir yara kanseri düşündürebilir. Ağız kanserlerinde
kesin teşhis biyopsi ile konulmakta, tedavi aşamasında ise cerrahi
müdahale, radyoterapi ve kemoterapi yöntemlerinden
yararlanılmaktadır" dedi.

Riski azaltmak için neler yapılabilir?
# Sigara, pipo gibi tütün ürünlerinin kullanmayın, tütün
çiğnemeyin
# Alkol kullanıyorsanız, aşırıya kaçmayın
# Meyve ve sebzeden zengin diyetle beslenin
# Düzenli olarak diş hekimine gitmeyi ihmal etmeyin

fantom

unread,
Nov 7, 2005, 4:53:30 AM11/7/05
to internet +paylaşım+haber

Sigara grip riskini artırıyor


Sigara içenler, içmeyenlere göre daha sık soğuk algınlığına
yakalanıyor.

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görevli Doç. Dr. Celal
Karlıkaya, gripten korunmada en kolay ve etkili yolun, sigara ve
tütün dumanından uzak durmak olduğunu söyledi.

Sigaranın ve pasif içiciliğin, vücudun ve solunum yollarının
yapı ve işlevlerinde değişikliklere yol açtığını da
açıklayan Doç. Dr. Karlıkaya, sigara içenlerde soğuk
algınlığı, grip, zatürree, lejyoner hastalığı, tüberküloz,
bulaşıcı menenjit ve diş eti enfeksiyonu riskinin arttığını
belirtti.

Karlıkaya, ''sigara içenler daha sık öksürdüğü ve balgam
çıkardığı için enfeksiyon bulaştırma riskleri de daha
fazladır'' açıklamasında bulundu.

"Askerlerde yapılan bir çalışmada, sigara içenlerde, üst solunum
yolu enfeksiyon riski 1.5 kat daha yüksek bulunmuştur" diyen Doç.
Dr.Karlıkaya, "sigara ve solunumsal viral enfeksiyon riskinin
araştırıldığı bir çalışmada da sigaranın, riski yaklaşık
iki kat arttırdığı gösterilmiştir" dedi.

Karlıkaya, "kadın sağlığı araştırmasında ise soğuk
algınlığının incelendiği bir çalışmada hem aktif, hem pasif
sigara içiciliği durumunda, soğuk algınlığı sıklığı ve
süresinde artış gözlendi'' dedi.

Sigara içenlerin bağışıklık sistemindeki bozuklukların,
sigarayı bırakmakla altı hafta içinde düzeldiğine de değinen
Doç. Dr. Karlıkaya, özellikle grip için riskli kişilerin bir an
önce sigarayı bırakması gerektiğini de vurguladı.

Sigara içen kişilerin aşı olması gerektiğini de belirten
Karlıkaya, ''aşıların etkinliğinin sigara içenlerle içmeyenlerde
klinik olarak aynı olduğu bildirilmekle birlikte, sigara içenlerde
daha az antikor yanıtı olduğu ve etkinin daha çabuk söndüğü
bilinmelidir'' dedi.

fantom

unread,
Nov 7, 2005, 5:00:20 AM11/7/05
to internet +paylaşım+haber

Diş Koruma Günleri' başlıyor

Kampanya süresince, 6-12 yaş arasındaki çocuklara çürük
önleyici tedavi uygulanacak, katılımcılara ağız ve diş
sağlığı konusunda eğitim verilerek, bilgilendirici broşürler ve
diş macunu numunesi dağıtılacak.

Ücretsiz olarak herkesin ağız ve diş muayenesinin yapılacağı
"Diş Koruma Günleri" kampanyası 7 Kasım'da başlıyor.

Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün
desteğiyle Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB) ve Colgate firması
tarafından düzenlenen kampanya 26 Kasım'da sona erecek.

Toplumun ağız ve diş sağlığı konularında bilinçlenmesine
katkıda bulunmayı amaçlayan kampanya kapsamında, isteyen herkese
ücretsiz olarak ağız ve diş sağlığı durum tespiti yapılacak ve
hastalar yönlendirilecek. Kampanyaya gönüllü olarak katılmayı
kabul eden diş hekimleri, 3 hafta boyunca günün belirli saatlerini,
kendilerini arayarak randevu alan hastalara ayıracaklar. Kampanya
süresince, 6-12 yaş arasındaki çocuklara çürük önleyici tedavi
uygulanacak, katılımcılara ağız ve diş sağlığı konusunda
eğitim verilerek, bilgilendirici broşürler ve diş macunu numunesi
dağıtılacak.

Kampanya, Aksaray, Amasya, Ankara, Ardahan, Artvin, Çankırı, Çorum,
Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Giresun, Gümüşhane, Kars, Kastamonu,
Kayseri, Kırıkkale, Kırşehir, Konya, Kütahya, Nevşehir, Ordu,
Rize, Samsun, Sinop, Sivas, Tokat, Trabzon ve Yozgat illerini
kapsıyor.

Kampanya ile ilgili daha ayrıntılı bilgi almak isteyenlerin 0800 261
64 07 numaralı ücretsiz bilgi hattını arayabilecekleri belirtildi.

fantom

unread,
Nov 9, 2005, 3:42:28 AM11/9/05
to internet +paylaşım+haber
Hipotiroidi taraması yapılmalı
Uzmanlara göre Türkiye, hipotiroidi hastalığını tanı ve
teşhiste çok gerilerde. Oysa Türkiye'deki 2 bin çocuktan birinde
hipotiroidi görülüyor...

Uzmanlara göre Türkiye, hipotroidi hastalığının tanı ve
teşhisinde gerilerde. İyot yetersizliği ve akraba evliliği gibi
nedenlerle ortaya çıkan hipotiroidi hastalığının Türkiye'deki
görülme sıklığı dünya genelinin iki katı. Uzmanlar, bebeklerde
kalıcı zeka geriliğine neden olan bu hastalıkla ilgili genel bir
sağlık taraması yapılmasını istiyor.

Hipotroidi, yeni doğanlarda yaygın olarak görülen bir hastalık.
İyot yetersizliği ve akraba evliliği gibi nedenlerle ortaya çıkan
hastalık tedavi edilmediği takdirde kalıcı zeka geriliğine neden
oluyor.

Hipotroidi Türkiye'deki her 2 bin çocuktan birinde ortaya
çıkıyor. Yani hastalığın Türkiye'de görülme sıklığı
dünya genelinin iki katı. Ancak buna rağmen hastalıkla ilgili
Türkiye'de ciddi bir çalışma yapılmıyor.

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Bereket,
"Hipotiroidinin tedavisi çok basit ve ucuz. Eğer hipotiroidi
tanısı çocuk doğar doğmaz, özellikle ilk haftalar içinde konulup
hemen tedavisine başlanır ise bu çocukların zeka düzeyi normal
olur. Ancak tanı ve tedavideki her 1 aylık gecikme o çocuğun IQ
sunda yaklaşık 5 puanlık düşüşe yol açar. Doğurganlığın
yüksek bir oranda olduğu ülkemizde bu çok önemli ancak hiç
önemsenmeyen bir hastalık olarak görülmekte" dedi.

GENEL BİR SAĞLIK TARAMASI YAPILMALI
Uzmanlara göre, Türkiye'de bu hastalıkla ilgili acilen bir
sağlık taraması yapılması gerekiyor. "gereksiz yere beyin
hasarına uğrayan her bebeğin vebali bu hizmeti halen başlatamamış
olanlarındır" diyen Prof. Dr. Abdullah Bereket, kendisi de bir
çocuk hekimi olan Sağlık Bakanı'nın bu konuya ivedilikle el
atmasını ve daha fazla gecikmeden çözüme kavuşturmasını istedi.

fantom

unread,
Nov 9, 2005, 3:44:50 AM11/9/05
to internet +paylaşım+haber

Tansiyonunuz kontrol altında mı?

Türk Kardiyoloji Derneği (TKD) Başkanı Prof. Dr. Ali Oto,
hipertansiyonun (yüksek tansiyon) hastalığın özelliğinden dolayı
hastalar tarafından fark edilemediğini belirterek, "Hipertansiyonu
olup da bunun farkına varanların oranı yüzde 40" dedi.

Yüksek tansiyon konusunda halkı bilinçlendirmek amacıyla TKD
tarafından Novartis ilaç firmasının desteğiyle başlatılan
kampanyanın tanıtımı amacıyla TKD merkezinde düzenlenen basın
toplantısında konuşan Prof. Dr. Ali Oto, kalp ve damar sağlığı
açısından hipertansiyonun çok önemli olduğunu vurguladı.

Türkiye'de yapılan değişik araştırmalarda elde edilen verilere
değinen Prof. Dr. Oto, gerçekleştirilen son araştırmanın,
toplumda yüksek tansiyona rastlanma oranının yüzde 31.8 olduğunu
gösterdiğini anlatarak, "Yani yaklaşık her 3 kişiden 1'inin
kan basıncı yüksekliğihastalığı olduğunu düşünüyoruz"
diye konuştu.

Hipertansiyon sıklığının yaşla arttığına dikkati çeken Prof.
Dr. Oto, toplumda 70 yaşın üzerindekilerin yüzde 80'inde
hipertansiyon hastalığı bulunduğunu söyledi. Prof. Dr. Oto,
kırsal kesimde özelliklekadınlarda hipertansiyonun ciddi bir sorun
olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
"Hipertansiyonla ilgili en önemli sorunlardan birisi, bütün
dünyada olduğu gibi farkında olmanın az olması. Hipertansiyonun
özelliğinden dolayı kişiler kan basıncının yüksekliği
hastalıklarının bulunduğunu bilemiyorlar. Ancak geç dönemde kan
basıncı yüksekliğiyle ilgili problemler ortaya çıktığında konu
gündeme geliyor ve ciddiyet kazanıyor. Hipertansiyonu olup da bunun
farkına varanların oranı yüzde40. Hasta olan kişilerin yüzde
60'ı hasta olduklarını, kan basınçlarının yüksek olduğunu
bilmiyorlar. Bu çok önemli. Kişi herhangi bir şekilde bir
rahatsızlık hissetmeyebilir, ama kan basıncı yüksek olabilir."

Hasta olduğunu bilenlerin yüzde 70'inin ilaç almadığına işaret
eden Prof. Dr. Oto, bu kişilerin yüzde 30'unun ilaç
kullandığını, bunların da ancak yüzde 8'inin kontrol altında
olduğunu bildirdi.

"İDEAL KAN BASINCI ORANI 12/8"
Prof. Dr. Oto, araştırmalara göre kadınlarda ve erkeklerde büyük
ve küçük tansiyonların yıllara bağlı olarak yükseldiğini
vurgulayarak,konuşmasına şöyle devam etti:
"Hipertansiyon, birçok risk faktörüyle birlikte bulunuyor ve
onların etkisini daha da artırıyor. Örneğin, kötü huylu
kolesterolün varlığıyla birlikte olduğu zaman, kalp ve damar
hastalıklarının gelişme riski 2.5 kat artıyor. Büyük tansiyonun
da, küçük tansiyonun da düşmesi lazım. Hipertansiyonun sınırı
14/9 olarak kabul ediliyor. Ama bunun altında ne kadar geriye
giderseniz, kan basıncının düşmesi okadar yararlı. Bugün kabul
edilen ideal kan basıncı oranı 12/8."

TDK Başkanı Prof. Dr. Ali Oto, kampanya kapsamında Kasım ve
Aralıkaylarında görsel ve yazılı medya ile açık hava
mecralarının kullanılacağını, televizyon ve radyolarda yayınlara
yer verileceğini, hastalara yönelik broşür ve posterlerin
hazırlanacağını, 0800'lü "Hipertansiyon Danışma
Hattı"nın da önümüzdeki günlerde hizmete sokulacağını
sözlerine ekledi.

SAĞLIK BAKANLIĞI MÜSTEŞAR YARDIMCISI
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Prof. Dr. Sabahattin
Aydın da, temel sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmak için önemli
yük teşkil eden hastalıkların tespit edilip bunların yönetimine
ağırlık verilmesigerektiğini belirterek, hastalık yönetiminin
sadece tespit ve tedavi değil, hastalıkla ilgili her türlü veriye
ulaşıp analiz etmek ve toplumu bu hastalıklardan korumayı
hedeflediğini bildirdi.

Prof. Dr. Aydın, "Davranış değişikliklerinin kazanılması,
hayat stillerinin, beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi,
fiziksel aktivite gibi birçok konu, hastalık yönetiminin içine
girmektedir. Sağlık Bakanlığı'nın böyle bir gayrete sadece
destek verdiği gibi bir mesajı vermek yerine, aslında Sağlık
Bakanlığı'nın asli görevlerinden birini üstlenen dernek ile
birlikte olma gayreti içinde olduğunu sizlere duyurmak istiyorum"
dedi.

SORULAR
Bir gazetecinin "yaşam tarzı değişikliğinin hipertansiyona
etkilerine" ilişkin sorusunu yanıtlayan TKD Genel Sekreteri Prof.
Dr.Oktay Ergene de, günlük tuz tüketimin 2 gramın altında olması
gerektiğini, ancak marketlerde satılan hazır yiyeceklerdeki tuz
oranlarının yüksekliği nedeniyle çoğu kişinin bu miktarın çok
üzerinde tuz aldığını söyledi.

Prof. Dr. Ergene, egzersiz yapmanın önemini de vurgulayarak, Türk
toplumunun spora dönük bir yaşam tarzı sürdürmediğini kaydetti.

Prof. Dr. Ali Oto da, tuz kontrolü konusunda, tuzluğun sofradan
kaldırılması, beyaz peynirin suya konularak tuzunun alınması ve
pastırma, kuruyemiş gibi yiyeceklerden uzak durulması halinde
günlük normal tuz miktarının üzerine çıkılmayacağını
bildirdi.

fantom

unread,
Nov 10, 2005, 4:19:01 AM11/10/05
to internet +paylaşım+haber

Romatizmaya 'esrar'engiz ilaç

Kendir gibi esrar cinsinden bitkilerin romatizmal eklem ağrılarını
giderdiği tıbbi denemelerle kanıtlandı.

Araştırmacılar, uyuşturucunun ağız spreyi olarak alınması
sonucu hareket etme ve istirahatın daha az ağrılı hale geldiğini
bunun yanı sıra uyku kalitesinin arttığını kaydetti.

Tedavide en önemli rolü uyuşturucunun neden olduğu 'bulut' ruh
halinin oynadığını söyleyen bilim adamları şimdi bulgularını
daha büyük çaplı denemelerle destekleyip bu sayede İngiltere'deki
600 bin romatizma hastasına yardımcı olmak istiyor.

Ağrıları kesti

Bath Üniversitesi'nden kemik profesörü David Blake
başkanlığınıda bir grup bilim adamının yaptığı
araştırmanın sonuçlarını yayımlayan tıp dergisi, sonuçları
'istatistiki olarak önemli' diye niteledi.

Sıfırın hiç ağrı yok anlamına geldiği 0-10 arası ağrı
derecelendirmesinde, ağızdan sprey yoluyla esrar alanların
ağrılarının yediden 4.8'e düştüğü belirlendi.

dr.doom

unread,
Nov 10, 2005, 5:09:22 AM11/10/05
to internet +paylaşım+haber

Guatr riski taşıyor musunuz?

Erkeklerden çok kadınlarda görülen tiroit bezi sorunları, bir çok
rahatsızlığa neden olabiliyor.

Guatr hastalığının sebeplerini ve tedavisini anlatan Memorial
Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Doç. Dr. Gürsel Soybir,
guatr hastalığı riskinin saptanması için bir de test hazırladı.

Boyunda hemen gırtlağın altına yerleşmiş bir salgı bezi olan
tiroit bezi, besinlerden alınan iyotu toplayarak T3 ve T4 denen tiroit
hormonlarını yapıyor. Vücuttaki hücre ve dokuların
fonksiyonlarını düzenleyen tiroit hormonlarının az miktarda
salgılanması vücut fonksiyonlarının yavaşlamasına, fazla
miktarda salgılanması ise vücut fonksiyonlarının hızlanmasına
neden oluyor. Tiroit bezinin büyümesi ise guatr hastalığına yol
açıyor.

Guatr hastalığının sebeplerini Memorial Hastanesi Genel Cerrahi
Bölümü'nden Doç. Dr. Gürsel Soybir anlattı:
"Tiroit bezinin büyümesine guatr denir. Guatr değişik şekillerde
bulunabilir. Nodülsüz guatrda her iki tirod bezi simetrik olarak
büyümüştür. Nodüler guatrda ise tiroit bezi büyümekle beraber
içinde bir veya daha fazla nodülü oluşturmuştur. Nodülsüz guatr,
tiroit hormonlarının vücut için yeterli miktarda tiroit hormonu
üretmemesi sonucu oluşur. Vücutta yapılan tiroit hormonları
düşünce, tiroid bezi hücreleri, beyin tarafından daha fazla hormon
yapmak üzere uyarılır.Uyarılan tiroit hücreleri daha fazla hormon
yapımını sağlamak için çoğalır ve büyür. Nodüler guatrın
oluşumunu ise şöyle özetleyebiliriz, beyinden gelen uyarılar bazen
tiroit icindeki bir kisim hücreler tarafından daha fazla algılanır
ve bunun sonucu olarak diğer hücrelere nazaran daha fazla çoğalır.
Çoğalan bu hücreler nodül dediğimiz tiroit içindeki yumruları
oluşturur."

TİROİT NODÜLÜ KANSER RİSKİ TAŞIR MI?

Tiroit nodüllerinin % 4 ile 20'sinin tiroit kanseri riski
taşıdığını belirten Doç. Dr. Gürsel Soybir, özellikle küçük
tek bir nodülün giderek büyümesi, sert ve çevresine yapışık
olmasının kanser kuşkusunu artırdığını söyledi. Tiroid
nodüllerinin değerlendirilme sürecini Doç. Dr. Soybir şöyle
anlattı:
"Tiroit nodülleri ultrasonografi ile incelenmeli böylece kanser
riski taşıyıp taşımadığı tespit edilmelidir, bir yandan da
nükleer tıp ünitesi tarafından sintigrafik inceleme
yapılmalıdır. Kanda bakılan hormon değerleri ile nodüllerin
fonksiyon görüp görmedikleri saptanmalı. Riski olmayan ufak
nodüllerde gereksiz cerrahi uygulama yerine ilaçla tedavi ve takip
seçeneği uygulanmalıdır."

TİROİT BEZİNİN FAZLA ÇALIŞMASI (HİPERTİROİDİ) NEDİR?

Tiroit bezinin kendi başına, devamlı ve vücut gereksinimden fazla
olacak şekilde tiroit hormonu üretmesine hipertirodi denir.
Hipertiroidinin sık rastalanan bir durum olduğunu belirten Doç. Dr.
Soybir hastalığın belirtilerini şöyle sıraladı:
"Hipertiroidi; ellerde titreme, çarpıntı, sıcağa
tahammülsüzlük, sinirlilik, aşırı heyecan, duygusallık, kilo
kaybı, aşırı terleme, saç dökülmesi, ishal, gözlerin ileri
doğru çıkması gibi göz bulguları, kuvvet azalması, kadınlarda
adet düzensizlikleri yapabilir. Menopoz döneminde nispeten sık
görülen hipertiroidi, bu dönemde zaten artan kemik erimesi riskini
daha da artırır. Hipertiroit tedavisinde ilk etapta vücutta fazla
üretilen hormonun dengelenmesi gerekir. Bunun için tiroit
hormonlarının dokulara etkisini gideren ilaçlardan faydalanabilinir.
Ama ideal tedavi yöntemi hormon üretimini azaltan ilaçlarla
yapılır. Nodülsuz hipertiroidilerde aşırı hormon üretimi
dengelendikten sonra kesin tedavi nükleer tıp ünitesinde, atom
tedavisi olarak bilinen radyoaktif iyot ile ya da cerrahi yöntemlerle
yapılır. Nodülü olan olgularda ise kesin tedavi cerrahi yöntemdir.

Doç.Dr. Gürsel Soybir, guatr hastalığı riskinin saptanması için
test hazırladı.

KENDİNİZİ TEST EDİN

Guatr hastalığı riski taşıyor musunuz?

1. Kalp atımlarınızın çok yüksek veya çok düşük olduğunu
saptadınız mı?
(60 altı veya 100 üstü)
2. Boynunuzda sıkışma ve gerilme hissi var mı?
3. Terleme ve saç dökülmesini sıklıkla yaşıyor musunuz?
4. Son zamanlarda aniden aşırı kilo aldınız mı ya da verdiniz mi?
5. Cildinizde dökülme, kuruma veya mat bir görünüm var mı?
6. Ani sinir atakları veya gün içinde uyuklama yaşıyor musunuz?
7. Bacaklarınızda şişlik oluyor mu?
8. Soğuğa veya sıcağa karşı tahammülsüzlüğünüz son
zamanlarda arttı mı?
9. Kabızlık, ishal veya karında ağrı atakları yaşıyor musunuz?
10. Unutkanlık yaşıyor musunuz? Ya da kendinizi depresyona meyilli
hissediyor musunuz?

Yukarıdaki sorulardan en az 4 tanesine ve üstüne evet diyorsanız
guatr hastalığı riski taşıyor olabilirsininiz.

dr.doom

unread,
Nov 10, 2005, 5:10:59 AM11/10/05
to internet +paylaşım+haber

Mantar yerken dikkat

Açıktan toplananların yerine ambalajlı mantarların tüketilmesi
öneriliyor.

İstanbul İl Sağlık Müdür Vekili Mehmet Bakar, son günlerde
hastanelere mantar zehirlenmesi nedeniyle başvuran hasta sayısında
artış meydana geldiğini açıkladı.

Bakar, "ilimizde en fazla zehirlenme yapan Köy Göçüren (Aminita
pantherina) türü mantardır. Bunun zeytin, kükürtlü, çörek ve
deli mantar gibi çeşitleri vardır'' dedi.

Bakar, özellikle Kuzey ve Batı Anadolu bölgeleri başta olmak üzere
ülkede bol miktarda yetişen yabani mantarların çok zehirli
türlerinin bulunduğunu söyledi.

Zehirli ve zehirsizleri ayırmanın mümkün olmadığına da değinen
Bakar, "mantarlardan zehirlenme ve ölüm sayısı göz önüne
alındığında olayın ciddiyeti anlaşılmaktadır" dedi.

Tedavi maliyeti ve ölüm riski oldukça yüksek olan ve toksin düzeyi
düşük vakalarda ise tedavi şansı bulunan mantar zehirlenmelerinden
korunmanın mümkün olduğunu belirten Bakar, türlere göre
zehirlenme tablosunun değiştiğini de açıkladı:

"Bazı zehirli mantarlar doğrudan sinir sistemi üzerine etki ediyor
ve zehirlenme hali üç dakika ile üç saat arasında görülebiliyor.
Zamanında müdahale edilmezse, hasta kalp veya solunum durması ile
ölür.

Bazı mantarlar da karaciğer üzerine toksik etkilidir. Bu türlerde
zehirlenme 6-15 saat içerisinde görülür ve yüzde 70 oranında
ölüme neden olur. Zehirli mantarların bir kısmı da hemoliz yapar,
yani kanı eritir.

Bu tür zehirlenmelerde rahatsızlıklar, 24 saat sonra ortaya çıkar
ve yüzde 20 öldürücüdür'' dedi.

Mantar zehirlenmelerinde ortaya çıkan belirtiler:

# Bulantı,
# Kusma,
# Sulu veya kanlı ishal,
# Karın ağrısı,
# Adale krampları,
# Terleme,
# Gözyaşı ve tükürük ifrazatında çoğalma,
# Görmede bulanıklık,
# Baş dönmesi,
# Dikkatte dağılma,
# Sendeleme,
# Ruhsal değişiklik,
# Hareketlerde zorluk,
# Uyuklama hali,
# Uyanıkken hayal görme,
# Tansiyon düşüklüğü,
# Şiddetli ağrı,
# Bayılma,
# Nöbet,
# Koma.

Mehmet Bakar, ''mantar iyi bir gıda maddesidir. Ancak sağlıklı
üretilmeyen, ambalajlanmayan mantarlar satın alınmamalı ve
yenilmemelidir. Açıktan toplanan mantarlar tüketilmemelidir" dedi.

Sağlık sorunları ve zehirlenmelerle ilgili olarak 24 saat hizmet
veren 184 ve Ankara'da Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi
Başkanlığı'nın Zehir Araştırma Bölümü'nün 0 800 314 7900
(beş hat) telefonları aranmalı.

Zehirlenme belirtilerinden herhangi biri ortaya çıktığında ya da
şüphelenildiğinde ise 112 Acil Sağlık Hizmetleri'ne bağlı
ambulanslar aranarak yardım istenebileceğine de değinen Mehmet
Bakar, İstanbul'da mantarla zehirlenme vakalarında öncelikle
başvurulacak sağlık kuruluşlarının da Dr. Lütfi Kırdar Kartal,
Haydarpaşa Numune, Şişli Etfal, Haseki, İstanbul, Göztepe ve
Okmeydanı eğitim ve araştırma hastaneleri ile üniversite
hastaneleri olduğunu açıkladı.

fantom

unread,
Nov 11, 2005, 9:16:59 AM11/11/05
to internet +paylaşım+haber
Boğmaca ve bronşiolite dikkat!


Boğmaca, çocuklarda zatürree gelişmesine ve havaleye neden
olabiliyor.


Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa
Kendirci, kış aylarında daha sık görülen boğmaca ve
bronşiolitin erken tedavi edilmediğinde çocukların ölümüne neden
olabileceğini söyledi.


Prof. Dr. Mustafa Kendirci, boğmacanın başlangıçtaüst solunum
yolu enfeksiyonu gibi belirtiler verdiğini, ancak 2-3 hafta içinde
gelişerek ciddi nöbetler şeklinde peş peşe öksürüğe ve
çocuklarda morarmaya neden olduğunu söyledi.

Bebeklerin 2. ayı doldurduklarında mutlaka ardı ardına 3 kez
boğmacaya karşı aşılanmaları gerektiğini belirten Kendirci,
"Boğmaca,çocuklarda zatürree gelişmesine ve havaleye neden
olabilir. Bu da beyni olumsuz etkiler. Aşı, boğmaca riskini en aza
indirir. Çocuk boğmacaya yakalansa bile hafif şekilde atlatır"
diye konuştu.

Tahlil için boğaz kültürü alınırken çocukları strese sokmamak
gerektiğine işaret eden Kendirci, "Stres, öksürük nöbetine
neden olurve çocuk öksürük ile birlikte kusar. Tedavi için de
buhar, antibiyotikve sakinleştirici ilaçlar verilmelidir" dedi.

BRONŞİOLİT ÖLDÜRÜYOR
Kendirci, akciğerlerin küçük hava yollarının iltihaplanması olan
bronşiolite karşı da özellikle kış aylarında dikkatli olmak
gerektiğini kaydetti.

Süt çocuklarında bronşiolite daha çok rastlandığını ifade eden
Kendirci, şunları söyledi:
"Öksürük, nefes darlığı, hışırtılı solunum ile kendini
gösteren bronşiolit, küçük çocuklar için tehlikeli bir
hastalıktır. Bronşioliteyakalanan süt çocukları, balgamı
çıkartamayacakları için nefes boruları tıkanarak ölebilirler.
Akciğerlerde zar delinmesi gelişebilir. 2 yaşın altındaki
çocukların tedavisinde geç kalınmamalıdır. Ancak, bu hastalık
tedavi edilse bile bir kış boyunca tekrarlayabilir. Akut bronşiolit,
astım gelişme riskine karşı takip edilmelidir."

Kendirci, bronşiolit hastası çocuklara nemli oksijen tedavisi
uygulanması gerektiğine işaret ederek, kalp yetmezliğine neden
olmayacak sıvılar ile bronşiolleri genişletici ilaçlar verilmesi
gerektiğini kaydetti.

fantom

unread,
Nov 11, 2005, 9:17:58 AM11/11/05
to internet +paylaşım+haber

İştahı bastıran bir hormon bulundu

Bilimadamları, farelerde iştahı bastıran bir hormon bulduklarını
açıkladı.


İngiltere'de Stanford üniversitesi bilimadamları, farelerde
iştahı bastıran bir hormonun varlığını tespitettiklerini
açıkladı.

Sonuçları Science adlı tıp ve bilim dergisinde yer alan araştırma
sırasında ortaya çıkartılan "obestatin" adlı hormonunun
farelerde denendiği bildirildi. Hormonun verilmesinin ardından denek
olarak kullanılan farelerin aldığı besin miktarının yarıya
indiğini belirten bilimadamları, hayvanların ağırlığının da
beşte bir oranında azaldığını açıkladı.

Obestatin hormonunu bulan Stanford Üniversitesi bilim ekibinin
başkanı Aaron Hsueh, obestatin hormonunun biyolojik aktivitesini
farelerde izlediklerini ve hormonun besin alımını
sınırladığını tespitettiklerini, ancak bunun insanlarda da
denenmesi gerektiğini söyledi.

fantom

unread,
Nov 11, 2005, 9:20:55 AM11/11/05
to internet +paylaşım+haber

KOAH hastaları hastalığını bilmiyor

Dünyada yaklaşık 600 milyon, Türkiye'de ise 5 milyon kronik
obstrüktif akciğer hastası (KOAH) bulunuyor.


Türkiye'deki hastaların yüzde 90'ının hasta olduklarının
farkında olmadığını söyleyen Çukurova Üniversitesi Tıp
Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr.
Ali Kocabaş, "uzun süreli devam eden öksürük, balgam ve nefes
darlığı şikayetleri, KOAH'ın en önemli belirtileridir" dedi.

Solunum yollarında daralmaya bağlı olarak, havanın akciğerden
çıkmasını önlemek şeklinde kendini gösteren ve küresel bir
sağlık sorunu haline gelen Kronik Obstrüktif Akciğer
Hastalığı'nın (KOAH) görülme sıklığı, tüm dünya
ülkelerinde her geçen gün arttıyor.

Prof. Dr. Ali Kocabaş, yaşam kalitesi üzerinde önemli etkileri
bulunan ve çok sayıda insanın ölümüne neden olan KOAH'ın
oldukça yaygın bir hastalık olduğunu söyledi. Dünyada yaklaşık
600 milyon kronik KOAH bulunduğunu ve hastalığa yakalananlardan her
yıl 3 milyonun öldüğünü belirten Kocabaş, Türkiye'de de
yaklaşık 5 milyon KOAH bulunduğunu ifade etti. Kocabaş,
hastalığın kamuoyunda yeterince bilinmediğini ve en önemli
belirtilerinin, uzun süreli devam eden öksürük, balgam ve
nefesdarlığı olduğunu belirtti.

Hastalığın, dünyada küresel bir salgın olarak yayıldığını
vurgulayan Kocabaş, şöyle konuştu:
"Akciğerlerdeki hava yollarında daralmaya ve akciğer dokusunda
hasara neden olan, zaman içinde kötüleşen, ilerleyici ve tehlikeli
birhastalık olan KOAH'ın en büyük nedeni sigara. Hastalık,
ayrıca tozlu- dumanlı işyerlerinde çalışan, ısınmak ya da yemek
yapmak için odun sobası ve tezeğin kullanıldığı,
havalandırılmamış evlerde yaşayan kişilerde görülmektedir."

YETERİ KADAR BİLİNMİYOR

Kocabaş, hastalığın daha çok 40 yaş üstü yetişkinlerde
görüldüğünü belirterek, "Erken teşhis ve tedavinin,
hastalığı önlemekte çok büyük önemi var. Ancak, Türkiye'deki
5 milyon hastadan yüzde 90'ı kendisinin KOAH olduğunun farkında
değil" dedi.

Hastalığın kamuoyu tarafından yeteri kadar bilinmediğini anlatan
Kocabaş, KOAH tanısının muayene ve solunum testiyle kolayca
yapılabildiğini vurguladı.

16 KASIM "DÜNYA KOAH GÜNÜ"

Hastalığa karşı Dünya Sağlık Örgütü, ABD Ulusal Kalp,
Akciğer ve Kan Enstitüsü tarafından oluşturulan küresel
girişimin (GOLD) 1997'de başlatıldığını ve çalışmaların
sürdürüldüğünü ifade eden Kocabaş, bu yıl 16 Kasım'da
düzenlenecek "Dünya KOAH Günü" etkinlikleri nedeniyle 77
ülkede etkinlikler yapacaklarını kaydetti.

Kocabaş, Türkiye'de de 34 kentte KOAH bilincini artırmak ve henüz
teşhis edilmemiş KOAH hastalarının bir sağlık kuruluşuna
başvurularınıteşvik etmek amacıyla çalışmalar yapacaklarını
sözlerine ekledi.

fantom

unread,
Nov 14, 2005, 5:40:25 AM11/14/05
to internet +paylaşım+haber

Brusella hastalığına 5 dakikada teşhis

Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi'nde, özellikle Doğu ve
Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde sık görülen süt ve süt
ürünlerinden bulaşan Brusella hastalığını 5 dakikada teşhis
eden test üretildi. Test, ilk etapta bu bölgelerdeki sağlık
kuruluşlarına dağıtılacak.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü
Yardımcısı Doç. Dr. Turan Buzgan, Brusella hastalığının
hayvanlardan insanlara süt ve süt ürünleri yoluyla bulaşan,
önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti. Sağlık
Bakanlığı'nın bu hastalıkla ilgili önemli bir eliminasyon
programı hazırladığını bildiren Buzgan, "Ancak süt kuzu ve
danalarının aşısının yapılması konusunda Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı'na da önemli görevler düşüyor" dedi.

Peynir veya diğer ürünler yapılırken sütün iyi kaynatılmaması
sonucu mikropların ölmediğini ve bu mikropların uzun süre
yaşayabildiğini anlatan Buzgan, hastalığın böylelikle insanlara
bulaştığını söyledi. Brusella hastalığının terleme, ateş,
vücutta kırıklık ve halsizlik, kusma, baş ağrısı gibi
belirtileri olduğunu kaydeden Buzgan, bunların diğer hastalıkların
belirtileriyle karışabildiğine dikkat çekti. Buzgan, hastalığın
kalp zarı iltihabı ile kadın ve erkeklerin genital organlarında
rahatsızlıklara da yol açtığını bildirdi.

HEKİMLER BİLİNÇLENDİRİLECEK

Türkiye'de Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri başta olmak
üzere, İç Anadolu, Akdeniz ve Marmara Bölgelerinde sıkça
görüldüğünü belirten Buzgan, bu hastalık ile ilgili
duyarlılığın arttırılması ve hekimlerin bilinçlendirilmesi
amacıyla bir toplantı düzenlendiğini kaydetti. Buzgan, toplantıya
Sağlık ile Tarım ve Köyişleri Bakanlıklarından uzmanlarla
üniversitelerden öğretim üyelerinin katılacağını, hastalık ile
ilgili yeni bilgilerin bölgede görev yapan hekimlere
aktarılacağını belirterek, hekimlere hastalığın tanısı ile bir
de kursverileceğini kaydetti. Buzgan, Harran Üniversitesi'ndeki
toplantının 13 Kasım Pazar günü sona ereceğini söyledi.

5 DAKİKADA TESPİT EDİLEBİLECEK

Buzgan, Brusella'nın tanısının önemli olduğunu kaydederek,
Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi'nde bu hastalığın 5 dakikada
tespit edebilen"Rosebengal" isimli test üretildiğini bildirdi.
Testin ilk etapta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki
sağlıkocaklarına dağıtılacağını belirten Buzgan, "Test daha
sonra hastalığın bildiriminin yapıldığı diğer bölgelere de
gönderilecek" dedi.

Buzgan, ayrıca bölgede sık görülen şark çıbanı ve sıtma
hastalıkları ile ilgili çalışmalar da yapacaklarını bildirdi

fantom

unread,
Nov 14, 2005, 5:41:24 AM11/14/05
to internet +paylaşım+haber

Kanser, ikinci ölüm nedeni

Sigara içmeyen akciğer kanserli hastaların çocukluk çağı veya
erişkinlik dönemlerinde "pasif içici" oldukları tespit edildi.


Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, Kanserle
Savaş Dairesi Başkanlığı'nca hazırlanan "Kanser Raporu"na
göre, dünyada en önemli halk sağlığı sorunu olarak kabul edilen
kanser hastalığının, ülkede gerçekleşen ölümlerde kalp-damar
hastalıklarından sonra ikinci sırada yer aldığı bildirildi.
Ülkede kanser hastalarının sayısında artış gözlendiği
belirtilen raporda, Türkiye'de gelecek 25 yılda, sigaraya bağlı
nedenlerden ölenlerin sayısının yaklaşık 780 bine ulaşacağı
vurgulandı.

Kanser hastalığından korunmada sağlıklı beslenme, sigara, alkol,
güneş ışınlarından uzak durma ve güvenli su kullanımının
önemine dikkat çekilerek, kansere neden olan etkenler arasında
birinci sırada yer alan sigaraya karşı savaşın kanserlerin yüzde
40'ını yok edeceği ifade edildi. Rapor, sigara içmeyen akciğer
kanserli hastaların yüzde 33'ünün sigara içen bir kişiyle
birlikte yaşadığını, bu kişilerde görülen akciğer
kanserlerinin nedeninin çocukluk çağı veya erişkin dönemlerindeki
pasif içicilik olduğunu da ortaya koydu. Sigaranın akciğer, ağız
boşluğu, yemek borusu, boyun, pankreas, mesane, böbrek, mide ve kan
kanserine, alkol kullanımının ise karaciğer ve yemek borusu
kanserine yol açtığı belirtildi.

SAĞLIKLI BESLENMENİN ÖNEMİ

Raporda ayrıca, kanser olgularının önemli bir bölümünün
çevresel etkenlere bağlı olduğu, bu etkenler arasında da
beslenmenin önemli biryer tuttuğu bildirildi. Kanser vakalarının
yüzde 35'inin beslenmeye bağlı olduğu, şişman kişilerde kanser
riskinin iki kat daha fazla gözlendiği kaydedildi. Raporda, hayvansal
yağ tüketiminin azaltılması, az yağlı, bol lifli beslenme
alışkanlığının benimsenmesi, kepek, yulaf gibi lif açısından
zengin besinlerin tercih edilmesi, bol miktarda sebze-meyve
tüketilmesi, kırmızı et yerine tavuk, balık veya kuru
baklagillerin yenilmesi önerileri yer aldı.

YEMEK HAZIRLARKEN SICAK SU MUSLUĞUNU KULLANMAYIN

Kanserle mücadelede güvenli su kullanımı, hava kirliliği ve
radyasyondan korunmanın önemine işaret edilen raporda, cilt
kanserininen önemli etkeninin ultraviole ışınları olduğu
belirtildi. Pişirme, içme ve bebek maması hazırlamak için sıcak
su musluğunun kullanılmaması, soğuk su musluğunun ise 6 saatten
fazla kullanılmaması halinde birkaç dakika akıtıldıktan sonra
kullanılması önerildi.

Kanser hastalığının rahim veya makattan gelen anormal kanama veya
akıntı, memede veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan
şişlik ve sertlikler, iyileşmeyen yaralar, uzun süreli ses
kısıklığı ve öksürük, büyük abdest ve idrar
alışkanlıklarında değişiklikler, yutma güçlüğü ve
hazımsızlık, ben ve siğillerde oluşan büyüme, kanama, renk
değişikliği ve yaralar gibi belirtileri olduğu kaydedildi.

Kanserde erken teşhis ve tedavinin hayat kurtardığına işaret
edilen raporda, bu hastalığının belirtilerine karşı dikkatli
olunması gerektiği bildirildi.

fantom

unread,
Nov 14, 2005, 5:42:34 AM11/14/05
to internet +paylaşım+haber
EYVAH Çocuğum tırnak yiyor

Tırnak yeme alışkanlığına 3-4 yaşlarından önce sıklıkla
rastlanmaz. Ancak ender olarak 15 aylık gibi erken bir dönemde de
görülebilir. Tırnak yeme genellikle bir güvensizlik belirtisi
olarak kabul edilir. Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir
eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi,
kıskançlık, yetersiz ilgi, sıkıntı ve gerginlik tırnak yemeye
neden olan başlıca etkenler arasında sayılabilir.

Nasıl vazgeçireceksiniz?

# Tırnak yemenin önlenmesinde en etkili yöntem anne baba tarafından
görmezlikten gelinmesidir.

# Çocuğu azarlamak yararlı olmaz.

# Çocukların korku ve heyecan duyacağı televizyon filmlerini
izlemeleri sakıncalıdır.

# Tırnak yiyen çocuklara geceleri yatarken eldiven giydirilebilir.

# Parmak ve tırnağa acı fakat zararsız bir sıvı sürülebilir.

# Televizyon izlerken veya başka şeylerle ilgilenirken onun ağzına
çiğneyecek bir şey vermek tırnak yemesini engelleyebilir.

# Çocukları yaptığı her güzel davranıştan sonra ödüllendirme
yarar sağlayabilir. Ancak bunun ölçüsü de kaçırılmamalıdır.

# Tırnak derin kesilebilir. Çocuğun kendi tırnak bakımıyla
uğraşması da yararlı olabilir.

# Çocuğa tırnak yemenin ne kadar zararlı ve kötü bir davranış
olduğu anlatılmalı, çocuk bunu anlayınca bu alışkanlığından
vazgeçmek için çaba gösterecektir.

fantom

unread,
Nov 14, 2005, 6:02:45 AM11/14/05
to internet +paylaşım+haber

Mutlaka hepatit aşısı olun!

Türk Karaciğer Vakfı Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Gürakar,
Türkiye'de 20 yaşına kadar herkesin mutlaka Hepatit B aşısı
olması ve aşı bedellerinin de SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'nca
karşılanması gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Gürakar, 7-12 Kasım tarihleri arasında kutlanan
"Karaciğer Haftası" dolayısıyla dün vakfın Şişli'deki
merkezinde gerçekleştirilen halkı bilinçlendirme toplantısında
yaptığı konuşmada, karaciğer hastalıklarından ölümün kanser
ve kalp krizinin ardından 3. sırada geldiğini vurguladı. Karaciğer
hastalıklarının Hepatit, alkol gibi nedenlerle çıktığını
anlatan Prof. Dr. Gürakar, karaciğer hastalıklarının
çoğalmasını önlemenin önemine işaret etti. "Türkiye'de 20
yaşına kadar herkesin mutlaka Hepatit B aşısı olması gerekiyor"
diyen Prof. Dr. Gürakar, Türkiye'de her yıl 3 bin karaciğer organı
bağışına ihtiyaç bulunduğunu belirtti. SSK, Emekli Sandığı ve
Bağ-Kur'un mutlaka aşı bedelini ödemesi gerektiğine işaret eden
Prof. Dr. Gürakar, ayrıca evlenecek her çifte Hepatit B aşılaması
yapılması önerisinde bulundu.

fantom

unread,
Nov 16, 2005, 2:21:32 AM11/16/05
to internet +paylaşım+haber

İnatçı öksürüğe dikkat!

Çocukların öksürüğü aileleri en çok rahatsız eden hastalık
belirtilerinden biridir. Çocuğu yorar, aileyi üzer ve uykuları
böler. Öksürüğe sebep olan birçok hastalık çok ciddi değil,
sadece can sıkıcıdır.

Öksürüğün sebebini bulmak bazı durumlarda zordur. Çocuklar
çoğunlukla hastalık belirtilerini anlatamazlar, bazen muayene ile de
bir şey bulunamaz ve bu durumlarda akciğer fonksiyon testleri gibi
bir takım laboratuvar testleri yapmak gerekebilir. Aileden alınacak
küçük bilgiler ısrarlı öksürüklerin sebebinin bulunmasında
yardımcı olacaktır. Örneğin sürekli sigara dumanına maruz kalma,
evdeki toz, allerjen maddeler ve evcil hayvanlar bu türlü ısrarcı
öksürüklerin sebebi olabilir. Öksürükle birlikte sarı, yeşil
burun akıntısı, baş ve boğaz ağrısı, nefesin kötü kokması da
varsa genellikle sinüzit düşünülür. Solunum yollarına çekirdek,
fındık vs. yabancı cisim kaçması sonucu da öksürük ortaya
çıkabilir. Astım, soğuk algınlığı, sigara dumanı da muhtemel
öksürük sebeplerindendir. Öksürük sesi bazen tanıda yardımcı
olur. Kısa, kuru ve hırıltılı öksürük astım, bronşit veya
zatürreede ortaya çıkar. Balgamlı öksürükler ise genellikle üst
solunum yolu enfeksiyonları ile oluşur. Boğmaca da kendine özgü
öksürük sesi vardır. Soğuk algınlığında veya sinüzitlerde
öksürük genellikle yatarken artar.

Ne zaman endişelenmelisiniz?

Çocuğunuz 3 aylıktan küçük 38 derece üzeri ateşli ve
öksürüğü varsa;
Çocuğunuzun öksürük nöbetleri ile birlikte aşağıdakilerden
biri de varsa:

# Nefes almakta güçlük
# Nefes alıp verirken hırıltı
# Dudaklarında veya tırnaklarında morarma
# Ağlarken veya konuşurken nefes kesilmesi
# Nefes alıp verirken göğsünde gözle görülebilen çökmeler
# Katılmalar, öksürük esnasında 15 sn den fazla süren nefessiz
kalmalar
# Nefes alma esnasında ses gelmesi

Ne yapabilirim?

# Çocuğunuz balgam çıkarıyorsa bunu dışarı atmasını
sağlayın. Öksürük nöbeti sırasında karın üstü pozisyonda
dizlerinize yatırarak, sırtına hafifçe vurun.
# Öksürük gece uykuyu engellemiyorsa içinde birkaç farklı etkin
madde içeren öksürük şuruplarının kullanılması yanlıştır.
Zatürree gibi hastalıklarda antibiyotikler doktor denetiminde
kullanılabilir.

Ne yapmalıyız?

# Öncelikle evde kesinlikle sigara içmemelidir. Sigara dumanı mukus
salınımını arttırır.
# İkinci önlemimiz ise mukus salgısını inceltmek ve irritasyonu
yumuşatmak için çocuğumuza bol su veya benzer sıvılar içirmek
olmalıdır.
# Üçüncü önlemimizde havayı nemlendirici cihazlar kullanmak
olabilir.

fantom

unread,
Nov 16, 2005, 2:22:14 AM11/16/05
to internet +paylaşım+haber

Su ilaçtır

Suyun faydaları saymakla bitmez. Ancak çok az kişi, soğuk
algınlığı sırasında da bol miktarda su içmesi gerektiğini
bilir. Soğuk algınlığı sırasında burun iç zarı şişmiş,
salgısı artmış ve bunların sonucunda burun tıkanmış, soluk
borusunda salgı artışına bağlı olarak balgam oluşmuş ama
öksürerek bunu atmak zorlaşmış bir durum vardır. İşte bu
durumlarda en yararlı çare su içmektir. Bol miktarda içilen su
gerek burun ve gerekse soluk borusundaki salgıları inceltecek ve
vücuttan kolayca atılmalarını sağlayacaktır. Önemli olan
konulardan biri de, ne kadar içmenin gerekli olduğudur. Günde bir
kaç bardak su içen kişi kendini bol içmiş kabul edebiliyor.
Yüksek ateş ve terleme gibi nedenlerle vücudun sıvı ihtiyacında
farklılaşmalar olabileceği için, içilmesi gerekli su miktarına
sabit bir rakam belirlemek pek kolay olmayabiliyor.

fantom

unread,
Nov 16, 2005, 2:24:33 AM11/16/05
to internet +paylaşım+haber

Çekilen diş başınıza iş açmasın

Çeşitli nedenlerle çekilerek eksiltilmiş dişlerin boşluğunun
mutlaka yapay bir dişle doldurulması gerektiği aksi durumda,
sindirim sistemi ve konuşma bozukluğu, çene eklemi
rahatsızlığına neden olabileceği bildirildi. Kocaeli Diş
Hekimleri Odası Başkanı Murat Özyıldırım, "Çekilerek
eksiltilmiş diş boşlukları mutlaka yapay bir dişle doldurulmalı,
aksi halde sindirim sistemi, konuşma bozukluğu, çene eklemi
rahatsızlığı ile çirkin görüntüye neden olabilir. Eksik dişler
nedeniyle çiğneme yeterli olamayacağından sindirim sistemi
hastalıklarına neden olabilir. Ön dişlerdeki eksiklikler konuşma
bozukluğu ve çirkin görüntü yaratacağından psikolojik sorunlara
sıkıntı ve strese etkendir. Aynı şekilde eksik diş boşlukları
zamanında yapay bir dişle doldurulmazsa boşluğa bakan dişler
boşluğa doğru yatarak kayar ve kapanış bozukluğu ortaya çıkar.
Bu kapanış bozuklukları çene eklemi rahatsızlıklarının etkeni
olabilir" dedi. Özyıldırım, birkaç diş eksikliğinin kaplamalı
köprülerle sabit bir şekilde, çok diş eksikliklerinin
çıkarılıp takılabilen yarım damak protezlerle tamamlana
bildiğini, bir başka yöntemin de diş ekme yöntemi olduğunu
kaydetti.

fantom

unread,
Nov 17, 2005, 8:36:44 AM11/17/05
to internet +paylaşım+haber

Kafeinsiz kahve kalbe iyi değil

Yeni bir araştırmaya göre kafeinsiz kahve kalp hastalıkları
riskini artırıyor.

Araştırmacılar, kafeinsiz kahvenin zararlı kolesterolü
artırdığını belirlediler.

Amerikan Kalp Derneği Bilimsel Oturumları 2005'te sunulan yeni
araştırmaya katılanlar üç gruba ayrıldı.

Birinci grup günde üç fincan kafeinli kahve içti, ikinci grup aynı
miktarda kafeinsiz kahve içerken üçüncü grup hiç kahve içmedi.

Araştırmacılar, 187 katılımcının kanındaki kafein oranını ve
kalp sağlık durumu ile ilgili kilit verileri araştırmaya
başlamadan önce kaydettiler.

Üç ay süren araştırmanın ardından katılımcıların kan
insülin ve glikoz oranlarında ya da diğer belli başlı
göstergelerinde önemli bir değişiklik olmadığı belirlendi.

Ancak üç ay kahve içen gruptan kafeinsiz kahve içenlerin kanındaki
kötü kolesterol üreten yağ asiti oranının yüzde 18 artış
gösterdiği ortaya çıktı.

Diğer gruplarda ise yağ asit oranında herhangi bir değişiklik
gözlenmedi.

Kafeinsiz kahve içen grupta kötü kolesterole yol açan proteinin de
yüzde 8 oranında artış gösterdiği, ama diğer iki grupta herhangi
bir değişime uğramadığı ortaya çıktı.

Araştırmalara göre protein oranındaki artış kardiyovaskiluar
riskin de artışına işaret ediyor.

Araştırmanın başkanlığını yapan Dr Robert Superko, "çok
şaşırtıcı sonuçlar elde ettik. Kafeinli ve kafeinsiz kahve
arasında büyük fark var. İnsanların yıllardır
düşündüğünün aksine kalp sorunu yaratan kahve kafeinli olanı
değil kafeinsiz olanı" dedi.

fantom

unread,
Nov 17, 2005, 8:37:29 AM11/17/05
to internet +paylaşım+haber
Tansiyon ve kolestrole bitkisel çözüm


ABD'de yapılan bir araştırma, bitkisel protein ve zeytin yağı gibi
bitkisel yağlarla beslenmenin, tansiyonu ve kötü kolestrolü
düşürdüğünü ortaya koydu.

John Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Dr. Lawrence Appel,
günlük beslenme ihtiyacının yüzde 10'unun bitkisel proteinler ya
da doymamış yağlarla karşılanmasının, tansiyon ve kötü
kolestrolü düşürdüğünü ve kalp rahatsızlıklarına yakalanma
riskini azalttığını açıkladı.

Amerikan Tıp Derneği'nin yayın organında çıkan makaleye göre,
bilim adamları, büyük tansiyonu 12-15.9 ve küçük tansiyonu 8-9.9
arasında değişen 164 kişiye, tümü doymuş yağ oranı düşük,
sebze ve meyve ağırlıklı, protein, şeker ve bitkisel yağlar
içeren üç farklı beslenme şekli uyguladı.

Beslenme ile tansiyonda düzelme

Araştırmada, sırayla farklı oranlarda uygulanan üç farklı
beslenme düzeninin ardından altı haftada, bu kişilerin
tansiyonlarında belirgin bir düzelme ortaya çıktı.

Araştırmacılar, bitkisel protein ve zeytinyağı gibi doymamış
yağ oranı bakımından daha zengin olan iki farklı beslenme
şeklinin, şeker ağırlıklı beslenme şekline göre daha iyi sonuç
verdiğine de dikkat çekti.

Protein ve bitkisel yağ ağırlıklı beslenme düzeni, tansiyonu
ortalama yüzde 9.3, şeker ağırlıklı beslenme düzeni ise yüzde 8
oranında azaltıyor.

Araştırmada üç çeşit beslenme düzeninin, tansiyon ve kötü
kolestrol seviyesini yeterli derecede indirerek, kalp hastalıkları
riskini de 10 yılda en az yüzde 16 oranında azalttığı belirtildi.

fantom

unread,
Nov 18, 2005, 4:26:14 AM11/18/05
to internet +paylaşım+haber

Sağlık Bakanlığı'ndan yaşlılara uyarı


Günde 8-10 su bardağı sıvı tüketilmesini öneren Sağlık
Bakanlığı, kızartma ve kavurma yerine de haşlama, ızgara ve
fırında pişirme yöntemlerinin tercih edilmesini istedi.

Türkiye'de, 65 yaş üstü nüfusun yüzde 89'unun kronik bir
hastalığı olduğunu bildiren Sağlık Bakanlığı, yaşlılara,
yaşlarına uygun fiziksel aktiviteleri artırmaları ve haftada en az
2-3 kez balık yemeleri önerisinde bulundu.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel

Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, 65 yaş ve üzerindeki
nüfusun önemli bir bölümünün bilinçsiz ve dengesiz beslenmeden
kaynaklanan hastalıkların etkisi altında yaşadığı kaydedildi.
Açıklamada, Türkiye'de 65 yaş ve üzerinde yaklaşık 4 milyon
kişinin yaşadığı belirtilerek, yaşlı nüfusun oranının ve
yaşlı vatandaşlarda hastalıkların görülme sıklığının
giderek arttığı bildirildi.

65 yaş ve üzerindekilerin yüzde 89'unun kronik bir hastalığı
olduğuna dikkat çekilen açıklamada, bu kişilerin yüzde 35'inde
2, yüzde 23'ünde 3, yüzde 14'inde ise 4 veya daha fazla
hastalığın bir arada görüldüğü vurgulanan açıklamada, 65 yaş
üstündekilerde ölümlerin yüzde 43.2'sinin kalp-damar
hastalıkları, yüzde 10.3'ünün kanser, yüzde 8.4'ünün ise
beyin hastalıklarına bağlı olduğuna işaret edildi.

Açıklamada, bu ölümlerin ana risk faktörlerinin sigara ve alkol
kullanımı, yüksek tansiyon, bilinçsiz beslenme ve hareketsiz yaşam
tarzı olduğuna dikkat çekildi.

4 BESİN GRUBU
Bu kişilerde görülen diyabet, obezite, osteoporoz, felç, iskelet ve
kas sistemi hastalıklarında bilinçsiz beslenmenin önemli bir risk
faktörü olduğu kaydedilerek, 4 besin grubunda bulunan besinlerin
yeterli miktarda tüketilmesinin önemine işaret edilen açıklamada,
"Bu besinlerin önerilen tüketim miktarları kişiye özgü olarak
değişmekte, bireyin yaşı, cinsiyeti ve fiziksel aktivite durumu bu
oranları etkilemektedir" denildi.

Kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara ve fırında pişirme
yöntemlerinin tercih edin
Bu yaş grubundakilere ayrıca yağlı besinlerin tüketiminin
sınırlandırılması, kırmızı et yerine tavuk ve hindi etinin
tercih edilmesi, kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara ve
fırında pişirme yöntemlerinin tercih edilmesi, yaşa uygun fiziksel
aktivitelerin artırılması ve haftada en az 2-3 kez balık
tüketilmesi önerisinde bulunulan açıklamada, beyin kanaması ve
ölüme yol açan yüksek tansiyondan korunmak için de günlük tuz
tüketiminin kısıtlanması gerektiği de vurgulandı.

Günde 8-10 su bardağı sıvı tüketin

65 yaş üstündekilerin sıvı kayıplarının ve bu kayıpların yol
açtığı sağlık sorunlarının diğer yaş grubundakilere göre
daha yüksek olduğuna dikkat çekilen açıklamada, bu kişilerin
günlük sıvı tüketimini artırmaları ve günde 8-10 su bardağı
sıvı tüketmeleri tavsiye edildi.

fantom

unread,
Nov 22, 2005, 5:01:04 AM11/22/05
to internet +paylaşım+haber

Diş sağlığında 'doğru fırça' önemli

Ağız ve diş sağlığının korunması açısından "doğru
fırça" seçimi önemli...


Bursa Sağlık Müdürlüğü Ağız ve Diş Sağlığı Şube
Müdürü Nagihan Bedir, "diş fırçası ağzın her tarafına
ulaşabilecek ebatta, orta sertlikte ve kıl uçları yuvarlatılmış
olmalı" dedi.

Bursa Sağlık Müdürlüğü Ağız ve Diş Sağlığı Şube
Müdürü Nagihan Bedir, diş çürükleri ve dişeti
hastalıklarından korunmanın küçük yaşlarda edinilen fırçalama
alışkanlığıyla mümkün olduğunu, sağlıklı ve güzel görünen
dişlere sahip olmak için gerekli yöntemlerin uygulanması halinde,
dişlerin insana ömür boyu hizmet edeceğini belirtti.

Ağız ve diş sağlığında doğru diş fırçası seçiminin ilk
basamak olduğunu, diş fırçası alırken sertliğine, boyutuna ve
kıl uçlarına dikkat etmek gerektiğini anlatan Bedir, yumuşak
kıllı fırçaların besin artıklarını dişlerden yeteri kadar
uzaklaştıramadığını, sert kıllara sahip olan diş
fırçalarının ise dişlerin mine kısmında aşınmalara ve
dişetlerinin tahriş olmasına neden olduğunu kaydetti.

Bedir, şöyle konuştu:
"Diş fırçasının baş kısmı ağzın her tarafına ulaşabilecek
ebatta, orta sertlikte ve kıl uçları yuvarlatılmış olmalıdır.
Diş fırçası en fazla 6 ay kullanımdan sonra yenilenmelidir. Zira
diş fırçasının kalitesi, kullanım süresiyle doğru
orantılıdır. Kıl uçları bozulmuş, dağılmış diş
fırçasıyla dişleri fırçalamak dişlere ve dişetlerine zarar
verir."

AĞIZ YAPISINA GÖRE DİŞ MACUNU

Bedir, diş macunu seçerken de dikkatli olunması gerektiğine işaret
ederek, diş macununun dişlerden bakteri plağının
uzaklaştırılmasını kolaylaştırma, ağza ferahlık hissi verme ve
içinde "fluorid" maddesi bulunan macunların dişlerin çürüğe
karşı direncini artırma gibi etkileri bulunduğunu anlattı.

Ağız yapısı, diştaşı oluşumuna yatkın olan kişilerin
"tartar önleyici", çürük oluşumuna yatkın olan kişilerin ise
"fluorid" içeren diş macunları tercih etmeleri gerektiğini
ifade eden Bedir, herkullanımda farklı macun seçilmesi halinde,
dişlerin farklı maddelerdenyararlanmasının sağlanabileceğini
vurguladı.

ÇOCUKLARA ELEKTRİKLİ DİŞ FIRÇASI

Nagihan Bedir, ağız ve diş sağlığını korumak için elektrikli
diş fırçaları, arayüz fırçaları, fluoridli ağız gargaraları
ve kürdan da kullanıldığını hatırlattı. Elektrikli diş
fırçalarının dişleri daha iyi temizlediğine ilişkin bilimsel bir
veri bulunmadığına değinen Bedir, "Elektrikli diş
fırçalarının avantajı, çocuklarda diş fırçalamayı eğlenceli
hale getirerek alışkanlık kazanmalarına yardımcı olmayı
sağlamasıdır. Engelli ve yaşlılarda ise daha kolay
kullanıldığı için elektrikli fırçalar tercih edilebilir" dedi.

Arayüz fırçalarını, dişeti hastalıkları sonucu dişlerinin
arası açılmış, "kuron köprü" protezi kullanan ve ortodontik
tedavi gören kişilerin kullanabileceğini belirten Bedir, fluoridli
ağız gargaralarının ise diş çürüğü açısından risk
faktörü taşıyan kişiler için yararlı olduğunu sözlerine
ekledi.

fantom

unread,
Nov 23, 2005, 6:26:43 AM11/23/05
to internet +paylaşım+haber

Nestle'de süt krizi

Nestle, zehirli maddelerin karışmış olması ihtimali nedeniyle
İtalya, Fransa, İspanya ve Portekiz'de bebek sütlerini piyasadan
toplatıyor. Firma, Türkiye'deki ürünlerde sorun olmadığını
bildirdi.


İtalya'da, içindeki bir madde yüzünden tüketime uygun
olmadığı gerekçesiyle bebekler için üretilen Nestle marka
sütlere el konulmasının ardından, şirket, Fransa, İtalya,
İspanya ve Portekiz'deki sütlerin önlem olarak piyasadan
toplatılmasına karar verdi. Nestle Türkiye, geri çekme kararının
Türkiye için geçerli olmadığını, Türkiye'de tamamen farklı
bir ambalaj baskı tekniğinin kullanıldığını açıkladı.


Şirketten yapılan açıklamada, bu sütlerin eczanelerde
satıldığı ve İspanya'da üretildiği belirtildi. Açıklamada,
İtalya'da 2 milyon şişe sütün, şirketin kendi isteği üzerine
piyasadan toplatıldığı, diğer 3 ülkenin ise daha küçük bir
pazarı teşkil ettiği vurgulandı.

Ambalajın üzerine yazı yazmakta kullanılan mürekkepteki bir
maddenin ambalaj içine geçmiş olabileceğini ifade eden sözcü,
sözkonusu maddenin sağlık için tehlike teşkil etmediğini
vurguladı.

Bu arada, ambalajların, paketleme üreticisi tetra pak tarafından
üretildiği kaydedildi.

"TÜRKİYE'DEKİ NESTLE SÜTLERDE SORUN YOK"

Nestle Türkiye, ambalajlanmış süt ürünlerinde tedbiren alınan
geri çekme kararının Türkiye için geçerli olmadığını,
Türkiye'de tamamen farklı bir ambalaj baskı tekniğinin
kullanıldığını açıkladı.

Nestle Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi ve Kurumsal İlişkiler
Direktörü Serhat Oran imzasıyla yapılan açıklamada, toplanan süt
paketlerinin ambalaj baskısının, ITX (Isopropylthioxanthone) adı
verilen bir mürekkep bileşenini içerdiği belirtti. Bahsedilen
baskı tekniği ve ITX maddesinin Türkiye'deki hiçbir üründe
kullanılmadığı vurgulanan açıklamada, "Bu nedenle
Türkiye'deki süt ürünleri ile ilgili herhangi bir kaygı
duyulmasına neden yoktur" denildi.


http://www.ntvmsnbc.com/news/350844.asp

fantom

unread,
Nov 24, 2005, 1:40:40 AM11/24/05
to internet +paylaşım+haber

Evlerimiz eczane gibi

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Orhan Fevzi
Gümrükçüoğlu, Türkiye'de yıllık ilaç israfının 500 milyon
dolar civarında olduğunu ve bunun milli servet kaybına yol
açtığını söyledi

İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü verilerine göre,
Türkiye'de 2004-2005 Kasım ayları arasında 200 milyon kutu
antibi-yotik tüketildi. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı
Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu, "Akılcı İlaç Kullanımı"nın, bir
hastalığın önlenmesi, kontrol altına alınması veya tedavi
edilmesi için, doğru ilaçların, uygun nedenlerle, gerektiği
zamanlarda, uygun hastalara, gerektiği miktarda ve uygun fiyatla
ulaştırılması olduğunu bildirdi. Bilim ve teknolojideki
gelişmeler, sosyo-ekonomik ve demografik faktörler ve ilaç
endüstrisinin yapısal özelliklerinin ilaç tüketimini etkileyen
faktörler olduğunu ifade eden Gümrükçüoğlu, akılcı ilaç
kullanımı konusunda hükümetler, ilaç endüstrisi, üniversiteler,
öğretim kurumları ve meslek örgütleri ile reçete yazanlar, halk,
hastalar ve tüketici gruplarına görevler düştüğünü söyledi.

ÇEREZ GİBİ İLAÇ TÜKETİYORUZ

Bir çok vatandaşın evlerindeki ecza dolaplarında, düşme ve
kanamalar için gerekli olanlar dışında, çok sayıda ilaç
bulundurulduğunu belirten Gümrükçüoğlu, "Vatandaşlarımızın
evleri adeta küçük birer eczane birimi gibi. Evlerde 500-1000 YTL
arasında ilaç bulunduruluyor. Bu son derece yersiz" dedi.
Gümrükçüoğlu, vatandaşların istediği zaman hekime ve eczaneye
ulaşabildiğini ve reçetesiyle ilacını temin edebildiğini dile
getirerek, "O halde neden evimizi yarın-bugün miadı dolup da çöpe
atacağımız ilaçlarla dolduralım ve boşu boşuna milli servet
kaybına yol açalım" diye konuştu. Türkiye'de yıllık ilaç
israfının tutarıyla ilgili soru üzerine, Gümrükçüoğlu,
"Abartılı olmayan bir rakamla, bizde 500 milyon dolardan aşağı
olmadığı kanaati var. Bu epey bir para ediyor" karşılığını
verdi.

TOPLUM BİLİNÇLENMELİ

Gümrükçüoğlu, Türkiye'de en fazla ağrı kesiciler,
antiromatizmal ilaçlar ve antibiyotiklerin tüketildiğini kaydederek,
toplumun akılcı ilaç kullanımı konusunda belli bir kültüre
ulaşmasının amaçlandığını bildirdi.

fantom

unread,
Nov 25, 2005, 3:07:44 AM11/25/05
to internet +paylasim+haber

Cildiniz hastaligin habercisi olabilir


Okmeydani Egitim ve Arastirma Hastanesi Deri ve Zührevi
Hastaliklar Uzmani Dr. Pinar Gülcan, tüm vücudu koruyan derinin
kansizlik, sarilik, seker hastaligi gibi birçok hastaligi
belli edebildigini söyledi.

Deri ve Zührevi Hastaliklar Uzmani Dr. Pinar Gülcan, çok önemli
bir organ olan derinin iç ve dis arasinda denge konumunda
bulundugunu söyledi.

Distan gelen sinyalleri önce derinin aldigini söyleyen Gülcan,
sunlari kaydetti: "Içten gelen birçok hastalik da deride kendini
belli ediyor ve sinyal veriyor, kisiyi uyarabiliyor. Yani deri,
hastaligin habercisi konumunda...

"Kansizlik varsa cildiniz solgun oluyor. Yine sarilik da deride
kendini belli ediyor. Deri kurulugu, az su tüketmenin habercisi.
Seker hastaliginda, deri yaralari ve geç kapanan yaralar belirti
olarak kendini gösteriyor."

Derinizi iyi taniyin

Bu uyarilarin dikkate alinmasi gerektigini söyleyen Gülcan,
"derimizin sinyallerini çok iyi alip degerlendirelim. Belirtilere
bakarak, en ufak degisiklikte bir hekime basvurmakta fayda var.
Bunun için derimizi iyi bilmemiz ve tanimamiz lazim" dedi.

Gülcan, derinin, sagligin yani sira kozmetik açisindan da
önemli olduguna isaret ederek, sözlerini söyle tamamladi:
"Aynaya bakildiginda görülen saglikli bir cilt, hem kisiyi
hem de çevresindekileri memnun eder...

"Cildimize düsman olan etkenleri iyi bilelim. Bunlarin basinda
günes geliyor. Deriyi yipratan ve yaslandiran, bunun yani sira
saglik için de gerekli olan günese çikarken mutlaka korunalim.
Cildimizi temiz tutalim, cilt tipimize göre bakim ve nemlendiriciler
kullanalim."

fantom

unread,
Nov 25, 2005, 8:29:20 AM11/25/05
to internet +paylasim+haber
Anjiyo yapan doktor 5 saat çalisacak

Danistay, anjiyo yaptigi için radyasyon alan kardiyoloji
uzmaninin, anjiyo laboratuvarinda çalistigi günlerle
sinirli olmak üzere, günde 5 saat çalismasini uygun gördü.


SSK Ihtisas Hastanesi'nde Kardiyoloji ve Iç Hastaliklari
Uzmani olarak çalisan bir doktorun, radyasyona maruz kalmasi
nedeniyle günde 5 saatten fazla çalistirilmamasi yönünde
yaptigi basvuruyu SSK, yanit vermeyerek reddetti. Açilan davada,
Ankara 6. Idare Mahkemesi islemi iptal etti.


Kararin temyiz incelemesini yapan Danistay 12. Dairesi, yerel
mahkemenin kararini bozdu. Ankara 6. Idare Mahkemesi bozma kararina
uymayarak, dava konusu islemin iptali yolundaki ilk kararda israr
etti.

Bu kararin da temyiz edilmesi üzerine dosya Danistay Idari Dava
Daireleri Kurulu'na geldi. Kurul, röntgen ve radyum ile çalisan
personelin sagliginin, yakin ve agir bir tehlike altinda
olmasi nedeniyle bu personelin çalisma saatleri için 8 saat
çalisma süresinden farkli bir düzenlemeye gidilmesinin hizmetin
geregi oldugunu vurguladi. Ilgili tüzükte de röntgen ve radyum
ile günde 5 saatten fazla çalisilmayacaginin belirtildigine
isaret eden Kurul, ihtisasi kardiyoloji olan davacinin, anjiyo
laboratuvarinda zararli isinlara maruz kalmasi karsisinda
günlük çalisma süresinin, hizmetin özelligi dikkate
alinmaksizin günde 8 saat olarak belirlenmesinin, ilgili
düzenlemelere aykiri olduguna isaret etti.

Davaci doktorun, anjiyo laboratuvarinda çalistigi günlerle
sinirli olmak üzere günde 5 saatten fazla
çalistirilmamasinin gerekli oldugunu vurgulayan Kurul, aksi
yönde verilen kararin mevzuata uygun olmadigini belirtti. Yerel
mahkemenin israr kararinda hukuki isabet görmeyen Danistay Idari
Dava Daireleri Genel Kurulu, temyiz istemini kabul ederek,
yerelmahkemenin direnme kararini bozdu.

fantom

unread,
Nov 28, 2005, 7:40:15 AM11/28/05
to internet +paylasim+haber
C vitamini deposu: Kivi


Kivi, bol miktarda C vitaminin yani sira A vitamini de içeriyor.

Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde görev yapan Prof. Dr. Turan
Karadeniz, 100 gram kivi meyvesinde yaklasik 400 miligram C vitamini
bulundugunu söyledi.

Prof. Dr. Karadeniz, "günlük A vitamini ihtiyaci 1.75 gram olup, bu
miktar, yaklasik 70 gramlik kivi meyvesinde bulunmaktadir. Kivi,
turunçgillerden dört, alti kat, elmadan ise 40-50 kat daha fazla C
vitamini içermektedir" dedi.

Yetiskin bir insanin günlük C vitamini ihtiyacinin bir adet kivi
ile rahatlikla karsilanabildigine de deginen Karadeniz, kivide,
proteinler ve çok sayida mineral tuzlar bulundugunu belirtti.

Nefes açici özellik

Prof. Dr. Karadeniz, ''kivi suyunda bulunan bazi maddelerin kansere
neden olan bilesiklerin olusumunu önledigi bildirilmekte, astim ve
öksürügün tedavisinde nefes açici özelliginden
yararlanilmaktadir'' dedi.

'2010 yilinda, Türkiye'de kivi üretim alaninin 18 bin dekar,
üretim miktarinin ise 30 bin tona çikacaginin tahmin
edildigine de deginen Karadeniz, 1970'li yillara kadar Yeni
Zelanda'nin tekelinde kalan dünya kivi ticaretine, bu tarihten sonra
kivi yetistirmeye baslayan Avustralya, Japonya, Güney Afrika, Sili,
ABD ve Kuzey Akdeniz gibi birçok ülkenin de ortak oldugunu söyledi.

Prof. Dr. Karadeniz, Türkiye'de kivi üretim çalismalarina 1988
yilinda, Tarim ve Köyisleri Bakanligi'nin Italya'dan
sagladigi bin 800 kivi fidaniyla 15 ayri ekolojide birer
dekarlik adaptasyon bahçeleri kurularak baslandigini da belirtti.

fantom

unread,
Nov 30, 2005, 4:45:38 AM11/30/05
to internet +paylasim+haber

Kis aylarinda cilt hastaliklarinda artis

Kis aylarinin gelmesiyle cilt rahatsizliklarinin görülme
sikligi artiyor.

Rüzgar, düsük nem, kirli hava ve kapali ortamlarda daha uzun süre
vakit geçirme zorunlulugu hem sivilcelerin hem de sedef, egzama gibi
cilt hastaliklarinin artmasina neden oluyor.

Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm.Dr. Ayfer Bankaoglu,
cilt hastaliklarinin neden kis aylarinda arttigini anlatti:

"Cildimiz her an dis dünyayla irtibat halinde oldugundan fiziksel
etkenlerden ciddi oranda etkileniyor. Özellikle kis mevsiminde cilt
sagligini tehdit eden faktörler çogaliyor.

Soguk ve kuru hava, düsük nem, rüzgar, kirli hava ve asit
yagmurlarina özellikle dikkat edilmesi gerekiyor. Bu dogal
etkenlerin yani sira kapali ortamlarda geçirilen zamanin artmasi
da cilt sagligini olumsuz etkiliyor.

Melatoin hormonunun günessiz ortamlarda daha fazla salgilanmasi
insanlarin kis aylarini daha stresli ve depresyona egilimli
geçirmelerine yol açiyor.

Bu faktörlerin birlesmesi, sivilce ve egzama gibi cilt
hastaliklarinin görülmesinin yani sira stresle tetiklenen sedef,
vitiligo gibi önemli deri hastaliklarinin da artmasina neden
oluyor.

Ayrica soguk havanin neden oldugu cilt kurulugu cildin yaslanma
sürecini de kolaylastiriyor."

El sabunu ayri cilt sabunu ayri

Kuru cilt tipine sahip olanlarin, çocuklarin ve yaslilarin bu
kis mevsiminden daha çok etkilendigini belirten Uzm.Dr. Ayfer
Bankaoglu, cilt sagligini kisin olumsuz etkilerinden
korumanin yollarini anlatti:

"Yaslilar, çocuklar ve derisi kuru olanlar kis mevsiminden en çok
etkilenen grubu olusturuyor. Bu aylarda havadaki nem azalirken
kalorifer, soba ve klima gibi cihazlar nem oranini daha da asagiya
çekiyor.

Bu asamada deri kuruluguna bagli gelisen veya siddetlenen deri
hastaliklarinin önlenmesinde nemlendiricilerin kullanilmasi
büyük önem tasiyor.

Cilt temizliginde, cildin PH degerine uygun tibbi temizlik
ürünleri kullanilmali. El temizligi için kullanilan sabunlarin,
yüz temizligi için kullanilmasi son derece yanlistir.

Çünkü el derisi, yüze oranla daha kalindir, bu yüzden cilt
tipinize uygun temizleyicilerin kullanilmasi gerekmektedir. Günde
birkaç kez dus almak, sik sabun kullanmak cilt kurulugunu artiran
faktörlerdir.

Özellikle çok sik dus alan kisiler, cilt bakimlarini ihmal
etmeyerek, banyodan sonra mutlaka nemlendirici kullanmalidirlar.
Ayrica cildin yagli olmasi, nemle karistirilmamalidir,
yagli cilde sahip kisiler de kis aylarinda nemlendirici
kullanmalidirlar."

Cildiniz için odanizi nemlendirin

Cildin nemlendirilmesi kadar evin nemlendirilmesinin de önemli
oldugunu belirten Uzm.Dr. Bankaoglu, günde en az 1 -1.5 litre su
içilmesini de önerdi:

"Sogugun cilde olumsuz etkisini önlemek için nemlendirici
disinda, sokaga çikildiginda soguktan koruyucu giysiler
giyilmesi ve eldiven kullanilmasi yararli olacaktir. Evlerin
nemlendirilmesi de cilt nemlendirilmesi kadar önemlidir.

Kalorifer peteklerinin üzerine islak havlu konulmasi, soba
kullaniliyorsa, sobanin üzerine su koyulmasi odanin
nemlendirilmesi açisindan faydali olacaktir.

Günde en az 1-1.5 litre su içilmesi de derideki nem oranini
artiracaktir. Saçlarin kirli ve kuru havaya daha fazla maruz
kalacagi için bere veya sapka kullanilarak korunmasi da faydali
olacaktir."

fantom

unread,
Dec 5, 2005, 9:51:46 AM12/5/05
to internet +paylasim+haber
3 bin çocuktan biri diyabetli

Türkiye'de 3 bin çocuktan birinde diyabete rastlandigi
belirtildi.

Çocuk ve Adolesan Diyabetikler Dernegi (ÇADD) Baskani Prof. Dr.
Hülya Günöz, "çocuklarda diyabet, uzun süreli hastaliklar
arasinda görülme sikligi açisindan ilk sirada" dedi.


ÇADD Baskani Prof. Dr. Hülya Günöz, diyabetin insülin eksikligi
sonucu kan sekerinin yükselmesi sonucu ortaya çikan ve ömürboyu
süren bir hastalik oldugunu söyledi. Prof. Dr. Hülya Günöz, halk
arasinda seker hastaligi olarak bilinen diyabetin çocuklarda
görülen tipinin, eriskin yaslarda görülen diyabetten çok farkli
özellikler gösterdigini belirtti.

Çocuklarda görülen diyabetin çogunlukla Tip-1 diyabet oldugunu ve
genetik yatkinligi olan bireyde çevresel faktörlerin etkisi ile
pankreasin insülin yapan hücrelerinde harabiyetin olmasi ve
vücudun insülin üretemez hale gelmesi ile ortaya çiktigini
anlatan Günöz, sunlari kaydetti:
"Etkin ve bilinçli tedavi edilmeyen diyabetik bir çocuk kan sekeri
düsmesi veya artmasi sonucu kisa sürede komaya girebilir ve
kaybedilebilir. Ayrica iyi takip ve tedavi edilmezse uzun dönemde
gelisen komplikasyonlari ile körlük ve böbrek yetmezligine yol
açmasinin yaninda yüksek tedavi maliyetleri açisindan da en
masrafli hastaliklar arasinda."

"Çocuklarda diyabet, uzun süreli hastaliklar arasinda görülme
sikligi açisindan birinci siradadir" diyen Günöz,
"Dünyada son 30 yildan bu yana sikligi giderek artmaktadir.
Diyabet sikligi açisindan ülkeler arasinda büyük farklar
bulunmaktadir. Son yillarda özellikle 5 yas altinda görülen yeni
diyabetli sayisinda büyük artis vardir. Türkiye'de her yil
ortalama 3 bin çocuktan biri diyabete yakalaniyor. Ayrica, 0-18 yas
arasi her 300-1.500 çocuktan biri diyabetiktir" dedi.

Insülin, enjektör, kan sekeri ölçüm cihazi ve seker ölçme
çubuklarina para saglamanin, diyabetli çocugun ve ailesinin
yasadigi zorluklar oldugunu ifade eden Günöz, "Çünkü
diyabetik bir çocugun aylik saglik gideri bir asgari ücrete esit
oluyor" diye konustu.

fantom

unread,
Dec 5, 2005, 9:52:10 AM12/5/05
to internet +paylasim+haber
Prospektüsü okumuyoruz

Konya Eczacilar Odasi Baskani Harun Kizilay, ilacin nasil
kullanilacagi ya da yan etkileri gibi çok önemli bilgilerin yer
aldigi prospektüslerin, Türkiye'de yeterince okunmadigini
belirtti.

Harun Kizilay, prospektüslerin, Saglik Bakanligi'nca
belirlenen bir standardi oldugunu, kullanicinin önemle okumasi
gereken, yan etki ya da kullanim sekli gibi bölümlerin,
anlasilir sekilde yazildigini söyledi.


Kutuya daha kolay girip çikmasi için prospektüslerin bazen
küçük harf karakterleriyle yazildigini anlatan Kizilay,
"Halkimizin da okuma aliskanligi az oldugu için sorunlar
yasanabiliyor. Ilacin nasil kullanilacagi ya da yan etkileri
gibi çok önemli bilgilerin yer aldigiprospektüsleri okuma
aliskanligimiz genel olarak yok" diye konustu.

Eczacilardan, vatandasa ilaç verirken kullanim seklini de
ayrintisiyla anlatmalarini isteyen Kizilay, sunlari kaydetti:
"En gözle görülür ilaç kullanim hatasi, kuru toz ve sivinin
ayri ayri bulundugu süspansiyonlarda ortaya çikiyor. Bir
siviyla karistirilip kullanilan süspansiyon türü
ilaçlarin, yeterince çalkalanmamasi tedavinin basarisini
etkiler. Bu nedenle özellikle antibiyotiklerde, sivi
karistirildiktan sonra sise bas asagi getirilip çan sallar
gibi sallanmalidir. Ilaci olusturan tozlar, yapistigi sise
tabanindan ancak bu sekilde kurtulabilecektir."

Vatandaslara, prospektüsü okumadan kesinlikle kendilerine verilen
ilaçlari kullanmamalarini tavsiye eden Kizilay, ilaçlarin
hazirlanis sekline de özellikle dikkat etmeleri gerektigini
sözlerine ekledi.

fantom

unread,
Dec 7, 2005, 7:55:49 AM12/7/05
to internet +paylasim+haber

Burun kanamasini hafife almayin

Hipertansiyon da burun kanamasina neden oluyor
Genellikle basit nedenlere bagli ve kolayca durdurulan burun
kanamalari, ciddi nedenlere dayali olarak da ortaya çikabiliyor.

Kulak-Burun-Bogaz Hastaliklari ve Bas-Boyun Cerrahisi Uzmani Opr.
Dr. Tamer Haliloglu burun kanamalarinin sik rastlanan bir durum
oldugunu söyledi.

Opr. Dr. Haliloglu, burun kanamalarinin çogunlukla burnun
içindeki damarlarin oldukça yogun ve yüzeysel damarlara sahip
olmasindan kaynaklanabilecegini anlatti:

"Özellikle burun boslugunu ikiye ayiran bölmenin ön kismi
buruna gelen damarlarin birbiriyle birlestigi ve bu damarlarin
oldukça yüzeysel oldugu bir bölümdür.

Özellikle çocuklarda bu kisim hiçbir etki olmadan bile
kanayabilir. Burun boslugunun her iki kenarinda bulunan ve 'konka'
adi verilen etlerde damar açisindan çok zengindir ve bazi
kanamalarin sebebidir."

Burun kanamasinin nedenleri ise hem lokal hem de genel sebeplerden
kaynaklaniyor.

Lokal sebepler:
# Burun içi iltihaplari
# Sinüzit
# Buruna gelen darbeler
# Çocuklarin burun karistirmalari
# Buruna sokulan yabanci cisimler
# Burun içi ve sinüs tümörleri
# Burunda kemik egriligi
# Alerjik rinit

Genel sebepler:
# Hipertansiyon
# Kan Hastaliklari (Kanama-pihtilasma bozukluklari, lösemi vs.)
# Bagirsak parazitleri

Öncelikle kanama durdurulmali

Özellikle siddetli burun kanamalarinda öncelikli olarak kanamanin
durdurulmasi oldugunun altini çizen Opr. Dr. Tamer Haliloglu,
hastanin muayene edilmesi gerektigini de belirtti.

Haliloglu, "birçok kez muayene ile sebep anlasilir.
Süphelenilen sebebe göre tansiyon ölçülmesi, sinüzit filmlerinin
çekilmesi, barsak paraziti arastirilmasi, kanama-pihtilasma
testleri, kan hastaliklari ile ilgili testlerin ve tetkiklerin
yapilmasi gerekir" dedi.

Nasil tedavi edilir?

Opr. Dr. Tamer Haliloglu, birçok burun kanamasinin kendiliginden
ya da hastanin burun ucunu tutmasi ve soguk uygulamasi ile
durdugunu, ancak bu sekilde durmayan kanamalarin doktor
müdahalesini gerektirdigini de söyledi.

Opr. Dr. Haliloglu'na göre kanamayi durdurmak için yapilabilecek
müdahaleler:

# Damarin yakilmasi
# Tampon konulmasi
# Damarlarin baglanmasi

Evde kanama nasil durdurulur?

Hastanin kendi uyguladigi yöntemlerle kanamanin evde
durdurulmasinin mümkün olduguna da deginen Opr. Dr. Haliloglu,
bu yöntemleri anlatti:

"Hastanin ilk yapmasi gereken sey burun ucunu sikica tutarak
basin öne dogru egilmesidir. Eger bas arkaya dogru egilirse
kanin genizden bogaza gitme ihtimali artar.

Burun üzerine soguk uygulamasi da faydalidir. Hatta hasta burun
ön kismina tampon görevini üstlenecek bir gazli bez de koyabilir.

Ancak hastanin kendi uyguladigi yöntemler kanamayi durdursa da
mutlaka uygun zamanda bir uzmanina muayene olmalidir."

fantom

unread,
Dec 7, 2005, 10:28:28 AM12/7/05
to internet +paylasim+haber

Türkiye'nin felç riski haritasi belli oldu

Türk Kardiyoloji Dernegi Hipertansiyon Çalisma Grubu'nun
arastirmasina göre Karadeniz ve Güneydogu Anadolu'da yasayan
hipertansiyon hastalari risk altinda.

Bu iki bölgedeki hipertansiyon hastalarinin önümüzdeki 10 yil
içinde felç geçirme riskinin diger bölgelere göre daha yüksek
oldugu belirlendi.

Çalisma Grubu Baskani ve Hacettepe Üniversitesi Kardiyoloji
Anabilim Dali Ögretim Üyesi Prof. Dr. Giray Kabakçi, Ritz Carlton
Oteli'nde düzenlenen basin toplantisinda arastirma sonuçlarini
açikladi.

Felcin dünyada ölüm nedenleri arasinda üçüncü sirada yer
aldigina dikkat çeken Prof. Dr. Kabakçi, tüm felçlerin yüzde
62'sinin ise hipertansiyondan kaynaklandigini belirtti.

Prof. Dr. Kabakçi, ''bu nedenle hipertansiyonun üzerinde durulmali
ve hastalik tanisi konulduktan sonra tansiyonun kontrol altina
alinip alinmadigi takip edilmeli'' dedi.

Hipertansiyondan korunmak için 'sebze agirlikli beslenme, tuzu
azaltma, egzersiz ve kilo verme' önerilerinde bulunan Prof. Dr.
Kabakçi, felç risk faktörlerini de siraladi:

# Yasin ilerlemesi
# Erkek olmak
# Ritim bozuklugu
# Kalp adalesinde kalinlasma
# Kalp ve damar hastaligi
# Sigara
# Diyabet


Prof. Dr. Kabakçi, aile öyküsü, kilo, iyi huylu kolesterolün
düsük olmasi ve böbrek fonksiyonlarinin bozulmasinin da ek
risk faktörü getirdigini açikladi.

Merck Sharp&Dohme ilaç sirketinin destegiyle gerçeklestirilen
arastirmada, hastanelere basvuran hastalarin önümüzdeki 10 yil
içindeki inme riski hesaplandi.

Yedi bölgede ve aralarinda Ankara, Istanbul, Izmir, Trabzon,
Sanliurfa, Diyarbakir'in da bulundugu 22 ilde 54-88 yas arasi 6
bin 790 hipertansiyon hastasiyla yapilan arastirma, 13 ay sürdü.

Arastirmada, Türkiye'deki hipertansiyon hastalarinin yüzde
17'sinin önümüzdeki 10 yil içinde inme geçirme riski bulundugu
belirlendi.

Bu oran, erkeklerde yüzde 21, kadinlarda ise yüzde 15 olarak tespit
edildi.

Arastirma, bölgesel farkliliklari da ortaya koydu. Buna göre,
Karadeniz ve Güneydogu Anadolu bölgelerinde yasayan hastalarin
yüzde 19'unun 10 yil içinde inme geçirme riski bulunuyor. Oran,
diger bölgeler içinse yüzde 17.

fantom

unread,
Dec 7, 2005, 10:29:29 AM12/7/05
to internet +paylasim+haber
Romatizma kendini ele veriyor

Eklemlerde agri, sislik ve sicaklik ile kendini gösteren
romatizma, ciddi rahatsizliklara yol açabiliyor.

Savunma mekanizmasindaki bozukluklarin yol açtigi romatizma her
yasta görülebiliyor.

Sicak ya da soguk havanin neden olmadigi romatizma kilolu
kisilerde daha fazla agriya yol açiyor.

Memorial Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nden Uzm. Dr.
Riza Nejat romatizma hastaligi ve tedavi yöntemlerini anlatti:

"Romatizma hareket sisteminde görülen, kemik, kas ve eklemleri
kapsayan hastalik grubuna verilen addir. Genelde romatizmada bir veya
birkaç eklemin farkli veya es zamanli tutulumu söz konusudur.

Hangi eklemlerin tutulma sekli, süresi, simetrisi ve laboratuar
degerleri göz önünde tutularak romatizmal hastaligin tanisini
konulur."

Her yas grubu yakalanabilir

Romatizmal hastaliklarin vücudun savunma mekanizmasiyla ilgili
oldugunu belirten Uzm.Dr. Riza Nejat, savunma mekanizmasindaki
bozukluklarin romatizmaya neden oldugunu da anlatti:

"Savunma sistemi vücudunu yabanci maddelere karsi korur ancak
romatizma hastaligi sirasinda dokuyu taniyamaz ve insanin kendi
dokularina karsi reaksiyon gösterir.

Normalde saglikli yasam için gerekli olan bagisiklik sistemi,
dokulari bakteri ve virüslerden koruyacagi yerde kendi eklem
yapisini bakteriye benzeterek ekleme saldirir ve bunun sonucunda
eklemde iltihap ve agri olusmasina neden olur.

Genelde romatizmal hastaliklar savunma sistemi bozukluguyla birlikte
görülür, ancak halk arasinda kireçlenme olarak bilinen 'artroz'da
eklem kikirdaginin hastalik, darbe veya asinma sonucu
bozulmasiyla meydana gelir. Eklemlerde yük dagilimi bozuldugu
zaman agri olusur.

Yumusak doku romatizmasinda ise bagisiklik sistemi bozulmaz ve
eklem tutulumu yoktur. Yumusak doku romatizmasi daha çok kaslarda
agri ve sertlik seklinde görülür, daha çok kisinin durus
bozuklugu stres durumu depresyonla iliskilidir.

Sanilanin aksine romatizmanin nem veya sogukla bir iliskisi
ispatlanmamistir.
Ancak bozuk olan iltihapli eklemler havadaki iyon degisimine kolay
adapte olamazlar bu yüzden nemli havalarda agrilarda artma
görülür.

Romatizmanin beslenme veya kiloyla da bir iliskisi yoktur. Sadece
diz, kalça gibi yük tasiyan eklemler kilolu kisilerde zorlanir ve
agriya neden olur ayrica normal insanlarda asiri kilo uzun vadede
diz ve kalçada kireçlenmeye neden olur."

Romatizmanin belirtileri:

# Bir ya da birkaç eklemde agri, sislik veya isi artisi
# Sirt, bel ve kalçada agri
# Vücut hareketlerinde zorlanma (Örnegin öne dogru egilme,
basini çevirme)
# Sabah yataktan kalkarken tutukluk hissedilmesi


Tedavi yöntemleri:

Uzm.Dr. Nejat, birçok çesidi oldugu için tedavinin romatizmanin
türü, tutulan eklemin siddeti, diger organlarin durumu ve
laboratuar bulgularina göre yapildigini söyledi.
Romatizmanin agri kesiciler, iltihabi azaltan ilaçlar ve savunma
mekanizmasini güçlendiren ilaçlar ile tedavi edildigine de
deginen Nejat, "hastanin eklemlerinin iltihap durumuna göre
çesitli fizik tedavi programlari verilir" dedi.

Uzm.Dr. Nejat, elektroterapi ve egzersizin de tedavide büyük önem
tasidigini anlatti:

"Hastaya evde yapacagi egzersizler ögretilir. Egzersizler,
kaslarin gücünü korumasini ve esnekligini saglar. Romatizmanin
ilerlemis hallerinde sekil bozukluklari veya eklem hareket
kabiliyetinin asiri azaldigi durumlarda protez takilmasi için
cerrahi müdahaleye gereksinim duyulabilir.

Gut hastaliginda oldugu gibi kandaki ürik asit seviyesini
düsürmek amaciyla hastaya diyet uzmani tarafindan diyet
verilebilir. Veya asiri kilolu olan hastalarda diz gibi yük
tasiyan eklemler üzerinden yükü azaltmak amaciyla zayiflama
diyeti verilebilir."

fantom

unread,
Dec 13, 2005, 9:14:15 AM12/13/05
to internet +paylasim+haber
Grip salginina dikkat

Saglik Bakanligi'na 14 ildeki saglik kurulusundan ulasan
veriler, gribe yol açan influenza A ve B virüslerinin dolasimda
oldugunu ortaya koydu.

Bu iller Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakir, Edirne, Erzurum,
Istanbul, Izmir, Konya, Malatya, Samsun, Trabzon ve Van.

Illerden ulasan son raporlari degerlendiren yetkililer, verilerin
bir salginin habercisi oldugu seklinde yorumlanabilecegini
açikladi.

Grip, ani olarak 39 derece üzerinde ates, siddetli kas ve eklem
agrilari, halsizlik, bitkinlik, titreme, bas agrisi ve kuru
öksürük gibi belirtilerle basliyor.

Daha sonra ise bogaz agrisi, burun akintisi, hapsirma,
gözlerin akmasi ve kanlanma gibi belirtiler görülüyor. Bazi
vakalarda ise karin agrisi, bulanti ve kusma meydana geliyor.

Soguk alginligi ile karistiriliyor

Grip soguk alginligi ile karistirilsa da bu hastalik ates
yükselmeden, hafif kirginlik, burun akintisi ve hapsirma gibi
belirtilerle kendini gösteriyor ve halsizlige yol açmadigi için
yatak istirahati gerektirmiyor.

Grip, öksürük ve hapsiriklarla etrafa saçilan damlaciklarin
havayla solunmasi, hasta kisilerle direkt temas edilmesi ve bu
kisilerin agiz burun akintilarinin bulastigi esyalara temas
sonucu bulasiyor.

Hastalik ev, is yeri, okul, kres ve toplu tasima araçlarinda
kolaylikla bulasabiliyor.

Hastaligin yatak istirahati, bol sivi alimi, agri ve
öksürük kesicilerin yani sira ates düsürücü ilaçlarla
semptomatik tedavisi mümkün.

Yetkililer, influenza A ve B'ye karsi etkili antiviral ilaçlara
36-48 saat içinde baslandigi takdirde, semptom süresinin
kisalarak komplikasyonlarin azaldigini da belirtti.

fantom

unread,
Dec 13, 2005, 9:14:38 AM12/13/05
to internet +paylasim+haber
Enfeksiyonlar kanser nedeni olabilir

Anne ve bebekteki enfeksiyonlarin, çocukluk dönemi kanserlerinin
nedeni olabilecegi belirtildi.

Newcastle Üniversitesi'nden Dr. Richard McNally, gebedeki veya
çocugun ilk yaslarindaki bir enfeksiyonun, kanseri baslatan neden
olabilecegini söyledi.

Ana karni ya da bebeklikteki enfeksiyonun, degisime ugramis
hücreler tasiyan çocuklari hastaliga daha hassas hale
getirdigini belirten McNally, "Bu virüs degisime ugramis
hücreyi vuracaktir ve buikinci bir mutasyona yol açacaktir.
Böylece, beyin tümörü ya da lösemigibi kanserlerin ilk adimi
olusacaktir" dedi. McNally, "Bunlar soguk alginligi, mutedil
grip ya da solunum enfeksiyonu gibi bilinen, küçük hastaliklar
olabilir" dedi.

Arastirmalarini "European Journal of Cancer" dergisinde
yayimlayan McNaly ve ekibi, bunun kanserin nasil gelistigini
anlamada ve hastaliga daha iyi müdahalede yardimci olabilecegini
belirttiler.

Arastirma, 1954-1998 yillari arasinda teshis edilen çocuk
kanserleriyle ilgili Manchester Çocuk Tümörleri Kayitlari'ndaki
veriler baz alinarak yapildi.

Çocuklarda kanser hastaligi çok yaygin olmamakla birlikte,
Avrupa'da son 30 yilda gençler arasinda kanserin arttigi
görülüyor. Çocuklardaki en yaygin kanser türü lösemi.

Bilimadamlari, virüsler ile çocukluk kanserleri arasinda kesin
birbaglanti oldugunu söyleyebilmek için daha çok arastirmaya
gerek oldugunu da vurguluyorlar.

fantom

unread,
Dec 13, 2005, 9:16:05 AM12/13/05
to internet +paylasim+haber
YASLILIKTA GÖRME KAYBINA MUCIZE ÇÖZÜM!

Dünya Göz Hastanesi'nin davetlisi olarak Istanbul'a gelen ünlü
göz doktorlari Gragoudas ve Tamai, tedavi edilemez olarak bilinen
'yasliliktaki görme kaybi' ile ilgili tedavi yöntemini anlatti

Harvard Üniversitesi Tip Fakültesi Göz Hastaliklari-Retina
Bölüm Baskani Prof. Evangelos Gragoudas ve Japonya Tohoku
Üniversitesi'nden Prof. Makato Tamai ile yaslilikta görme kaybi
ve tedavi yöntemlerini konustuk.

* Bu hastaligi anlatir misiniz?

Günümüzde en yaygin görme kaybina bu hastalik neden oluyor.
Genellikle 60'i yaslardan sonra basgösterir. Genç yaslarda da
olabilir ama asil ileri yaslarda görülür. Gözdeki renkli tabaka
olan irisin arkasinda retina tabakasi vardir. Retina tabakasinda
bulunan hücreler tahrip olunca, görme kaybi basliyor.

* Nasil basliyor?

Çizgilerin kirik olarak görülmeye baslamasiyla ortaya
çikiyor. Görme kaybi gözün merkezinde olusuyor. Yan açilardan
görüs mümkün olsa da araba kullanmak, insan yüzlerini seçmek,
televizyon izlemek mümkün olmuyor.

* Doktor kontrolünden önce fark edilebilir mi?

Elbette çok basit bir önerim var. 50-60 yasini geçmis kisiler
evlerinde buzdolabina üzerinde düz çizgiler bulunan bir kagit
assinlar. Her gün çizgileri nasil gördüklerini kontrol etsinler.
Çizgileri kirik görmeye baslamak tehlike isaretidir. Bu durumda
hemen göz doktoruna gidilmesi gerekir.

* Nasil tedavi ediyorsunuz?

7 yil önce bu damarlari lazerle yok ediyorduk. Ancak geçen yil
yeni bir yöntem bulduk. Retina tabakasina "Macugan" isimli bir ilaç
zerk ederek bu kanayan damarlari yok ediyoruz. Macugan her 6 haftada
bir olmak üzere 2 sene boyunca tatbik ediliyor. Kesin sonuç
aliyoruz. Pahali bir ilaç. Bir seferi bin dolara mal oluyor. Ama
sigorta ödüyor bunu Amerika'da. Türkiye'de de tatbik ediliyor bu
yöntem. Yaslilik körlügü ilk baslangiç noktasinda müdahele
edilirse görüs kaybini önlemek mümkün. Ancak ilerlerse körlük
ortaya çikiyor.

* Bu hastaligi yaslilik disinda tetikleydi etkenler var mi?

Bilhassa sigara kullanan, kolesterol seviyesi yüksek ve yüksek
tansiyonlu kisilerde daha sik görülüyor.

fantom

unread,
Dec 13, 2005, 9:21:22 AM12/13/05
to internet +paylasim+haber
Bebekler için solunum monitörü

Bir yasin altindaki bebeklerin solunumunda zaman zaman düzensizlik
görülebiliyor. Babysense adli ürün, bebeklerin soluk alip
vermesini takip ederek gerektiginde ebeveynleri uyaran bir cihaz..
Soluma düzeninde bir duraklama olmasi durumunda uyari veren
Babysense, böylece solunum durmasina bagli ani bebek ölümlerinin
engellenmesinde çok önemli bir islev görüyor.

Bir yasin altindaki bebeklerin solunumunda zaman zaman düzensizlik
görülebiliyor. Hatta kimi zaman bebeklerin solunumlarinin kisa
süreli durdugu da oluyor. Bu sendrom, herhangi bir nedene bagli
olmaksizin ve genelde bebek uykudayken ortaya çikiyor. Bu da
tespit ve müdahaleyi zorlastiriyor.


Ani bebek ölümü sendromu %95 oraninda bebeklerin ilk alti ayinda
ve çogunlukla iki-dört ay arasindaki bebeklerde görülüyor.
Erkek çocuklarda daha fazla görülen ani bebek ölümleri, karin
üstü yatirilan çocuklarda, sirtüstü yatirilanlara göre daha
sik ortaya çikiyor. Annenin gebeligi sirasinda sigara içmesi ya
da dogum sonrasinda bebek odasinda sigara içilmesi de risk
faktörleri arasinda bulunuyor. Bunlarin yaninda; kalabalik ortamda
uyuma, asiri sicak ve enfeksiyonlar da ani bebek ölümlerinde
önemli faktörler arasinda yer aliyor.

Babysense nöbette

Bir tür bebek solunum monitörü olan Babysense II, dogumdan itibaren
bütün bebekler için kullanilabiliyor. 1992 yilindan beri
kullanilan ürün, ani bebek ölümü sendromuna somut bir çözüm
getirebilecek özellikte. Cihaz, bebek uyku halindeyken solunumu aniden
durursa ya da düzensiz bir sekilde yavaslarsa uyari sinyali
veriyor. HemalHemsat.com'da satisina baslanan Babysense II,
bebegin soluk alip verme sayisi dakikada 10'un altina inerse
veya soluk alma ve hareket 20 saniye süreyle durursa, yüksek sesli
bir alarm ile ebeveyleri uyariyor.


Babysense'in sensörlü küçük yastiklari, bebeginizin beden
hareketlerini kaydediyor. Kontrol biriminin algoritmalari da, bebegin
aldigi her solugu temsil eden bu hareketlerin ritmini/hizini
taniyacak sekilde tasarlanmis bulunuyor. Dünya çapinda
hastanelerden ve ebeveynlerden gelen bilgilere dayanan saglam bir
sicile sahip olan cihaz, elektriksel ya da farkli hiçbir dalga
yaymadigi ve yan etkisi olmadigi için güvenle
kullanilabiliyor.

Simdiye kadar dünyada 250 bin bebekte güvenle kullanilmis olan bu
ürün, KDV dahil 233 YTL fiyatla satiliyor.

fantom

unread,
Dec 14, 2005, 10:00:59 AM12/14/05
to internet +paylasim+haber
Gözün sessiz hirsizi glokom

Göziçi basincinin yüksekligi, migren ve genetik nedenlerle
ortaya çikan Glokom hastaligi, erken teshis edilmemesi halinde
körlüge neden olabiliyor.

Atatürk Üniversitesi (A.Ü) Tip Fakültesi Arastirma Hastanesi
Göz Hastaliklari Bölümü Ögretim Üyesi Doç. Dr. Ibrahim
Koçer, Glokom hastaliginin nedenleri, seyri ve sonuçlari
hakkinda bilgi verdi.

Doç. Dr. Ibrahim Koçer, 40 yas üzeri herkeste, halk arasinda
"Karasu hastaligi" olarak bilinen hastaliga yakalanma riski
oldugunu belirterek, 40 yas üstü herkesin, göz muayenesinden
geçmesi, göz sinirlerinin durumunu ögrenmesi gerektigini söyledi.

Doç. Dr. Koçer, 40 yas üstü kisilerde binde 1-2, 75 yas üzeri
kisilerde yüzde 5-8 oraninda görülme riski olan hastaligin,
çocuklarda ve gençlerde de meydana gelebilecegini ifade etti.

HASTALIGIN NEDENLERI

Glokom hastaliginin göz sinirlerinin harap olmasi sonucu ortaya
çiktigini belirten Koçer, bunun da, göziçi basincinin
yüksek olmasi, migren hastaligi ve genetik nedenlerden
kaynaklandigini vurguladi. Koçer, göziçi basincinin fazla
olmasinin göz sinirlerini yavas yavas yiprattigini ve sonunda
sinirlerin tamamini harap edebildigini söyledi.

Bunun yaninda, migren hastaligi olan kisilerde damarlardaki
daralmanin göz sinirlerini tahrip ettigini anlatan Koçer,
hastaligin genetik nedenlerden de kaynaklanabildigini, ailesinde
Glokom olan kisilerin bu hastaliga yakalanma riskinin yüksek
oldugunu söyledi.

Koçer, ayrica soguga karsi hassas olan insanlarda, soguk
havalardaellerinde morarma, damarlarinda daralma olan kisilerde de bu
hastaligin görülme riskinin yüksek oldugunu ifade etti.

ERKEN TESHISIN ÖNEMI

Glokom hastaliginin sinsi bir hastalik olduguna dikkati çeken
Koçer, hastaligin sessiz ve uzun süre belirtisiz ilerledigini
anlatti. Sinirler harap oldukça görme alaninin daraldigini
belirten Koçer, "Ancak hasta baktigi alanin merkezini net
görebildigi için görme alaninin daraldigini hemen
anlayamiyor" dedi.

Körlükle sonuçlanan hastalikta erken teshisin çok önemli
oldugunu vurgulayan Koçer, sunlari söyledi:
"Körlük olustuktan sonra bunu tedavi edemiyoruz. Ancak erken
teshiste, hastaligin bulundugu safhada, ilerlemeyi
önleyebiliyoruz. Hasta bize geldiginde göz sinirindeki tahribati
durduruyoruz. Ancak buömür boyu sürecek bir tedavi olabiliyor. Hasta
tedaviyi keserse, sinirtahribati kaldigi yerden devam eder."

Hastaligin sosyal bir sorun oldugunu anlatan Koçer,
"Hesaplamalarimiza göre, Dogu Anadolu Bölgesi'nde risk
altindaki 1 milyon insandan 40 bini Glokom hastaligi nedeniyle kör
olma potansiyeline sahip" diye konustu.

A.Ü'DEKI GLOKOM BIRIMI

Koçer, hastaligin sosyal bir sorun oldugunu, bu nedenle tedavi
konusuna hassas yaklastiklarini ifade etti. Arastirma
Hastanesi'nde, Göz Hastaliklari Bölümü'ne bagli ayri bir
Glokom Birimi olusturduklarini anlatan Koçer, söz konusu birimin,
en son teknolojiyle donatildigini anlatti. Koçer, birimdeki
gelismis cihazlar sayesinde kendilerine basvuran kisinin birkaç
dakika içinde göz sinirleri ile ilgili tüm verilerini aldiklarini
söyledi.

Türkiye'nin sayili hastanelerinde bulunan birimdeki teknolojik
donanimin, Dogu Anadolu Bölgesi için bir sans oldugunu anlatan
Koçer, özellikle 40 yas üstündeki kisilerin bu imkanlardan
yararlanmasi gerektigini sözlerine ekledi.

fantom

unread,
Dec 14, 2005, 10:01:27 AM12/14/05
to internet +paylasim+haber
Alkol karacigeri nasil etkiliyor?

Karaciger hastaliklarinin görülme sikligi her geçen gün
artiyor. Düzenli ve sürekli alkol almak, bilinçsiz ilaç kullanmak
karacigerin zarar görmesine yol açiyor.

Kadinlarin alkolden kaynaklanan karaciger rahatsizliklarina
karsi daha hassas oldugunu belirten uzmanlar, günde iki kadeh ya da
daha azi ile yetinilmesini öneriyor.


Karaciger, vücudun her türlü gereksinimini karsilamak üzere 24
saat durmaksizin çalisan, oldukça karmasik bir kimyasal fabrika
olarak tanimlaniyor. Tüketilen tüm besinler karacigerin
saglikli çalismasini yakindan etkiliyor. Düzenli ve uzun
süreli alkol tüketenlerde ise karaciger hastaliklarinin olusma
riski artiyor.

Memorial Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Baskani Prof. Dr. Koray
Acarli alkol tüketiminin karacigeri nasil etkiledigini anlatti.

UZUN YILLAR DÜZENLI ALKOL TÜKETENLER KARACIGER HASTALIGI RISKI
TASIYOR

Alkole bagli karaciger hastaliklarinin özellikle alkol
tüketiminin fazla oldugu bati toplumlarinda daha fazla
görüldügünü belirten Prof.Dr. Koray Acarli söyle devam etti:
"Içki içildiginde, alkol mide ve bagirsaklardan emilerek kana
karisir. Alkolün parçalandigi yer karacigerdir. Ancak
karacigerin birim zamanda zararsiz hale getirebilecegi alkol
miktari sinirlidir. Bu sinirin üzerinde alinan alkol tüm
vücudu, özellikle de, beyni ve kalbi etkiler. Karacigerin fazla
miktarda alkolü zararsiz hale getirme islemi sirasinda, diger
fonksiyonlari aksar. Hele bu islem çok uzun sürer ise (her gün
fazla miktarda alkol tüketenlerde oldugu gibi) karaciger hücreleri
hasar görebilir, yapisal degisikliklere ugrayabilir (karacigerde
yaglanma). Bazi durumlarda karacigerde yogun inflamasyon (alkolik
hepatit) ve/ veya nedbelesme (siroz) gelisebilir. Ancak, böylesi
hasarin olabilmesi ya da bunun kalici bir hasar haline gelmesi
için, içilen miktar kadar süre de önemlidir. Baska bir deyisle,
uzun süre (yillar) ve belli bir miktarin üzerinde alkol alanlarda
kalici hasar olasiligi artar."

GÜNDE NE KADAR ALKOL GÜVENLE IÇILEBILIR?

Karacigerin metabolize edebilecegi alkol miktarinin sinirli
oldugunu belirten Prof.Dr. Koray Acarli, günlük alinabilecek alkol
miktarini anlatti:
"Bu, kisinin kilosu, cinsiyeti gibi özelliklerine baglidir.
Karacigerin belli bir süre içinde metabolize edebilecegi alkol
miktari sinirlidir. Bunu üzerinde kullanimlarda alkolün
hücreler üzerinde etki süresi uzar. Öte yandan, kadinlarin alkole
bagli karaciger hasari açisindan daha duyarli oldugu
bilinmektedir. Alkol alimi ile ilgili, tespit edilmis kesin bir
zararsizlik limiti yoktur. Genel olarak kabul edilen görüs, günde
10-15 g alkolün bir sorun olmayacagi yönündedir. Örnegin: %10
alkol içeren (100 ml'sinde 10 g alkol) içecekten 150 ml (1 bardak)
içilmesi gibi. Ayrica alkol ile birlikte ilaç kullanilmasi
durumunda alkolün karacigere verecegi zarar artabilir. Bu nedenle,
eger ilaç alirken alkol alacaksaniz, konuyu mutlaka doktorunuza
danisiniz."

KISI, ALKOLÜN KARACIGERINE ZARAR VERIP VERMEDIGINI
ANLAYABILIR MI ?

Alkolün karacigere verdigi zararin geç fark edildigini belirten
Prof.Dr. Acarli erken teshis için alkol tüketen kisilerin düzenli
kontrol yaptirmalarini önerdi:
"Genellikle, karaciger hastaliklarindan bilinen, karaciger
hücrelerinin yaklasik dörtte üçü (3/4) hasar görmeden bir
sikayetin ortaya çikmadigidir. Dolayisi ile, böyle bir
sikayet ortaya çiktiginda yapacak fazla bir sey yoktur. Oysa,
düzenli yapilan kontrollerde, doktor gerek muayene bulgulari gerek
ise laboratuar degerlerine bakarak önemli ipuçlari elde edebilir.
Karaciger hastaliklarinin baslica belirtileri; yorgunluk,
halsizlik, istahsizlik, enfeksiyonlara karsi direnç
düsüklügü, sarilik (cildin ve göz aklarinin sari renk
almasi), karin boslugunda sivi toplanmasi, adale erimesi,
sindirim sisteminden ciddi kanamalar (varis kanamasi), beyin ve
böbrek fonksiyonlarinda bozukluklardir. Olay kalici hale gelmeden
erken fark edilir ve alkol kesilir ise, karaciger hücreleri kendini
yenileyebilir. Her alkol alanda karaciger hasarinin
gelismeyecegini unutmamak gerekir. Böyle bir kalici karaciger
hasarinin olusabilmesi için yillarca (8-10 yil) devamli ve
belirli bir miktarin üzerinde alkol almak gerekir. Her durumda
alkolün kesilmesi, karaciger fonksiyonlarinda belirgin düzelme ile
sonuçlanir. Alkol alacaksaniz mutlaka ölçülü davranmaniz
gereklidir."

KARACIGERINIZE IYI DAVRANIN:

* Gereksiz ilaç kullanmayin (degisik kimyasal maddeler
karacigerinize zararli olabilir)
* Doktorunuzun önerisi disinda ilaçlari karistirmayin
(bazilari birlikte alindiginda karacigerinize hasar verebilir.)
* Sokakta satilan ilaçlari kullanmayin
* Alkol tüketiminize dikkat edin. Eger içecekseniz, günde iki kadeh
veya azi ile yetinin.
* Alkol ile diger ilaçlari birlikte kullanmayin.
* Nefes ile aldiginiz maddeler de karacigeriniz tarafindan
zararsiz hale getirilirler. Bu nedenle, böcek ilaçlari, degisik
kimyasallar içeren boya spreyleri v.s. de solunum yolu ile vücudunuza
girip karacigerinize zarar verebilirler. Bu gibi maddeleri solumamaya
özen gösterin.
* Iyi ve dengeli beslenmeye özen gösterin.
* Yagli ve kizartma gidalardan uzak durun.
* Füme ve tuzlanmis gidalari azaltin.
* Taze sebze meyve ve lifli gidalari tercih edin.
* Düzenli spor yapin

fantom

unread,
Dec 14, 2005, 10:01:54 AM12/14/05
to internet +paylasim+haber

Lifli gidalar hakkinda yeni iddia

Lifli gidalari çok fazla tüketmenin bagirsak kanseri riskini
azaltmadigi öne sürüldü.

Harvard Üniversitesi Halk Sagligi Bölümü Baskani Stephanie
Smith Warner, 725 bin kadin ve erkek üzerinde daha önce yapilan 13
arastirmayi incelediklerini söyledi.

Warner, incelemelerde, fazla lifli yiyecekler içeren diyetin
bagirsak kanseri riskini azaltmada farklilik yaratmadigi
sonucuna vardiklarini da açikladi.

Incelemelere göre günde en az 30 gram ile 10-15 gram lifli gida
tüketen kisilerin bagirsak kanserine yakalanma riski ayni.

Stephanie Smith Warner, lif bakimindan zengin meyve ve sebze
tüketiminin ise saglik için iyi oldugunu belirtti.

Bilim adamlari lifi zengin gidalarin rektum kanseri riskini biraz da
olsa azalttigini, kalp rahatsizliklarina ve seker
hastaligina iyi geldigini belirtiyor.

Kirmizi et ve alkol tüketiminin fazla olmasi ise bagirsak
kanseri riskini artiriyor.

Lif açisindan zengin gidalar arasinda elma, portakal, brokoli,
domates, greyfurt, kirmizi biber, marul, pirasa ve havuç gibi
meyve ve sebzeler bulunuyor.

ABD'de bu yil 145 bin kisinin bagirsak kanserine yakalanacagi, 56
bin kisinin de hastaliktan ölecegi tahmini yapiliyor.

fantom

unread,
Dec 15, 2005, 6:12:49 AM12/15/05
to internet +paylasim+haber
Aspartam kansere yol açabilir

Ingiltere'de Avam Kamarasi Gida ve Çevre Komisyonu, 6 bin gida
maddesi, ilaç ve içecegin içinde bulunan yapay tatlandirici
"Aspartam"in kansere yol açabilecegi uyarisinda bulundu.

"Aspartam"in kansere neden olduguna dair ciddi ve güvenilir
deliller bulundugunu belirten komisyon Baskani Liberal Demokrat
Parti milletvekili Roger Williams, bu maddenin kolali içecekler,
çocuklarin tercih ettigi kahvalti gevrekleri, çikolatalar ve hatta
çocuklar için üretilen bazi suruplarda kullanildigina dikkat
çekti.


Ingiltere'de arastirma yapan bazi bilimadamlari da Komisyon'un
çagrilarina destek vererek, Aspartam içeren gida maddeleri ve
ilaçlarin raflardan kaldirilmasini istedi.

Aspartam'in Ingiltere'deki hangi gida maddelerinde bulundugunu
genis bir liste olarak yayimlayan Daily Mail gazetesi de aileleri
çocuklarini bu yapay tatlandiricinin kullanildigi
ürünlerden uzak tutmaya çagirdi.

Gazete, bu ürünlerin arasinda meyveli yogurttan dondurulmus
tatlilara, dondurmadan naneli sekerlere, düsük kalorili
gidalardan ilaçlara, sakizdan meyveli içeceklere kadar pek çok
gidanin bulundugunu duyurdu.

fantom

unread,
Dec 15, 2005, 6:13:10 AM12/15/05
to internet +paylasim+haber
SAGLIK BAKANINDAN 'KANSER YAPAN BADANA' UYARISI

Saglik Bakani Recep Akdag, kansere neden olan erionit minerali ve
asbestli yerlesim yerleriyle ilgili islah çalismalarinin
sürdügünü belirterek, vatandaslarin aliskanliklarindan
sikayet etti.

Akdag, bazi köylerde "ak toprak" adiyla anilan asbestli
topraklardan badana yapildigini, bazi köylerde volkanik
kayaçlarin ev yapiminda kullanildigini, kimilerinde ise bu
maddelerin çati yalitiminda kullanildigini bildirdi.
Saglik Bakani Recep Akdag, ANAP Igdir Milletvekili Dursun
Akdemir'in Kapadokya Bölgesinde akciger kanserine neden olan
"Erionit" denen bir mineralin yarattigi tehlikelerle ilgili soru
önergesini yanitlarken, erionit mineralinin, Nevsehir'de üç
yerlesim yerinde bulundugunu açikladi. Akdag, Kapadokya
Bölgesi'nin tamaminda erionit mineralinden kaynaklanan riskin
mevcut oldugundan sözedilemeyecegini bildirdi.
Erionit mineralinin Nevsehir'de Gülsehir ilçesi, Tuzköy
Kasabasi ve Karain köyü ile Ürgüp ilçesine bagli Sarihidir
köylerinde bulundugunu anlatan Akdag, bu mineralin, volkanik
kayaçlar içinde bulundugunu ve bu üç yerlesim yerinde de volkanik
kayaçlarin yeryüzüne çiktigini kaydetti.

TUZKÖY KASABASINDA 12 YILDA 128 ÖLÜM MEZOTELYOMA KANSERINDEN

Akdag, bölgede aspest ve erionit ile ilgili arastirma ve
çalismalara 194 yilinda baslandigini belirterek, "Erionit
minerali, akciger zari ve karin zari kanseri olan mezotelyomaya
neden olmaktadir. Bu kanserin bölgede görülme sikligi diger
bölgelerimize nazaran bin kat daha fazladir.
Tuzköy kasabasinda 1980-1992 yillari arasinda meydana gelen 373
ölümden 182'si yani yüzde 49'u kanser nedeniyle
gerçeklesmistir. Bu kanser ölümlerinin de 128 mezotelyoma
nedeniyle gerçeklesmistir" dedi. Akdag, kanser riski altinda olan
insan sayisinin bilinmesinin mümkün olmadigini, Tuzköy
kasabasi ve Karain köyünün halen risk altinda bulundugunu
bildirdi.

DEGISTIRILMESI ZOR ALISKANLIKLAR

Bakan Akdag, Ürgüp ilçesine bagli Sarihidir köyünün, 1980
yilinda afete maruz bölge kapsamina alinarak
tasindigini, bu köyde eski yerlesim yerinin islahi konusunda
çalismalarin devam ettigini açikladi. Akdag, Gülsehir
ilçesi Tuzköy kasabasi ve Karain köyünden tasinma kararlarinin
bu yil çikarildigini, halen Tuzköy kasabasinin yeni
yerlesim yerinde ev yapim çalismalarinin devam ettigini
bildirdi. Türkiye'de asbest ve erionit görülen bölgelere ait
haritalarin çikarildigini ve bu bölgelerde vatandaslarin
bilinçlendirilmesi amaciyla egitim çalismalari yaptiklarini
vurgulayarak, söyle devam etti: "Ancak, risk tasiyan yerlesim
yerlerinin her birinin ayri ayri sorunlari, sosyo-ekonomik duruma
göre degistirilmesi zor aliskanliklari da mevcuttur. Bazi
bölgelerimizde ak toprak adiyla anilan asbestli topraklardan badana
yapilmakta, bazi bölgelerimizde (Tuzköy ve Karain'de oldugu
gibi) volkanik kayaçlar ev yapiminda kullanilmakta, bazi
köylerkimizde de bu maddeler çati yalitiminda kullanilmaktadir."

fantom

unread,
Dec 16, 2005, 2:13:42 AM12/16/05
to internet +paylasim+haber
Bir kemik tümörünün sirri çözüldü

Isviçreli bilimadamlarinin, özellikle çocuk ve gençlerde
rastlanan kemik tümörü Ewing sarkomunun sirrini çözdügü
belirtildi

"Canser Research" adli tip dergisinde yayimlanan arastirmada,
Lausanne hastanesinden bilimadamlarinin, tümörün hangi
hücrelerden kaynaklandigini, gelisim sürecini ve bu süreci
durdurma yolunu bulduklari belirtildi.

Doktor Nicolo Riggi'nin ekibinin bu saptamalarinin, hastaligin
tedavisine isik tutacagi kaydedildi.

Çocukluk çagi tümörlerinden olan ve kemikte olusan Ewing
sarkomuna, genelde 10-20 yas arasinda rastlaniyor. Kol, bacak ve
kalçakemiklerinde olusan tümör, bazen yumusak doku ve kaslara da
etki edebiliyor.

Bu hastalik su ana dek sadece cerrahi müdahaleyle tedavi
edilebiliyor. Ancak hastaligin tekrar görülme orani yüksek.

fantom

unread,
Dec 20, 2005, 4:27:05 AM12/20/05
to internet +paylasim+haber
TIRNAK BATMASINI ÖNEMSEYIN

Kislik çorap ile sivri burun ve dar giyilen ayakkabilar tirnak
batmasini hizlandiriyor

Erciyes Üniversitesi (EÜ) Tip Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dali
Ögretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Aktas, ayak ve vücut sagligini
yakindan ilgilendiren tirnak batmasi sikayetlerinin kis
aylarinda daha sik görüldügünü belirterek, bu duruma kislik
çoraplar ile sivri burun ve dar giyilen ayakkabilarin neden
oldugunu söyledi.


Prof. Dr. Ekrem Aktas, ayak sagligininönemli oldugunu ancak,
insanlarin bazen bunu gözardi ettigini söyledi. Ayaklarin
bakiminin, günlük aktiviteler ve çalisma hayatiyla dogrudan
ilgili oldugu için önem tasidigini, gerekli özen
gösterilmediginde bazi saglik sorunlarinin basgösterdigini
kaydeden Aktas, tirnak batmasinin da özellikle kis aylarinda
artan önemli bir saglik sorunu oldugunu belirtti.

Tirnak batmasi ile beraberinde görülebilecek tirnak
deformitesinin(sekil bozuklugu) kisinin günlük hayatini ve
psikolojisini önemli derecede etkileyen ciddi bir sorun olduguna
dikkati çeken Aktas, sunlari söyledi:
"Kislik çoraplar ile sivri burun ve dar giyilen ayakkabilar,
kis aylarindaki tirnak batma sikayetlerinin artmasina neden olur.
Çoraplarin uzun süre giyilmesi sonucu olusan terleme, tirnaklarin
yumusamasina neden olup, tirnagin içe dogru büyümesine neden
olur. Sivri burun ve dar ayakkabilarin saatlerce tirnaklara basinç
uygulamasi da tirnaklarin serbest kenarlarinin büyümesini
engeller ve tirnak batmasi görülür."

Aktas, tirnagin çikis biçiminin bozulmasi ve yumusak dokuya
batmasinin kisinin siddetli agri çekmesine yolaçabilecegi
gibi, sisme, iltihaplanma, enfeksiyon hatta tirnak çekilmesine
varan sonuçlar dogurabilecegine isaret etti. Bu durumun sosyal
hayati ve hatta günlük basit aktiviteleri bile etkiledigini
vurgulayan Aktas, "Deforme tirnak nedeniyle özellikle kadinlarda
ayagin estetik görünümü bozulmakta ve istedikleri ayakkabi veya
terligi giymelerinde sorun yasanmaktadir" dedi.

Tirnak batmasi yasayan kisilerin pedikürcülerde çözüm
aramasinin yanlis oldugunu dile getiren Aktas, tirnagin
yumusak dokuya batmasindaki temel nedenin belirlenmesi için uzman
bir doktora gidilmesi gerektigini ifade etti.

Prof. Dr. Aktas, tirnak batmasinin önüne geçilmesi için sivri
burunlu dar ayakkabilar giyilmemesini, ayaklarin sik sik
havalandirilmasini, firsat buldukça yikanip kurulanmasini ve
pamuklu çoraplar giyilerek terlemenin en aza indirilmesini tavsiye
etti.

fantom

unread,
Dec 20, 2005, 4:27:30 AM12/20/05
to internet +paylasim+haber
TÜRKIYE'DE VEREM HIZLA YAYILIYOR

Saglik Bakanligi Veremle Savas Dairesi'ne göre, gerekli
önlemler alinamazsa Türkiye bir verem salginiyla karsi karsiya
kalabilir

Her yil en az 30 bin kisinin yakalandigi tahmin edilen verem
hastaligiyla mücadele Türkiye geri kaldi. Arastirmalara göre,
Türkiye'de vereme yakalanan hastalarin ancak 17 bini tespit
ediliyor, bunlarin da 6 bininin kesin tedavisi yapiliyor.


Saglik Bakanligi Veremle Savas Dairesi'ne göre, acil önlemler
alinamazsa bir verem salginiyla karsi karsiya kalinacak.
Saglik Bakanligi bütçe tasarisinda da veremle savasta görev
alan personelin egitiminin durma noktasina geldigi ve yeterli ilaç
stogu yapilamadigina dikkat çekildi.

Ulusal bir kontrol programi hazirlayan Toraks Dernegi'ne göre ise
sorunun çözümü için verem hastalarinin ilaç tedavisinin
dogrudan yerinden gözetimle yapilmasi gerekiyor.

Program yürürlüge girerse 100 binde 26 olan verem görülme
sikliginin 10 yil içinde 100 binde 10'un altina indirilmesi
bekleniyor.

fantom

unread,
Dec 21, 2005, 4:03:17 AM12/21/05
to internet +paylasim+haber
Kalp-damar sagligi için siyah çikolata

Isviçreli bilim adamlarinin yaptigi arastirma, siyah
çikolatanin damarlar için faydali oldugunu ortaya koydu.

Bilim adamlari, çikolatanin kalp-damar hastaliklarina yakalanma
riskini artirabilecegini söylüyor.

Ancak çikolatanin, bunun aksine, antioksidan etkileri sayesinde
kalp-damar sagligina olumlu etkileri de olabilir.

'Flavonoid' adli antioksidan özellikli bilesimin beyaz çikolatada
bulunmadigina dikkat çeken arastirmacilar beyaz ve siyah
çikolata artasindaki farki inceledi.

Bunun için sigara kullanan 20 kisiye, her tür çay, sogan, elma,
lahana, sarap, kakao gibi antioksidan maddeleri almalari 24 saat
boyunca yasaklandi.

24 saatin ardindan arastirmaya katilanlardan 10'u 40 gram siyah
çikolata, 10'u da 40 grambeyaz çikolata yedi.

Siyah-beyaz farki

Deneyin sonunda yapilan testlerde beyaz çikolata yiyenlerin
damarlarinda, pihti olusumunda ve kandaki antioksidan oraninda
hiçbir degisiklige rastlanmadi.

Ancak ayni marka siyah çikolata yiyenlerin kan dolasiminin,
çikolatayi yedikten iki saat sonra daha iyi oldugu, bu olumlu
etkinin sekiz saat devam ettigi ve kandaki mevcut antioksidan
oraninin arttigi gözlendi.

fantom

unread,
Dec 21, 2005, 9:56:57 AM12/21/05
to internet +paylasim+haber
D vitamini ile kolon kanseri riskinde düsüs

ABD'de yapilan bir arastirma, kolon kanserine yakalanma riskini
yariya indirmek için ne kadar D vitamini alinmasi gerektigini
ortaya koydu.

California Üniversitesi bünyesindeki Moores Kanser Arastirma
Merkezi'nde yapilan arastirmada, her gün 25 mikrogram D vitamininin
riski yüzde 50 oraninda azalttigi belirtildi.

Profesör Edward Gorham, D vitaminin kolon kanserini önlemede olumlu
etkileri oldugunun bilindigini ancak bu arastirmaya kadar ideal
miktarin belirlenemedigini belirtti.

Yagda eriyen vitaminlerden olan D vitamini, ince bagirsaklardan
kalsiyum ve fosforun emilimini düzenleyerek kemik büyümesi,
sertlesmesi ve tamiri üzerinde etkili oluyor.

Bebek ve çocuklarda kemik ve dislerin normal gelisme ve büyümesini
saglayan D vitamini, rasitizmi de önlüyor.

Aktif 7-dehidrokolesterol ve D3 vitamini gibi adlarla da anilan
kolesalsiferol ise insan derisinde günes isigi ile temas sonucu
meydana geliyor ve daha çok balik yagi ve yumurta sarisinda
bulunuyor.

Yüksek miktarlarda alinmasi ise zehirlenmelere neden olabiliyor.

fantom

unread,
Dec 24, 2005, 9:14:50 AM12/24/05
to internet +paylasim+haber
Kan kanunu degisiyor

Saglik Bakanligi tarafindan, kan ve kan ürünleriyle ilgili yeni
düzenlemeler içeren kanun taslagi hazirlandi.

Kan bagisinda gönüllülük esasi getiren taslak, mali
karsilik anlami içermeyen mütekabiliyete de imkan veriyor.
Taslak, transfüzyon ve donasyon merkezleri ile bölge kan
bankalarinin, kamuya yararli dernek ve vakiflar tarafindan da
kurulmasina olanak taniyor.

Saglik Bakanligi'nca "Kan ve Kan Ürünleri Kanunu Tasari
Taslagi" hazirlandi. Kan ve kan ürünlerinin temininde
karsiliksiz ve gönüllü bagisin esas oldugunu öngören
taslak, mali karsilik içermeyen "mütekabiliyet" uygulamasina
olanak taniyor. Taslak ayrica, kan verici ve alicilarinin
sagliklarinin korunmasi açisindan gerekli önlemlerin
alinmasini ve bu kisilerin kan nakli sonrasi izlenmesini de
öngörüyor.

Kan ve kan ürünlerinin alinmasi, kaydi, analizi, islenmesi,
depolanmasi, kullanilir hale getirilmesi, dagitim ve
kullanimini ilgilendiren verici, kan ve kan ürünü verme islemi,
hazirlayan kurulus, kullanim yeri ve alici ile ilgili tüm
veriler, yazili veya elektronik ortamda kaydedilerek, 30 yil
süreyle saklanacak. Saglik Bakanligi kan, kan bilesenleri ve kan
ürünleri konusunda yapacagi çalismalarda gerekli bilimsel
destegi saglamak üzere Yüksek Kan Komisyonu olusturacak.

KAMU YARARINA DERNEK VE VAKIFLARA YETKI
Kanin temini ve kullanimi için "Transfüzyon" ve "Donasyon"
merkezleri ile "Bölge Kan Bankalari" kurulacak. Kan, kan
bilesenleri ve ilgili kan ürünleri hizmetlerini yürütecekkurum ve
kuruluslar, kan bankaciligi ve kan nakli tibbi alaninda
Bakanlik tarafindan yetkilendirilmis kuruluslar tarafindan
akredite edilecek.

Bölge kan bankasi ve donasyon merkezlerini, kamu kurum ve
kuruluslari ile senedinde veya tüzügünde bu isleri yapacagina
dair hüküm bulunan kamuya yararli dernek ve vakiflar; transfüzyon
merkezlerini bunlarin yani sira özel hastane bünyesinde olmak
kaydiylagerçek kisilerle özel hukuk tüzel kisileri; plazma
ürünleri üretim tesislerini ise kamu kurum ve kuruluslari ile
gerçek ve özel hukuk tüzel kisileri kurabilecek.

Insan sagligini tehlikeye atacak sekilde faaliyet gösterenler
derhal faaliyetten men edilerek, bir yildan 5 yila kadar hapis ve 16
yasini dolduranlar için geçerli brüt asgari ücretin bin kati
tutarindaadli para cezasi ile cezalandirilacak. Kan yolu ile
bulasan bir hastaligi veya böyle bir hastalik tasima riski
oldugunu bilmesine ragmen kan verenler, bir yildan 3 yila kadar
hapis cezasina çarptirilacak.

BIR ELINDE KAN TORBASI, BIR ELINDE REÇETE OLMAYACAK
Türkiye Kizilay Dernegi Genel Baskani Tekin Küçükali,
Basbakan Recep Tayyip Erdogan'in "bir elinde kan torbasi, bir
elinde reçetesiyle kan arayan vatandas görmek istemiyorum"
talimati üzerine,faaliyetlerinin yüzde 40'ini bu is için
yogunlastirdiklarini belirtti. Küçükali, "Bir elinde kan
torbasi, bir elinde reçeteyle vatandasimizi gezdirtmeyecegiz.
Türkiye'de bunu en iyi biz yapariz. Bizden daha iyi yapacak
olanlarla masanin arkasinda, önünde konusalim.'Acaba söyle mi
olur' diye tereddüt geçirmemek gerekir. En azindan bizi denemeleri
lazim" diye konustu.

Ülkede kan konusunu çözebilecek altyapiyi olusturduklarini
ifade eden Küçükali, bu altyapiyi kurabilmek için 8 milyon Euro
tutarinda anlasmalar yaptiklarini söyledi. Küçükali,
sözlerini söyle sürdürdü:
"Bu isi bizimle yapacaklarsa yapariz, yapmayacaklarsa, çikar
'derneklerle dügünlerle yapacagiz' derler, ona da 'amenna'
deriz. Ama,yapilacak isin içinde kendimizi görmek isteriz.
Hazirlanacak yasada bize böyle bir yükümlülük, mecburiyet
verecekler ki, biz de mesul oldugumuzu bilelim. Kimlere vereceklerse
versinler, biz o dernek ve vakiflardan olmayiz. Kimse ile
bölüsmeyiz bu mesuliyeti. Bu mesul bir is. Yarin kanda bir problem
çikar, bu Kizilay'in miydi, su dernegin miydi, bu vakfin
miydi, buna girmeyiz. Bize verirlerse yapariz, vermezlerse de baska
hizmetlere talip oluruz."

Küçükali, Saglik Bakani Recep Akdag'in, konuyla ilgili
yaptiklari görüsmede, "Bu isi birlikte yapacagiz" ifadesini
kullandigini söyledi.

MOTORIZE KAN EKIPLERI
Tüm hastaneler ve Kizilay'a bagli kan merkezleriyle internet
üzerinden haberlesme agi kuracaklarini bildiren Küçükali, bu
programin yaziliminin sürdügünü kaydetti. Sistemle, günleri
belli olan ameliyatlar için gerekli olan kani önceden hastaneye
teslim edeceklerini anlatan Küçükali, böylece hasta yakinlarinin
kan konusuyla ilgilenmek zorunda kalmayacagini belirtti. Halen
telefon araciligiyla pilot çalismanin Istanbul, Ankara,
Izmir, Adana, Eskisehir, Trabzon ve Samsun gibi illerde devam
ettiginianlatan Küçükali, sistemin 200'den fazla hastanede
yürüdügünü söyledi. Küçükali, uygulamaya gelecek yilin
ortalarinda bütün Türkiye'de geçmeyi planladiklarini
bildirdi.

Türk Hava Yollari ile yaptiklari protokolle de ihtiyaç halinde
kanlarin bir sehirden baska bir sehre ücretsiz nakledilecegini
kaydeden Küçükali, yakin sehirler arasinda kan tasinmasi için
de ayri bir organizasyon kuracaklarini söyledi. Küçükali, acil
ihtiyaç halinde kanin sehir içinde bir yerden baskabir yere
motosikletlerle tasinmasinin planlandigini bildirdi. Ülkede
1.5 milyon ünite kana ihtiyaç oldugunu, ancak bunun 500-600 bin
ünitesini karsilayabildiklerini kaydeden Küçükali, "Demek ki 1
milyon daha kan bulmamiz lazim. Nereden bulacagiz diye kendimizi
sorguluyoruz" dedi.

Bunun için Gençlik ve Spor Genel Müdürlügü, Kredi ve Yurtlar
Kurumu Genel Müdürlügü ve muhtarlarla çalisma yaptiklarini
kaydeden Küçükali, kan toplama kampanyalari düzenleyeceklerini
söyledi. Küçükali, "Ama, 'suradaki su vakfa, buradaki bu
dernege, geri kalan da sizin' derlerse, 'Allaha ismarladik,
tesekkür ederiz' deriz. Kurumsal kiskançlik yapmiyoruz, böyle
bir derdimiz yok. Bu isi en iyi yapacak olan biziz, bize vermeliler.
Yarin savasta kan lazim oldu, kimyapacak bu isi? Kizilay devletin
bir unsuru" diye konustu.

"KAN GÖNÜLLÜ ISI"
Kan isine 150 milyon Euro harcayacaklarini kaydeden Küçükali,
"Biz en organize olmus gücüz su anda. Bizden daha organize olmus
hiçbir güç yok. Zoraki kan almak yok. Hastanede, 'hastaniz var, 4
ünite kan lazim, git 4 kisi getir' deniyor. Biz bunu demiyoruz,
kan gönüllü isidir" dedi.

Kizilay'in saglikli kan temin ettigini anlatan Küçükali,
"Türkiye'de bizden daha saglikli kan organizasyonu yapan yer
yok. Kanunla bizi yok etmek istiyorlarsa, 'çekilin kenara'
desinler. Ama biz bu isi yapmaya talibiz. Basbakanimiza söz
verdik, 'tamam' dedik" diye konustu.

Kizilay'in, eleman, mekan ve tibbi cihaz açisindan kan isine
en yakin ve yatkin kurum oldugunu dile getiren Küçükali,
"Dünyanin en ileri teknolojisini getiriyoruz. Gidip Çapa'ya bir
bakin. Çapa Kan Merkezi'nden daha organize olmus bir yer varsa,
haklisiniz. Simdi de Ankara'yi yapiyoruz" dedi.

Kartal Devlet Hastanesi'nin yakininda 5 bin metrekarelik alanda
yeni bir kan merkezinin temelini atacaklarini da bildiren
Küçükali, bunun dünyanin en gelismis kan merkezlerinden biri
olacagini söyledi. Kizilay'in 137 yillik bir müessese
oldugunu animsatan Küçükali, yasayla kan ile ilgili kuruma
sorumluluk verilmesi halinde, bunun yerine getirilmesi konusunda
gelecek yönetimlerin yeterince istekli olup olmayacagi endisesine
kapilinmasinin da yersiz oldugunu söyledi.

Küçükali, "Burada son derece yüksek bir bürokrasi var. Bu
yönetimlerle kaim bir is degil. Yönetici kanunun üstünde mi yani.
Kanun, 'Kizilay bu isi yapacak' diyorsa, yönetici
'yapamayiz' diyemez. Karsilikli protokoller, görüsmeler
yapilacak, ona göre mesuliyetler üstlenilecek. Bu is kisilerle
ilgili degil ki" diye konustu.

fantom

unread,
Dec 24, 2005, 9:15:12 AM12/24/05
to internet +paylasim+haber
Gidada hilenin adi çok

Temel gida maddeleri basta olmak üzere sofralara konan birçok
gidanin içine insan sagligina da zarar verecek nitelikte
maddeler katildigi, yiyeceklerin kimyasal isleme tabi tutuldugu
belirtildi.


Beyaz eti klora batirip taze görüntüsü veriliyor. Küflü
kasarlar eritme peyniri yapiliyor. Baharatlara kurutulmus ot ve sap
karistiriliyor. Sütün yagi alinip yerine margarin
katiliyor. Soya baharatla karistirilip sucuk imalatinda
kullaniliyor. Tavuk dönerin içine deri ve bagirsak konuyor...

Gida hijyeni ve güvenligi konusunda ev kadinlarina yönelik
konferansta konusan Sivas Il Saglik Müdürlügü Bulasici
Hastaliklar Sube Müdürü Dr. Seza Avunduk, "Gidada teknoloji,
hilenin hizina yetisemiyor. Hile teknolojiden hizli gelisiyor"
dedi.

Dr. Avunduk, bazi gida maddelerinde yapilan hileleri söyle
siraladi:
"Ufalanmis peynir birlestirilip yeniden kalip peynir yapiliyor.
Dana kiymaya tavuk sakatati katiliyor. Sütün yagi alinip
yerine margarin konuluyor. Küflü kasarlar eritme peyniri
yapiliyor. Tavuk dönerin içine tavuk derisi, bagirsak, paça ve
sakatatlar baharatlanarak karistiriliyor. Kirmizi bibere
kiremit tozu ekleniyor. Kalitesiz bulgura boya katip ayip
örtülüyor. Zeytinyagina rafine ayçicek, kanola, findik ve
tereyagi karistiriliyor. Son kullanma tarihi geçmis sucuklar
yeni yapilan sucuklarin içine katilip yeniden imal ediliyor. Salam
ve sosislerin içine hayvansal etsel atiklar katiliyor. Soya
baharatla karistirilip sucuk imalatinda kullaniliyor.
Baharatlar arasina kurutulmus ot ve sap karistiriliyor.
Depolarda iyi muhafaza edilmedigi için küflenen çaylar da
soframiza geliyor."

Türkiye'de sahte gida piyasasinda ürün yelpazesinin bir hayli
genis oldugunu dile getiren Avunduk, "Türkiye'de 27 bin gida
sanayii isletmesinin 10 bini denetlenemiyor. Çünkü bunlardan sadece
17 bini Tarim ve Köyisleri Bakanligi'nin gida siciline
kayitli" diye konustu.

PATATESIN IÇINDE KARARMALAR VARSA
Tescilli ve güvenilir ürünleri seçmenin büyük önem
tasidigini vurgulayan Dr. Avunduk, gidalarda hormon konusuna
dikkat edilmesi gerektigini kaydetti.

Hormon konusunda hazirlanan bir raporla bazi püf noktalarin
belirlendigini kaydeden Avunduk, söyle devam etti:
"Bu rapora göre, domates çekirdeksiz ve içi civiksa,
patlicanin içi süngerimsi ve çekirdeksizse, kabak çekirdeksizse,
biber asiri iri ve büyükse, patates sekilsiz ve içinde
kararmalar varsa, karpuzun çekirdek yerleri bossa bu yiyeceklerin
hormonlu oldugu anlamina geliyor. Bu raporda 15 Ekim-10 Kasim, 10
Nisan-5 Mayis tarihleri arasinda domates yenmemesi öneriliyor. 15
Kasim-15 Mayis arasinda patlican, 1 Kasim-15 Mayis tarihleri
arasinda da kabak yenmemesi gerektigi ifade ediliyor."

Kadinlara çocuklarini dogal gidalarla beslemelerini öneren
Avunduk, "Vitamin alacagini düsünerek belki de bu tarihler
arasinda bu tip seyleri yediriyoruz ama hata ediyoruz" diye
konustu.

fantom

unread,
Dec 24, 2005, 9:15:39 AM12/24/05
to internet +paylasim+haber
Aksamdan kalmanin ilaci yok

Aksam kalmayi önlemek için kulaktan kulaga dolasan sekiz efsaneyi
inceleyen uzmanlar sürpriz bir sonuçla karsilasti: Tek yol ayik
kalmak!

Arastirmacilar, aksamdan kalmaya çare olarak bilinen sekiz
efsanevi ürün üzerinde yaptiklari arastirma sonucu bu ürünleri
ise yaradigina dair hiçbir bilimsel kanit bulamadi.

Uzmanlar, raporlarinda ilaç ya da dogal ürünlerin aksamdan
kalmaligi iyilestirdigine dair hiç bir somut kanit yok sonucuna
ulasti.

Artastirmanin sonucu olarak aksamdan kalma olmaktan kaçinmanin
en etkili yolu ya hiç içmemek ya da çok az içmek ifadesine yer
verildi.

Maliyeti yilda 2 milyar sterlin

Arastirma ekibine baskanlik yapan Ingiltere'deki Exeter Peninsular
Tip Fakültesi doktorlarindan Mark Pittler, aksamdan kalmalarin
hasta olup ise gitmemelerin her yil Ingiltere ekonomisine 2 milyar
sterline mal oldugunu söyledi.

Aksamdan kalmaligin belirtileri arasinda, hafiza ve görsel
mesafe kavrami bozuklugu, gamsizlik, bulanti ve konsantrasyon
ekisikligi bulunuyor.

Tavsiye edilen alkol limitinden daha az içilmesi halinde bile ölüm
riski önemli oranda artiyor. Ingiltere'de Noel ve yilbasinda
alkol tüketim miktarinda görülen her yüzde 1'lik artis için
alkolden zehirlenerek ölenlerin sayisi yüzde 0.4 oraninda
artiyor.

Çivi çiviyi sökmüyor

Internette degisik sitelerde aksamdan kalmaliga çare olarak
aspirin, parasetamol, muz, lahana, yumurta, egsersiz, yesil çay,
meyvali süt, pizza ve 'çivi çiviyi söker' sözüne dayanilarak
alkollü içkiler tavsiye edildigi belirlendi.

fantom

unread,
Dec 24, 2005, 9:16:14 AM12/24/05
to internet +paylasim+haber
Dört günde geçmeyen grip atesi 7 hastaligi beraberinde getiriyor

Gribi önemseyin. Tedaviyi yarida keser veya gribi dikkate
almazsaniz, bu size daha ciddi hastaliklar olarak geri dönebilir.
Düsmeyen grip atesi ve 10 günden fazla süren grip; sinüzit,
larenjit, otit, faranjit, zatürree, akciger hastaliklari ve
bronsit gibi rahatsizliklari da beraberinde getirecektir

Nisantasi KBB Grubu'ndan Doç. Dr. Erhun Serbetçi ve Uzman Dr.
Atilla Sengör, griple birlikte gelen hastaliklarla ilgili merak
edilen sorulari yanitladi.

Soguk hava gribe neden oluyor mu?
Birçogumuz gribin soguga maruz kalindiginda, üsündügünde
veya terlendiginde olustuguna inaniriz. Aslinda bu durumlarin
gribin olusumunda ve hastaligin ciddiyetinde etkisi yoktur veya
çok azdir. Ancak virüsler soguk ortamda agiz ve burun mukozasina
daha kolay giris yaparlar. Stres, alerji, burun açikligini ve
bogazi etkileyen olumsuz kosullarin nezleyi kolaylastirilan
etkenler oldugu ileri sürülüyor.

ISITME KAYBI BILE OLUYOR
Gribe bagli komplikasyonlar
nasil gelisir? Grip atesi, dört gün boyunca düsmez ve hastalik
10 günden fazla sürerse; sinüzit, larenjit, otit, faranjit,
zatürree, akciger hastaliklari ve bronsite neden oluyor. Burun
boslugunun çevresinde yer alan sinüslerimizin içerisine hava
küçük kanallar araciligiyla girebilir. Benzer sekilde geniz
bölgemize açilan östaki borusu, orta kulagimizin içine hava
gönderilmesini saglar. Ayrica bu bosluklarda olusan salgilarin
bosalmasi da bu kanallar yoluyla olur. Nezle veya grip gibi üst
solunum yolu enfeksiyonlari sirasi veya sonrasinda burun
içerisinde, geniz bölgesinde akintilar ve doku sismesi olusur.
Sinüslerin havalanmasini saglayan bölgelerde olusan sisme ve
akintilar nedeniyle sinüs girisi tikanabilir veya islevinde
azalma meydana gelebilir.

Gribin ardindan sinüzit veya gelistigini nasil anlayabiliriz?
Ates ve halsizlik sinüzitte daha belirgindir. Burundan koyu
kivamli, iltihabi akinti olur. Bu akinti genizden bogaz
bölgesine gelerek yine görünümde balgama ve öksürüge neden
olabilir. Orta kulakta sivi birikimi (efüzyonlu otit) oldugunda, en
önemli belirti isitme kaybidir. Isitme kaybini eriskin
kendisinde daha kolay fark edebilir ancak çocuklardaki isitme
kaybini fark edebilmek için özel dikkat sarf etmek gerekir. Bu
durumda ailelerin gözlemleri önem kazanir. Ebeveynler çocugun
seslendiklerinde duymadigini veya televizyonu yüksek sesle
dinledigini belirtirler. Orta kulakta sivi toplanmasinda çogu kez
kulak agrisi gibi gürültülü belirtiler yoktur ama bu durum
agrili orta kulak iltihaplarindan daha önemli olabilir. Ihmal
edildiginde kalici olabilecek isitme kayiplari ile sonlanabilir.
Orta kulak iltihabinda ise agri ve kulak tikanikligi
belirgindir. Küçük çocuklar ve bebeklerde akut otit safhasinda
kulak agrisi oldugunda, elini kulagina götürmesi,
huzursuzlasmasi uyarici olmalidir. Bazen kulaktan akinti
olabilir. Bazen kulak zari arkasinda iltihap birikimi kulak zarinda
delinmeye neden olabilir.

ÇIKLET ÇIGNEYIN, SIVI ALIN
Sinüzit ve otitler nasil tedavi edilebilir?
Nezle ve grip için kullanilan akinti kesici ilaçlar ve burun
spreylerine ek olarak, agriya ve bakteriyel enfeksiyona yönelik
ilaçlar tedaviye eklenir. Çesitli agri kesici ve ates
düsürücüler ile antibiyotik tedavisi uygulanir. Bunlar hekimin
önerilerine kosulsuz uyularak, hastalik belirtileri geçse bile
belirtilen süreler boyunca kullanilmalidir. Aksi halde kulak
zarinin delinmesi veya sinüzitin kroniklesmesi gibi istenmeyen
olaylar meydana gelebilir. Orta kulakta sivi toplanmasi eger sorun
müzminlesmis bir sürece bagli degilse; basit ilaç tedavileri
ile genellikle problem olusturmadan kendiliginden iyilesir. Tedavi
yaninda çiklet çignenmesi, bol sivi alinmasi önerilir.

fantom

unread,
Dec 24, 2005, 9:16:47 AM12/24/05
to internet +paylasim+haber
Grip virüsü bir odada 3 gün bekleyebilir

Grip virüsü; son derece dayanikli oldugu için kolayca
bulasiyor. Virüs günlerce havada asili kalabiliyor. Örnegin,
gripli birinin üç gün önce öksürdügü bir odaya girdiginizde
siz de bu virüsü kapabilirsiniz

Acibadem Hastanesi Iç Hastaliklari Uzmani Prof. Dr. Koptagel
Ilgün, griple ilgili merak ettiginiz sorulari yanitladi.

Grip insanlarda ölüm nedeni olabilir mi?
Grip her yil binlerce ölüm vakasina yol açar. Her yil 20 bin
kisi grip ve sonrasinda ortaya çikan akciger enfeksiyonlari
nedeniyle yasamini kaybediyor. Bunlarin yüzde 90'i; 65 yas
üzerindeki kisilerden olusuyor. Grip virüsü Amerika'da ölüm
nedenleri arasinda 6'nci sirada yer aliyor.

Grip en çok hangi yaslarda görülür?
Bu hastalik her yasta görülür. Ancak en çok ailede birkaç çocuk
oldugu takdirde 2-4 yaslarinda, tek çocuklu ailelerde ise çocuk
ilkokula basladigi yillarda, yani 5-6 yaslarinda kaydedilir.
Hastaligin görülme orani 7 yasindan sonra hizli bir düsüs
gösterir. Daha sonraki yillarda özellikle 40 yas dolaylarinda yine
bir artis kaydedilir.

ILAÇLAR VIRÜSÜ ÖLDÜREMIYOR
Grip virüsünün tedavisi neye dayanir?
Tedavi vücuttaki rahatsizliklari düzelten ilaçlarin
kullanilmasi esasina dayanir. Ancak bu ilaçlar virüsü
öldürmez. Virüsle mücadele edecek bir tedavi henüz yok. Bu durumda
doktor genel olarak atesi düsürücü, solunum kolaylastirici
ilaçlar verir.

Grip sürekli sekil degistiriyor, her türü mutlaka bulasici
midir?
Evet, bu hastalik hava yoluyla yayilir. Hastanin virüsü çevreye
yaymasi için bir defa aksirmasi yeterlidir. Böylece yakinda
bulunan bir kimse mikrobu hemen kapar. Bu hastalik, gelisme
döneminde veya kuluçka devrinin ilk günlerinde özellikle
bulasicidir.

Ayni virüs nasil bu kadar kolay tüm dünyaya yayiliyor?
Grip virüsü yayilmaz, insanlar seyahat ettikleri için gribi
yayarlar. Grip ayni zamanda bir seyahat hastaligidir. Son derece
dayanikli bir virüs oldugu için kolaylikla bulasiyor. Grip
virüsleri, havada 3 gün süreyle kalabilirler. Örnegin bir odada
gripli birisinin öksürmesi, ayni odaya 3 gün sonra giren birisini
enfekte edebiliyor.

C vitamini insani gripten korur mu?
C vitamini herkesin tahmin edilenin tersine gribi önlemez. Sistemi
güçlendirir, hastaliklara karsi vücut direncini hafifçe
artirabilir ama gribi kapmamizi ve hasta olmamizi kesinlikle
engellemez. Hatta asiri derecede C vitamini özellikle çocuklar ve
yaslilarda ishale neden olabilir. Bu da hastaligin
agirlasmasina, iyilesmenin gecikmesine yol açabilir.

fantom

unread,
Dec 27, 2005, 4:08:33 AM12/27/05
to internet +paylasim+haber
Unutkanlik yasi düsüyor

Yaslilarda görülen unutkanlik, 65 yas sinirindan 20'ye
geriledi.

Özel Baskent Üniversitesi Adana Hastanesi doktorlarindan Psikiyatr
Ibrahim Bilgen, yogun is temposu, stres, fiziksel ve ruhsal
yorgunluk gibi sorunlarin unutkanlik belirtilerinin basladigi
yasi düsürdügünü açikladi.

Bilgen, stresli yasamin kisinin beyinsel fonksiyonlarini
yavaslattigini, bu nedenle kisilerin çevrelerinde yasanan
olaylari geç algilandigi veya unuttugunu açikladi:

''Önceden, yasla birlikte ilerleyen ve basit gündelik islerin bile
yerine getirilmesinde sorunlar yaratan unutkanlik simdi gençler
üzerinde etkili.

Yaptigimiz gözlemler, unutkanligin 65 yas sinirindan 20'ye
kadar düstügünü ortaya koyuyor.''

Gençlerin büyük çogunlugunun depresyonda oldugunu vurgulayan
Bilgen, bunalimda olan kisilerin çevreye karsi
duyarsizlastigini ve ilgi azligiyla konsantrasyon bozuklugu
yasadigini söyledi.

Ibrahim Bilgen, unutkanligin ciddiye alinmasi ve bir hastalik
olarak görülmesi gerektigini de vurguladi:

''Unutkanlik, yaslilikta dogal kabul edilebilir. Ancak bunun genç
yaslarda yasanmasi, kisi için ciddi bir problem teskil edebilir.

Ayrica küçük unutkanliklari göz ardi edenler, halk arasinda
'bunama' diye bilinen Alzheimer hastaligina da davetiye
çikariyor.''

Teknoloji de 'suçlu'

Psikiyatr Ibrahim Bilgen, teknolojinin hayati kolaylastirdigi
kadar tembellige de sürükledigini savundu:

''Artik numaralari aklimizda degil de cep telefonlarimizda
tutuyoruz. Bilgilerimiz bilgisayarimizda kayitli ya da önemli
günlerimizi çagri cihazlarini not aliyoruz.

Herkes öyle bir noktaya gelmis ki telefon numarasini kaydettigi
kisinin kim oldugunu veya çagri cihazina yazdigi notu neden
yazdigini unutuyor.

Bu nedenle teknoloji bile unutkanligimiza çare degil. Hatta
güvence olarak gördügümüz cihazlar, bizim ilgisizligimizi daha
fazla tetikliyor.''

Bilgen, unutkanligini ciddi problemlere yol açacagini ve
kisinin ailesiyle ya da çevresiyle olan iliskilerini de
zedeleyebilecegini belirtti:

''Daha güçlü bellek için, düzenli ve dengeli bir yasam
sürdürün. Yeterli ve dengeli beslenin, iyi uyuyun, alkolü azaltin,
sigara kullanmayin.

Sik sik temiz havada, park ve ormanda yürüyüs yapin. Zihni
zorlamadan, önemli olan olaylari planlayin, isinizle eglenceyi
dengeleyin, egzersiz yapin.''

Bilgin, düzenli uyku aliskanliginin beyin fonksiyonlarinin
daha iyi çalismasini sagladigini ve günde ortalama sekiz
saat uykunun önemli bir ihtiyaç oldugunu belirtti.

fantom

unread,
Dec 27, 2005, 4:09:35 AM12/27/05
to internet +paylasim+haber
GÖRÜNMEYEN TEHLIKE: ELEKTRO MAGNETIK ALANLAR

Doç. Dr. Çetin Çelenk, elektro magnetik alanlarin görünmeyen
tehlike oldugunu belirterek, bu alanlara maruz kalanlarda bas
agrisi gibi degisik etkilerin ortaya çikabilecegini söyledi.

Samsun Ondokuz Mayis Üniversitesi (OMÜ) Tip Fakültesi Radyoloji
Anabilim Dali Ögretim Üyesi Doç. Dr. Çetin Çelenk, elektro
magnetik alanlarin görünmeyen tehlike oldugunu belirterek, bu
alanlara maruz kalanlarda bas agrisi gibi degisik etkilerin
ortaya çikabilecegini söyledi.

Bütün elektrikli cihazlarin güçleri oraninda elektro magnetik
alan meydana getirdigini, endüstrilesme ve teknolojinin gelisimine
bagli olarak giderek artan elektrik enerjisinin kullanimi ve
ihtiyaciyla "Elektro Magnetik Kirlenme" olarak tanimlanabilecek yeni
bir çevre sorununun ortaya çiktigini dile getiren Doç. Dr.
Çetin Çelenk, "Elektro magnetik kirlilik görülmemesi ve etkilerinin
hemen ortaya çikmamasindan dolayi yok sayilmaktadir" dedi.
Çelenk, elektro magnetik alanlarini etrafimizdaki tüm akim
tasiyan kablolar, elektrikli aletler, yüksek gerilim hatlari, TV ve
bilgisayarlar, FM ve TV vericileri, mikrodalga firinlar, mobil
telefonlar, uydu antenleri ve verici antenlerin olusturdugunu
kaydetti.

Evlerde kullanilan çamasir makinesi, bulasik makinesi,
buzdolaplari, mikrodalga firinlar, saç kurutma makinesi, elektrikli
tiras makinesi, elektrikli isiticilar vb. her birinin etrafinda
elektro magnetik alan bulunduguna isaret eden Çelenk, "Dis
elektrik alanlarin aksine magnetik alanlar, insan vücudu tarafindan
bozulmazlar ve herhangi bir zayiflamaya ugramadan vücuda nüfuz
ederler" diye konustu.

"BAZI KIMSELER DAHA HASSAS"
Elektro magnetik çevre kirlenmesinin artan radyo, TV kanallari ve
özellikle cep telefonlari nedeniyle gündeme geldigini hatirlatan
Çelenk, elektro magnetik alanlara maruz kalan insanlarda geri
döndürülemez sorunlar yasanabilecegini söyledi. Cep
telefonlarinin dikkatli kullanildiginda, elektro magnetik alanlar
açisindan kisa vadede çok ciddi bir tehlike tasimadigini,
ancak tehlikeli periyodun özellikle arama esnasinda ve biraz da
konusma aninda oldugunu ifade eden Çelenk, "Tehlikeyi artiran
diger bir unsur da konusma süresidir. Telefon vücuttan özellikle
hassas organlardan mümkün oldugunca uzakta tasinmali, uzun
süreli oturmalarda cihaz vücuttan en az bir metre uzakta kalmali,
telefon konusmalari mümkün oldugu kadar kisa olmali, bebeklerin
cep telefonundan ortalama bir metre uzakta olmalarina dikkat edilmeli,
kalp pili veya isitme cihazi kullananlarin cep telefonu
kullanmamalarina özen gösterilmesi saglik açisindan
faydamizadir. Cep telefonlari elektro magnetik alan yaydiklari
için buna duyarli cihazlari da etkilemektedir. Kalp pili, isitme
cihazi en önemlilerindendir. Cep telefonlarini 2-15 dakika
arasinda kullananlarda kullanmayanlara göre 2 kat, 15-60 dakika
arasinda kullananlarda 3 kat ve 60 dakikadan fazla kullananlarda ise
kullanmayanlara göre 6 kat oranda bas agrisi oldugu ortaya
çikmistir. Bazi kimseler elektro magnetik alanlara digerlerinden
daha hassastir. Bu kimselerde bilgisayar monitörlerine ve diger
elektrikle çalisan aletlere karsi asiri hassasiyet olusabilir
ve reaksiyonlar açiga çikabilir. Bu reaksiyonlar; bogazda kuruluk
hissi, gözde problemler (agri ve görme bozuklugu), bas agrisi,
alerji, uykusuzluk, seslere karsi hassasiyet, isitme zorlugu,
yorgunluk seklinde kendini gösterir" uyarisinda bulundu.

"ELEKTRIKLI ALETLERI KENDINIZDEN UZAK TUTUN"
Doç. Dr. Çetin Çelenk, elektro magnetik alanlarin zararindan
kurtulmak için yapilmasi gerekenleri ise söyle siraladi:
"Elektrikli aletleri kendimizden mümkün oldugunca uzakta
çalistirmaliyiz. Bu sayede elektro magnetik etki mesafeyle hizla
azalacaktir. Kullanmadiginiz aletleri ya kapali tutmali ya da
fisten çikarmaliyiz. 'Stand by' konumunda kaldigi sürece
elektromanyetik kirlilik olusacaktir. Düsük radyasyonlu bilgisayar
ekrani kullanmaya özen göstermeliyiz ya da ekran filtresi
kullanmaliyiz, mümkünse plazma ekran tercih etmeliyiz. Ekonomi
(halojen ve floresan) lambalari mümkünse kullanmamaliyiz.
Kullaniyorsak kendimizden uzakta tutmaliyiz. Gece lambasi ve okuma
lambasi olarak da kullanmamaliyiz. Dinlendirici bir uykuya geçmek
için en ideal kosul yatak odasinda TV ve radyo bulunmamasidir. Cep
telefonunu kullanmadigimiz sürece kapali tutmaliyiz.
Gerekmedikçe cep telefonlarini kullanmamaliyiz. Açikken
üzerimizde bulundurmamaliyiz. Özellikle kalp üstünde, bel ve
gögüste bulundurmamaliyiz. Günlük konusma süremiz 10 dakikayi
geçmemeli. 16 yas altindaki çocuklarin cep telefonu
kullanmamalari da önerilmemektedir. Yüksek gerilim ve akimdan
dolayi enerji iletim hatlarinin çevresinde ve baz istasyonu
yakininda olmayan evleri seçmeliyiz. Yatagimizi elektro magnetik
alanlardan olabildigince uzaga koymaliyiz. Elektrikli battaniye
kullanmamali ya da yatmadan önce battaniyeyi isitip, sonra fisten
çekerek kullanmaliyiz. Fotokopi makinelerinden (yüksek manyetik
alan) en az 50 santim uzakta durmaliyiz. Elektrikli saat, radyo,
alarmi ve elektrikli tiras makinesini sarjli veya pilli
kullanmayi tercih etmeliyiz. TV ekranlarindan (ön ve arkasindan) en
az 2 metre uzakta bulunmaliyiz. Çamasir, bulasik vb. makineler
çalisirken yakininda durmamaliyiz."

fantom

unread,
Dec 27, 2005, 4:11:02 AM12/27/05
to internet +paylasim+haber
HASTALIKLARA KARSI EN IYI ÇARE: DOGAL KAYNAKLAR

Vücudumuza hergün yeteri kadar vitamin alamazsak, kendimizi yorgun,
halsiz ve bitkin hissederiz. Ayrica bagisiklik sistemimizde
meydana gelebilecek güçsüzlükler, hastaliklara karsi daha da
savunmasiz bir hale gelmemize neden olabilir.

Saglikli bir yasam sürmek için vitaminleri 'es' geçmememiz
gerekir. Özellikle mevsim dönümlerinde vitaminlerin hayatimizdaki
önemi birkez daha artar. Tükettigimiz besinlerde, özellikle taze
sebze ve meyvelerde günük vitamin ihtiyacimizi karsilamamiza
yetecek kadar vitamin bulunur.

Aslinda basit anlamiyla vitaminler, normal yasamimizi
sürdürebilmemiz için gerekli olan, yiyecekler içerisinde dogal
olarak bulunan basit yapili bilesiklerdir. Vücut fonksiyonunun
düzenlenmesinde ve devamliliginda önemli rol oynarlar. Yagda ve
suda eriyenler olmak üzere ikiye ayrilirlar. Yagda eriyenler A - D
- E - K vücutta depolandigi için hergün almaya gerek yoktur. Suda
eriyenler B - C ise depolanmazlar, fazlasi disari atilir.

Vücudumuza hergün yeteri kadar vitamin alamazsak, kendimizi yorgun,
halsiz ve bitkin hissederiz. Ayrica bagisiklik sistemimizde
meydana gelebilecek güçsüzlükler, hastaliklara karsi daha da
savunmasiz bir hale gelmemize neden olabilirler. Tükettigimiz
besinlerde, özellikle taze sebze ve meyvelerde günük vitamin
ihtiyacimizi karsilamamiza yetecek kadar vitamin bulunur. Ancak
besinlerdeki vitaminler, kimi zaman yanlis pisirme, kimi zaman da
yanlis muhafaza yöntemleri nedeniyle kayba ugrar. Vitamin
kaliplarini önlemek için, besinleri uzun süre pisirmemeye,
pisirdikten sonra fazla bekletmeden tüketmeye özen göstermemiz
gerekir.

Besinlerde bulunan dogal vitaminlerin disinda, sentetik yoldan
labratuvarlarda üretilen vitaminler oldugunu da biliyoruz. Ancak,
besinlerden alman dogal vitaminler labratuvarlarda alinan sentetik
vitaminlerden her zaman daha güçlüdür, bu nedenle de, vitaminlerin
dogal yollardan alinmasinda fayda vardir.

Hangi vitamin hangi besinde bulunur?

A VITAMINI
Çocuklarin büyümesine yardimci olur. Yangilara karsi bedenin
direncini saglar. Gözü korur, besler ve iyi çalismasini
güvence altina alir. Bulundugu besinlerden bazilari söyledir:
Süt, koyun eti, yumurta, balik, dana eti, tavuk eti ve av
hayvanlarinin eti, kuskonmaz, patlican, tereyagi, havuç,
kereviz, lahana, karnibahar, hurma, ispanak, ekmek, hamurisleri,
çilek, taze fasulye, mercimek, kavu, salgam, portakal, greyfurt,
maydanoz, armut, elma, patates ve domates.

B(1) VITAMINI
Gelismeyi saglar, sindirimi kolaylastirir. Meyve sekerlerinin
özümlenmesine yardimci olur. Salgi bezlerinin faaliyetini
arttirir. Su besinlerde bulunur:
Süt, taze sebzeler, mercimek, bira mayasi, koyun eti, findik,
ceviz, yumurta, portakal, ekmek, hamurisleri, nohut, balik, dana eti,
kepek, sakatat, kuzu eti, sigir eti, muz, havuç, kestane, lahana,
karnibahar, un.

B(2) VITAMINI
Sekerin özümlenmesini saglar. Sinir sistemini düzene sokar.
Solunum sisteminin çalismasina yardimci olur. Su besinlerde
bulunur:
Süt, peynir, taze ve kuru sebzeler, bira mayasi, koyun eti, yumurta,
ceviz, findik, ekmek, balik, patates, dana eti, salatalik, sakatat,
badem, sigir eti, un.

B(6) VITAMINI
Dokularin yenilesmesini saglar. Karacigerin dostudur. Sinir
sistemini düzene sokar. Cildin parlakligi ve gerginligini saglar.
Su besinlerde bulunur:
Et, süt, bira mayasi, koyun eti, yumurta, portakal, armut, nohut,
dana eti, yesil salataliklar, muz, lahana, ispanak, karaciger,
ekmek, hamurisleri, taze ve kuru fasulye.

C VITAMINI
Kemiklerin ve dislerin gelismesini saglar. Büyümeye ve gelismeye
yardimci olur. Kani zehirlerden temizler. Tansiyonu düsürür.
Kandaki seker miktarini azaltir. Böbreküstü bezlerinin
çalismasini arttirarak erkegin erkeklik gücünü sürdürmesini
saglar. Organizmayi grip, nezle gibi hastaliklara karsi dirençli
kilar.

D VITAMINI
Kemiklesmeyi saglar. Kandaki fosfor ve kalsiyum miktarini
yükseltir. Su besinlerde bulunur:
Sucuk, balik ve su ürünleri, tereyagi, peynir, istiridye, süt.

[E VITAMINI
Vücudumuz için hayati önem tasiyan E vitamini yagda eriyen
vitamin türlerindendir. Iisiya ve yogun pisirmeye karsi
dayanikli bir yapi sergiler. Göz sagligi için hayati önem
tasir. Retina gelisimi için önemli bir oynar. Katarak yapici
etkilere karsi önemli bir koruyucu biridir. Vücuda alinan agir
metaller, zehirli bilesikler, radyasyon ve bazi ilaçlarin
yarattigi toksinlere karsi koruma saglar. Virüslerden
kaynaklanan hastaliklara karsi vücudun direncini yükseltir.
Bagisiklik sistemi için önemli vitaminlerden biridir. Yapilan
arastirmalar E vitamininin yaslanmaya bagli hafiza
kayiplarinin önlenmesinde olumlu etkisi oldugunu
kanitlamistir. Ayrica yaslanmaya karsi koruyucu etkisi de
bulunur. Toksin maddelerin vücutta yarattigi tahribati da
azalttigi ortaya çikmistir. Kirmizi kan hücrelerinin
saglikli gelisimi ve çogalmasi için gereklidir. Kalbe yararli
olan HDL kolesterol oranini yükseltip, zararli olan LDL
kolesterolünü azaltir. Kandaki kolesterol oranini dengeye sokar.
Kaslar ve cilt sagligi için de önemli bir vitamindir. Hava
kirliliginden dolayi akcigerde ve agizda olusan olumsuz etkiyi
azaltir. Kalp krizine, kansere, Alzheimer'e, katarakta karsi
koruyuculugu oldugu üzerinde ciddi veriler toplansa da, henüz bu
konudaki yararlan kanitlanmamistir.
Bugday, pirinç, misir, dari, çavdar, marul, soya, yerfistigi,
kabak çekirdegi, badem, susam, ceviz, zeytinyagi, ayçiçek yagi,
misirözü yagi, pamukyagi ve yesil sebzelerde bol miktarda
bulunur.

fantom

unread,
Dec 27, 2005, 4:12:36 AM12/27/05
to internet +paylasim+haber
ALKOL, KARACIGER VE BEYINDEN BASKA KEMIKLERE DE ZARAR

Alkol, karaciger ve beyne zarar vermesinin yani sira kemikleri de
zayiflatiyor.

Alkol, karaciger ve beyne zarar vermesinin yani sira kemikleri de
zayiflatiyor.

ABD'nin Nebraska eyaletindeki Omaha Tip Merkezi'nde yapilan
arastirmanin sonucu, "Alcoholism: Clinical and Experimental
Research" (Alkolizm: Klinik-Deneysel Arastirma" dergisinde
yayimlandi.

Omaha Tip Merkezi'nden Dr. Dennis A. Chakkalakal, yaptiklari
arastirmada, bugüne dek karaciger ve beyne zararlari iyi bilinen
alkolun kemikleri de zayiflattigini belirlediklerini söyledi.

aristirmada, az alinan alkolün kemik kiriklarinda onarima bir
ölçüde yardimci olabilecegi saptanirken, fazla alkolün böyle
bir etkisinin olmadigi görüldü. Yetiskin bünyede zarar gören
veya kirilan kemigin onariminda "osteoklast" kemik hücreleri,
"osteoblast" kemik hücrelerine dönüsüyor ve "yeniden
sekillenmeyle" onarim saglaniyor.

Çocukta ve genç bünyede bu islem tamamen dengede seyrederken ve
kemik kütlesi onarimla dogal sekline kavusurken, yetiskin
bünyede kemik onarim islemi genç bünyeye nazaran farkli oluyor.
Çok fazla alkol ise yetiskin bünyede "osteoblast" kemik
hücrelerinin islevini tamamen bozuyor ve onarim islemi
yapilamamanin yani sira kemik kütlesi kaybi hizlaniyor.

fantom

unread,
Dec 28, 2005, 4:50:39 AM12/28/05
to internet +paylasim+haber
VÜCUTTAKI BENLER KANSER OLABILIR

Elazig Firat Üniversitesi Tip Fakültesi Plastik Cerrahi Ana
Bilim Dali Ögretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Alpagan Yildirim,
vücutta beni hizla büyüyen, beninin rengi degisen, beninde hiç
kil çikmayan ya da kili kendiliginden dökülen kisilerin
mutlaka en kisa sürede uzman bir hekime basvurmalari gerektigini
söyledi.

Tip dilinde "Nevüs" olarak adlandirilan benlerin vücudun her
yerinde çikabilen hücresel degisiklikler olduguna dikkat çeken
Doç. Dr. Alpagan Yildirim, deri kanserlerinde erken tedavinin
yüzde yüz etkili oldugunu belirterek, "Vücutta olusan benlerin
büyüklügü, eger yarim santimi geçerse, renkte farkliliklar
varsa, benin üzerinde kil yoksa ya da üstündeki killar
kendiliginden dökülmüsse, bu tür benlerin kansere dönüsme
riski oldugundan kisilerin mutlaka bir dermatologa basvurmalari
gerekmektedir. Deri kanserleri, ilk yakalanildiginda tedavisi
mümkün olan, hatta yüzde yüz sonuç elde edilebilen bir kanser
türüdür. Halk arasinda yaygin olan 'Biçak degdi mi, kanseri
azdirir' inanisi tamamen yanlis bir anlayistir. Böylesi bir
sey kesinlikle mümkün degildir. Vücudunda beni olan herkes,
mutlaka bu benlerini bir dermatologa gösterip, kanser riski tasiyip
tasimadiklarini ögrenmelidir" dedi.

Yrd. Doç. Dr. Alpagan Yildirim, günümüzde çevre kosullarina,
güneste kalma sikligina ve ozon tabakasinin delinmesine bagli
olarak deri kanserlerinde büyük bir artis yasandigina dikkat
çekerek, vatandaslarin vücutlarinda müzminlesmis, hiç
geçmeyen yaralari; koyu kahverengi ya da siyah renkli, üstünde kil
çikmayan benlerini mutlaka uzman bir hekim kontrolü altinda
aldirmalari gerektigini salik verdi. Yildirim, bu benlerin
alinmasinin da halk arasinda bilindigi gibi kanseri
azdirmayacagini, aksine tamamen ortadan kaldiracagini, aksi
taktirde hastanin hayatini kaybedebilecegini sözlerine ekledi.

fantom

unread,
Dec 29, 2005, 4:10:06 AM12/29/05
to internet +paylasim+haber
BAHARATLAR RAHATSIZLIKLARA ILAÇ GIBI GELIYOR

Yiyeceklerin vazgeçilmezleri olan baharatlar, birçok rahatsizliga
da ilaç oluyor. Yapilan arastirmalara göre, baharatlar, insan
vücudundaki rahatsizliklarin tedavisi için ilaç niteliginde.

Baharatin tiptaki faydalarinin çok eskiden bu yana bilindigini
belirten uzmanlar, "Bu yöntemle tedavide kullanilan baharatlar yan
etki göstermemektedir. Bu türlü tedavinin tarihi çok eskiye
dayanmaktadir" diyor. Iste arastirmalara göre hangi baharat hangi
rahatsizliga iyi geliyor:

Agiz yaralarina karsi, sirke ve susam yagi karisimiyla
gargara yapilabilir. Birer çorba kasigi bögürtlen yapragi,
hunnap, mercimek ve sinirli yapraktan olusan karisimi kaynatip,
ilikken gargara yapabilirsiniz. Kuru üzüm, anason ve bali ayni
ölçüde karistirip, yaralarin üzerine sürebilirsiniz. Bol
kekik çigneyin.

Akciger rahatsizliklari için isirgan tohumu, karabiber,
mürsafi, bal ve hardal esit miktarda karistirilir ve sabah
aksam birer çorba kasigi yenir.

Alerji için, 100 gr. isirgan otu arti 100 gr. kirkkilit otu
karisimini çay gibi demleyip, günde 3 çay bardagi içmek ve
bu tedaviye en az 20 gün devam etmek gerekir. Sahtere otu çay gibi
demlenip, sabah aksam 1 su bardagi içilebilir.

Birer çorba kasigi aci yonga ve ravend çini, demlenip sabah
aksam birer bardak içilir. Kasinan bölgeye ogulotunu haslayip
ezerek koyarsaniz kasinti geçer.

Arastirmalara göre apandisit hastaligini önleyici en etkili
sey, bögürtlen çayidir.

Arpacik için bir çay bardagi sicak suya bir tutam papatya konur
ve bir müddet sonra süzülerek bununla göze masaj yapilir. Bu
tedavi 2 saatte bir, 5-10 dakika tekrarlanir.

Astim hastaligi için bir litre suya bir tutam mersin yapragi
veya isirgan konur ve 10 dakika kaynatilip demlenir ve süzülür.
Günde 8-10 çay bardagi, sekersiz olarak içilir. Bir litre sicak
suya 5 yemek kasigi isirgan otu konur, 5 dakika sonra süzüp
günde 8-10 bardak sekersiz içilir.

Bademcik için kekik gargarasi çok etkilidir, bunun yani sira
balik yagi da içilebilir.

Basur rahatsizligi olanlar, zulumba ve üzerlik tohumunu esit
oranlarda karistirip, sabahlari aç karnina bir çay kasigi
yiyebilir.

Bas agrisina bir bardak sicak suya birer tutam lavanta, papatya,
nane, biberiye ve kekik konur, 5 dakika sonra süzerek günde 2-4
bardak içilir.

Böbrek ve mesane tasi için bir litre suya birer tutam kirkkilit
otu, misir püskülü ve kiraz sapi konur, 5 dakika kaynatilir ve
süzerek günde 2-4 bardak içilir. Agriyi dindirmek içinse; 1
litre suya birer tutam keten tohumu ve meyan kökü konur, 15 dakika
kaynatilip süzülür ve günde 3-4 bardak aç karnina içilir.

Cilt hastaliklari için 80 gram ravent çini, bir kilo bal ile
karistirilarak günde 3 ögün aç karnina bir tatli kasigi
yenir.

Damat tikanikligi için 250 gram hayit tohumu, 6 litre suda
yarim saat kaynatilir ve günde 3 ögün, aç karna, bir çay
bardagi içilir. (Tansiyon düsürücü etkisi vardir.)
Dudak çatlamasi için balmumu ve gülyagi birlikte eritilerek
çatlaklara sürülür. Susam yagi da iyi bir koruyucudur.

Ergenlik ve sivilceler için sap ve narkabugunu sirkeli suda
kaynatip bu suyla sivilceleri silmek yararlidir.

Gastrit için her gün kahvaltidan önce 1 çay kasiginin dörtte
biri oraninda Hardal tohumunu, ilik suyla içmek ve bu tedaviyi 20
günlük kür halinde yapmak faydalidir.
Guatr için tere tohumu, nöbet sekeri veya bal ile esit oranlarda
karistirilip yenir. Deniz süngeri kurtulup toz haline getirilir
ve balla karistirilarak yenir.
Kalp krizine karsi ökseotu çayi, melisa çayi ve adaçayi içmek
kap krizini önleyici etkiye sahiptir. Ayrica civanperçemi,
atkuyrugu ve kekik oturma banyolari da yararlidir.
Kansizlik için 50 gram kinakina, bir kilogram siyah kuru üzüm ve
bir miktar mürdüm erigiyle 3 litre suda bir müddet kaynatilir ve
günde 3 ögün içilir.
Kas erimesine karsi günde 3-4 bardak aslanpençesi çayi yudum
yudum içilmelidir.

Kemik erimesine karsi günde 3-4 bardak Civanperçemi çayi yudum
yudum içilmelidir.
Kireçlenmeye karsi 400 gram Ardiç tohumu, 1 kilo bal ile
karistirilir ve bu karisimdan, günde 3 ögün, aç karnina,
1 tatli kasigi yenir.
Nefes darligina karsi bir miktar deniz kadayifi, toz haline
getirilir. Ihlamur içine 1 çay kasigi oraninda katilarak
kaynatilip içilir.
Öksürük için günde 20 gramdan fazla olmamak kaydiyla, defne
tohumu bal ile karistirilip yenir. 100 gram toz zencefil ve 100
gram toz zerdeçal 1 kilo bal ile karistirilarak günde 3 ögün
aç karna, 1 tatli kasigi yenir.

Prostat için 100 gram egir kökü, 5 litre suda, 2.5 litre kalincaya
dek kaynatilir. Günde 3 ögün, yemeklerden yarim saat önce, 1
çay bardagi içilir. Ayni miktarda kereviz tohumu da ayni sekilde
hazirlanarak günde 3 ögün, yemeklerden 15 dakika önce, 1 çay
bardagi içilir.

Romatizma için hardal tohumu dövülüp, bal ile karistirilarak
yenir. Ayrica, agrili bölgeye sürülür. 100 gram pelesenk
yagi, 70 gram kekik yagi, 50 gram alabalik yagi ve 25 gram
karanfil yagi karistirilip agrili bölgeye tatbik edilir.

Sedef hastaligi için 50 gram isirganotu, 50 gram sahtereotu ve
50 gram civanperçemi 1 litre sicak suda 15 dakika bekletilip
süzülür ve günde 3-4 bardak içilir.
Seker hastaligi için 1 litre sicak suya 20 gram mersin yapragi
konup 5-10 dakika demlenir ve gün boyu içilir. 250 gram servi
kozalag e, biberiye ve kekik konur, 5 dakika sonra süzerek günde 2-4
bardak i, 250 gram pelinotu ve 100 gram melisa 2.5 litre alkole konur.
Hava almayan bir kapta 45 gün bekletilir ve günde 3 ögün, aç
karna, 1 kahve fincani suya 8-10 damla damlatilarak içilir.

fantom

unread,
Jan 2, 2006, 6:00:20 AM1/2/06
to internet +paylasim+haber
Tuz yerine maydanoz, nane ya da kekik

Yemeklerin lezzetini artirmak için tuz yerine maydanoz, nane, kekik,
dereotu, rezene ve feslegen gibi bitkilerle baharatlar öneriliyor.

Saglik Bakanligi Temel Saglik Hizmetleri Genel Müdürlügü
Gida Güvenligi Daire Baskanligi uzmanlari, tuz tüketimine
iliskin bir rapor hazirladi.

Besinlerin pek çogunun içinde bulunan sodyumun, vücutta sivi
dengesinin saglanmasi ve kan basincinin düzenlenmesinde rol
oynayan önemli bir mineral oldugu vurgulanan raporda, fazla tükemin
ise bazi hastaliklar için risk olusturdugu açiklandi.

Raporda, ''fazla tuz tüketimi, idrarda kalsiyum atilimini da
artirarak kemiklerden kalsiyum kaybina neden olur. Kemiklerden
kalsiyum kaybinin artisi ise kemik erimesini (osteoporoz) ve
kemiklerin kirilma riskini artirir'' denildi.

Yüksek kan basincinin da fazla tuz tüketimiyle iliskili olduguna
isaret edilen raporda, yüksek tansiyonunun önlenmesi için
gidalarin mümkün oldugunca az tuzlu olarak tüketilmesi gerektigi
belirtildi.

Rapordan tuz alimi ile ilgili notlar:

# Besinlerin içinde bulunan dogal tuz (sodyum) bireylerin günlük
ihtiyacini karsilar.
# Sofra tuzlari iyotla zenginlestirilmistir. Çok az miktarda
(dörtte bir çay kasigi) iyotlu tuz, günlük iyot gereksinimini
karsilamak için yeterli. Iyot çabuk kayba ugradigi için
iyotlu tuzlar isik geçirmeyen kapali kaplarda saklanmali.
# Saglikli yasam kurallarindan biri de günlük sodyum
ihtiyacini karsilayacak sekilde tuz tüketmek. Günlük sodyum
ihtiyaci 2 bin 400 miligram. Bu miktar günlük 5 gram civarinda
tuzla karsilanabilir.
# Ev disinda yemek yeniliyorsa az tuzlu yiyecekler tercih edilmeli
# Ishal durumunda suyun yani sira tuz da kaybedildigi için su ile
birlikte bir miktar tuz da alinmali
# Bedensel çalisma sirasinda, asiri sicak havada ya da fazla
egzersiz yapildiginda terleme ile sodyum kaybi oldugu için su
ile birlikte tuz tüketimi de artirilmali

Tuzu azaltmanin yollari

Raporda, tuz tüketimini azaltmanin yollari konusunda öneriler de
yer aliyor.

# Satin alinan ürünlerin etiketleri mutlaka okunmali, tuzsuz ya da
tuzu azaltilmis besinler satin alinmali
# Yemeklerin lezzetini artirmak için tuz yerine maydanoz, nane,
kekik, dereotu, rezene, feslegen gibi bitkilerle baharatlar
kullanilabilir
# Tursu, konserve, ketçap ve hazir soslarin tuz içerigi çok
fazla. Bu besinler fazla tüketilmemeli
# Sebze ve meyve tüketimi artirilmali
# Daima taze ve az tuzlu veya tuzsuz besinler tercih edilmeli
# Bol su içilmeli, sise ve maden sularinin sodyum içerigi
etiketinden kontrol edilmeli

fantom

unread,
Jan 4, 2006, 4:40:54 AM1/4/06
to internet +paylasim+haber
Detox rejimi para ve zaman kaybi

Bayram, Noel, yilbasi gibi kutlama dönemlerinden sonra form ve
zindelik için yapilan detox rejimleri ve bu amaçla satilan
ürünlerin yararsiz oldugu belirtildi.

Ingiltere'de Sense About Science adli bir kurulus tarafindan
yapilan arastirmanin ardindan yayinlanan raporda, Noel
kutlamasindan sonra organizmanin "temizlenmesi" için kullanilan
bitki çaylari ve haplarin, musluk suyu veya uyku kadar etkisi
oldugu, bunlari kullanmanin para ve zaman kaybindan baska bir sey
olmadigi belirtildi.

Arastirmaya katilanlardan Southampton Üniversitesi'nden beslenme
uzmani Martin Wiseman, "detox çilginliginin" insanlarin,
ciddi kanitlar olmamasina ragmen, sihre inanma ve buna para ödeme
yetilerinin bir örnegi oldugunu söyledi.

Vücudun, uzun kutlama dönemlerine bagli yaglanma ve alkolün
etkilerini ortadan kaldirabilecek kapasitede oldugunu belirten bilim
adamlari, özellikle karacigerin, mucizevi ürünlerden daha etkili
bir sekilde toksinleri ayristiran çok gelismis bir "kimya
fabrikasi" gibi çalistigini kaydettiler.

Raporu hazirlayanlardan toksikoloji uzmani John Hoskins, "Detox
rejimi sirasinda kilo kaybeden tek sey, cüzdaniniz" diye
konustu.

Sense About Science adli kurulus, bilimsel alandaki yanlis
inanislarin ortaya çikarilmasi konusunda üstlendigi misyonla
taniniyor.

fantom

unread,
Jan 4, 2006, 4:41:19 AM1/4/06
to internet +paylasim+haber
Findikda aflatoksin seviyesi normal

TÜBITAK, kanserojen olarak bilinen aflatoksin miktarinin, Türk
findiginda "kabul edilebilir maksimum degerlerden yüksek
olmadigini" belirledi.

TÜBITAK, Marmara Arastirma Merkezi (MAM) findikta aflatoksin
miktarinin, Avrupa Birligi tarafindan izin verilen maksimum düzeyi
astigi iddialari üzerine yapilan arastirmanin sonucunu
açikladi. TÜBITAK, Türk findiginda aflatoksinin, kabul
edilebilir maksimum degerlerden yüksek olmadigini ve süreklilik
göstermedigini duyurdu.


TÜBITAK MAM Baskan Vekili Önder Yetis, yaptigi yazili
açiklamada, TÜBITAK MAM Gida Enstitüsü ile Findik Tanitim
Grubu'nun ortaklasa yürüttügü bazi projelerin sonuçlarinin
yarin Istanbul Ihracatçilar Birligi'nde düzenlenecek basin
toplantisiyla açiklanacagini bildirdi. Yetis, findikta
kanserojen olarak bilinen aflatoksin miktarinin, AB tarafindan izin
verilen maksimum düzeyi astigi iddialarina karsi yapilan
arastirmalarda, Türk findiginda aflatoksinin "kabul edilebilir
maksimum degerlerden yüksek olmadigi ve süreklilik
göstermediginin" belirlendigini ifade etti.

Findigin toplanmasindan depolanmasina kadar her asamada
aflatoksin olusumuna etki eden faktörlerin ve engelleyici tedbirlerin
belirlendigini vurgulayan Yetis, findik ürünlerinin degisik
ambalajlarda raf ömürlerinin de belirlendigini dile getirdi.

Yetis, ayrica, aflatoksin analizi için Türk findiginin yani
sira Italyan ve ABD findiklarinin da arastirmaya dahil
edildigini, projelerle Türkiye'nin sert kabuklu meyvelerde
aflatoksin ile ilgili alinacak kararlara önemli bir bilimsel bilgi
sagladigini kaydetti.

fantom

unread,
Jan 4, 2006, 4:41:51 AM1/4/06
to internet +paylasim+haber
Bayramda kirmizi ete dikkat!

Et tüketiminin arttigi Kurban Bayrami'nda, özellikle kalp ve
tansiyon hastalarinin dikkatli olmasi gerektigi hatirlatildi.

Inönü Üniversitesi (IÜ) Tip Fakültesi Kardiyoloji Anabilim
Dali Baskani Prof. Dr. Ramazan Özdemir, bayramda saglik
problemleri ile ugrasmamak için vatandaslarin beslenmelerine
dikkat etmeleri gerektigini kaydetti.

Özellikle kalp ve tansiyon hastalari için yogun et tüketiminin
büyük risk tasidigina dikkati çeken Prof. Dr. Ramazan Özdemir,
sunlari söyledi:
"Kirmizi et kolesterolün en basta gelen sebeplerinden biri.
Kurban Bayrami'nda et tüketimi arttigi için, kalp ve tansiyon
rahatsizliklarinedeniyle hastaneye yapilan müracaatlarda da
büyük artis oluyor. Bayramda özellikle kalp ve tansiyon
hastalari, asiri et tüketiminden kaçinmali. Tüketecekleri
normal düzeydeki et ise mümkün oldugu kadar yagsiz olmali ve
haslanarak tüketilmeli. Özellikle kalp ve tansiyon hastalari et
tüketimini en aza indirmeli."

KAVURMA VE TATLIYA DIKKAT
Prof. Dr. Ramazan Özdemir, özellikle dogu ve güneydogu Anadolu
bölgelerinde Kurban Bayrami'nda kavurma geleneginin oldugunu,
kavurmanin ise kalp ve tansiyon hastalari açisindan daha büyük
risklertasidigini ifade etti. Kavurmada çok fazla tuz ve kuyruk
yagi kullanildigina isaret eden Özdemir, kalp ve tansiyon
hastalarinin kavurmadan uzak durmasi gerektigini söyledi.

Bayramda tatli tüketiminin de arttigini belirten Özdemir,
söyle dedi:
"Et tüketiminin yani sira bayramda artan tatli tüketimi de kalp
ve tansiyon hastalari açisindan risk olusturuyor. Tatli
tüketiminin enaza indirilmesi lazim. Kalp ve tansiyon hastalarinin
içerisinde yogun yag bulunan baklava, kadayif gibi tatlilardan
ziyade, sütlü tatlilari tüketmesi daha iyi olacaktir."

It is loading more messages.
0 new messages