1- "KÖY ENSTİTÜLERİNİ BEN KAPATTIRDIM.. KİNYAS KARTAL"
YORUMSUZ.. Köy Enstitüleri neden kapatıldı? CEVAP, kapattıranlardan
biri, (KİNYAS KARTAL)'DAN GELİYOR.. Kinyas Kartal Bir gazete yazarının dönemin Van milletvekili Kinyas KARTAL ile yaptığı bir röportaj: *** Böyleyse benim harekete geçmem gerekir dedim ve DOĞUDAKİ BÜTÜN AĞALARA telefon ettim onları topladım. Bir de batıdan buldum ESKİŞEHİR'DEN EMİN SAZAK. Sonra MENDERES'LE PAZARLIĞA GİTTİK. (Yıl 1950 seçimlerin olacağı zaman) Dedik ki; “Köy Enstitülerini KAPATIRSAN şu gördüğün doğudaki tüm toprak ağaları ve batıdan Emin Sazak'ın oyları sana. KAPATMAZSAN OY YOK" ve Menderes'te 1950'de iktidara gelir gelmez köy enstitülerinin temelini sarsmaya başladı.
***
KÖY ENSTİTÜLERİ KAPATILMASAYDI,
- Fırsat ve imkân eşitliği sağlanırdı. - Ezberleyen öğrenci değil de okuyan, üreten, düşünen öğrenciler başarılı olurdu. - Öğrenciler okullarına cep harçlıklarıyla değil emekleriyle "katkı" yaparlardı. - Demokrasi sadece kitaplardaki tanımlarda değil yaşamın ta içinde olurdu. - Daha nitelikli öğretmenler yetişirdi. -
Öğrenciler verilenle yetinmez, araştırır, bulur ve tartışırlardı.
Biz şu an sadece
matematik problemlerini hızlı çözen çocuklar yetiştiriyoruz. Hepsi
bu. Ötesi yok...
2 - ZEYTİNİN TERİ (Bir köy enstitüsü öyküsü)
Arabamız su kaynatmasa durmayacaktık, o sıcak yaz günü Balıkesir'in Savaştepe ilçesinde. Yola çıkmadan önce arabaya bakım yaptırmış, hararet sorunu olduğunu söylememe rağmen arıza bulamamışlardı. Dağda su kaynattıktan sonra motorun soğumasını bekleyip ancak Savaştepe'ye kadar gidebilmiştik.
Birlikte yolculuk ettiğim eşim ve kızımın da canı sıkkındı. Günlerden pazardı ve her yer tatildi. Sanayi sitesinde arabaya baktıracak birilerini aradık, bulamadık. Can sıkıntısı ve çaresizlik içinde söylenirken tamirci aradığımızı duyan birileri aracılığıyla tanıştık Hüseyin amcayla.
Elinde küçük bir alet çantası vardı. Yardımcı olmak istediğini söyledi. Motora yaklaştı, sesini dinledi. Kontağı kapatıp tekrar açtı. Hiçbir yere dokunmadan uzun uzun motoru ve çalışmasını izledi. "Motorun soğutma sisteminde sorun görmediğinden" söz etti. Bir süre daha bakındı. Sonra"buldum galiba" diye haykırdı.
"Her şey normal görünüyor ve su kaynatıyor ise araba su eksiltiyor demektir. Muhtemelen kalorifer peteği delinmiş, su kaçırıyordur. O takdirde döşemelerin ıslak olmalı" dedi. Gerçekten de onca uzmanın çalıştığı
servisin bulamadığı sorunu kısa sürede görmüştü. Kalorifer sistemini devre dışı bırakıp geçici bile olsa su kaçağını önleyip sorunu çözdü, Hüseyin amca.
Teşekkür edip borcumu sordum. Arabanın camındaki tıp armasını gösterdi; Ben de hanıma doktor götürmüş, gönlünü almış olurum. Hem de çayımızı içer soluklanırsınız. Hep beraber, Hüseyin amcanın evine gittik.
Tek katlı bahçeli şirin bir evdi. Hanımının şikayetlerini dinleyip, muayene ettim. Çoğu yaşlılığa ve menopoza bağlı yakınmaları için tavsiyelerde bulunup iki de ilaç yazdım. Kadıncağızın yüzü güldü. Teşekkür etti. Çay hazırlamak için izin istedi.
Bu arada ilkokul çağındaki kızım boş durmuyor odaları karıştırıyordu. Bir şey kırıp dökmesin diye yanına gittiğimde evin bir odasının duvarlarının kitapla dolu olduğunu gördüm. Şaşkınlığım daha da artmıştı.
Muhabbet ilerleyince, tamirci sandığım Hüseyin amcanın gerçekte emekli ilkokul öğretmeni olduğunu, 39 yıl devlet hizmetinde Ege'nin
köylerinde çalışıp emekli olduktan sonra Savaştepe'ye yerleştiğini
anlattı.
- Neden buraya yerleştin? - Sizler bilmezsiniz, unutuldu gitti. Ben Savaştepe köy enstitüsünün ilk mezunlarındanım. Hasan Ali Yücel maarif vekili iken ilk köy enstitüsü burada açıldı. Burada öğrendim ben hayatı ve bir şeyler öğretmenin nasıl mutluluk verdiğini. Ayrılamadım buralardan.
- Peki bu tamircilik işi nereden çıktı? - Dedim ya, bilmezsiniz sizler, köy enstitüsü mezunu olmanın ne demek olduğunu? - O zamanın okulları sanırsınız. - Halbuki orada bu toprağın çocuklarına, okuma yazmanın yanı sıra çiftçiliği, hayvancılığı, inşaat yapmayı, yemek yapmayı, bozulanları tamir etmeyi, örgü örmeyi, hatta az buçuk hekimlik yapmayı bile öğrettiler. - Hayatı öğrendik ve öğretmen olup hayatı öğrettik çocuklara.
- Yani elinizden çok iş geliyor. - Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi soru sormayı, aklını kullanmayı öğretiyorlardı. - Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya...
Bu arada çaylar geldi. Çayın yanında ekmek peynir ve zeytinden oluşan kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin amcanın hanımı. Emekli olduktan sonra zeytinciliğe başladığını sofradaki zeytinin de kendi ürünleri olduğundan söz etti.
- Zeytinin hikmetini bilir misin? - Meyveleri ile karnımızı doyurmuş, yağını çıkarmışsız. - Kandillerde yakıp aydınlanmışız, odunu ile ısınmışız. - Giderek ona benzemişiz. - Nasıl yani? Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tutup; - Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı,
yeşil bir meyve insan. - Yani heba olup gidiyor. - Bir kısmını sofralık ayırıyor, selede tuza yatırıp, acı suyunu atmasını, buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz. - Veya salamura yapıp olduğundan daha şişkin gösterişli hale getiriyoruz.
İnsanlara da böyle yapmıyor muyuz? - Okullarda okutup okutup, hayata hazırladığımızı sanıyor ya şişiriyor ya da buruşturup atıyoruz insanları.
"Sizin köy enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey değil miydi?" diye soracak oldum. Hanımına baktı gülüştüler.
- Hurma Zeytini'ni bilir misin? - Ağaç aynı ağaçtır ama her yıl kasım ayı sonu gibi denizden karaya esen rüzgar ile zeytin ağaçlarına bir mantar bulaşır. - Bu mantar, zeytinin terini giderir, acısını
dalında alır. - Toplandığında yemeğe hazırdır anlayacağın.
- Eeee. - Köy enstitüleri de böyleydi. - Dalında olgunlaşan zeytinler gibi insanları oldukları yerde yetiştirmeye, onların bilgilerini de diğer insanlara bulaştırmayı amaçlamıştı. - Doğup büyüdüğü ortamda olgunlaştırıyorlardı insanı. - Hayata hazırlıyorlardı. - Bugün olduğu gibi, doğdukları yere, özlerine, birbirlerine yabancılaşacakları, geri dönmeyecekleri mechullere dağıtılıp, koparılıp, kaybedilmiyorlardı.
Sustuğumu görünce. Hanımından boşalan bardakları doldurmasını rica etti.
"İşte bu yüzden, Öğrendiklerimin Zekatını Vermek, Zeytinin Terini Hatırlatmak için buradayım doktorcuğum, unutulsun istemiyorum" dedi.
Kitaplığından çıkardığı iki kitabı kızıma hediye etti. Vedalaştık.
Dr. Mehmet Uhri
Not: Bu yazı, emekli öğretmen Hüseyin Kocakülah ve Köy Enstitülerine emek verenlerin anısına, toprak olanlarının da
|