bugün cumartesi...02 MAYIS 09

16 views
Skip to first unread message

Alperen Mühendislik Ltd. Şti.

unread,
May 2, 2009, 4:34:54 AM5/2/09
to iklimlendir...@googlegroups.com

                                               

 YAŞLI KADIN  İLE HALİFE ÖMER

 

        Hz. Ömer’in arkadaşı İbni Abbas anlatıyor:

        Soğuk ve karanlık bir kış gecesiydi. Ayaz insanın iliklerine işliyordu. Halife Hz. Ömer ile asayiş kontrolü için Medine sokaklarını geziyorduk.
        Halife Ömer birlikte gezinirken her evin kapısı önünde  bir müddet dikiliyor, kulağını kapıya vererek  içerisini dinliyordu.

Evlerin kapılarında dikilip içerden bir ses geliyor mu, gelmiyor mu, diye dinleyerek sokak sokak Medine mahallelerini dolaştık. Hiçbir tarafta çıt yoktu, herkes uyuyordu.
       Bütün mahalleleri kapı kapı dolaşırken şehrin dışına çıktık. Sağda solda tek tük çadırlar vardı.

Onların da kapıları önünde durup bir sorun var mı diye içeriyi dinledikten sonra yolun en ucundaki bir çadıra sıra geldi.

Bu çadırın kapısında da dikilerek içeriyi dinledik.  Çadırdan hıçkırıklarla ağlayan çocuk sesleri geliyordu.
        Epeyce dinledikten sonra Hz. Ömer (r.a.) kapıyı vurup selamla birlikte içeriye girdi. Ben de peşinden girdim.

İçerideki manzara içler acısıydı. Ağlamaktan çocukların gözleri şişmiş, yüzleri akan yaşların çizgileri ile benek benek olmuştu.

Yaşlıca bir kadın ocağın başına oturmuş hem ateşin üzerinde kaynayan tencereyi karıştırıyor hem de halsizlikten dizinin dibine serilen minik yavruları susturmaya çalışıyordu.

Yaşlı  kadın da bitkin ve halsiz görünüyordu. Bu haline rağmen Hz. Ömer'in (r.a.) selamını gülümseyerek aldı. Anlaşılan evine gelen Halife Ömer’i tanımamıştı.
         Hz. Ömer (ra.) kendini tanıtmadan tatlı bir dille kadına sordu: "Valide bu yavrular niye böyle durmadan ağlıyor?". Kadın içini çekerek : "İki günden beri açlar da ondan" diye cevap verdi.

Hz. Ömer (r.a.): "Peki niye önlerine yemek koymuyorsun?" diye soracak oldu. Hıçkırıklar birden kadının boğazına düğümlendi. Akan  gözyaşları arasında  içini dökmeye başladı:
"Oğlum" dedi Halife Ömer'e, "sen şu ateşte kaynayanı yemek mi pişiyor sandın, ne gezer? Yavruları avutabilmek için taş koydum tencereye, durmadan kaynatıyorum.

Pişirecek hiçbir şey yok. Bu gördüğün yavrular benim anasız babasız yetim torunlarımdır.

Oğlum, kocam ve kardeşlerim muharebede şehit düştüler. Evin geçimini temin edecek bir erkeğim yok. Hem yaşlı ve hem de kadın halimle benim de dermanım kalmadı.

İşte böyle aç ve perişan kaldık. Kimseye gidip halimi anlatmaya, el açıp bir şeyler dilenmeye de yüzüm tutmadı.

Her şeyi bilen yüce Allah bir sebebini yaratıp rızkımızı gönderinceye kadar böyle bekliyoruz"
        Hz. Ömer (r.a.) yaşlı kadının sözünü bölerek üzgün bir sesle: "Valide, şehirde oturan müslümanların emirine, Halife Ömer'e neden başvurup durumunu anlatmıyorsun?" diyebildi.

O ana kadar kesintisiz olarak gözyaşı döken kadının derin üzüntüsü yerini anlatılmaz bir  kızgınlığa bıraktı. Hiddetten keskinleşen bakışlarını Halifeye dikerek şu sözleri söyledi:
        "Dilerim ki o Halife Ömer daha dünyada iken bulsun, ahirette de elim yakasından kopmasın." Hz. Ömer (r.a.) kekeleye kekeleye :"Niçin Ömer'e böyle beddua ediyorsun valide! Onun bu işte günahı nedir?" dedi. Kadın aynı kızgınlıkla cevabını yetiştirdi: "Evladım!.. Ben şu ihtiyar halimle iki günden beri gece gündüz demeyip yetim avuturken o nasıl rahat yatağında uyuyabilir? O, müslümanların reisi, baş bekçisi değil mi? Bizler evvela Allah'a sonra do onun eline emanetiz. Gelip de benim halimi nasıl sormaz. Müslümanların reisi olmayı böyle kolay mı sanıyor?"
       

          Hz. Ömer (r.a.) yaşlar sızan göz pınarlarını yaşlı kadından saklayarak: "Valide haklısın, doğru söylüyorsun; ama zavallı Halife'nin işi bir iki değil ki.
Kimbilir başını kaşıyacak kadar bile boş zamanı yoktur. Hem sen gidip derdini anlatmadıktan sonra o senin halini bilmez ki, diyerek yaşlı kadını sakinleştirmeye  çalıştı.
Fakat kadın aynı kızgınlıkla sözlerine devam etti: "Madem ki dertlilerin derdini zamanında haber alıp çaresine koşmayacaktı,  niye Halife olmayı, müslümanların başına geçmeyi kabul etti?
 Böyle çürük bir mazereti hiç dinler miyim ben? İşi çokmuş!.. Şehrinde inleyenlerin sesine kulak vermek,  açlıkla pençeleşenlere çare bulmak onun işi değil mi?
        Hz. Ömer’ in  dolu dolu olan gözpınarlarından yaşlar damlamaya başladı. Artık duramadı, hemen yerinden doğruldu.
Bitkin bir sesle: "Valide haklısın sen çocuklarınla biraz bekle, ben hemen dönerim" diyerek kapıdan çıktı. Arkasından ben de yürüdüm. Yol boyunca ağzından tek kelime çıkmadı.
Doğruca devlet hazinesine vardık. Halife, bir un çuvalı seçerek bir yana koydu. Benim elime de bir yağ kabı tutuşturdu.

        Vakit geçirmeden koca un çuvalını sırtladı. Gözlerime inanamıyordum.  İslam Devletinin koca reisi un çuvalını sırtına almıştı.
Hemen yanına sokuldum: "Aman ey mü'minlerin emiri, ne yapıyorsun,  müsaade ver de çuvalı ben sırtıma alayım?” dedim.
Hz Ömer sözümü şunları söyledi: "Hayır, ey İbn-i Abbas, sevgili dostum.  Yorgunluktan yere yığılsam, ölsem bile bırak. Ömer  yükünü de kendi sırtında götürsün.
Bu dünyada yüküne yardım etmek isteyecek yakın dostlar bulabilir, fakat ahiret gününde kimse Ömer’ in cezasını paylaşmayacaktır.
Valide doğru söyledi. Ya vakti ile hilafeti yüklenmemeliydim, ya da yüklendiğime göre idarem altındaki  her

ferdin huzur ve emniyetini sağlamalıyım. Sevgili dostum, Dicle kenarında otlayan bir koyunu kurt kapsa ilahi adalet onu Ömer' den sorar.


        Hz. Ömer’ in sözünü  bitirmeden dedim ki: "O kadar  üzme kendini, ey mü'minlerin emiri. Halifelik vazifesini sen üzerine almasan kim bu vazifeyi senin kadar titizlikle yüklenebilirdi?

Sen de bütün üstün meziyet ve kabiliyetlerine rağmen nihayet bir insansın.

Senin bu erişilmez adaletine kıyamet günü, hem yer, hem gök hem de şu sırtındaki un çuvalı aynı zamanda da ben şahitlik edeceğiz. “

 

         Bu sözlerim galiba Halife'nin üzgün gönlüne biraz su serpmişti.

Ağır çuval yükü altında iki büklüm olmuş bedenine rağmen son gücünü kullanarak yokuşu soluk soluğa çıktı.
         Nihayet yaşlı kadının çadırına vardık. Halife Ömer nefes nefese içeri girip çuvalı yere bıraktı.  Kısa bir dinlenmeden sonra yerinden doğruldu, tenceredeki çakıl taşlarını boşalttı.

Yerine benim taşıdığım kaptan yağ koydu. Sonra eriyen yağa sırtında getirdiği çuvaldan kendi eli ile un koyarak pişirmeye başladı.
       Yaşlı kadından çalı çırpı isteyerek sönmek üzere olan ateşi  alevlendirdi. Gecenin ayazında pişirdiği yemeği yine kendi eli ile kurduğu sofraya koydu.

Daha sonra anne şefkatini bile gölgede bırakacak gülümseyen bir yüz ve gönülleri okşayan bir sesle iki günden beri boğazlarından aşağıya tek lokma geçirmemiş olan öksüz yavruları yemeğe oturttu.  Onlara kendi eli ile yemek yedirdi.
       Günlerden beri kara yaslara gömülmüş olan çadırı bir anda sıcak bir sevincin ışıkları aydınlatmıştı.

Ağlamalar susmuş, göz yaşları kurumuş, öfke dinmişti. Öksüz yavruların gözleri sevinçten ışıl ışıl parlıyordu.

Yaşlı kadıncağız, Hz. Ömer (r.a.) sırtında un çuvalı ile içeriye girdiği andan beri şaşkınlıktan sanki dilini yutmuştu, ağzından tek bir kelime bile çıkmadı.

Fakat karnı doyan öksüz torunlarının neşesi odayı sarınca ağır bir uykudan uyanır gibi toparlandı ve sevinç gözyaşları içinde kim olduğunu hala bilmediği halifeye şu sözleri söyledi.

 "Dilerim ki yüce Allah (c.c.) tez elden seni Hz. Ömer'in halifelik makamına oturtsun. Oraya Ömer' den çok sen yakışırsın."

          
Yan gözle halife Hz. Ömer’ e baktım. Bu akşam belki ilk defa bu sözler üzerine o da  gülümsüyordu.
          Bana yaklaşıp gidelim artık diye işaret ettikten sonra kadına döndü:
"Valideciğim, sen yarın erkenden halifelik makamına gel, beni orada bul da sana emekli ve yetim maaşı bağlatayım, şimdilik hoşçakal" dedikten sonra birlikte dışarı çıktık.
 
Sabah ezanı okunuyordu. Hz.Ömer uykusuz kalarak ve terler dökerek vazifesini yapmanın gönül rahatlığı içerisindeydi.
       O gün yaşlı kadın öğleye doğru halifelik makamına geldi. Halife zaten daha önce yaşlı kadının maaşa bağlanması için emir vermişti.
Yaşlı kadın, Halife’ nin makamında Hz. Ömer' i görünce şaşkınlıktan dona kaldı.  Hiçbir şey söyleyemedi. Halife Hz. Ömer onu saygı ile karşılayıp bir yere oturttuktan sonra şöyle dedi:
      
 "Valideciğim, işin oldu bundan sonra hem kendinin ve hem de şehit yavrusu öksüz torunlarının her ay emekli maaşını alacaksın.
 Al bakalım şu ilk maaşın" diyerek bir gümüş kesesini kadına uzattı ve "artık Ömer'i affediyor ona ettiğin bedduaları geri alıp hakkını bağışlıyorsun musun?" diye sordu.
        
  Akşamdan beri olup bitenleri daha yeni yeni anlayan yaşlı kadın gayet ciddi bir ifade ile halifeye şu cevabı verdi;
 
"işte böyle göster adaletini, eline bakan bütün insanlara karşı."
 
 Özlediğimiz liderlik anlayışı bu olsa gerek!..
 
 
ALPEREN MÜHENDİSLİK ISITMA SOĞUTMA SİSTEMLERİ SAN. ve TİC. LTD. ŞTİ.
Mahmutbey Cad. No : 114
Şirinevler / İstanbul

Tel: 0 212 503 35 36 Pbx

Fax : 0 212 503 18 77 
www.alperen.com.tr

www.klimaci.com.tr

www.klimaci.com

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages