Balyoz

0 views
Skip to first unread message

Rahmi Yıldırım

unread,
Feb 3, 2010, 8:41:36 AM2/3/10
to ikitemmu...@googlegroups.com

MİLİTARİST PRANGAYA İNEN BALYOZ

Cuntalar arası hesaplaşmada gizli kalabilen Balyoz, hükümet-asker zıtlaşmasında çuvala sığmadı. Balyoz, ülkenin ayağındaki militarist prangaya olduğu kadar demokrasi bilincine de indi.

Sermayenin “beyaz” ve “yeşil” kardeşleri arasındaki iç savaş, toplumu cumhuriyet-demokrasi, laiklik-şeriat, kışla-cami parantezinde kutuplaştırırken, devlete de hükümet-asker zıtlaşması olarak yansıyor. Bu bağlamda Balyoz, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni kum torbasına çeviren, gardını ve itibarını düşüren psikolojik harbin çok önemli bir belgesi olarak ortaya atıldı.

Balyoz’un haberleştirilmesi salt gazetecilik güdüsüyle açıklanabilecek masumiyette görünmüyor. Balyoz’u toplumun zihnine indiren Taraf gazetesi ve peşinden Balyoz’un sapına sarılan hükümet yandaşı gazeteler elbette sadece gazete değiller. Aynı şekilde, üzerindeki gizlilik örtüsü kalkan Balyoz’u mecburen haberleştirirken çuvala sığdırmaya çalışan rakip medya da salt gazetecilik içgüdüsüyle hareket etmiyor. Sermaye medyasının her iki kanadı da, ürettikleri tüm içeriklerde, aidiyet ilişkisi içinde oldukları sermaye grupları yararına bilinç ve ideoloji üretiyorlar.

Gazeteler sadece gazete olmadıkları gibi önce “İstanbul’un üzerine çökmek”, sonra da ülkenin tümüne indirmek üzere Balyoz’u ele alanlar da sadece asker değiller.

* * *

 

Anlaşılıyor ki, bir savaş durumunda gündeme gelecek seferberliği ve sıkıyönetimi hükümet darbesine dönüştürmeyi akıllarına koymuşlar.

Bunun için her şeyi “kurmay titizliği”yle planlamışlar.

Yunanistan’la Türkiye arasında gerilimin tırmandırılması.

Askeri müzenin sarıklı, çarşaflı, cüppeli kalabalık tarafından basılması.

Karşıt protesto gösterisinde katılımcı sayısını artırmak için askeri öğrenciler ve erlerin sivil kıyafetlerle kalabalığa karışması.

Camiye bomba atılması, çıkacak kargaşanın kameraya kaydedilmesi.

Provokasyona gelen kitleyi bastırmak üzere sıkıyönetim ilanı ve darbe…

Hükümetin kimlerden oluşacağı, hükümet programında nelere yer verileceği, elkonacak azınlık şirketleri, askerî ve sivil bürokrasiyle belediyelerde tasfiye edileceklerin yerlerine atanacak kişiler, direnmesi olası yüz binlerce kişinin toplanacağı stadyumlar bile planlanmış.

Yani 12 Eylül darbesini de aşan yoğunlukta bir tasavvur söz konusu. Zaten internet ortamına düşen, reddedilmeyen ses kayıtlarında bir asker, 12 Eylül faşizmine özlemini dile getiriyor:

“12 Eylül darbesiyle ülke süt liman hale geldi. Şimdi böyle bir tehdidin ortadan kaldırılması için fazla uğraşa gerek yok. Yani kuvvetleri sağa sola göndermenin… Bana göre yapılacak en kolay hareket tarzı, 12 Eylül gibi bir harekâtın baştan itibaren organize edilmek suretiyle, bir anda söndürülmesine imkân sağlar diye düşünüyorum.”

Balyozcu Orgeneral Çetin Doğan da kabul ettiği ses kaydında diyor ki: “Arkadaşlar, bu bir jenerik senaryo ama günümüzdeki gelişmelerle paralellik taşıyor. Bunun için de her şeyden önce evet, hükümetin ve meclisin kendisine çekidüzen verdirici, ben onu söyleyeceğim Genelkurmay Başkanı’na, Kuvvet Komutanı’na diyeceğim ki siz meclisi ve hükümeti uyarıcı, bu gidişe dur deyici bir ültimatom verin gerekirse. Gerekirse çağırın ‘bu işin sonu boktur’ işte sonunuz böyledir.”

* * *

 

En ince ayrıntısıyla planladıkları provokasyonu ve darbeyi “jenerik senaryo” olarak kamufle etmeye çalışmışlar. Ancak, ne kadar “harp oyunu”, “jenerik senaryo”, “plan semineri” deseler de Balyoz çuvala sığmamış; gün gelmiş, tüm çirkinliğiyle açığa çık(arıl)mış.

Genelkurmay Başkanlığı, yazılı açıklamasında açık bir ifadeyle planın varlığının reddetmediği gibi darbeyi destekleyeceği umulan gazeteciler bile sadece iki iddiaya itiraz edebildiler:

1) Cuma namazı sırasında Fatih ve Beyazıt camilerine bomba atılması...

2) Yunanistan’ın bir Türk uçağını düşürmesinin sağlanması, olmazsa uçağın bizzat düşürülmesi…

Savaş ve psikolojik savaş tarihine aşina olanlar için çok da garipsenecek operasyonlar değil.

İnsan hatırlamadan edemiyor. Malum teşkilatın şeflerinden emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun “muhteşem” dediği operasyonda Atatürk’ün doğduğu eve ses bombası atılmış; bombacı genç, 2000 yılında valilikten emekli olmuştu.

NATO’nun gizli örgütü Gladio’nun Türkiye’deki ayağının eski şeflerinden Cihat Akyol da, CIA görevlisi David Galula’nın Ayaklanmaları Bastırma Harekâtı adlı kitabından aldığı ilhamla açık açık şöyle yazmıştı:

Halkı mukavemetçilerden ayırmak için, sanki ayaklanma kuvvetleri yapıyormuş gibi, müdahale kuvvetlerince zulme kadar varan haksız muamele örnekleri ile sahte operasyonlara başvurulması tavsiye edilir.” (Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekât, Silahlı Kuvvetler Dergisi eki, Mart 1971, Aktaran Emin Değer, CIA KONTRGERiLLA VE TÜRKiYE, Ankara 1977, s:119)

Yani, hümanist sivil vicdanın kabul edemeyeceği provokasyonları teorize etmekle kalmayıp, pratiğe de aktardılar.

Kahramanmaraş ve Çorum gibi kitlesel katliamların fitili hep, “camiye bomba” söylentileriyle ateşlendi.

Filozof ve psikolog Abraham Maslow demiş ki, “Elinde sadece çekiç olan kişi, her şeyi çakılacak çivi olarak görür.”

Bunların elinde de balyoz varmış…

İyi ki balyozu kaldırdıklarıyla kalmışlar.

* * *

 

Balyozu kaldırdıklarıyla kalmaları aslında züğürt tesellisidir. 2003 yılında, hem de sandıktan çıkalı birkaç ay olmuş hükümete karşı kaldırılan Balyoz inmedi; ama, darbeye zemin hazırlama amaçlı birçok provokasyon sonraki yıllarda gerçekleşti. Cumhuriyet gazetesi bombalandı, Danıştay yargıcı katledildi, Hrant Dink “operasyonu” elbirliğiyle uygulandı…

O yüzden “harp oyunuydu, plan semineriydi” savunması inandırıcı değildir. Psikolojik harp bağlamında sızdırılan ve haberleştirilen plana ekleme yapılmış olsa bile, reddedilmeyen ses kayıtları, toplumsal uyanıklık ve zihinsel berraklık için yeterli olmalıdır.

“Adamlar sadece düşünmüşler, uygulamamışlar ki” avuntusu, “ordunun itibarı”, “askerliğin şerefi” gibi mazeretler, başarısız darbe heveslilerinin cankurtaran simidi olmamalıdır.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ da bilmelidir ki, “Darbe iddiaları Türkiye’nin ana gündem maddesini teşkil etmektedir. Hicap duyuyorum.” demesi, TSK’nin darbeci imajını silmeye yetmez. Büyük müttefike sadakati tazeleyen, hep egemen sınıfı kollayan, emekçilerin ekmeğini ve özgürlüğünü kısan, aydınlara derin acılar çektiren darbeler için topyekûn özeleştiri yapılıp özür dilenmedikçe ordunun darbeci imajı silinmeyecektir.

* * *

 

Balyoz operasyonu toplumun sorgulayıcılığını kışla-cami parantezine hapsetse de, tartışmanın olumlu bir işlevinden de söz etmek mümkündür.

TSK’nin gardını ve itibarını düşüren psikolojik harbin son Balyoz’u, tarihsel bir ironi olarak, Türkiye’yi uygarlık yarışında geride bırakan militarist prangaya indi.

Pranga tam kırılmasa da, güvenilirlik anketlerinde hep ilk sırada çıkan TSK artık en güvenilir kurum değil.

Ülkeyi dış saldırılara karşı savunmakla görevli biricik kurum olan ordunun başka kurumlarla güvenilirlik yarışına girmesi başından bu yana akılsızlıktı, yanlıştı; ama militarist zihniyet yanlışta ısrar etti, ilelebet “en güvenilir kurum” kalacağını zannetti. Egemen sınıf blokunu koruyup kollayan, orduyu piyasa ile kaynaştıran darbelere karşın, verili güvenin aslında korkuyla üretilmiş yapay bir güven olduğunu bilince çıkarmaktan kaçındı. Ülkenin silah tekeline sahip olmanın verdiği yapay güven ve rahatlık içinde, gün geldi, kerhen müttefiki “ılımlı İslam” karşısında inisiyatifi yitirdi.

Darbelerin asıl amacı “ekonomik gelişmeyi aşan sosyal uyanış”ı durdurmak, emekçi sınıfların ekmek ve demokrasi taleplerini budamaktı. Bu yolda militarizm, ruh ikizi kardeşleri milliyetçilik ve dincilikle omuz omuza yürüdü. Halk, Türk-İslam Sentezi karanlığında ışıksız bırakıldı; daha doğru bir deyişle, “Üç Hilal”in soğuk parıltısına, Kasımpaşalı’nın ampülüne ve “Deniz Feneri”ne muhtaç edildi.

Gelinen noktada artık süngünün ışıltısına itibar edilmiyor. Balyoz’un paslı resmi de, hastalıklı kafalar dışında toplumun çoğunluğunda itici bulunuyor.

* * *

 

Sermayenin iç savaşıyla irtibatlı psikolojik harp, aslında Balyoz’u sahiplenmeye hazır kanaat önderlerinde bile militarizme kaside yazacak cesaret bırakmadı; militarizmi geriletti, epey mevzi kaybettirdi. Lakin militarizmden boşalan mevzilerin demokrasi güçlerince doldurulduğu sanısı da kendinde menkuldür. Otoriter militarist vesayet geriledikçe, mevzi yitirdikçe, güçlenen, evrensel ilke ve kurumlarıyla demokrasi değil, küresel piyasa Darwinizminin gözü kara partisinin vesayetidir.

Kitlesi, örgütü ve lideriyle demokrasiye kapalı, kökleri cemaatlerin içinde, kültürel kimliği dinci totalitarizmin referansıyla kodlanmış parti ne zaman meşruiyet krizine girse, “Balyoz” ve “Kafes” üreticilerinin hatalarıyla gücünü tazelemektedir.

2007 seçimleri öncesinde kaba saba 27 Nisan e-muhtırası Kasımpaşalı’nın ampülünü parlattı. E-muhtıra sömürüle sömürüle, “mağdur demokrat AKP” propagandasını besleyici olmaktan çıkınca, eylem planları, darbe günlükleri ortaya çıkartıldı. Nihayet, 2007 muhtırasının sahibi el üstünde tutulurken, 2003 tarihli Balyoz’un sahipleri liberal piranhaların önüne atıldı. Deniz Feneri’ni çuvala sığdırmayı başaran, TEKEL işçilerinin direnişine gözlerini kapayan liberaller, toplum bilincini balyozladıkça balyozladılar.

Balyoz, “İslam düşmanı TSK, İslamı savunan demokrat AKP” propagandası için eşsiz bir malzeme oluşturdu. Nitekim AKP medyası, Balyoz Planı içinde en çok “camiye bomba” iddiasını ön plana çıkarmaktadır. “İslamın savunucusu parti” imajı muhafazakâr tabanda sempatiyle karşılanırken, yandaşlarınca peygamber muamelesi yapılan Tayyip Erdoğan’ın Irak’ta Müslüman kırımına girişen, camileri bombalayan ABD askerleri için ettiği dua hatırlanmamakta, herhalde takıyye sayılmaktadır:

“ABD’nin Irak’ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en az zamanda dönmeleri temennisi ile duacıyız.” (The Wall Street Journal, 31 Mart 2003)

* * *

 

Öyle ya da böyle, militarist Balyoz, tarihsel bir ironi olarak, Türkiye’nin ayağındaki militarist prangaya indi.

Ancak, militarizm zayıfladıkça demokrasi cephesinin güçlenmesi gerekirken, güçlenen, küresel piyasa Darwinizmi olmaktadır.

Her şeye karşın, umulur ki, Balyozcular piyasa Darwinisti partiyi güçlendirecek yeni bir hata yapmazlar; ANAP ve DYP gibi AKP’nin de sandıkta eritilmesine fırsat bulunur.

Rahmi Yıldırım

3 Şubat 2010

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages