|

Soğuk
bir Pazar günü sabahında, SSK Samatya Hastanesinde buluştuk Yaşar Alptekinle.
Daha doğrusu Yaşar Bey beni dizi çekimlerinin sürdüğü hastaneye davet etti.
Röportajımız ise hastanenin toplantı odasında gerçekleşti. Düşünsenize
İslâmla ilgili olmayan, seküler bir sanat camiasından gelen Yaşar
Alptekin’le, oyuncusu olduğu dizinin çekimleri öncesi, hayatın
gerçeklerini konuşuyoruz. İşte, hayat, böyle birbiri içine girmiş, girift
ilişkiler yumağı...
Yaşar Alptekin’in üzerinde gayet hoş bir heyecan var. Kendi anlatımıyla
çölün sonunda vahayı bulmuş bir insanın psikolojisi... Gelin Yaşar
Alptekin’in heyecanını birlikte paylaşalım.
** Yaşar Alptekin, nasıl bir yolculuktan gelip, nasıl bir
yolculuğa gidiyor?
Uzun, ama boş bir yolculuktan geliyor. Kendimi kurak topraklardan gelip,
çölün sonundaki vahayı bulmuş ve doğru yolda giden bir yolcu olarak
görüyorum. Katıldığım dinî sohbetlerde “Ben bu dünyada iki buçuk
yaşındaki çocuk gibiyim. Siz ailenizin, çevrenizin etkisiyle dinî bilgilere
sahipsiniz. Ben ise, hem doğduğum köy, hem de yaşadığım hayat itibariyle,
İslâmî hayatın uzağındaydım” diyorum. İnsan bilmediği yolda giderken,
insanlar tarafından yanlış yönlendirilebiliyor. Ama bugün yanlışları görüp,
doğru adresi bulmuş biriyim. Ben âleme sahip olmaya gelmedim, âleme şahit
olmaya geldim, bunun farkındayım. Bazı insanlar, “Bu kadar zaman
harcadın, ne sahibi oldun?” diyorlar, benim için çok şeye sahip
olmaktan ziyade, en az şeye ihtiyaç duymak önemli...
** Geçmişteki hayat tarzınızla, şu andaki dünya anlayışınız farklı. Peki
geçmişte hayatı çok sorguluyor muydunuz?
Kendi iç seyahatlerim oldu. “Ben kimim? Neyim? Ne olmalıyım?”
sorularını soruyordum. Rabbim bu arayışı görerek, hak ettiğim doğrulukları
göstermeyi nasip etti.
** Dinden uzak, seküler hayat yaşayan biri miydiniz?
Bir yaz Mürefte Camiinin imamına, “Bir ihtiyacınız var mı?” diye
sormuştum. O da, cenazeler için tabut örtüsüne ihtiyaçları olduğunu söyledi.
Ben de Eminönü’nden alıp götürmüştüm. Sonra, “İmam efendi başka
ihtiyacınız var mı?” diye sordum. O da bana “Sen bunu temin
edemezsin” dedi. O zamanki egomla zoruma gitti. “Ben
karşılayamazsam, arkadaşlarımdan yardım isterim” dedim. Israrım üzerine
hoca “Benim mü’min eksiğim var, camiye kimse gelmiyor”
dedi.
** “Müm’in ihtiyacım var” sözü, sizde nasıl bir etki
meydana getirdi?
“Bu eksikliğe sebep olanlar arasında ben de varım” demiştim. Sizi
poh pohluyorlar. Parayı ve mevkiyi kimse taşıyamaz. Kimisi bunun altında
ezilir, kimisi de bunun karşısında sarhoş olur, kendini kaybeder. O ruh
halimle, imamın mesajını pek algılayamadım. Her gece “Allah’ım
beni affet, Sen bana çok davet mektupları yollamışsın, ben o mektupları
açmamışım” diyorum.
** Yukarda kısaca söylediniz, ama bu davetleri görmenizi engelleyen
nedenler nelerdi, biraz daha açar mısınız?
İşin temelinde, Allah’ın varlığını tam olarak hissedememek var. Ben,
sevginin en büyük kuvvet olduğuna inanan bir insanım. Fıtratım gereği,
herşeye sevgiyle yaklaşıyorum. Sandalyeyi çekerken bile, yavaş çekiyorum.
Varolan herşeye saygı duymak gerekiyor, çünkü bir hizmet için var edilmiş.
Ama bunu kendim ve insanlar için yapıyordum, Allah için yapmıyordum. Bu da
sınırlı bir alanda kalıyor. Ancak daha sonra anladım ki, Allah rızası için
yapılan şeyler, ahirzamanda insanın kendine dönüyor.
** Öyleyse kendi sonunuzu düşündüğünüz zamanlar da olmuş....
Seneler önce, iş hayatımın en tepe noktasında olduğum zamanda, dünyadaki
starların yaşantısını araştırdım. Baktım ki, hayatları ya uyuşturucu, ya
alkol, ya da intiharla sonuçlanmış. Bu beni rahatsız etmeye başladı ve
“böyle bir sona doğru yolculuk ediyorum” diye düşündüm. Birden
bire, kendimi hızla akan bir nehrin sularında, şelâleye doğru giden biri
olarak gördüm ve derhal kıyıya çıkmam gerektiğini hissettim. Artık bende bir
paronaya başlamıştı. “İnsanlar beni, Yaşar Alptekin olduğum için mi,
yoksa ben olduğum için mi seviyor?” diye sormaya başladım. Zor durumda
kalmadıkça, kimseyle görüşmek istemiyordum. Bu sorgulamayla beraber, altı sene
kadar mankenliği ve sinemayı bıraktım. Bir çok ticaret dalıyla uğraştım,
ancak iflas ettim.
** Yeniden televizyon ve sinema dünyasına dönüşünüz nasıl oldu?
Bir arkadaşım, “ Allah’ın sana vermiş olduğu oyunculuk yeteneğini
bırakmak yerine, bunları hayırlı işlerde, insanlara örnek olabilecek şekilde
kullanman gerekir” dedi. Ben de kendisini haklı buldum.
** Daha önceleri, doğru için örnek olmak gibi bir endişeniz var mıydı?
Önceden, halkın takdiri için çalışıyordum, ancak şimdi Hakk’ın takdiri
için çalışıyorum. “Annem ne der, komşum ne der”den ziyade,
“Allah’ım bana ne der”i düşünüyorum.
** Peki kendinizde nasıl bir gelişme görüyorsunuz, sanat dünyasında
öğrendiklerinizi yaşayabiliyor musunuz?
Ben, mıcırlı keskin bir viraj aldım. Hani arabalar viraj alınca savrulur ya,
öyle birşey. Yeni hayatıma geçiş aşaması epey ilginçti. Gardırobumu baştan
aşağı değiştirdim, “artık blue jean giymem” diyordum. Allah
şahidimdir ki, namaz kılmak için, özel namaz kıyafeti yaptırmıştım. Günlük
hayatımda giydiğim giysilerin üzerine necaset bulaştı, diye düşünüyordum.
Evimde, geçmiş hayatımın kötü izlerini görüyor gibiydim, onun için seccadeyi
koyacak temiz bir yer göremiyordum. Sonunda seccadeyi, kapının girişindeki
küçük bir bölmeye koymuştum. Orasını temiz görmüştüm.
** Kıyafet konusunda da bir devrim yaptınız yani...
Reha Yeprem aktarmıştı. Fethullah Hocaefendi Cat Setevens’a
“Keşke yırtık kotunla, küpenle olsaydın, daha iyi hizmet
verirdin” demiş. Bu da benim için bir dönüm noktası oldu. Sonuçta
modern giyinebilirsin, ancak bunu abartmadan, başkasının dikkatini çekmeden
yapmalısın. O dönemi de atlattım Allah’a şükür. Eskiden mürşidimi
arıyordum, birisi buldum diye sarılıyordum, ama bir türlü tam anlamıyla
kaynaşma olmadı. Parmağıma uygun, değerli yüzüğü bulmaya çalıştım. Menzil
grubu olsun, Mahmut Efendi Hazretleri olsun her yere gittim. Bir arı gibi,
çiçekten çiçeğe dolaşıyorum. Ancak bunun da zamanla yanlış olduğunu fark
ettim. Bir şeyler yerine oturmuyor. Kendimi arıyorum...
Risale-i Nurları anlamaya çalışıyorum
Dün
akşam sohbetlerin birindeydim. Bu sohbetleri anlamam için, öncelikle eski
Türkçemi geliştirmem lâzım. Eski binayı yıkıp yapmak zordur, ancak boş bir
araziye bina yapmak kolaydır. Eski binayı yıkacaksın, tonozları
kaldıracaksın, toz toprak... Beynimi geçmiş yaşantımla bir çöplük yapmışım.
Rabbim, bana yeni bir sayfa açtı, ancak beynim çok yorgun. Risaleleri, ancak
yorum yapıldığında anlamaya başlıyorum. Bizim, Risale-i Nura yeni başlamış ve
yeni başlayacaklar için küçük bir arkadaş grubumuz var. Bu arkadaşlarla ana
sınıfına başlıyoruz...
Hasan Hüseyin KEMAL
Röportajın
yayınlandığı Yeni Asya'daki orjinali
Yeni Asya gazetesi
|