YAŞAR ALPTEKİN - 2 -

0 views
Skip to first unread message

Said CANYARAN

unread,
Apr 25, 2007, 1:30:17 AM4/25/07
to Said CANYARAN

Alptekin'i 'yol'dan çıkaran talep

Bir dönemin ünlü mankeni Yaşar Alptekin, yakın bir geçmişte kendine yeni bir hayat çizdi. Yapılan bir istek, Alptekin'e eski hayatını sorgulattı. H. Hüseyin Kemal'in röportajı.

29 Aralık 2005 12:00

Yazı boyutunu büyütmek için    http://image.haber7.com/font-size-12px.gif   http://image.haber7.com/font-size-14px.gif   http://image.haber7.com/font-size-16px.gif   http://image.haber7.com/font-size-18px.gif

Alptekin'i 'yol'dan çıkaran talep

 

Soğuk bir Pazar günü sabahında, SSK Samatya Hastanesinde buluştuk Yaşar Alptekinle. Daha doğrusu Yaşar Bey beni dizi çekimlerinin sürdüğü hastaneye davet etti. Röportajımız ise hastanenin toplantı odasında gerçekleşti. Düşünsenize İslâmla ilgili olmayan, seküler bir sanat camiasından gelen Yaşar Alptekin’le, oyuncusu olduğu dizinin çekimleri öncesi, hayatın gerçeklerini konuşuyoruz. İşte, hayat, böyle birbiri içine girmiş, girift ilişkiler yumağı...

Yaşar Alptekin’in üzerinde gayet hoş bir heyecan var. Kendi anlatımıyla çölün sonunda vahayı bulmuş bir insanın psikolojisi... Gelin Yaşar Alptekin’in heyecanını birlikte paylaşalım.

** Yaşar Alptekin, nasıl bir yolculuktan gelip, nasıl bir yolculuğa gidiyor?

Uzun, ama boş bir yolculuktan geliyor. Kendimi kurak topraklardan gelip, çölün sonundaki vahayı bulmuş ve doğru yolda giden bir yolcu olarak görüyorum. Katıldığım dinî sohbetlerde “Ben bu dünyada iki buçuk yaşındaki çocuk gibiyim. Siz ailenizin, çevrenizin etkisiyle dinî bilgilere sahipsiniz. Ben ise, hem doğduğum köy, hem de yaşadığım hayat itibariyle, İslâmî hayatın uzağındaydım” diyorum. İnsan bilmediği yolda giderken, insanlar tarafından yanlış yönlendirilebiliyor. Ama bugün yanlışları görüp, doğru adresi bulmuş biriyim. Ben âleme sahip olmaya gelmedim, âleme şahit olmaya geldim, bunun farkındayım. Bazı insanlar, “Bu kadar zaman harcadın, ne sahibi oldun?” diyorlar, benim için çok şeye sahip olmaktan ziyade, en az şeye ihtiyaç duymak önemli...

** Geçmişteki hayat tarzınızla, şu andaki dünya anlayışınız farklı. Peki geçmişte hayatı çok sorguluyor muydunuz?

Kendi iç seyahatlerim oldu. “Ben kimim? Neyim? Ne olmalıyım?” sorularını soruyordum. Rabbim bu arayışı görerek, hak ettiğim doğrulukları göstermeyi nasip etti.

** Dinden uzak, seküler hayat yaşayan biri miydiniz?

Bir yaz Mürefte Camiinin imamına, “Bir ihtiyacınız var mı?” diye sormuştum. O da, cenazeler için tabut örtüsüne ihtiyaçları olduğunu söyledi. Ben de Eminönü’nden alıp götürmüştüm. Sonra, “İmam efendi başka ihtiyacınız var mı?” diye sordum. O da bana “Sen bunu temin edemezsin” dedi. O zamanki egomla zoruma gitti. “Ben karşılayamazsam, arkadaşlarımdan yardım isterim” dedim. Israrım üzerine hoca “Benim mü’min eksiğim var, camiye kimse gelmiyor” dedi.

** “Müm’in ihtiyacım var” sözü, sizde nasıl bir etki meydana getirdi?

“Bu eksikliğe sebep olanlar arasında ben de varım” demiştim. Sizi poh pohluyorlar. Parayı ve mevkiyi kimse taşıyamaz. Kimisi bunun altında ezilir, kimisi de bunun karşısında sarhoş olur, kendini kaybeder. O ruh halimle, imamın mesajını pek algılayamadım. Her gece “Allah’ım beni affet, Sen bana çok davet mektupları yollamışsın, ben o mektupları açmamışım” diyorum.

** Yukarda kısaca söylediniz, ama bu davetleri görmenizi engelleyen nedenler nelerdi, biraz daha açar mısınız?

İşin temelinde, Allah’ın varlığını tam olarak hissedememek var. Ben, sevginin en büyük kuvvet olduğuna inanan bir insanım. Fıtratım gereği, herşeye sevgiyle yaklaşıyorum. Sandalyeyi çekerken bile, yavaş çekiyorum. Varolan herşeye saygı duymak gerekiyor, çünkü bir hizmet için var edilmiş. Ama bunu kendim ve insanlar için yapıyordum, Allah için yapmıyordum. Bu da sınırlı bir alanda kalıyor. Ancak daha sonra anladım ki, Allah rızası için yapılan şeyler, ahirzamanda insanın kendine dönüyor.

** Öyleyse kendi sonunuzu düşündüğünüz zamanlar da olmuş....

Seneler önce, iş hayatımın en tepe noktasında olduğum zamanda, dünyadaki starların yaşantısını araştırdım. Baktım ki, hayatları ya uyuşturucu, ya alkol, ya da intiharla sonuçlanmış. Bu beni rahatsız etmeye başladı ve “böyle bir sona doğru yolculuk ediyorum” diye düşündüm. Birden bire, kendimi hızla akan bir nehrin sularında, şelâleye doğru giden biri olarak gördüm ve derhal kıyıya çıkmam gerektiğini hissettim. Artık bende bir paronaya başlamıştı. “İnsanlar beni, Yaşar Alptekin olduğum için mi, yoksa ben olduğum için mi seviyor?” diye sormaya başladım. Zor durumda kalmadıkça, kimseyle görüşmek istemiyordum. Bu sorgulamayla beraber, altı sene kadar mankenliği ve sinemayı bıraktım. Bir çok ticaret dalıyla uğraştım, ancak iflas ettim.

** Yeniden televizyon ve sinema dünyasına dönüşünüz nasıl oldu?

Bir arkadaşım, “ Allah’ın sana vermiş olduğu oyunculuk yeteneğini bırakmak yerine, bunları hayırlı işlerde, insanlara örnek olabilecek şekilde kullanman gerekir” dedi. Ben de kendisini haklı buldum.

** Daha önceleri, doğru için örnek olmak gibi bir endişeniz var mıydı?

Önceden, halkın takdiri için çalışıyordum, ancak şimdi Hakk’ın takdiri için çalışıyorum. “Annem ne der, komşum ne der”den ziyade, “Allah’ım bana ne der”i düşünüyorum.

** Peki kendinizde nasıl bir gelişme görüyorsunuz, sanat dünyasında öğrendiklerinizi yaşayabiliyor musunuz?

Ben, mıcırlı keskin bir viraj aldım. Hani arabalar viraj alınca savrulur ya, öyle birşey. Yeni hayatıma geçiş aşaması epey ilginçti. Gardırobumu baştan aşağı değiştirdim, “artık blue jean giymem” diyordum. Allah şahidimdir ki, namaz kılmak için, özel namaz kıyafeti yaptırmıştım. Günlük hayatımda giydiğim giysilerin üzerine necaset bulaştı, diye düşünüyordum. Evimde, geçmiş hayatımın kötü izlerini görüyor gibiydim, onun için seccadeyi koyacak temiz bir yer göremiyordum. Sonunda seccadeyi, kapının girişindeki küçük bir bölmeye koymuştum. Orasını temiz görmüştüm.

** Kıyafet konusunda da bir devrim yaptınız yani...

Reha Yeprem aktarmıştı. Fethullah Hocaefendi Cat Setevens’a “Keşke yırtık kotunla, küpenle olsaydın, daha iyi hizmet verirdin” demiş. Bu da benim için bir dönüm noktası oldu. Sonuçta modern giyinebilirsin, ancak bunu abartmadan, başkasının dikkatini çekmeden yapmalısın. O dönemi de atlattım Allah’a şükür. Eskiden mürşidimi arıyordum, birisi buldum diye sarılıyordum, ama bir türlü tam anlamıyla kaynaşma olmadı. Parmağıma uygun, değerli yüzüğü bulmaya çalıştım. Menzil grubu olsun, Mahmut Efendi Hazretleri olsun her yere gittim. Bir arı gibi, çiçekten çiçeğe dolaşıyorum. Ancak bunun da zamanla yanlış olduğunu fark ettim. Bir şeyler yerine oturmuyor. Kendimi arıyorum...

Risale-i Nurları anlamaya çalışıyorum

Dün akşam sohbetlerin birindeydim. Bu sohbetleri anlamam için, öncelikle eski Türkçemi geliştirmem lâzım. Eski binayı yıkıp yapmak zordur, ancak boş bir araziye bina yapmak kolaydır. Eski binayı yıkacaksın, tonozları kaldıracaksın, toz toprak... Beynimi geçmiş yaşantımla bir çöplük yapmışım. Rabbim, bana yeni bir sayfa açtı, ancak beynim çok yorgun. Risaleleri, ancak yorum yapıldığında anlamaya başlıyorum. Bizim, Risale-i Nura yeni başlamış ve yeni başlayacaklar için küçük bir arkadaş grubumuz var. Bu arkadaşlarla ana sınıfına başlıyoruz...

Hasan Hüseyin KEMAL

Röportajın yayınlandığı Yeni Asya'daki orjinali



Yeni Asya gazetesi

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages