Hak Teala (CC) Hz.leri ne zaman ki Ümmet-i Muhammed'in (SAV)
asilerinin cehenneme sürülmelerini irade buyurulduğunda, zakirlerin
(zikrin) fazileti orada da imdatlarına yetişir. Zebaniler onları
feryad-u figan içinde cehenneme götürüldükleri zaman cehennem
malikleri, yüzlerinin kararmamış olduklarını ve boyunlarına
zincir takılmamış olduklarını görürler, Derler ki: "Böylesi
hiç cehenneme gelmemiştir. Acaba bunlar da kimlerdir?" diye
sorarlar. Zebaniler: "Bize böyle emrolundu. Başka bir şey
bilmeyiz." cevabını verince bu defa kendilerinden sorarlar:
"Sizler hangi kavimdensiniz? Ve hangi ümmettensiniz?" Yüzleri
kararmamış ve boyunlarına zincir vurulmamış cehennemlikler derler
ki: "Biz 'Lâilâheillallah' diyen ümmetteniz. Bizim
peygamberimize Kur'an-ı Azimüşşan nazil olmuştu. Bizler de o
Kur'an'ı okurduk. Günde beş vakit namaz kılardık. Yılda l ay
oruç tutardık. Yılda 2 defa bayram namazı kılardık.
Mallarımızın zekatını verirdik. Şimdi cehennemin heybetinden ve
kıyamet korkusundan bu amellerimiz fena olduğundan mahcup ve perişan
kaldık ve peygamberimizin adını unuttuk." Zebaniler derler ki:
"Kendine Kur'an-ı Azimüşşan inen Zat-ı Aktes Hazreti Muhammed
Mustafa (SAV) Efendimiz'dir. Bu söylediklerinize bakılırsa
sizlerde Muhammed (sav) ümmetisiniz." Bunlar Peygamberimizin (SAV)
mübarek adını duyunca, ağlayıp figan ederler. "Evet bizler
Muhammed (SAV) ümmetiyiz." derler. Zebaniler: "Ey Muhammed (SAV)
ümmeti.. Dünyada ettiğiniz ameller; namazlarınız, oruçlarınız,
zekatlarınız, haclarınız, zikirleriniz, teşbihleriniz, hayır ve
hesanatlarınız sizleri nasıl oldu da cennete değil de cehenneme
düşürdü?" diye sorduklarında bunlar: "Bizler gerçi bu
saydığınız amelleri işledik ama, müslümanları incitirdik. Haram
helal demez ne bulursak yerdik. Dedikodu ederdik, elimiz altında
olanlara ve başkalarına zulmederdik. Mahşer yerinde üzerimizde hak
sahibi olanları çağırdılar. Onlarda bizlerden davacı olunca,
amellerimizi alıp onlara verdiler. Ve bizim amellerimizle cennete
girdiler. Bizleri de mahrum ve mahzun cehenneme gönderdiler." diye
cevap verirler.
Evet, üzerinde kul hakkı bulunanların bütün amelleri ellerinden
alınır. Ve hak sahiplerine verilir. Amma "Lâilâheillallah"
nurunu kimse alamayacak. Hatta onu mizana dahi koyamazlar. Zira
"Lâilâheillallah" demeye hiç bir şey karşılık ve benzer
olamaz. Bu zavallılar: "Bizlere müsaade edinde bizler
ağlaşalım." derler. Müsaade edilir. Ve ağlamaya başlarlar. O
kadar ağlarlar ki, cehennem malikleri onlara: "Sizler bu ağlamayı
dünyada iken yapmanız gerekti. O zaman hiç kimseyi incitmeseydiniz,
üzerinizde kimsenin hakkı bulunmasaydı burada bu azaplara duçar
olmazdınız. Ağlamanın size hiç bir faydası yoktur." derler. Ve
zebanilere bunları ateşe atmalarını söylerler. Zebaniler
kendilerini ateşe atmak üzere gelirken, bunlar hep bir ağızdan:
"Lâilâheillallah" diye çağırmaya başlarlar. Ateş
"Lâilâheillallah" nidasını duyar duymaz bunlardan kaçar. Hiç
birini yakmaz. Cehennem malikleri ateşe sorarlar: "Bu asileri neden
yakmıyorsun? Neden bunlardan kaçıyorsun?" Bu defa ateş cevap
verir: "Bu kimselerin üzerlerine varınca "Lâilâheillallah"
diye çağrıştılar. Onların üzerinden öyle bir nur çıktı ki;
eğer kaçmasaydım o nur beni bile yakardı. Sıcağımızı bile
söndürürdü. Hak Teala Ve Tekaddes (CC) Hazretleri bana
"Lâilâheillallah" diyenleri yakmaya destur vermedi." Cehennem
malikleri aciz kalırlar, kendi kendilerine: "Bunların feryatlarına
aldırış etmeyerek ateşe atsak bile, Tevhid
,,Lâilâheillallah"'in nuru ateşi söndürecektir." derler. Ve
Hak Teala Vetekaddes (CC) Hazretleri'ne niyazda bulunurlar.
"İlahi! Burada bir bölük kavim var ki, ateş bunları yakmıyor.
Ateş kendilerine saldırınca bunlar "Lâilâheillallah" diyorlar.
Ateşte onlardan kaçıyor. Ve yakmıyor. Korkuyoruz ki, bunların nuru
ateşi tamamen söndürecek." Hak Celle Ve Ala (CC) Hazretleri ferman
buyuruyor. "İhlas ile 'Lâilâheillallah' diyenleri ateşe
atmayacağımı vaad ettim. Zira onlar benim Zakir (Zikreden)
kullarımdır. Varın çıkarın onları ve cennete götürün."
Onları dehennemden çıkarır, nurdan buraklara bindirir ve cennete
götürürler.[1]
Nitekim Cenab-ı Hak (CC) şöyle buyurur: "Unuttuğun zaman, Rabbin
Celle Şane'yi zikret."[2] Yani "Rabb'ini (CC) zikrettiğin
zaman Rabb'inden (CC) gayrı her şeyi, hatta kendi nefsini dahi
unut" demek olur. Ancak böyle olursa, zikirde ortak koşulmamış
olur. Bir de "ölümünde olduğu gibi Allah'tan (CC) gayrisini
unut" demektir. Zikir de Allah-u Teala'ya ortak koşulmamak,
"Lâilâheillallah" denildiği zaman Allah-u Teala'dan (CC)
gayrı her şeyi tamamıyla unutmakla mümkündür. Bunu yapabilmek
için de zikire o kadar devam etmelidir ki, zikir kalbe yetişsin. Ve
aleme gönderiliş gayesi hasıl olsun. Kalbden de ruha erişsin,
oradan da talibe Muhabbet-i İlahiyye ve ünsiyyet eserleri belirsin.
Bunun için de talibin beşerriyet sıfatlarını tamamıyla ve
külliyen mahvetmesi lazımdır. O kadar ki, kendi adını ve
çevresini, dünyayı ve dünya içindeki her şeyi unutması gerektir.
Ta ki: "Adın nedir?" diye sorulduğunda, zikrettiği Mabud'un
(CC) adını söyleyivermelidir. Ancak zikir Allah-ü
Azimüşşan'ın (CC) ve Resul-ü Azam'ının (SAV) buyurduğu
şekilde kaideleri ve şartları üzere yaptıysa, Zikrullahın
faziletleri hasıl olur.
Her ne kadar bir kişi "Lâilâheillallah" deyince mü'min olursa
da, "Lâilâheillallah" demenin kaideleri ve şartları vardır. Ve
bu şartları ve kaideleri yerine getirmedikçe, kişinin gönlünden
hicabı (perdeyi) gidermez.
"Lâilâheillallah" kelimesi bir macuna benzer. Yani müsbet ile
menfiden meydana gelmiştir.
Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz kalabalık bir Sahabe toplululuğu
arasında otururlarken Ashab'ına (RA) hitaben: "İçinizde
yabancı birisi varsa, onu dışarı çıkarın ve kapıyı
kapatın." buyurduğunda, Sahabe-i Kiram (RA): "İçimizde yabancı
kimse yok ey Allah (CC) Hz.leri'nin Resulü (SAV) diye cevap
verdiler. Hücre-i Saadet'in kapısını kapatıp oturduktan sonra,
bir süre "Lâilâheillallah" diyerek topluca yüksek sesle
zikrettiler. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz şöyle dua etti:
"Allahım (CC)! Sana hamd olsun. Muhakkak sen beni bu Kelime-i
Tevhid'in tebliği ile peygamber olarak gönderdin. Onunla zikretmeyi
bana emrettin, Ve bunun karşılığında cennet ve cemali'ni
vaadettin. Sen asla vaadettiğin sözden caymazsın." Sonra da:
"Sizlere müjdeler olsun ki, Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri hepinizi afv
ve mağfiret eti." buyurdu.
"Gerçekten ben Allah'ım (CC)! Benden başka hiç bir ilah yoktur.
Onun için bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl."[3]
Diğer bir Hadis-i Şerif'te de şöyle buyurulmaktadır: "Allah-ü
Teâlâ (CC) Hz.leri kıyamet günü buyurur. 'Ey
"Lâilâheillallah" diyenler. Yaklaşınız ve arşımın
gölgesinde dinleniniz. Siz beni ben de sizi seviyorum."[4] Bu
Hadis'ten de anlaşılmaktadır ki; "Lâilâheillallah" demeye
devam edenler, Evliyaullahtan olurlar. Zira, Fahr-i Alem Ekmelüttaha
(SAV) Efendimiz'e sordular: "Ya Resulallah (SAV), Evliyaullah
kimlerdir?" Efendimiz (SAV) buyurdular: " (Edamüzikrallah) Allah
(CC) Hz.leri'ni daima zikredenlerdir."
Bilmiş ol ki bütün ameller "Lâilâheillallah" demeye
bağlıdır. Her kim "Lâilâheillallah" demese, onun ameli batıl
olur. Onun İçin iman bundan gayri bir kelime ile sahih olmaz. Nebiler
Nebisi (SAV) diğer bir Hadis'inde de şöyle buyurmaktadır.
"(Miftah-ül Cenneti 'Lâilâheillallah') Cennet'in anahtarı
(Lâilâheillallah)'tır."
Allah (CC) Hz.leri mahlukatın en azimi olarak arşı halk ettiği
vakit arş 24.000 yıl titredi. Allah (CC) Hz.leri de onun üzerine 24
hasf izhar etti. Bu da "Lâilâheillallah Muhammedürrasulullah"
kelimesidir. Arş bundan sonra sükun buldu. Sükuneti 24.000 yıl
devam etti. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri ilk mahlukunu halk edip ona
tevhidi "Lâilâhe İllellah" kelimesini emredince, arş tekrar
titremeye başladı. Rab Teala (CC) Hz.leri: "Sakin ol ya arş."
buyurdu. Bunun üzerine arş: "Ya İlahi!... Bu kelimeyi söyleyeni
afv ve mağfiret etmedikçe sakin olmam." deyince Rab Teala (CC)
Hz.leri: "Ben seni halk etmeden 2000 sene evvel yemin ettim ki, hangi
kulumun diline bu kelimeyi verirsem onu muhakkak afv ve mağfiret
ederim." buyurdu.[5]
Nebiler Nebisi (SAV) efendimiz: "Kalbinde bir arpa ağırlığı
kadar dahi iman olarak 'Lâilâheillallah' diyen kimse ateşten
kurtulur. Kalbinde zerre kadar iman olarak 'Lâilâheillallah'
diyen, cehennemden necat bulur (kurtulur)." buyurmuşlardır.[6]
Mü'minlere Cenab-ı Hak'tan (CC) bir rahmet ve merhamet olarak
ruhlarının kabzedildiği vakitte hatırlayıp söylemeleri için
ölüm meleğinin alnında "Lâilâheillallah" yazılıdır. Bunun
için Resulüllah (SAV) Efendimiz: "Mevtanıza Kelime-i Tevhid
zikrini telkin ediniz." buyurmuşlardır. Kelime-i Tevhid aslî
imanı tevhid ettiği için, zikrin ekmeli Cenab-ı Hakk'ı tahmidde
Niamat-ı Samedaniyyeyi tezyide madar olduğu için, duaların
efdalıdır. Hususiyle mübarek Ramazan ayında Kelime-i Tevhid ile
meşgul olmakta büyük fazilet vardır.
Ehl-i Hikmet, "Gönlün ağarması 5 şeyle olur" demişlerdir:
1 - Salah ehliyle oturmak.
2 - Namaz kılmak.
3 - Oruç tutmak, aç kalmak.
4 - Kur'an okumak ve zikir etmek.
5 - Seher vaktinde Tazarru' ve niyazda bulunmaktır.[7]
İbadete ihlas ile devam kalbin uyanmasına vesile olduğu gibi
ma'sıyete devamda kalbin hasta olup ölmesine sebep olur. Çok
yemek, çok uyumak ve çok söylemek de kalbi kasvete duçar eder, çok
gülmek de kalbe manen zarar verir. Kalbin ölmesine de sebep olur
demektir.
Resul-i Kibriya (SAV) Bir Hadis-i Şerif'lerinde: "Hamd nimetin
sermayesidir. Tevhid ise cennetin sermayesidir." buyurmuştur.[8]
Eba Yezid-i Bestami (RA) Hz.leri'ne insanlar: "Lailaheillallah
cennetin anahtarıdır diyorlar. Siz ne buyurursunuz?" diye sordular.
O da (RA): "Doğru söylüyorlar, ama anahtar dişsiz ve şifresiz
olmaz. Kelime-i Tevhid anahtarının dört dişi (şifresi) vardır:
1: Yalansız ve gıybetsiz bir dil
2: Hilesiz ve hıyanetsiz bir kalb
3: Haram ve şüphelerden uzak bir karın
4: Nefsin kötü arzularından, sünnete uymayan, dine sokulan yeni
yeni şeylerden uzak bir amel.
İşte Şeriat-ı Muhammediyye'nin (SAV) emir ve nehiyleri bu dört
cümlede toplanmıştır. Bunlara riayet edenlere Cenab-ı Hakk (CC)
Hz.leri kendi katından manevi hil'atlar sunar. Ancak ne var ki, bu
hil'atlere nail olanlar, hil'atlerden ziyade onları sunan Cenab-ı
Hakk (CC) Hz.leri ile meşgul olmalıdırlar." buyurdu.
Binaenaleyh Kelime-i Tevhid, yedi ismin evvelidir. Talib şeyhinden
aldığı telkin veçhile gece gündüz ayakta, oturarak ve her halinde
buna devam edilirse, Batınında bir meleküti lamba yakılır ve
işlediği günahları, kötülükleri basiret gözüyle görüp ikrah
eder ve zayi eylediği vakitlerine pişman olup halas bulmaya
çalışır. Mücahedeye devam eyledikçe cezbeye kuvvet gelerek fakr
ve fena ile tecellilere mazhar olur. Tabi bunlar nefs-i emmareden
kurtulup nefs-i hayvaniden nefsi insaniye geçince tecelli eder.
Ey Aziz müslüman şunu iyi bilesin ki, bu dünyaya gelen her insan
mutlaka şu yedi tehlike ile karşı karşıya gelecektir:
1- ÖLÜM TEHLİKESİ: Her canlı her nefis ölümü tadacaktır. Bir
mutlu son için ölümü iman ile tatmak gerekir. En büyük tehlike
son nefesini verirken insan, iman ile mi verecek, yoksa (Allah (CC)
korusun) imansız mı? İşte bu korkunç tehlikeden hiç kimse emin
değildir.
2- KABİR TEHLİKESİ: Hiç bir nefis, kabirdeki durumundan emin
değildir. Kabir hayatı cennet bahçesi mi yoksa cehennem çukuru mu
olacaktır? İşte bu korkunç tehlikeden de hiç kimse emin değildir.
3- SORGU SUAL TEHLİKESİ: Kabirde sual Melekleri olan Münker ve
Nekir'in (AS) suallerine doğru cevab verebilecek mi, yoksa
veremeyecek mi?
4- HAŞIR TEHLİKESİ: Kabir hayatının sona ermesi ve insanların
yeniden dirilmesinde o zaman dirilmesi nasıl olaeak, ak mı kara mı?
Bundan dahi hiç kimse emin değildir.
5- HESAB VERME TEHLİKESİ: Her nefis hesab vermek zorundadır. Bu
dünyada yapılan en küçük bir amelin (işin) hesabı sorulacaktır.
İşte o zaman bu hesap işi kolay mı, yoksa çetin zor mu olacaktır?
6- MİZAN TEHLİKESİ: Her nefsin, her insanın amelleri mizana
(tartıya) girecektir. İşte o zaman, sevablar mı ağır gelecek,
günahlar mı ağır basacaktır?
7- AYRILIŞ TEHLİKESİ: Son ayrılış, hesab kitap bitip ayrılış,
sevkiyat cennete mi, yoksa cehenneme mi? Bu da bir tehlikedir.
Evet ey dost! İşte bu yedi türlü tehlikeden hiç kimse emin olamaz.
Bu yedi tehlikenin acı ve sancısını aklı başında olan her
müslüman çekmelidir. Bu yedi türlü tehlikeden kurtuluş ancak
Kelime-i Tevhid ile mümkündür. İslam Alimleri bu yedi tehlikeye
karşı yedi kelimeden meydana gelen Kelime-i Tevhidi "Bu tehlikelere
karşı bir kurtuluş çaresidir" demişlerdir. Hz. Peygamber (SAV)
Efendimiz Hadis-i Şeri'flerinde: "Son sözü 'Lâilâhe
İllallah' olan bir kimse, cennete girer." Buyurmuşlardır. Bu
dünyada yaşarken zikri Kelime-i Tevhid olanın son nefesini verirken
dahi son sözü Kelime-i Tevhid olacaktır. Bunda asla şek ve şüphe
yoktur. Çünkü bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri'nin ve Resulü
(SAV) Efendimiz'in verdiği sözde, asla cayma yoktur.[9]
Ey hak yolcusu şu anlatacağımız menkıbenin Kelime-i Tevhid ile
çok önemli bir bağı bulunmaktadır. Bu menkıbe Hz. Ebubekir (RA)
Hz.leri tarafından rivayet edilmiştir. Ashab-ı Kiramdan Dıhyetül
Kelbi ismiyle (lakabiyle) bilinen bu zat, arab kabileleri reislerinden
olup henüz daha İslam'a girmemiş (müslüman) olmamıştı. Hz
Peygamber (SAV) Efendimiz bu zatın müslüman olmasını çok arzu
ediyordu. O zaman yediyüze yakın hanedanı, Dıhye'nin müslüman
olmasıyla İslam'a girmiş olacaklardı. Beklenilen gün geldi.
Dıhyetül Kelbi müslüman olma arzusuyla yanıp tutuşuyordu.
Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri, Resulüllah (SAV) Efendimiz'e bir sabah
namazından sonra, Dıhye hakkında şöyle vahiyde bulundu: "Ya
Habibim! Dıhye!nin kalbine iman nurunun ışığını attım, biraz
sonra, sana Dıhye gelecektir." buyurdu. Resul-i Ekrem (SAV)
Efendimiz henüz Mescidde iken Dıhye (RA) içeri girdi. Resulüllüh
(SAV) Efendimiz, üzerindeki mübarek hırkasını çıkarıp yere
serdi ve Dıhye'ye hitaben: "Buyurun, hırkamın üzerine
oturun!" buyurarak iltifatta bulundu. Dıhye, Resul-i Ekrem'in
(SAV) bu nezaketi ve iltifatını görünce son derece duygulandı ve
eğilip hırkai saadeti yerden hürmetle alarak gözlerine sürdü,
başının üzerine koydu, samimiyet, içtenlik, saygı ve hürmetle
"Lâilâhe İllallah Muhammedürrasulüllah diyerek Kelime-i Tevhid
ve Kelime-i Şahadet getirdi ve sonra: "Cahiliyet devrinde bir çok
kız çocuklarımı kendi ellerimle öldürdüm." dedi. Dıhyenin bu
itirafına karşılık Resulüllah (SAV) hayretler içerisinde kaldı.
Cebrail (AS) indi ve : "Ya Muhammed (SAV)! Dıhye'ye de ki: 'Ey
Dıhye! Rabbin Teala (CC) buyuruyor 'İzzet ve Celalime andolsun ki,
sen ey Dıhye "Lâilâheillallah Muhammedürrasulüllah" dediği
an, senin altmış yıllık günahlarını bağışladım."[10]
Ey Hak yolcusu! Bütün varlıkların sahibi Yüce Rabbimiz (CC)
Hz.leri'dir. Kulunu af ve mağfiret etmek için en büyük sebep
Kelime-i Tevhiddir. Onun için Kelime-i Tevhidi dilimizden
düşürmemeliyiz.
Nebiler Nebisi (SAV): "Kıyamet gününde Ümmetimden biri, her
birinin uzunluğu göz görünceye kadar olmak üzere doksan dokuz
defter ile gelir. Bu defterlerin hepsi de büyük, günahlarla
dolmuştur. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri: 'Ey kulum bu günahları hep
sen mi işledin, yoksa melekler ilave mi ettiler? Bunları hatırlar
mısın?' diye sorar. Kul: 'Evet Ya Rabbi! Bütün yaptıklarımı
hatırlıyorum, bu günahlar hep benimdir. Melekler hiç bir şey ilave
etmediler." der. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri: 'Sana zulmedilmez, bu
doksan dokuz defter içinde iki satırlık bir ibadetin var o da,
(Lâilâheillallah Muhammedürresulüllah) mübarek kelimesidir. Haydi,
terazinin başına gel.' buyurur. Kul da terazi başına gelir.
Terazinin bir gözüne 99 defteri diğer gözüne de Kelime-i Tevhidi
yazılı olan kağıdı koyarlar. Bu Kelime-i Tevhid kağıdı ağır
gelerek o kul cennete girer, zira içinde Lafza-i Celal bulunan
Kelime-i Tevhide hiç bir şey ağır gelemez." buyurdu.[11]
Aziz mümin kardeşim! Mizanda ağır gelen bu Kelime-i Tevhidi hiç
dilinden düşürme.
Tevhidin izahı uzundur. Onun ilmi diğer ilimlerin sonudur. O halde
bilki tevhidin 4 derecesi vardır ve onun özü vardır ve özünün de
özü vardır. Ve onun kabuğu vardır ve kabuğunun da kabuğu
vardır. Demek ki iki özü ve iki kabuğu vardır. O taze bir ceviz
gibidir. Taze cevizin ilk kabuğu ve içi olduğu gibi özünün de
özü yağdır.
Tevhidin birinci derecesi: Diliyle "Lâilâheillallah" deyip
kalbiyle buna inanmamaktır. Yani dil söyler, fakat kalp daha bu
sözü kabul edememiştir. Bu münafıkların tevhididir.
İkinci derecesi: "Lâilâheillallah" kelimesinin manasına ya
taklitle inanır (cahillerin inanışı gibi) yahut delilin isbatıyla
inanır (kelam alimlerinin inanışı gibi).
Üçüncü derecesi: Müşahede ile bütün dünyanın, kainat'ın bir
asıldan olduğuna, failin bir olduğuna ve hiç bir kimsenin fiili ve
tesiri olmadığına inanmaktır. Bu iman kalbde parlayan bir nurdur.
Bununla müşahede hasıl olur. Cahillerin ve kelam alimlerinin imanı
gibi değildir. Onların imanı ya taklit hilesiyle, yahut delil
hilesiyle kalbe vurulan bir bağdır. Ama müşahede ile olan iman-ki
kalbin inşirahı ve bağın kalkmasıdır. Başka yolla olan imandan
daha üstündür. Çünkü padişahın sarayda olduğunu, filan kimse
haber verdi diye zorla kendini buna inandıran kimse ile (ki bu
cahillerin taklidî imanlarının misalidir, onlar anne ve
babalarından böyle duyduklarından böyle inanırlar), padişahın
sarayda olduğuna delil ile, mesela maiyet hizmetçilerinin saray
kapısının önünde beklemeleriyle, inanan kimse (ki bu kelam
alimlerinin delili ile olan imanlarının misalidir) ve padişahın
sarayda olduğunu müşahede ile inanan kimse (ki bu da ariflerin
imanının misalidir) aralarında açık farklar vardır. Aiflerin
tevhidi çok yüksek bir derecedir. Bu hem mahlukat, hem Halik'i (CC)
görüp mahlukat'ın Halik'tan (CC) olduğuna inanmakla olur. Demek
ki bu çokluktan, ayrılıktan ve her türlü ikilikten sıyrılıp
birlik ve vahdet dairesini bulanların imanıdır.
Dördüncü derece ise: İman ve Tevhidin kemal derecesidir. Bunun
sahibi birlikten başka bir şeyi görmeyip her şeyi bir görüp bir
anlar. Bu müşahede ile ayrılığın ilgisi yoktur. Tasavvufçular bu
dereceye "Tevhidle fena" derler.
Kelime-i Tevhide hayatlarında devam edenler, ölüm acısı duymadan
iman ile göçerler. Kabirleri Kelime-i Tevhidin nuru ile pür nur
olur. Kabir zulmetinden kurtulur. Hazret-i Münkereyn'in (Münker ve
Nekir (AS) sorularına çeneleri kilitlenmeksizin kolayca cevap
verirler. Mahşer günü yüzleri nurlu ve beyaz olur. Hesapta
muhasebeleri kolay ve çabuk olur. Sıratı yıldırım gibi geçer ve
yolu Firdevs-i Ala'ya varır.
Lam'ın birisini hazf ederse, "Lehu" kalır. Civar-ı Muhammed
Mustafa (SAV) iskan olunur. Maksad-ı Ala ve Matlab-ı Rana olan
Ce-mal-i Lâyezal'i (CC) müşahede nasip olur. Bu 7 Kelime-i
Mübareke hürmetine Allah-ü Teala (CC) bu 7 mühlik müşkilattan
kurtarır. Şeytanın vesvesinden korur. 7 nimeti uzmaya layık kılar.
Müslümanlığın aslı esası, özü ve özeti
"Lâilâheillallah" tır ki; bu Kelime-i Tayyibe aynıl zikridir.
(Kur'an-ı Azimülburhanda 31 yerinde Ayet-i Tehlil vardır.)
Resulüllah (SAV) Efendimiz'in azadlı kölelerinden Sevban (RA)
şöyle rivayet etmiştir: "Akrabanı korkut, Allah (CC)
Hz.leri'nin azabıyla korkut.." Ayeti nazil olunca, Resulüllah
(SAV) Efendimiz safa tepesine çıkıp 'Ey Kureyş halkı... Gelin
saadete erişin.' diye nida etti. Kureyşliler toplanıp 'Davete
sebep nedir?' diye sordular. Resulüllah (SAV) Efendimiz buyurdu ki:
'Ey benim kavmim. Eğer size haber versem ki şu dağın ardında
düşman vardı, size saldırmak için fırsat beklerler. Ve
malınızı alıp sizi öldürmek için taarruza geçmek için hareket
ederler desem, bana inanır mısınız?' Bunun üzerine hepsi birden:
'İnanırız. Sen Muhammed-ül Emin'sin (SAV). Aramızda
yalancılıkla tanınmış değilsin. Ve senden hiç yalan söz
işitmedik' dediler. Bunun üzerine Resulüllah (SAV) Efendimiz:
'Ey Abdulmuttalip oğulları ve ey Abd menaf oğulları ve Beni
Zühre torunları. (Ve bütün kabileleri tek tek saydı.) Bana Hak
Teala (CC) Hz.leri 'Akrabanı Allah'ın (CC) azabı ile korkut'
buyurdu. Biliniz ki siz 'Lâilâheillallah' kelimesini demedikçe
ve benim Peygamberliğimi kabul etmedikçe ahirette ben size faide
etmem' buyurdu. Onların aralarında bulunan Ebu Leheb: 'Bizleri
bunun için mi davet ettin?' diyerek küfürlerini izhar etti ve
orada bulunanları dağıttı."
Zakir (Zikreden'in ruhunu kabza gelen melek, izin almadıkça
kabzetmez. Her kim hakikat üzere Allah'ı (CC) zikrederse, onun
zikri yanında her şey ona kolay kılınır ve Allah (CC) Hz.leri onu
her şeyden korur. Her şeye karşı ivaz olur. Yapılan zikir ihlasla
olmalıdır. Zikrin adabından birisi de, helal yemekle batının
temizliğidir. Her ne kadar zikir haramdan neşet eden cüzleri
giderirse de, batın haramdan pak olursa zikrin kalbi tenvişindeki
tesiri daha şiddetli ve mükemmel olur. Zikir meclisinde güzel
kokular sürmek melekler ve cinler için lazımdır. Zikreden yalnız
ise diz çökerek veya bağdaş kurarak kıbleye karşı oturmak,
cemaat halinde ise cemiyetin icabına göre oturmak gerekir. Gözlerini
kapayıp şeyhini iki gözü arasında tahayyül ederek ve tarikata
refik (arkadaşı) ve hidayetçi (kurtarıcı)sı olduğundan,
başlarken kalbi ile şeyhinin himmetinden yardım dileyerek ve
şeyhinin de Peygamberimiz (SAV) Efendimiz'den istimdat ettiğini,
zira onun vekil'i (varis'i) olduğunu düşünerek başlar. Tam kuvvet
ve ta'zimle göbek üstünden (Lâilâheillallah) zikr'ni yukarı kalbe
doğru çeker. (Lailahe)'de Allah'tan (CC) başkasını nefyederek
yukarı çekip (illallah)'ta kalbe isal eder kii (illallah) kalbte
yerleşsin ve bütün azalara sirayet etsin ve her defasında zikrin
manasını kalbinde hazır eder. Zikir derecelerinin en aşağısı
(Lâilâheillallah) dedikçe kalbinde Allah'tan (CC) başka bir şey
bırakmamaktır. Zikir halinde Allah'tan (CC) başkasına iltifat
ettikçe o iltifat ettiği şeyi ilah menzilesine indirmiş olur.
Kelime-i Tevhid zikri, fikrin ve şükrün başı ve esasıdır. Kim ki
dili zikirde ıslanır ve ıslanmaya devam ederse, emir ve nehiyde
ittika ederse (takva sahibi olursa) dostların cennetine girmesi vacip
olur ve cennete girer. Tebessüm eder dolaşır, nimetlere nail olur.
Zikir kalbden kasveti giderir. Kalbe yumuşaklık, tazelik getirir.
Gaflet ise kalp için dert ve marazdır. Zikir ise kalbe her dertten
şifadır. Nitekim Ehlullah demişler ki: "Ya Rabbi (CC)!..
Hastalanırsak zikrinle tedavi oluruz. Bazen zikri terk edince menkur
oluruz (yüzüstü oluruz). Zikir Allah (CC) Hz.leri'nin dostluğunun
aslı ve sermayesidir. Gaflet ise Allah (CC) Hz.leri'nin
düşmanlığının aslı ve sermayesidir. Bir kulu gaflet istila
ederse, Allah (CC) Hz.leri onu red eder ki, bu kul için en çirkin bir
haldir. Zikir belayı giderir. Nimetleri ve her faydalı olanı
celbeder. Yine zikir Allah (CC) Hz.leri'nin ve melaike'nin
salatını, Allah'ın (CC) rahmeti nura çıkarır. Darı selam'a dahil
eder.[12]
Resulullah (SAV) Efendimiz Ashab'ına (RA) cemaat halinde ve ferden
(tek tek) telkinde bulundu. Cemaatle telkini de şöyledir: Seddat ibni
Evs (RA) Hz.leri diyor ki: "Resulullah'ın (SAV) yanında idik.
Resulullah (SAV) Efendimiz 'İçinizde garip (yabancı) kimse var
mı?' diye sordu. 'Yok.' dedik. Kapının kapatılmasını
emretti ve 'Ellerinizi kaldırınız, (Lâilâheillallah) deyiniz'
buyurdu. Sonra 'Allah'ım (CC)! Sana Hamd olsun ki, Sen beni bu
kelime ile bas ettin (yarattın) ve onunla bana cennet vaadeyledi.
Muhakkak ki Sen vaadinden dönmezsin (Hulf etmezsin)!' dedikten sonra
'Agah olun. Muhakkak Allah (CC) Hz.leri sizi mağfiret etti.'
buyurdu."[13]
Ferden telkini de şöyledir: İmam-ı Ali (KV) Hz.leri, Resulullah
(SAV) Efendimiz'e: "Ya Rasulullah (SAV)!... Beni Allah'a (CC)
varan yolların en yakınına ve en kolayına ve Allah'ın (CC)
yanında en efdali olanına delalet et." dedi. Resulullah (SAV)
Efendimiz de: "Benim ve benden önceki Peygamberlerin (AS)
söylediklerimizin efdali (Lâilâheillallah) 'tır. 7 kat gökler ve 7
kat yerler terazinin bir kefesine ve (Lâilâheillallah) ta diğer bir
kefesine konsa, hepsinden ağır gelir!" buyurduktan sonra "Ya Ali
(KV)!.. Yeryüzünde Allah (CC) diyen bulundukça kıyamet kopmaz."
buyurdu.[14]
Şazeli (RA) Hz.leri diyor ki: "Hasta olmuştum. Resulullah (SAV)
Efendimiz'i gördüm. Bana 'Elbiseni kirden temizle. O vakit her
nefeste Allah'ın (CC) imdadını duyarsın' buyurdu. 'Ya
Resulullah (SAV)! Elbisem nedir?' dedim; buyurdu ki: 'Muhakkak ki
Allah-ü Teala (CC) sana marifet hüllesi giydirdi. Sonra muhabbet
hüllesi sonra tevhid hüllesi, sonra iman hüllesi, sonra da İslam
hüllesi giydirdi. Bu itibarla her kim ki Allah'ı (CC) bilirse,
yanında her şey küçük kalır. Ve her kim ki Allah'ı (CC)
severse Allah'tan (CC) başka her şey değersiz kalır. Her kim
Allah'a (CC) iman ederse, her şeyden emin olur. Her kim Allah'ı
(CC) tevhid ederse, ona bir şey şerik etmez. Ve yine her kim
Allah'a (CC) teslim olursa, Allah'a (CC) isyanı az olur. Şayet
isyan ederse, özürü yani tevbesi kabul olur'."
Kalbinde şeytan bulunmayan mü'min yoktur. Fakat o mü'min Allah'ı
(CC) zikrederse, şeytan geriler. Allah'ı (CC) unutursa, şeytan
vesvese vermeye başlar. Her gün ölüm meleği önümüzden ve
arkamızdan: "Nerede olursanız olun, ölüm size yetişir." diye
bağırır. Halbuki biz gafletimizin cehaletinde ve şehvetlerimizin
sarhoşluğunda boğulmaktayız.
Ey kardeş... Ömür kısadır. Sarraf keskindir. Yani ahirette hesaba
çekildiğimizde Cenab-ı Hakk (CC) amellerimizin ihlaslı ve
ihlassızını pek iyi ayırır. Ve dönüş ancak Allah (CC)
Hz.leri'ne olacaktır.
Ey nefesleri sayılı olan kişi... Bir gün bu sayı tükenecek,
elbette bir gün gecesiz kalacak, veyahut gece öleceksinde yarını
göremeyeceksin. Gel 9 hatılın altına girmeden sana verilen
sağlık, sıhhat ve selamete ve sayılı nefeslerine dikkat et.
Nefsini muhasebeyi elden bırakma. Yoksa mahlukatların hakkını
aldıktan sonra toprak olduklarını görünce: "Ah ne olurdu bu
günlere inansaydım. Ya Rab (CC)!... Beni bu dünyaya gönder de sana
gerçek ibadet edeyim. Eğer sana ibadet etmezsem, nefsime
zulmedenlerden olurum." deme.
Resul-ü Ekrem (SAV) Efendimiz'in kullandığı mendili Ashab'dan
(RA) bir zat, üzerinde taşırmış. Herhangi bir yere otursa o
mendili çıkarıp yüzüne gözüne sürüp salavat getirip
ağlarmış. Biri görmüş: "Yak bu mendili." demiş. O zat da:
"Olmaz. Bu mendil Resul-i Ekrem'in (SAV) mübarek dudaklarını
sildiği mendildir. Ateş bu mendili yakmaz." diye konuşur.
Yanardı, yanmazdı diye biraz iddia ederler. Sonra mendili ateşe
atarlar. Fakat mendil yanmaz ateşe attıkları gibi durur. Mendilin
sahibi: "Ben sana demedim mi? Bu mendil Resulüllah'ın (SAV)
mübarek dudaklarına değmiştir. Ateş onu yakmaz, yakamaz dedim"
diye söyler.
Evet Ey Hakk (CC) yolcusu. İşte gerçekler böyledir. Allah (CC)
Hz.leri Kelime-i Tevhid okuyan dilleri nar-ı cahimde yakmaz.
(Lâilâheillallah) kelimesiyle kafir, küfür bataklığından
kurtulup İslam nuruna kavuşur. Bir kafir, müslüman olacak olsa
hemen vakit geçirmeden "Lâilâheillallah Muhammedün
Rasülüllah" deyip müslüman oluverir.
Demek ki, İslamın anahtarı, Kelimei Tevhiddir. İman'ın anahtarı,
Kelime-i Tevhiddir. İcmali iman, Kelime-i tevhid ile elde edilir. Onun
için Kelime-i Tevhid çok sevaplı bir kelimedir.
(Lâilaheillallah Muhammedün Resulüllah) tamamı 7 kelimedir. Vücud
7 azadır. Cehennem 7 tabakadır. Bu Kelime-i Tevhid'i kalbden tasdikle
söyleyenlerin 7 azası 7 cehenneme haram olur. Yine harfleri 24'tür.
Gece ile sabah 24 saattir. Bu saatlerde işlenen cürüm ve hatanın
mağfiret edildiğine işarettir. İnsanın kalbinde kasvet
noktalarının temizlenmesine Tevhid nuru gibi kalbi son nefeste bir
Tevhidle nuru imanla paslayıp altın gibi ayan halis hale geldiği,
yaşadığı 70-80 sene içindeki husule gelen küfür ve zulmetler
yıkıldığı halde sağlığında zikir ile meşgul olan mü'minlerin
faziletinin ve sevabının ne derece yüksek olacağı tasavvurunun
dışındadır. Hadis-i Şerifte: "Lisan-ı Zakir (zikreden), Kalb-i
Şakir (şükreden) Vücud-u sabir (sabır eden) olanlara Nazar-ı
Muhabbet-i İlahiyye ile bakıldığı" buyurulmuştur. Kalb
hararetlerinin susuzluğunu, Kelime-i Tevhid pınarından kana kana
içerek giderenlere ne mutlu müjdeler vardır.
Hüznü bizden gideren Allah (CC) (Hz.leri'ne hamd ederiz. Muhakkak
ki Bizim Rabbimiz (CC) mağfiret edici (Gafur CC) ve iyiliklerin
mükafatını verendir (Şekur CC).
Ya Rab (CC)! Tevhid-i İrfan Kânı eylediğin, yaşamasında ve son
nefesinde şeytanın mekri ve tuzağından emin eyleyip hıfz-u
emânına aldığın, ehli tevhid ehli hidayet ve ehli hizmetten biz
aciz kullarını da ayırıp mahrum etme. (AMİN)