Âb-ı Hayat - 4864 | Hicrî Sene - 1 | Hicret - 3

1 view
Skip to first unread message

Huzur Pınarı

unread,
Jun 18, 2026, 12:57:03 PM (10 days ago) Jun 18
to huzur...@googlegroups.com
Allahü teâlâyı tanımak ve bilmek, insan aklının erişemediği bir yerdir. Bir ferdin aklı Allahü tealayı tanıyamaz. İşte Allah diyorlar ama o dedikleri, kendi kafalarındaki düşüncelerdir.
‌ ‌ ‌ ‌ ‌ ‌ ‌ ‌ ‌ ‌ ‌ ‌ ‌ ‌ ‌ ‌ ‌ ‌ 
Huzur Pınarı
Huzur Pınarı Whatsapp Kanalı

Günün Videosu

Youtube

Âb-ı Hayat - 4864

Büyükler buyurdular ki;

Allahü teâlâyı tanımak ve bilmek, insan aklının erişemediği bir yerdir. Bir ferdin aklı Allahü tealayı tanıyamaz. İşte Allah diyorlar ama o dedikleri, kendi kafalarındaki düşüncelerdir. Allahü teala bize zâtı ve sıfatlarıyla bildirilen Allah'tır. Mürtedler, kâfirler, Allah diye kendi nefslerinin karar verdiği şeye Allah diyorlar. Allah muhafaza etsin. Cenab-ı Hakkın zâtı ve sıfatları, ancak ve yalnız bir peygamber vasıtasıyla bildirilmiştir. Allahü teala bildirmeseydi peygamber de bilemezdi. Allahü teala zâtı ve sıfatlarıyla ilgili bilgileri Cebrail "aleyhisselam" vasıtasıyla peygamberlerine "aleyhimüsselam" bildirmiştir. Cenab-ı Hakka giden yollar, insanların nefesi kadardır, yani çoktur ama doğru olan bir tanedir. O da cenab-ı Peygamberin "aleyhissalatü vesselam" bildirdiği yoldur. Demek ki o doğru yolu bulmak için, peygambere tâbi olmaktan başka çare yoktur.

Ab-ı Hayat

Hicrî Sene - 1

Hicrî Sene, Hazret-i Ömer zamanında kabul edildi

Peygamberimizin "aleyhissalâtü vesselâm" Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye hicretinin başlangıç kabul edildiği târih, sene. Ayın hareketi esas tutulduğu için buna, "Hicrî Kamerî Sene" , "Sene-i Kameriyye" de denir.

Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm 53 yaşındayken Allahü teâlânın izni ile Medîne'ye hicret etti. Rebîulevvel ayının birinci Perşembe günü öğleden sonra Ebû Bekr-i Sıddîk'ın evinden berâberce çıkarak Mekke'nin 5,5 km güneydoğu tarafında bulunan Sevr Dağındaki mağaraya geldiler. Mağarada 3 gece kalıp, Pazartesi gecesi ayrıldılar. Bir hafta yolculuk yapıp efrencî (mîlâdî) Eylül ayının 20. ve Rebîülevvel'in 8. Pazartesi günü, Medîne yakınındaki Kubâ köyüne vardılar. Kubâ köyüne ayak bastığı 20 Eylül günü Müslümanların yılbaşısı, yâni hicrî sene başlangıcıdır. 20 Eylül gününü başlangıç kabul eden güneş yılına da "Hicrî Şemsî Yıl" denir.

Araplar, İbrâhim aleyhisselâmdan beri Arabî aylarını kullanmışlardır. İslâmiyetten önce Fil Vak'asını başlangıç kabul etmişler ve seneleri buna göre saymaya başlamışlardı. Hicretle berâber başlangıç değişmiş ve her senedeki en mühim hâdisenin ismi ile anılmaya başlamıştı (izin yılı, emir yılı, zelzele yılı, vedâ yılı vs.). Fakat bu şekildeki tatbikat bâzı târih karıştırmalarına sebeb olduğu için, halîfe Hazret-i Ömer "radıyallahü anh" zamânında, hicretin on yedinci yılında alınan bir kararla hicretin olduğu sene birinci sene olmak ve o senenin Muharrem ayı başlangıç kabul edilmek sûretiyle bu târih tesbit edildi. İşte hicrî kamerî târih bu târihtir. Osmanlı Devletince devamlı kullanılan hicrî sene, Cumhûriyet döneminde bir kânunla kaldırılarak yerine Avrupalıların kullandığı mîlâdî sene kabul edilmiştir.

- devamı var -

Hicret - 3

Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen varsa önüme çıksın

Bu arada Hazret-i Ömer bir gün kılıcını kuşandı, yanına oklarını ve mızrağını alıp Kâbe'yi açıkca tavâf etti. Orada bulunan müşriklere yüksek sesle şunları söyledi: "İşte ben de dînimi korumak için Allah yolunda hicret ediyorum. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak, anasını ağlatmak isteyen varsa önüme çıksın."

Böylece Hazret-i Ömer ve yanında yirmi kadar Müslüman güpegündüz açıktan Medîne'ye doğru yola çıktılar. Onun korkusundan bu kâfileye hiç kimse dokunamadı. Daha sonra Eshâb-ı kirâmdan diğerleri de hicrete devâm ettiler. Bu arada Hazret-i Ebû Bekr de hicret için izin istedi. Resûlullah efendimiz "aleyhissalâtü vesselâm"; "Sabreyle. Ümidim odur ki; Allahü teâlâ bana da izin verir. Berâber hicret ederiz." buyurdu. Hazret-i Ebû Bekr; "Anam babam sana fedâ olsun. Böyle ihtimâl var mıdır?" diye sordu. Resûlullah da; "Evet vardır." buyurunca sevindi. Sekiz yüz dirhem vererek hemen iki deve satın aldı. Beklemeye başladı. Nihâyet Mekke'de Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebû Bekr, Hazret-i Ali, fakirler, hastalar, ihtiyarlar ve müşriklerin hapsettiği kimseler kaldı.

Diğer taraftan Medîneliler (Ensâr), hicret eden Mekkelileri (Muhâcirleri) çok iyi karşılayıp, misâfir ettiler. Aralarında kuvvetli bir birlik meydana geldi. Resûlullah'ın da hicret edip, Müslümanların başına geçeceği ihtimâliyle Mekkeli müşrikler telâşa kapıldılar.

Mühim işleri görüşmek için bir araya geldikleri Dârünnedve'de toplandılar, ne yapacaklarını konuşmaya başladılar. Bu toplantıya şeytan da "Şeyh-i Necdî" yâni Necdli bir ihtiyâr kılığında, düzgün kıyâfetli olarak katılmıştı. Çeşitli teklifler öne sürüldü. Hiç biri beğenilmedi. Kendisine söz verilen Şeyh-i Necdî kılığındaki şeytan onlara; "Sizin düşündüklerinizin hiçbiri O'na karşı çâre değildir. Çünkü O'nun öyle güler yüzü tatlı dili vardır ki; her tedbiri bozar. Başka çâre düşününüz." diyerek fikrini söyledi. Kureyş'in reisi ve en azılı İslâm düşmanı olan Ebû Cehil; "En doğru fikir şudur ki, her kabîleden bir kuvvetli kimse seçelim. Herbiri ellerinde kılıçları ile Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) üzerine saldırsın. Kılıç vurup kanını döksünler. Böylece kimin öldürdüğü belli olmaz. Zarûrî olarak diyete râzı olurlar. Biz de O'nun diyetini verir, bu sıkıntıdan kurtuluruz." dedi.. Şeyh-i Necdî de bu fikri beğendi ve harâretle tasdîk etti.

Onlar bunun hazırlığı içindeyken, Allahü teâlâ, Peygamber efendimize hicret emrini verdi. Cebrâil aleyhisselâm gelerek müşriklerin kararını ve o gece yatağında yatmamasını bildirdi. Peygamber efendimiz Hazret-i Ali'ye kendi yatağında yatmasını ve bıraktığı emânetleri sâhiplerine vermesini söyledi. Geceleyin Yâsîn sûresinin ilk sekiz âyetini okuyarak, kendisini öldürmek için evini sarmış kâfirlerin üzerine bir avuç toprak saçtı ve evinden çıktı. Müşriklerden hiç kimse onu göremedi. Peygamber efendimizin saçtığı topraktan kime isâbet ettiyse Bedr Savaşında öldürüldü.

- devamı var -

İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli.
Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir.

Dini sualleriniz icin:  su...@huzurpinari.com

Facebook Instagram Youtube Email

Bu maili grubumuza üye olduğunuz için aldınız.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages