|
Elhasıl:
Nasıl hikâye-i temsiliyede bir zabitin cüzdanına ve defterine bakıp
görmüştük ki: Hem rütbesi, hem vazifesi, hem maaşı, hem düstur-u hareketi,
hem cihazatı bize gösterdi ki, o zabit, o muvakkat meydan için değil;
belki müstekar bir memlekete gidecek de ona göre çalışıyor. Aynen onun
gibi, insanın kalb cüzdanındaki letâif ve akıl defterindeki havas ve
istidadındaki cihazat, tamamen ve müttefikan saadet-i ebediyeye müteveccih
ve ona göre verilmiş ve ona göre teçhiz edilmiş olduğuna ehl-i tahkik ve
keşif müttefiktirler. Ezcümle:
Meselâ, aklın bir hizmetkârı ve
tasvircisi olan kuvve-i hayaliyeye denilse ki, “Sana bir milyon sene
ömürle saltanat-ı dünya verilecek; fakat âhirde mutlaka hiç olacaksın.”
Tevehhüm aldatmamak, nefis karışmamak şartıyla, “Oh” yerine “Ah” diyecek
ve teessüf edecek. Demek, en büyük fâni, en küçük bir alet ve cihazat-ı
insaniyeyi doyuramıyor.
İşte bu istidattandır ki, insanın ebede
uzanmış emelleri ve kâinatı ihata etmiş efkârları ve ebedî saadetlerinin
envâına yayılmış arzuları gösterir ki, bu insan ebed için halk edilmiş ve
ebede gidecektir. Bu dünya ona bir misafirhanedir ve âhiretine bir intizar
salonudur.
|
Lügatler :
âhirde : sonunda âhiret : öteki
dünya alet-i tâzip : azap verme aleti âlet-i tes’id :
mutluluğa ulaştırma aleti bedbaht : talihsiz biçare :
çaresiz cihazat : donanım cihazat-ı insaniye : insana
ait cihazlar, duygular cüzdan : kimlik dereke : aşağı
seviye dertmend : dertli düstur-u hareket : hareket
prensibi, tarzı ebed : sonsuzluk ebedî :
sonsuz efkâr : fikirler, düşünceler ehl-i tahkik ve
keşif : maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine
sahip insanlar elhasıl : özetle, sonuç olarak emel :
arzu, istek envâ : çeşitler, türler ezcümle :
özetle fâni : geçici, ölümlü halk edilmek :
yaratılmak hâşâ ve kellâ : asla ve asla, kesinlikle öyle
değil havas : duyular hediye-i hikmet : hikmet
hediyesi hikâye-i temsiliye : kıyaslamalı benzetme şeklinde,
analojik hikâye hikmet-i mutlaka : sınırsız hikmet; herşeyin
belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde
olması hilafet : yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun
adına icraatta bulunma şeklinde insana verilen görev hizmetkâr :
hizmetçi ihata : kuşatma, içine alma intizar :
bekleme istidat : beceriler, ruhsal özellikler, konuşma ve sevme
gibi kâinat : evren, yaratılmış herşey kuvve-i
hayaliye : hayal duygusu külliyen :
bütünüyle letâif : lâtifeler, duygular mahlûkat :
yaratıklar merhamet-i mutlaka : sınırsız
merhamet meş’um : kötü, uğursuz musibetzede : musibete
uğrayan muvakkat : geçici mübarek : bereketli,
uğurlu münafi : zıt, aykırı müstekar :
yerleşmiş müteveccih : yönelmiş müttefik :
birleşmiş müttefikan : birleşerek, fikir
birliğiyle nefis : insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden
kuvvet nuranî : nurlu saadet : mutluluk saadet-i
ebediye : sonu olmayan, sonsuz mutluluk saltanat-ı dünya :
dünya saltanatı semere : meyve, netice tasvirci :
resimleyici, suret verici teçhiz edilmek : cihazlanmak,
donatılmak teessüf etmek : üzülmek tevehhüm :
vehimlenme, kuruntuya kapılma zabit : subay zelil :
aşağı, alçak zulmânî : karanlıklı
|