BEŞİNCİ ŞUA-9-İKİNCİ MAKAM VE MESELELERİ(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Jun 13, 2026, 11:33:13 AM (14 hours ago) Jun 13
to

                                       BEŞİNCİ ŞUA

2.4.İKİNCİ MAKAM VE MESELELERİ(DEVAMI)

ON ÜÇÜNCÜ MESELE(DEVAMI)

İkinci vechi şudur ki: Şahs-ı İsa Aleyhisselâmın kılıncıyla maktul olan şahs-ı Deccalın, teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı mânevîsini öldürecek ve inkâr-ı ulûhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek ancak İsevî ruhânileridir ki, o ruhâniler din-i İsevînin hakikatini hakikat-i İslâmiye ile mezc ederek o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek. Hattâ, “Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir, Hazret-i Mehdîye namazda iktida eder, tâbi olur” 1 diye rivayeti, bu ittifaka ve hakikat-i Kur’âniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.
ON DÖRDÜNCÜ MESELE
Rivayette var ki, “Deccalın mühim kuvveti Yahudidir. Yahudiler severek tâbi olurlar.” 2
Allahu a’lem, diyebiliriz ki, bu rivayetin bir parça te’vili Rusya’da çıkmış. Çünkü, her hükûmetin zulmünü gören Yahudiler, Almanya memleketinde kesretle toplanıp intikamlarını almak için, komünist komitesinin tesisinde mühim bir rol ile Yahudi milletinden olan Troçki namında dehşetli bir adamı, Rusya’nın Başkumandanlığına ve terbiyegerdeleri olan meşhur Lenin’den sonra Rus hükûmetinin başına geçirerek Rusya’nın başını patlatıp bin senelik mahsulâtını yaktırdılar. Büyük Deccalın komitesini ve bir kısım icraatını gösterdiler. Ve sair hükûmetlerde dahi ehemmiyetli sarsıntılar verip karıştırdılar.
ON BEŞİNCİ MESELE
Ye’cüc ve Me’cüc hâdisâtının icmali Kur’ân’da olduğu gibi, rivayette bir kısım tafsilât var. Ve o tafsilât ise, Kur’ân’ın muhkematından olan icmali gibi muhkem değil, belki bir derece müteşabih sayılır. Onlar te’vil isterler. Belki râvîlerin içtihadları karışmasıyla, tabir isterler.

Evet, 3 لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ إِلاَّ اللهُ bunun bir te’vili şudur ki: Kur’ân’ın lisan-ı semâvîsinde “Ye’cüc” ve “Me’cüc” namı verilen Mançur ve Moğol kabileleri, eski zamanda Çin-i Maçin’den bir kısım başka kabileleri beraber alarak kaç defa Asya ve Avrupa’yı hercümerc ettikleri gibi, gelecek zamanlarda dahi dünyayı zîr ü zeber edeceklerine işaret ve kinayedir. Hattâ şimdi de komünistlik içindeki anarşistin ehemmiyetli efradı onlardandır.
Evet, ihtilâl-i Fransevîde hürriyetperverlik tohumuyla ve aşılamasıyla sosyalistlik türedi, tevellüd etti. Ve sosyalistlik ise bir kısım mukaddesatı tahrip ettiğinden, aşıladığı fikir, bilâhare bolşevikliğe inkılâp etti. Ve bolşeviklik dahi çok mukaddesat-ı ahlâkiye ve kalbiye ve insaniyeyi bozduğundan, elbette, ektikleri tohumlar hiçbir kayıt ve hürmet tanımayan anarşistlik mahsulünü verecek. Çünkü kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâvet, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir; daha siyasetle idare edilmez. Ve anarşistlik fikrinin tam yeri ise, hem mazlum kalabalıklı, hem medeniyette ve hâkimiyette geri kalan çapulcu kabileler olacak. Ve o şeraite muvafık insanlar ise, Çin-i Maçin’de kırk günlük bir mesafede yapılan ve Acaib-i Seb’a-i Âlemden birisi bulunan Sedd-i Çinînin binasına sebebiyet veren Mançur ve Moğol ve bir kısım Kırgız kabileleridir ki, Kur’ân’ın mücmel haberini tefsir eden Zât-ı Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm) mu’cizâne ve muhakkikane haber vermiş.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

1 : Buhari, Enbiya: 49; Müslim, İmân:244, 245, 247; İbn-i Mâce, Fiten: 33; Müsned, 2:336, 3:368
2 : Müslim, Fiten: 124; Müsned, 3:224, 292, 4:216-217.

3 : Gaybı ancak Allah bilir.

 

Lügatler :

Acaib-i Seb’a-i Âlem : dünyanın yedi harikası
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
Aleyhisselâm : Allah’ın selâmı onun üzerine olsun
Allahu a’lem : Allah en iyisini bilir
azamet : büyüklük

bilâhere : daha sonra
çapulcu : başkasının malını çalan, talan edip yağmalayan
din-i İsevî : Hıristiyanlık dini

efrad : fertler, bireyler
ehemmiyet : değer, önem
fikr-i küfrî : küfür ve inkârcılık düşüncesi

gaddar : acımasız, çok zulmeden
gayet : çok
hâdisât : hâdiseler, olaylar
hakikat-i İslâmiye : İslâmın hakikati
hakikat-i Kur’âniye : Kur’ân’ın hakikati

hercümerc etme : alt üst etme, yıkıp bozma
hükmüne geçmek : bir şeyle aynı hükmü almak
hürmet : saygı
hürriyetperverlik : hürriyetçilik
icmal : özet
icraat : uygulama
içtihad : dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hâdise dayanarak hüküm çıkarma
iktida : uyma
inkâr-ı ulûhiyet : her şeyi yaratan bir İlâhın bulunduğunu inkâr etme

inkılâp etme : değişme, dönüşme
İsevî : Hıristiyan
ittifak : birleşme, birlik oluşturma

kabile : topluluk
kalb-i insanî : insan kalbi
kesret : çokluk

kinaye : bir anlamı üstü kapalı olarak ifade etme
komite : bir maksat için oluşturulan gizli cemiyet
komünist komitesi : komünizmi yaymak için oluşturulan gizli birlik

lisan-ı semâvî : semavî lisan, İlâhî dil
maddiyyunluk : dünyada, yalnızca maddenin varlığını kabul eden, manevî kavramları ret ve inkâr eden felsefî görüş, maddecilik

mahsul : ürün
mahsulât : ürünler
mahveden : ortadan kaldıran

mazlum : zulme uğrayan
merhamet : acıma, şefkat
metbûiyet : diğer unsurların kendisine tabi olma özelliği
mezc etme : birleştirme

mucizâne : mu’cizeli bir şekilde
muhakkikane : bir bilgiyi en ince ayrıntılarına kadar araştırarak elde etme
muhkem : hükmü çok açık ve net olan, yoruma gerek olmayan
muhkemat : hükmü çok açık ve net olan, yoruma gerek olmayan âyetler

mukaddesât : kutsal değerler
mukaddesat-ı ahlâkiye : ahlâka dayanan mukaddes şeyler
muvafık : lâyık, uygun
mücmel : kısa, özet
münasebet : bağlantı, ilgi

müteşâbih : mânâsı açık olmayan ve yorumlanmaya ihtiyacı olan âyet

nam : ad, isim
namında : adında
râvi : Peygamber Efendimiz hakkında görülen ve işitilen bilgiler rivâyet eden, nakleden
rivâyet : Peygamberimizden duyulan ve görülen şeylerin nakledilmesi
rûhânî : Hıristiyan din adamı
sair : diğer, başka
şahs-ı Deccal : Deccal’ın bizzat kendi şahsı
şahs-ı mânevî : belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik

şerait : şartlar
tâbi olma : uyma
tabir : yorumlama
tafsilât : ayrıntı

tahrip : yıkma, yok etme
te’vil : yorum

tefsir eden : yorumlayan
terbiyegerde : terbiye edilmiş, yetiştirilmiş
teşkil etme : oluşturma, meydana getirme

tevellüd : doğum, doğma
Zât-ı Ahmediye : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) kendi zâtı
zekâvet : zeki oluş, kurnazlık
zir ü zeber etme : alt üst etme, yıkıp bozma

zulüm : haksızlık, eziyet

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages