You do not have permission to delete messages in this group
Copy link
Report message
Show original message
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to hayat-v...@googlegroups.com, huzunlu-...@googlegroups.com, mahs...@googlegroups.com
Gittin...
Dudagima çocuksu susuzlugumla asla doyamadigim öpücüklerinden birini
kondurup gittin. "N'olur öyle bakma bana" dedin en son... Daha birkaç
dakika önce gözlerimde varliginla alevlenen yasam sevincinin yerine
boyun egmis donuk ve daha simdiden hasretinle kavrulmus bir karanligi
birakip gittin...
Dolmustu zamanin...
Yüregimdeki kum saatini o göz açip kapayincaya kadar geçen "sen"den
sanki asirlarca tükenmek bilmeyen "sensizlige" tersyüz ederek gittin.
Içimde günlerdir yoklugunla zayiflamis kalbi kupkuru kalmis ask çocugunu
sevginle emzirme sarhosluguyla delirdigim su "üç saatin" içindeki
yüzlerce "an"i "ani"ya dönüstürerek...
Önce gözlerim öksüz kaldi yoklugunda. Sonra nefesinin o bugulu sicakligindan mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarlari...
Gittin...
Iki askin arasinda saskin ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan
kalbini cebine koyup baska bir eve gittin uyumaya. Artik senin degildi
evin . "sizin"di. Benim özledigim o eski evin degildi gittigin...
O eski ev... Oturup zamanin o yagmursuz o parça parça yüzüne bakarak
günesin bütün gün sadece yalayip geçtigi los pencerelerinde
dalginligimizi biriktirdigimiz o ev...
Susardik bazen... Ansizin hesapsizca belki de yorgun düserek... Akildisi
bir hizla devinen imgelerin ortasinda bir çig gibi ömrümüze yigilan
anilardan birini seçip dondurarak... Hayat çok eskilerden gelen sonsuz
bir ritüel gibi bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafimizda umurumuzda
olmadan...
Elin çaya uzanirdi...
Tenim dudaklarini özlerdi...
Bir sözüm siirin olurdu... Demlenirdik.
Gömüldükçe düslerin o büyülü uykusuna askimin kalbimdeki ilahi melodisi
çalinirdi kulaklarina birden. Nasil da ürkerdin. Karanliktan korkan bir
çocugun teselli isligi gibi bölerdi sesin suskunlugumuzu...
Ruhlarimizin biryerlerde bulustuguna düslerimizin biryerde kesistigine
inanmak istedigim bu hayattan çalinti anlari beni bunun aksine
inandirmaya çalisan bir sesle ve ilk önce hep sen bölerdin.
Iste böyle anlarda yüzü daha da netlesirdi dünyaya gözlerinden bakan o yarali çocuklugunun...
Iste ben en çok seni içimden dogru sevdigim böyle anlari severdim...
Hayatin içinde seni barindirdigi her karesinde uzun uzun soluklar alarak
o günlük o siradan ayrintilarini alabildigince büyütüp içinde
kaybolarak severdim seni... Odanin içinde varligina yillardir asina
oldugun bir esya gibi sessizce kaybolarak seni izlemek ve basinin
üzerinden sonsuzluga akip giden düs bulutlarinda sekillenen her sözü
yüregimde senin için büyüttügüm siire misra yapip eklemekti seni
sevmek...
Sevmek hayatina taniklik etmekti benim için...
Sabahlari evden çikmadan önce uykundaki o en masum halini öpücüklere
bogarken "gitme" diye sayiklayan sesine kiyamayip patrona binbir
yalanlar uydurarak sik sik ise gitmemekti seni sevmek...
Sana kahvalti hazirlamakti. Özenle hazirlidigim sofraya istahla
oturup"Sen var ya bir meleksin neden seninle evlenmiyorum ki ben...
Senden daha iyisini mi bulacagim" diyen muzip sözlerine sevinmek belki
de çocukça inanmakti... Ince ince kiyilmis tabaga motif gibi islenerek
dizilmis ve hep sevdigin gibi üzerinde zeytinyagi ve limon gezdirilmis
domateslere yaptigim mezelere duydugun minnete sasirmakti...
Hayatina eklemekten çilginca zevk aldigim o sefkatli inceliklere duydugun minnete...
Seni sevmek bundan yillar önce seni bir idol gibi içimde büyütüp
hayranligimin yavas yavas aska dönüsünü ürkekçe gizleyerek kaleme
aldigim mektuplarima ayni incelikle ayni özlemle ayni hayranlikla
verdigin cevaplarina inanmamakti... Tüm israrlarina ragmen bu essiz
büyüyü bozmaktan çekinip aylarca seni bir kez bile aramamakti. Sonra
ansizin yollara düsüp çocuklugumda kalbimde filizlenen sevdasi senin
askinla yeseren bu kentin sokaklarinda izini sürmek kendi sözlerinle "bu
inceligin ve bu derin anlayisin yüzünü" yani o merak ettigin yüzümü
gözlerine tasimakti... Bulustugumuz cafede aylarin günlerin telasi ve
susuzluguyla anlattigin seylerin hiçbirini algilamadan sadece
hayranlikla seni o hepimiz gibiligini seyrederken masanin altindan bir
türlü çikartamadigin o telasli o çocuk ellerinde kendini eleveren
heyecanina inanamamakti...
Seni sevmek o gece raki içtigimiz köhne meyhaneden çikip yürüdügümüz
sokaklarda Nisan ayinda bir mucize gibi gökyüzünde dans eden kar
tanelerinin Tanri'nin bu ask için gönderdigi bir isaret olduguna
inanmakti...
Seni sevmek kadinligimi bedenimi ve hazzi ilk defa seninle kesfetmekti.
17 yildir sanki sadece senin için sakladigim bedenimi en ufak bir
tereddüt duymadan ve beklentisiz bir sarhoslukla sana sunmakti... Her
dokunusunda kutsal bir ayinin o sicak ve tatli sarabini yudum yudum içer
gibi...
Seni sevmek askin ugruna ama senden izinsiz baska bir kentteki hayatimi
sifirlayip yasadigin kente yasadigin gögün altina islandigin yagmurlarin
altina gelip yerlesmekti. Senden baska bu koca kentte bir basinalik ve
kimsesizlikti seni sevmek... Sokaklarda tek bir tanidik simaya
rastlamamaya alismakti güçlükle... Hücrelerimle beraber çogalan askini
özgürce ve sinirsizca yasamak için ailemin sefkatli ve anlayisli
kollarindan siyrilip kanatlanmak yillanmis can dostlarin sevgisini çok
uzaklarda birakmakti...
Seni sevmek yalnizligin soguk kollarindan biraz olsun siyrilip nefes
alabilmek için geceleri saatlerce tek basima Beyoglu'nun karanlik
sokaklarinda kalabaligin soluguyla isinmaya çalismakti. Hiç tanimadigim
insanlarin yüzünde senin yüzünü aramak onlarin kaybetmis umutsuz
hayatlarinda yarali geçmisinin ve çocuksu düslerinin izlerini
sürmekti...
Seni sevmek bu kentin tozlu soluk isiklari ruhumu isirirken ayni gecenin
yildizlari altinda seni deliler gibi özlemekti... O geceyi de
kollarinda geçirebilmeye seni ikna edebilmek için saatlerce sokaklarda
dolasip barlarda kahvelerde oturup eve dönüsünü beklemekti... Bazen bu
bekleyislerin sonuyorgun düsmüs bedenimi sürükledigim evimdeo gece bir
baska kadinin yaninda uyumana aglamak olurdu sabaha kadar... Ertesi gün
bir sizofren gibi hiçbir sey olmamis gibi tekrar seni sevmeye
koyulurdum...sasirirdin.
Çünkü seni sevmek direnmekti sevgili... Güçsüz olani acimasizca yokeden
bu kentin hoyratligina ve senin için artik inanmaktan çoktan vazgeçtigin
yasadigin hayalkirikliklariyla çok uzun zamandir kaybettigin o ask
duygusunun gerçekliginin canli ispati olmaya direnmekti... Kalbine
inançla ask tohumlari ekmekti seni sevmek... Sevmek o yitirdigin ask
sarkisi adina sana umut vermekti...
Seni sevmek ait oldugun gökyüzünde seni özgür birakmakti... Koparmamakti
kanatlarini... Ruhunun ve kaleminin tek besin kaynagindan baska
sevgilerin siirine ekledigi misralardan kiskançlikla seni mahrum etmeye
yeltenmemekti...
Sevmek ruhumun tek sahibi olan seni sahiplenmemeye kanaya kanaya razi
olmakti... Çocuksu bir saflikla tek vazgeçemeyeceginin ben olduguma
kendimi inandirarak hayatina boyun egmekti...
Seni sevmek bir babayi bir canyoldasini hayatinin sonuna kadar yaninda
oldugunu bildigin güvenilir bir dostu ilgiye ve sefkate doymayan çaresiz
bir küçük çocugu ama en çok da tutkulu kiskanç ve yüregi sonsuz
maviliklere akan bir deli asigi sevmek gibiydi... Birgün ansizin
telefonda duydugun bir sese ya da yeni tanistigin bir kadina asik
oldugunu sanki tepkimi ölçmek ya da seni nasil kiskandigimi görmek
isteyen abartili bir heyecanla söylediginde telasa kapilmamak bunun
gelip geçici bir duygu olduguna ve asla benden vazgeçemeyecegine
inanmakti... Yine de içimdeki o kaçinilmaz endise ister istemez sarardi
yüzümü... Sesim solugum kesilirdi birden... Iste öyle anlarda beni
simsiki sarip tutkulu bir sevismenin ilk öpücüklerini dudagima
kondururken "Sen küçücük bir kizsin biliyor musun" diyen sefkatli sesini
severdim en çok... Ve aslinda ben dahil hiç kimseye asik olamayacagini
düsünür hüzünlenirdim...
Rüyalarimin gül kokusu...
Sonra birgün aska açildi yüreginin sürgüleri...
Sonra birgün siirlerin baska bir askin kokusuna büründü...
Yikildi tabularin... Kirildi zincirlerin... Uzagima düstün..
Bu defa farkliydi hissetmistim. Yalniz bedenini degil ruhunu da paylasmaya baslamistin bir baska kadinla...
Sonra sevmek yavas yavas kayisini izlemek oldu avuçlarimdan... Seni
sevmek sen sabaha karsi uyudugumu sanarak yanimdan kalkip bir baska
yürekle telefonda özlem giderirken içimde kopan firtinalari susturmaya
çalismak oldu sessizce...
Habersizce kapini çaldigim o gün kapinda kalip içeri girememek oldu...
O güne kadar hiç olmazsa bana karsi dürüst olmanla yasadiklarini benden
gizlememenle yalan söylememenle avunuyordum... Ama bir baskasini
incitmemek üzmemek için ondan gerçekleri gizledigini yalanlarla da olsa
onu korudugunu farkedince bu avuntu da terketti beni... Yalanlarini bile
kiskanir oldum.
Neden dürüst olmak için beni seçmistin sanki... Gerçegin acimasiz zindanlarinda neden beni kilitli birakmistin...
Ne çok düsündüm bu sorularin cevaplarini... Ne çok sorguladim kendiminerde hata yaptigimineyi eksik biraktigimi...
Kadinca oyunlardan haberim olmadi hiçbir zaman. Seçtigin yasam
biçiminden koparmak seni soluksuz birakmak demekti benim için. Hatam
seni bir mülk gibi sahiplenmemek miydi? Acaba istedigin bu muydu? Seni
yanlis mi tanimistim?.. Bana hep ne kadar asil bir yüregim oldugunu
söyler dururdun... Isyanim kalbimin ezilmis parçalarinin üstünü örtüp
sessizce çekip kapini çikmak olurdu en fazla...
Yalniz kalmak istedigini daha sen söylemeden yüzündeki bulutlardan
hisseder çikip giderdim... Özür diler gibi bir sesle onun gelecegini
söylediginde sessizce çikip giderdim... Karsinda ben otururken onunla
saatlerce telefonda konustugunda çikip giderdim... Hep giderdim...
Bu onurlu tavrimdi belki de ezen yüregini... Vazgeçemedigin tek yanim buydu belki...
Sonra sevmek yarali kadinligimi baska yüreklerle avutma yanilgisina
kapilmak oldu... Buna hakkim oldugunu söyleyip dursan da biliyorum
aslinda içten içe hiç affetmedin beni... Sen çoktan parçalanmistin
zaten... Benim de yüregimi böldügümü düsünmek sana bile agir geldi...
Oysa ben seni degil kendimi cezalandiriyordum baska bedenlerde... Ruhumu
kemiren bu deli aski cezalandiriyordum... Bunu anlamadin mi sevgili?
Sevmek seni degil çocuklugumu düslerimi kendimi aldatmak olmustu
artik... Bana baglanan masum asklari seninle aldatmak olmustu... Kimseye
veremedim yüregimi. Ne zaman baksalar içime yüregimin kirik aynasinda
kendilerinin degil senin yüzünün aksini gördüler hep. Sessizce çekip
gittiler. Farketmedim bile gittiklerini...
Gittin...
Seni sevmek bensiz akip giden hayatina bir yabanci gibi uzaktan bakmak
oldu çoktandir... O çocuk ellerinin bir baskasinin saçlarinda
gezindigini aniden özlemle sarilip bir baska yüzü öpücüklere bogdugunu
sabahlari uykunda bir baska kadina sarilip bir baska yüzü öpücüklere
bogdugunu sabahlari uykunda bir baska kadina "gitme" diye sayikladigini
düsünmek oldu seni sevmek... Geceleri kokuna hasret yatagimda ter içinde
uyanmak kendimin bile affedemedigi bir bencillikle kalbindeki tek askin
benimki olmasi için gözyaslari içinde Tanri'ya yalvarmak oldu..
Seni yasak bir ask gibi gözlerden uzakta rutubetli duvarlar arasinda
yasamak oldu sevmek... Beni hayatindan disladigin için öfke nöbetlerine
kapilip bana bile yabanci gelen hiç tanimadigim bir sesle sana bagirmak
haykirmak aglamak sonra pismanlikla affedip tutkuyla sana tekrar
sarilmak oldu...
Yabani bir ot gibi ruhumu sarip sarmalayan öfke ve kiskançlik
duygulariyla benligimden uzaklasmayi kendime yakistirmamak sikisip
kaldigim bu karanlik dehlizde kendi kalbimde yalnizligimda sensizligimde
kendi askimla delirmek oldu artik seni sevmek...
Simdi bu aciya bir son vermesi kendisini terketmesi sonsuzluga birakip
gitmesi için birbirine yalvaran iki yüregiz artik... "Ayazda Iki Yürek"
gibiyiz...
Sen benim sizofren askimsin... Bense senin kanayan vicdaninim...
Affet beni sevgilim... Verdigim sözleri tutamadim...
Cezmi ERSÖZ
-- Kaç gece bekledim bir telefonunu belki ararsın diye ama yok...
Sen gideli çok olmuş anlaşılan...
Çünkü güller dikensiz kalmış arkanda
Sahi neden gittin sen öyle sessiz ve nedensiz.
Çok mu sevdim seni? Gerçekten çok sevdim veee kaybettim seni kollarımın arasından
Ne çok şiir yazdım sana ama sen yoksun ne anlamı var ki yazdıklarımın Ne anlamı var sensiz bu boş havayı solumanın
Hep ben mi kaybedecektim?