DERSİMLİ
unread,Sep 10, 2008, 1:04:30 PM9/10/08Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ sempatizanları
Ekonomiyi yönetenler Nazım Ekren, Unakıtan, Ali Babacan, TÜSİAD, TÜİK
nasıl hesaplandığı kısmı ile ilgilenmeden sayısal göstergelerin bizim
(kast-ı yerli ve yabancı tekeller) iyi bir istikrar süreci içinde
olduğumuzu göstermektedir diyerek Tv ekranlarında boy gösterdiği
günleri yaşamaktayız. 2007 yılı enflasyon artış oranı%8.7, 2008 yılı
enflasyon artış oranı %8.53, işsizlik oranı %9.0, kişi başına düşen
milli gelir yıllık 7500 $ vb... Bu verilerle patronların, zenginlerin
oluşturduğu sınıfın çıkarlarını savunurken, bir taraftanda da ayrı bir
sınıf olmadıklarını ve emekçisiyle, köylüsüyle, ihracatçısıyla,
patronuyla aynı gemide (tayyip'in oğlu'nun gemisi değil ülkemiz
kastedilmekte) yer aldığımızı ve bu istikrar ortamının kaybedilmemesi
gerektiğini anlatıyorlar temennileriyle...
Yukarıda sayısal veriler ülkemizin uzun yıllardan beri
tutturamadığı iyi verilerdir. Ama kağıtların arasından ve
temennilerden sıyrılıp sokaklara, gecekondu bölgelerine, fabrikalara
vardığımızda işin yapısı sadelikten umutsuzluğa ve karamsarlığa
dönüşmektedir. Enflasyon artış oranını %8.7 hesaplandığını söyledi
TÜİK. Nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan emekçiler ve köylüler için
bu enflasyon artış oranının gerçek bir anlamının olup olmadığına
bakalım!!! Gelirlerinin büyük bir kısmını gıda harcamalarına,
barınmaya, ulaşıma, giyime harcadıklarını unutmadan enflasyon artış
oranının nasıl hesaplandığını analiz edelim. hesaplamada 425 adet mal
ve hizmetin fiyatlarındaki değişim göz önüne alınarak
hesaplanmaktadır. Bunların içinde golf topu, uçak bileti, sezaryanla
doğum, ameliyat, internet ücreti, hastane yatak ücreti gibi mal ve
hizmetler bulunmaktadır. Açlık ve
yoksulluk sınırında yaşamaya çalışan milyonların bu tür tüketimlerinin
oldukça fazla olduğunu söylemek fazlaca abartılı olacaktır.425 adet
mal ve hizmetin 90 adet kadarı ücretli çalışanları ve köylüleri
ilgilendirmektedir. Ve bu toplamın enflasyon artış oranı %20 dir.
Mesela kira artış oranı % 25; gıda harcamaları artış oranı %40
(beyazpeynir %90.1, ekmek %18, domates %40, süt %14.6, çay %12.9,
yoğurt %12.5, su faturası %10.5, makarna %20,ş.içi telefon %17.4)tür.
Bu rakamlar, emekçileri en çok ilgilendiren barınma ve beslenme
masraflarının aynı zamanda enflasyondan en fazla etkilenen kalemler
olduğunu ortaya koyuyor. Bu istastistiklerle nasıl %8.7 tutturuldu
dediğinizi duyar gibiyim.
Enflasyon hesaplamaları emekçilerin, köylülerin kullanmadığı mal ve
hizmetleri de kapsayan kalemlerin fiyat ortalamaları ile hesaplandıkça
yani TÜİK' in kuralları ile hesaplandıkça emekçilerin ve köylülerin
alım gücü de düşmeye devam edecektir. Açıkcası emekçilere zammın,
enflasyon artış oranı düzeyinde yapıldığını (2007 yılının 2. altı
aylık dilimi için %4'tü) biliyoruz. Köylülerin de ürün taban fiyatları
da serbest piyasanın insafına bırakılmış ve ürün taban fiyatları
serbest piyasada asalak konumundaki tefecilerin, ihracatcıların
patronların insafına bırakılmıştır. 2007 temmuzunda fındık taban
fiyatı 6 ytl belirlendi. Bu sene müdahale yok ve piyasa anarşisi
içinde 3 ytl altında bir fiyat oluşması muhtemeldir. Üreticinin halini
siz düşünün ... bu bağlamda Güneydoğu illerinden kalkıp gelen
mevsimlik işçilerin günlük yevmiye ücretleri de gittikçe erimektedir.
"Yanlış olan enflasyon artış oranı belirlemesinde kullanılan mal ve
hizmetlerin çoğunun emekçilerin ve köylülerin gereksinimleri dışındaki
mal ve hizmetlerden seçilmesidir!!! TÜİK'in enflasyon artış oranı
%8.7; emekçilerin ve köylülerin gereksinimleri üzerinden hesaplanan
enflasyon artış oranı %20dir. buda gösteriyor ki her yıl %11'e yakın
bir orandan alım gücünde düşme yaşıyor emekçiler ve köylüler.
Görülüyor ki Serbest Piyasa Ekonomisi'nin inşaası ve ayakta
durması için uğraşan hükümetler enflasyonla mücadele politikasında
ücret artışlarını engellemek için ücretlilerin karşısına enflasyon
artış oranını ve enflasyon hedeflemesini çıkarmaktadır. Belirginleşen
durum enflasyonla mücadelenin bedelini alım gücü düşük işçiye,
emekçiye, yoksullukla ödetmektir. Almanya 1945'li yıllarda
hiperenflasyona sahip bir ekonomiydi. Zimbabwe'de resmi enflasyon
oranı %100bin hiper enflasyon yaşanmaktadır. Günlük enflasyon artışı
%270tir. Bir çuval para ile ekmek dahi zor alınmaktadır. Birisi AB
ülkesi diğeri Afrika Ülkesi olduğunu bilmekteyiz. Ülkemizde böyle
dönemler olup olmadığına bakmakta fayda vardır. 1994 yılı ANASOL-D
hükümeti(Çillerli yıllarda denir) zamanında yaşanan kriz ve ortaya
çıkan devalüasyon (paranın diğer kaybetmesi) ekonomimize 3 basamaklı
enflasyon oranlarını yaşatmıştır. 1994 yılının 5 Nisan'ında alınan
kararlarla (Almanya'da benzer yolla enflasyonist süreçten çıkmıştır.)
kriz durumundan kurtulmak istenmiştir.
Kararlardan birkaçı
1- işçilerin fazla mesai ücretleri %50 oranında kısılmalı
2- kamuda personel alımı durdurulmalı
3- emekliliğe hak kazanılan prim gün sayısının belirli bir geçiş
süresi tanınarak kadın sigortalı işçiler için 7200; erkekler için 9000
güne çıkarılmalı.
4-kamu harcamalarının azaltılması ve rasyonelleştirilmesi
5-KİT'lerin etkinleştirilmesi ve özelleştirilmesi
Yukarıdaki maddeler içeriklerinin çok yaşandık şeyler olduğunu
düşünmektesiniz. Küçük bir başlık açarsak; yukarıdaki maddeler, adeta
AKP hükümetinin bugün uyguladıklarını 10 yıl kadar önce uygulamaya
çalışmışlar. 2003 yılında iş yasaları adı altında emekçilerin birçok
kazanımını elinden yasal olarak almıştır. (örneğin 8 saatlik işgünü;
mesai ücreti, esnek çalışma koşullarının dayatılması gibi..). SSGSS
olgusuna bakıldığında da benzer olmakla beraber daha ağır sonuçlarla
karşılaşacağımız bir tablo ortaya çıkmaya başlamıştır. (sigorta prim
ödeme yapısında değişiklik, prim gün sayısı artışı, kıdem tazminatının
ortadan kaldırılması vb..gibi)
Geçmiş yıllarda yaşanan enflasyon değerlerine göz atmak
gerekirse;
1995 yılı %125.9; 1996 yılı %78.1 1997 yılı %75.7; 1998
yılı 101.6; 1999 yılı %65.9; 2000 yılı % 68.9; 2001 yılı
%35.9; 2002 yılı %73.2; 3 Kasım günü %33.4; 2003 yılı
%26.4; 2004 yılı %16.4; 2005 yılı %9.47; 2006 yılı %10.39;
2007 yılı %8.7; 2008 Mart ayı %8.53
Enflasyon değerlerinde ani artışların ve düşüşlerin olduğu yıllar
görülmektedir. Ani artışlar serbest piyasa ekonomisinin girdiği
krizleri göstermektedir. Düşüş yılları da 5 Nisan kararlarında olduğu
gibi bedelini emekçilerin ödediği ve IMF'nin hazırladığı enflasyonla
mücadele paketlerinin yayınlandığı ve uygulanmaya çalışıldığı yıllar
olmuştur. Ayrıca Kemal DERWİSH'in 2002 yılında GEGP(güçlü ekonomiye
geçiş projesi)'in uygulamaya çalışması beraberinde, 5 Nisan
kararlarından daha ağır bir yükün emekçilerin sırtına yüklendiğini
gösteren bir durumdur (batık bankaların zararı olan yaklaşık 50
katrilyonluk bir bedelin emekçilere ödetildiği unutulmamalı). Kemal
Derviş ve DB başkanlarından Anne Krueger ve J.Robinson Türkiye
Ekonomi Tarihi için önemli karakterlerdir. 24 Ocak Kararları'nın
ülkeye giriş sürecinde IMF ve DB yetkilileri olarak 1978 yılından 1980
yılına kadar kendi oluşturdukları kararların önce tartışılmasını;
sonrasında uygulamaya sokulmasını sağlayan kişilerdir. 24 Ocak
Kararları beraberinde 12 Eylül Darbesinin uygulanmasını ortaya
çıkarmıştır. Meselenin ortaya çıkışındaki en önemli neden Muhalif
olarak tanımlanan kitlelerin Finansal Liberizasyonu kabullenmemelidir.
Bu bağlamda Kararların uygulama zemini bulamaması üzerine 28 yıldır
emekçi halklar büyük baskı altında ve piyasa anarşisi içerisinde
yaşamaktadır. Yeni nesiller Yeni Dünya Düzen(sizliği)'nin sosyal ve
kültürel müdahalesi altında tüketen obje haline getiriliyor.
Enflasyon hesaplanmasında gıda mallarının asgari ücretliler için
önemi aç kalmamak yani yaşamaya çalışmaktır. Bu bağlamda evinde TV ve
buzdolabı olması aç olmamalarını engellemez. Evinde kombi takılı
olması, o ev halkının gazı doldurmadan geçirdiği soğuk kış geceleri
olmadığı anlamına gelmez. 1 Haziran 2008 tarihi itibari ile doğalgaza
meskende %7.3; sanayide %8.4 zam yapıldı.1 Ağustos tarihi itibari ile
doğal gaza %16.8 zam yapılmasına karar verildi.
Anlayacağınız nasıl Milli Gelir tespit yöntemi sonuçlarında yıllık
kişi başına 10.000 amerikan doları bir zenginliğin ortada olduğu
yalanı söyleniyorsa ülkemizdeki yoksul sayısının gün geçtikçe azaldığı
yalanını temellendirmek içindir.
"Enflasyonu yendik" naralarına inanılmamalı; yoksulluğu artıran
olgular alım gücünü de düşürür ve emekçiler ile yoksul köylüler temel
gereksinimlerini karşılamakta bile zorlanırlar. Bu bağlamda yendikleri
enflasyon değil; emekçilerdir. Kazananlarsa sermayedarlardır. Onları
temsil eden siyasi partilerdir. Bugün ise üzerine giydiği
işbirlikçiliği, piyasacılığı, ve her türden gericiliği ile zenginler
zengin eden parti AKP'dir. Unutmamamız gereken bir şey kapitalistler
fiyatların düşmemesi için elinden gelen her şeyi yapar. Ücretleri
düşürme, üretilen mal ve hizmetlerin fiyatlarını yükseltme, işten
çıkarma, üretimi düşürme gibi Bir çok yolu denemekten çekinmezler.
Örnek mi Starbucks'ın dünya üzerindeki 12.000'e yakın işyerini kar
oranlarının düşmemesi için kapatıyor oluşudur. Başka bir örnekte şu
günlerde kapatılma davası süren AKP'nin istikrarı koruyacak bir formda
durması ve bu yeni yapısıyla kapatılmayacağını hissetmesi
gerekmektedir. Kapitalistler için yüksek karlar önemlidir. Bu karları
elde etmek için emekçileri rekabet içine sokarlar. Yoksul köylüler de
kentlerde iş arama yoluna girerken bir yandan da emekçi bir nitelik
kazanırken işçi ücretlerinin düşmesine vesile olurlar. İşgücü
içindeki bu tür durumlar emekgücünü satmak isteyen emekçiler arasında
rekabet ortamının yaratılmasına ve kapitalistlerin verili durumdan
kaynaklı olarak karlarını artırmasını sağlar. Emekçilere de yoksulluk,
düşük ücretli çalışma, işsizlik, uygunsuz ve güvencesiz çalışma
koşulları olarak yansır. Sıralanan koşullar beraberinde İstanbul
Davutpaşa'da 21 İşçi ölümüne sebebiyet veren patlamalara vesile olduğu
unutulmamalıdır. Keza, Tuzla tersanelerinde ölümlerin 100'leri bulması
da söz konusu koşulların iyileştirilmemesidir. Sonuçta, sınıflı
toplumlarda egemen sınıfın yöneticileri enflasyon oranlarının doğru
tespit edilmemesi ve tespit edilen oranlarla yönetilen sınıfların
refah içinde/ refaha doğru gidildiği yönünde kısa vadeli
manipülasyonlarda kullanmaktadırlar. 21.yüzyılın ilk on yılı içinde
gelişmekte olan ülkelerde (merkez kapitalist ülkelere ve birliklere
bağımlı olan) ekonomi ENFLASYON HEDEFLEMESİ uygulaması ile yol
almaktadır. Günümüzde ENFLASYON HEDEFLEMESİ Türkiye gibi ülkelerde
bağımlılığı ortaya çıkaran borçlanma ve borçların ödenememesi
üzerinden ortaya çıkan faizlerinde birikmesi ile geri ödeme
planlarının yapılabilmesi için IMF, DB ve DTÖ gibi kurumlarla akıl
ortaklığı yapmak gibi zorunluluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu
bağlamda borçların sürdürülebilmesi için ENFLASYON HEDEFLEMESİ
uygulaması kullanılmaktadır. Uygulamanın neticesinde kısa dönemli
istikrar süreçleri sadece ekonomi alanında değil, toplumsal sınıflar
arasında da yaşanmaktadır. Verili durum sınıflar arasındaki
ilişkilerin kopmamasını ve bağımlılık ilişkilerinin artıran yönde
bir yol almaktadır. Bu sürecin durdurulması ve emekçi halka temel
çelişkinin emek ile sermaye sınıfları arasındaki bölüşümde yaşandığını
gösterebilmek gerektiği ortaya çıkan ana eksendir. Gösterme fiilini
uygulayacak öznelerin kendilerini hem teorik hem de pratik durumlar
için iyi hazırlaması gerekmektedir. Öznelerin tek güvencesi bu noktada
kapitalizm içinde yaşanan gerçekliğin gerçekçi analizi örgütlü bir
yapı içinde olmalarıdır. Son söz olarak
"Enflasyon oranları emekçi halkın yoksullaşmasının adıdır.",