İTİRAFÇI ENGİN ERKİNER'İN POLİS İFADESİ

3,597 views
Skip to first unread message

Oezcan Bruno

unread,
Sep 22, 2008, 9:49:57 AM9/22/08
to hocsempa...@googlegroups.com

İTİRAFÇI ENGİN ERKİNER'İN POLİS İFADESİ

Mihrac Ural

5 haziran 2008

Polis işkencesine dayanmak kadar dayanamamakta insani bir duruştur. Sonuçları kişinin kendisini ilgilendirdiği ölçüde de bu konunun dile gelmesi uygun değildir. Ancak sonuçları tek tek şahısları da aşarak bir ortak değerler bütününü yıkıcı tarzda etkiliyorsa, bu noktada söylenmesi gerekenler olacaktır. Kolektif duyarlılığın refleksi bunu zorunlu da kılar.

TKEP'li Engin, bir zamanlar Acilci saflardaydı. O saflarda yaptığı tek şey tahribattı. 1977 Ağustos "Bombacı Leyla" darbesi diye bilinen yakalanmalarda ve ardından gelen çözülmelerin başrol oyuncusuydu. Polise çok çirkin bir tarzda yardımcı olmuştur. Hatırlanacağı kadarıyla İstanbul'da çalışan bu zat, kısa örgütsel sürecini, ülke çapında hiçbir örgütsel etkinliği olmamasına karşın, bildiği, tahmin ettiği, gördüğü, tanıştığı bile istisna her şeyi polise itiraf ederek noktalamıştır. Polise teslim etmeyip geride bıraktığı, kendi çalışmalarının ürünü olacak hiçbir ilişki, kadro ve militanın olmaması nedeniyle de 77 sonrası dönemde örgütsel yapılanma içinde ne fiili ne de karar yönünden bir etkisi kalmamıştır. THKP-C (Acilciler) örgütünün fiili örgütsel varlığı, büyüme ve eylem etkinlikleri de bu dönemden sonra gündeme gelmiştir.

Örgütün toptancı yıkımına kadar uzanan polis ifadesindeki itiraflarıyla ortaya çıkan tabloda, Engin Erkiner'e karşı örgütün tavrı, o güne kadar hiçbir devrimci örgütte alınmamış bir tavırdı. Bu tavır, sorunu duygusallıklarla değil, akıl süzgecinden geçirilmiş yönelimle belirlenmiştir THKP-C( Acilciler) olarak bizler, kendisinden önce yakalanmış, işkenceden geçmiş olmasına rağmen açık vermemiş Üst Komite üyesi Rıza Salman'ın olmasına karşın, bir Üst Komite üyesi olarak yakalandığı an çözülen bu zata karşı şiddeti hiçbir zaman gündeme almadık.

Türkiye sol örgütleri arasında en olgun ve en aklı-selimle bilince çıkarılan tutumlarımızı ortaya koyarak, bu şahsı ne hain ne karşı-devrimci ne de polis ilan etmeden, örgüt içinde hazmetmeye çalıştık. Yararlı olması kaydıyla ve bilmemesi gerekenlerden uzak tutulmasıyla örgütte yer alması önünde engel oluşturmadık.

Tersine zaaflarını bilince çıkartıp bunları aşması için olanak tanıdık. Bu tür zora düşmüş yetersiz, zayıf kişilikleri eğitme gereğinin karşımıza çıktığının farkındaydık. Zira bu duruma kimsenin düşmek istemeyeceğini biliyorduk. Ancak örgütsel savunma mekanizmaları gereği, bu türlere kaldıramayacakları görevler ve bilmemesi gerekenleri yüklememe kararı içindeydik. Poliste çözülmüş olanlara karşı kendini koruma gibi doğal refleks verenlere karşı örgüt, şiddeti önerenlerini benimsememiştir.

Örgüt içinde böylesine ihtiyatlı duruma düşen insanların sıkıntılı olmaları ve sorunlar yaratmaları da beklenen bir gelişmeydi. Nispeten kendini dışlanmış hisseden bu türlerin oynadıkları olumsuz rollerin, bu güne kadar gelen izlerin oluşmasına da yol açması mümkündü. Her şeye rağmen bireyle çok farklı düşüncelerle aynı olaya yaklaşsalar da örgütün yaklaşımı her zaman toparlayıcı olmalıydı. Nitekim bu uzun dönem boyunca da yapılan bu olmuştu. Uzun da sürse, zaman zaman nüksetse de örgüt kucaklayıcı olmalıydı, onları yeniden kazanmanın yollarını bulmalıydı.

Örgütümüz de bunu yaptı. Konumuz TKEP'li Engin Erkiner'in Acilciler safındayken poliste çözülüşü, itirafları ve yarattığı yıkıma rağmen örgütün sabrı, genişliği ve kapsayıcılığıyla bu süreci göğüslemesidir. Ancak, 1982 yılı gelişmeleri ve 1986 yılı 1 Kongre sonuçlarıyla girilen yeni süreç, aradaki tüm örgütsel bağları bitirdi. 26 yıldır hiçbir bağın olmadığı süreçte yollar, kulvarlar örgütsel alanlar ve insani ilişkiler tamamen farklılaşmıştı. Ancak bu tür insanların düşüncelerini şekillendiren siyasi kaynaklı olmayan güdülerinin, çok geride kalmış geçmişlerine karşı kin ve husumet kusmayı her an tetikler durumda olduğu görülmüştür. Nitekim bu tartışmaların birdenbire ortaya çıkışı bunu gösteriyordu.

Bu şahsın 26 yıldır hiç bilmediği, ilgisinin olmadığı örgütsel değerlerimize, ilkelerimize, tarihimizde yer alan süreçlere karaçalma çabası bu eğilimi yansıttı. Bu çabaların öyle çok komplovari bir yorumuna gerek yoktur. Bu düzey ve etkide de olmayacağı açıktır. Ancak, ülkemiz sol hareketinde önemli kıpırdanmaların gündeme gelmesine paralel olarak örgütsel çabalarımızın da yükselişi, bu saldırıların zamanlamasıyla kesiştiğinden söz etmemiz yanlış olmayacaktır.

26 yıldır mensup olduğu TKEP'i eleştireceğine, daha önce içinde yer aldığı THKP-C (Acilciler)'e kara çalmasıyla tırmanan tartışmalar, bir ölçüde de etekteki taşları dökme düzlemine düşmüş gibi oldu. Oysa siyasal açıdan her devrimcinin, demokratın ve örgütsel oluşumun yapması gereken çok farklı görevler kapıda beklemekteydi. Örgütsel bilinç ve süreçte olmayanların bu disiplin dışında kışkırttığı, döktüğü, kustuğu kinler boşa harcanmış zaman gibi gelip kendini dayattığı da olmaktadır. Ortak emeklerin değeri olan örgütü savunma reflekslerimiz bu zaman kaybına rağmen, zorunlu hale gelmektedir.

Bu şahısın uzun yıllar sonra kusmakta olduğu kinin şerrinden TKEP'inde kurtulmamış olması konunun daha da ilginç hale gelmesine yol açmıştır. 1982 de bir yandan örgütümüzle dirsek temasını koparmayan, 1. Kongreye çağrılmasına (1986 Kasım) ve bu konuda sanki Acilciler örgütünde bir kişi olarak sürdürdüğü söylem ve çabalarına karşın, 1982 den itibaren TKEP üyeliğine müracaat etmiş olmasının ikiyüzlülüğü, olayın boyutu hakkında daha da ilginç bir veri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Utanmadan konuşmak

Engin Erkiner'le örgütümüzün siyasi boyutları dışında hiçbir sorunu yoktur. Bu da çok geride kalmıştır. Kişi olması itibariyle de muhatabı değildir. Şahıs bazında bu satırların yazarı ise örgütüne yönelik haksızlığa karşı durmaktadır ve muhatabı değildir. Bu adamın polis ifadesi ise bu tartışmaların ana konusu hiç değildir. Polis ifadesinin yeri, kişinin kendi tarihi içinde taşıdığı kamburların önüne her zaman çıkacak bir sorun olduğu belirtilmiş ve bu da tamamen kolektif değerlere verdiği zarar sonucu olduğu dile getirilmiştir.

Ancak bu adam, polis ifadesi denilince hangi duyguları harekete geçiyorsa, çok etkileniyor ve sinir sistemi dağılmış halde saldırganlaşıyor. Gerçekte utanç verici bir ifadeden kurtulmak kolay değildir. Bu olumsuzluğu aşmak için kişinin ciddi ve açık bir özeleştiri yapması gerekmektedir. Bunu yapmayı beceremeyenlerin, siyasi yaşamları önünde her zaman bir kambur olarak duracağı da bilinmelidir.

Ancak, TKEP'li Engin özeleştiri yapmıyor, konuşuyor. Durmadan konuşuyor ve en sonunda polis ifadesini savunmakla kalmıyor bir daha aynı koşullarda olsa "yine aynısını yapardım" diyor. Bununla da kalmıyor, polisteki ifadesinin zevkle okunacak, derslerle dolu olduğu mealinde konuşuyor. "İnsan ne kadar az düşünürse, o kadar çok konuşur." diyen Montesquie dan herkesin alacağı dersler olsa gerek.

Bu akıl almaz duyarsızlık, gerçekte Engin'in düştüğü zavallı durumu ve şaşkınlığı gösterse de okuyucunun kuşkulu yaklaşımlarını da körüklüyor gibidir. Oysa her ne olursa olsun hiç kimse polisteki ifadesini savunmamalıdır, zira orda baskı ve zor vardır ve insanların bu zorbalıklara dayanamama gibi doğal tepkilerinin olduğu göz önüne alınmalıdır.

Ancak Engin'in tepkisini, polis ifadesini savunmaya kadar götürmesi, okuyucuyu bilgilendirmemizi gerekli kıldı. Bunu da bir çamur deryası olan ifadesini toptan yayınlamak yerine, ilgilileri aydınlatacak birkaç başlık altında toparlayıcı bir okumayı sağlayacak aktarımlarla yetinmemizi gerektirdi.

Evet "kurbağa gökyüzünü kuyunun ağzı kadar sanır". Bu yanılgı insanı bu tür hatalara düşürüyor.

Herkes kendi polis ifadesiyle öğünebilir. "Lafı uzatmayayım: Bugünkü aklımla o günkü gibi bir duruma düşsem yine aynısını yapardım" diyebilir de (Engin Erkiner, İnetrnet kimliği adlı makalesi).

Bu onun hakkı, ama bu ifade başkalarını ilgilendiriyorsa, öğünmeden önce başkalarının bu ifadede nelere uğradığının bilinmesi ve savunma haklarının olduğunun unutulmaması gerekmektedir.

Buna rağmen kısa bir akıl yürütmek koşuluyla şöyle bir tabloyla karşılaşmak mümkündür; polise sizden önce düşen biri varsa ve o çözülmüşse, sizin de yapacak bir şeyiniz kalmamışsa ve siz de çözülmüşseniz, sizden önce çözülen daha olumsuz bir konumda demektir. Bu noktada kişinin kendini savunması ve kendinden öncekinin açtığı hataya düştüğünü iddia etmesi akla daha yakındır. Ancak sizden önce MK düzeyinde birileri yakalanmış ve kimseyi ele vermemiş, örgütü korumuş ve siz, örgütün önemli bir yerindeki kişi olarak polise örgütün tüm kadro, militan, eylem, ev, adres bilgi ve malzemeleriyle teslim etmiş iseniz, geriye bir şey kalmamış demektir. Hatayı işleyen ve bu hatanın kefaretini özeleştiri olarak ödemesi gereken siz olacaksınız. İşte, siz bu kişisiniz, Engin Erkiner'siniz.

Kefaretin devrimci yöntem içinde ödenmesinin yolu özeleştiridir. Bunun yerine, polis ifadesini utanmadan savunmaya kalkışmak, ilgililere karşı bir aşağılama olduğu kadar bu konuyu kimsenin ele almayacağı gibi sanılarla kendini aldatmak olur. Engin bunu denemiştir. Bu kurbağa akıllı adam bir de övündüğü polisteki itiraflarına ön söz dahi yazabileceğini söyleyebilmiştir.


Önceki yazımda da belirttim, TKEPli Engin, Acilci saflardayken yaptığı inanılmaz tahribatların belgesi şudur: bakınız, hz No: 1977/27398, Büro no: 1977/726, İddia No: 1977/247--- İstanbul Cumhuriyet Savcılığı toplu suçlar bürosu---- tutuklu 27.8.1977---- İddianame. Ve eki olan İfade, toplam 20 sayfa). İddianamenin ekinde yer alan ifadelerini isteyen topluca okur.

Bu çamura bulanmış belgeyi biz yayınlamayacağız, bu işi sahibine bırakacağız. Ancak okurun bilgilenmesi için aynı bilgilerin toplu olması açısından, bir başlık altında toplayıp sunacağız; mümkün olduğunca da yorumları azaltmaya çalışacağız.


İtirafçı Engin Erkiner Dersleri


1. Ders: İtirafı kronolojik sıra içinde verme dersi.

1. Ders, işin Alfabesidir. Hadiseleri anlaşılır bir düzen içinde anlatmaktır. Engin 20 sayfalık itiraflarıyla, polise ve devlete unutulmaz bir uzun itiraf edebiyatı dersi verdiği kadar, olayları belli bir tarihi süreç içinde her kesiti kendi içinde tutarlı olarak anlatmayı da başarıyla yerine getirerek, ders alınacak bir itirafnameyi ortaya koymuştur. 31 yıl sonra bile sahiplenilmekten övünç duyulacak bu yaratıcı deha, sorgusu sırasında çevresini sarmış olan ve ağzı açık dinleyen polis öğrencilerine şu şekilde servis edilmiştir:

" Kronolojik sıra içinde hadiseleri anlatırken yukarıda söylemeyi unuttuğum bir hususu daha açıklamak istiyorum" ( İfade sayfa:12 )

İtiraflarını bir tarih sıralaması içinde ve unuttuklarını hatırlayarak sürdürmekle Engin, polis ağına düşürdüğü yoldaşlara kestirme yol dersi de vermiş olmaktadır: "Her şeyi düzenli anlatın ve unuttuklarınızı hatırlarsanız, dürüst davranıp polis amcalara söyleyiniz". Böylelikle baskıya da uğramaz direnmenize de gerek kalmaz öğüdünü yerine getirmiştir.

Bu ders sonucunda polise teslim ettiği yoldaşların, direnmelerini zayıflatarak onların da teslim olmaktan başka yolları olmadığını işkence ortamında dile getirip, polise önemli kolaylıklar sağlamanın nasıl başarılacağını fiil olarak göstermiştir; teorik ve fiili liderliğin birliğini de bu arada dışarıda gösterme fırsatı olmadığından sorguda bu görevi yeterince ifa edebilmiştir.

Ödül olarak da polisten, altında parmak izi olan 20 sayfalık bir sertifika-i itiraf vesikasıyla kocaman bir aferin almıştır.


2. Ders: Kronolojik itiraflar uygulama dersi


Engin teorik ve pratik biri olarak, yaşadığı ya da duyduğu, bildiği ya da tahmin ettiği her olayı tarih süreciyle ezberlemiş biridir. Bu ezber kabiliyetinin tarihe bir ders olarak geçmesi ve polis amcaları hayrete düşürecek kadar dakik olduğunu kanıtlamak üzere, itiraflarını gelecek kuşaklar içinde bir ibret dersi mealinde ele almıştır.

Bunun için de ne kadar diyalektik ve tarihi materyalizm esasları içinde itiraf yapılabileceği gerçeğini, polisin suratına bir tokat olarak indirmiştir. Bu tokatla afallayıp kalan polis amcalar, bülbülün kafesteki hasretini anlayışla karşılayıp bir an önce uçmasına yardım etme gereği bile duymuşlardır. Alttaki derslerde de nasıl uçtuğunu birlikte "sezmeye" çalışacağız.

Engin bu dersteki tecellisini, yakalandığı andaki örgüt üst komitesinin yanı sıra, öncülü olan komiteleri de sayarak, derin tarih kavrayışını, sağından solundan dökülen diyalektik anlatımla sunmuştur. Bu derste, şehit yoldaşların payına düşen sorumlulukları anlatmayı, konunun iyice anlaşılması için, okurun anlayışına sığınarak vermiştir.

1. Üst Komite:

"…1975 yılı sonlarında bir üst komite kurulmasına karar verildi. Üst komite 9 kişiden meydana gelecek, 9 kişinin 5 kişisi, yurtdışı gurubundan, 4 kişisi ise kendi gurubumuzdan olacaktı. 9 kişilik üst komiteyi kendi gurubumuzdan başlamak üzere ismen şu şekilde sıralayabiliriz. 1- İlker Akman, 2- Hasan Basri Temizalp, 3- Necati Yöney, 4- Ben ( Engin Erkiner), 5- Hasan Ercan Erciyes, 6- Sinan (takma İsim), 7- Fırat (Şimdi bana resmini gösterdiğiniz ve ismini burada Süleyman Şadi Somer olduğunu öğrendiğim şahıs), 8- Nazmi (takma isim), 9- Celal ( Takma isim). Bu üst komitenin kuruluşu sırasında komiteye Yüksel Eriş'in getirilmesini daha yerinde olacağı hususunda ileriye sürdüğüm görüş, Yüksel Eriş tarafından ege bölgesindeki çalışmalarının yoğunluğu nedeniyle kabul edilmedi, bu sebepten de üst komiteye kendi gurubumuzdan 4. şahıs olarak ben dahil oldum" ( İfade s:2)

2. Üst Komite:

"... 1976 yılı mayıs ayı içinde Yüksel Beni Ankara'da bularak tekrar toplanma gereğinden bahsetti. Ankara bahçeli evlerde şimdi hatırlayamadığım bir evde yine Yüksel Eriş'in inisiyatifinde bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya Yüksel Eriş, ben, Süleyman Erdal, Rıza Salman iştirak etti. Yeni toplanan Dört kişi Yükselin İnisiyatifinde
Üst komiteyi teşkil ettik… Bu toplantıda görev taksimatı şöyle yapıldı Süleyman Erdal: Ankara ve çevresi. Rıza Salman: Güney Anadolu Bölgesi. Ben: İstanbul. Yüksel Eriş ise: Ege Bölgesi ve Karadeniz Bölgesi…" ( İfade sayfa:3)

3. Üst komite

"… Tüm eylemler yukarıda da belirttiğim gibi THKPC'nin bir kolu olan Acil veya Türkiye Devriminin Acil Sorunları veya 184'lükler veya, Halkın Devrimci Öncüleri olarak tanınan örgütçe yani bu örgüte bağlı olarak ve yukarıda hazırdaki üst komitelerini saydığım şahısların ki bunlar 1- Ben (ENGİN ERKİNER- İstanbul Bölge sorumlusu) 2- HAKKI (Takma ad- Ankara Bölge sorumlusu) 3- EŞBER ( Takma ad, diğer takma adı BİNBAŞI, İzmir bölge sorumlusu 4- MİHRAÇ (Güney Bölge sorumlusu) bilgi ve ortaklaşa aldıkları karar altında tüm örgütü kapsayan ve bağlayan şekilde yapılmıştır…" (ifade sayfa:13)

Evet, işte bu kadar. Yadsınmanın yadsınması kuralı gereği Üst Komitelerin sıralanışını dile getirerek polislere, itirafın bile nasıl bir ciddi iş olduğunu göstermiştir.

Bu bapta alınacak dersleri bir başlık altında toplamak zor olsa da polisler alacaklarını almaya başlamanın sevinci içinde, hep bir ağızdan "daha dün okullu olduk, sınıfları doldurduk yaşasın Engin hocamız…" diye tempo tutmaktan kendilerini alamamışlardır.

Bu alkış ve haykırış temposunun anıları altında, 31 yıl sonra, mahcubiyeti devam eden Engin, tarihe geçecek ve yeni ufuklar açacak, hitabet ve belagat sanatının incisini dile getirerek, önemli bir hatırlatma yapmıştır:

"Okuyan herkes biraz düşündüğünde örgütsel sorumluluk taşımanın ne demek olduğunu görecektir." (Bkz. "İnternet kimliği" makalesi)

Bu ağır dersi, çalan zil sesiyle birlikte noktalayıp kapatıyoruz. Hadi geçmiş olsun…

3. Ders: Bildiğin kadar isim ver, tahmin ettiğini de söyle dersi.
Devami- http://mirural.blogspot.com/2008/08/itirafi-engin-erkinerin-polis-ifadesi.html

DERSİMLİ

unread,
Sep 22, 2008, 2:11:46 PM9/22/08
to DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ sempatizanları
Bu engin erkineri tanımam fakat açıkçası Türk Solu tarihinde ve en uç
illegal örgütler içerisinde bile zaman zaman köstebekler olmuştur.. Bu
köstebekleri açığa çıkaran ve deşifre eden örgütler ayakta kalmaya
becerebilenlerdir.. Ve itirafçının itirafıyla kaybedilenyada zor
duruma kalışa göre cezalandırma şekillendirilmeli diye
düşünüyorum.Selamlar

On 22 Eylül, 16:49, "Oezcan Bruno" <oezcanbr...@googlemail.com> wrote:
> İTİRAFÇI ENGİN ERKİNER'İN POLİS
> İFADESİ<http://mirural.blogspot.com/2008/08/itirafi-engin-erkinerin-polis-ifa...>
> "...1975 yılı sonlarında bir üst komite kurulmasına karar verildi. Üst komite
> 9 kişiden meydana gelecek, 9 kişinin 5 kişisi, yurtdışı gurubundan, 4 kişisi
> ise kendi gurubumuzdan olacaktı. 9 kişilik üst komiteyi kendi gurubumuzdan
> başlamak üzere ismen şu şekilde sıralayabiliriz. 1- İlker Akman, 2- Hasan
> Basri Temizalp, 3- Necati Yöney, 4- Ben ( Engin Erkiner), 5- Hasan Ercan
> Erciyes, 6- Sinan (takma İsim), 7- Fırat (Şimdi bana resmini gösterdiğiniz
> ve ismini burada Süleyman Şadi Somer olduğunu öğrendiğim şahıs), 8- Nazmi
> (takma isim), 9- Celal ( Takma isim). Bu üst komitenin kuruluşu sırasında
> komiteye Yüksel Eriş'in getirilmesini daha yerinde olacağı hususunda ileriye
> sürdüğüm görüş, Yüksel Eriş tarafından ege bölgesindeki çalışmalarının
> yoğunluğu nedeniyle kabul edilmedi, bu sebepten de üst komiteye kendi
> gurubumuzdan 4. şahıs olarak ben dahil oldum" ( İfade s:2)
>
> 2. Üst Komite:
>
> "... 1976 yılı mayıs ayı içinde Yüksel Beni Ankara'da bularak tekrar
> toplanma gereğinden bahsetti. Ankara bahçeli evlerde şimdi hatırlayamadığım
> bir evde yine Yüksel Eriş'in inisiyatifinde bir toplantı yapıldı. Bu
> toplantıya Yüksel Eriş, ben, Süleyman Erdal, Rıza Salman iştirak etti. Yeni
> toplanan Dört kişi Yükselin İnisiyatifinde
> Üst komiteyi teşkil ettik... Bu toplantıda görev taksimatı şöyle yapıldı
> Süleyman Erdal: Ankara ve çevresi. Rıza Salman: Güney Anadolu Bölgesi. Ben:
> İstanbul. Yüksel Eriş ise: Ege Bölgesi ve Karadeniz Bölgesi..." ( İfade
> sayfa:3)
>
> 3. Üst komite
>
> "... Tüm eylemler yukarıda da belirttiğim gibi THKPC'nin bir kolu olan Acil
> veya Türkiye Devriminin Acil Sorunları veya 184'lükler veya, Halkın Devrimci
> Öncüleri olarak tanınan örgütçe yani bu örgüte bağlı olarak ve yukarıda
> hazırdaki üst komitelerini saydığım şahısların ki bunlar 1- Ben (ENGİN
> ERKİNER- İstanbul Bölge sorumlusu) 2- HAKKI (Takma ad- Ankara Bölge
> sorumlusu) 3- EŞBER ( Takma ad, diğer takma adı BİNBAŞI, İzmir bölge
> sorumlusu 4- MİHRAÇ (Güney Bölge sorumlusu) bilgi ve ortaklaşa aldıkları
> karar altında tüm örgütü kapsayan ve bağlayan şekilde yapılmıştır..." (ifade
> sayfa:13)
>
> Evet, işte bu kadar. Yadsınmanın yadsınması kuralı gereği Üst Komitelerin
> sıralanışını dile getirerek polislere, itirafın bile nasıl bir ciddi iş
> olduğunu göstermiştir.
>
> Bu bapta alınacak dersleri bir başlık altında toplamak zor olsa da polisler
> alacaklarını almaya başlamanın sevinci içinde, hep bir ağızdan "daha dün
> okullu olduk, sınıfları doldurduk yaşasın Engin hocamız..." diye tempo
> tutmaktan kendilerini alamamışlardır.
>
> Bu alkış ve haykırış temposunun anıları altında, 31 yıl sonra, mahcubiyeti
> devam eden Engin, tarihe geçecek ve yeni ufuklar açacak, hitabet ve belagat
> sanatının incisini dile getirerek, önemli bir hatırlatma yapmıştır:
>
> "Okuyan herkes biraz düşündüğünde örgütsel sorumluluk taşımanın ne demek
> olduğunu görecektir." (Bkz. "İnternet kimliği" makalesi)
>
> Bu ağır dersi, çalan zil sesiyle birlikte noktalayıp kapatıyoruz. Hadi
> geçmiş olsun...
>
> 3. Ders: Bildiğin kadar isim ver, tahmin ettiğini de söyle dersi.
> Devami-http://mirural.blogspot.com/2008/08/itirafi-engin-erkinerin-polis-ifa...
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages