Mihrac Ural
5 haziran 2008
Polis
işkencesine dayanmak kadar dayanamamakta insani bir duruştur. Sonuçları
kişinin kendisini ilgilendirdiği ölçüde de bu konunun dile gelmesi
uygun değildir. Ancak sonuçları tek tek şahısları da aşarak bir ortak
değerler bütününü yıkıcı tarzda etkiliyorsa, bu noktada söylenmesi
gerekenler olacaktır. Kolektif duyarlılığın refleksi bunu zorunlu da
kılar.
TKEP'li Engin, bir zamanlar Acilci saflardaydı. O
saflarda yaptığı tek şey tahribattı. 1977 Ağustos "Bombacı Leyla"
darbesi diye bilinen yakalanmalarda ve ardından gelen çözülmelerin
başrol oyuncusuydu. Polise çok çirkin bir tarzda yardımcı olmuştur.
Hatırlanacağı kadarıyla İstanbul'da çalışan bu zat, kısa örgütsel
sürecini, ülke çapında hiçbir örgütsel etkinliği olmamasına karşın,
bildiği, tahmin ettiği, gördüğü, tanıştığı bile istisna her şeyi polise
itiraf ederek noktalamıştır. Polise teslim etmeyip geride bıraktığı,
kendi çalışmalarının ürünü olacak hiçbir ilişki, kadro ve militanın
olmaması nedeniyle de 77 sonrası dönemde örgütsel yapılanma içinde ne
fiili ne de karar yönünden bir etkisi kalmamıştır. THKP-C (Acilciler)
örgütünün fiili örgütsel varlığı, büyüme ve eylem etkinlikleri de bu
dönemden sonra gündeme gelmiştir.
Örgütün toptancı yıkımına
kadar uzanan polis ifadesindeki itiraflarıyla ortaya çıkan tabloda,
Engin Erkiner'e karşı örgütün tavrı, o güne kadar hiçbir devrimci
örgütte alınmamış bir tavırdı. Bu tavır, sorunu duygusallıklarla değil,
akıl süzgecinden geçirilmiş yönelimle belirlenmiştir THKP-C( Acilciler)
olarak bizler, kendisinden önce yakalanmış, işkenceden geçmiş olmasına
rağmen açık vermemiş Üst Komite üyesi Rıza Salman'ın olmasına karşın,
bir Üst Komite üyesi olarak yakalandığı an çözülen bu zata karşı
şiddeti hiçbir zaman gündeme almadık.
Türkiye sol örgütleri
arasında en olgun ve en aklı-selimle bilince çıkarılan tutumlarımızı
ortaya koyarak, bu şahsı ne hain ne karşı-devrimci ne de polis ilan
etmeden, örgüt içinde hazmetmeye çalıştık. Yararlı olması kaydıyla ve
bilmemesi gerekenlerden uzak tutulmasıyla örgütte yer alması önünde
engel oluşturmadık.
Tersine zaaflarını bilince çıkartıp bunları
aşması için olanak tanıdık. Bu tür zora düşmüş yetersiz, zayıf
kişilikleri eğitme gereğinin karşımıza çıktığının farkındaydık. Zira bu
duruma kimsenin düşmek istemeyeceğini biliyorduk. Ancak örgütsel
savunma mekanizmaları gereği, bu türlere kaldıramayacakları görevler ve
bilmemesi gerekenleri yüklememe kararı içindeydik. Poliste çözülmüş
olanlara karşı kendini koruma gibi doğal refleks verenlere karşı örgüt,
şiddeti önerenlerini benimsememiştir.
Örgüt içinde böylesine
ihtiyatlı duruma düşen insanların sıkıntılı olmaları ve sorunlar
yaratmaları da beklenen bir gelişmeydi. Nispeten kendini dışlanmış
hisseden bu türlerin oynadıkları olumsuz rollerin, bu güne kadar gelen
izlerin oluşmasına da yol açması mümkündü. Her şeye rağmen bireyle çok
farklı düşüncelerle aynı olaya yaklaşsalar da örgütün yaklaşımı her
zaman toparlayıcı olmalıydı. Nitekim bu uzun dönem boyunca da yapılan
bu olmuştu. Uzun da sürse, zaman zaman nüksetse de örgüt kucaklayıcı
olmalıydı, onları yeniden kazanmanın yollarını bulmalıydı.
Örgütümüz
de bunu yaptı. Konumuz TKEP'li Engin Erkiner'in Acilciler safındayken
poliste çözülüşü, itirafları ve yarattığı yıkıma rağmen örgütün sabrı,
genişliği ve kapsayıcılığıyla bu süreci göğüslemesidir. Ancak, 1982
yılı gelişmeleri ve 1986 yılı 1 Kongre sonuçlarıyla girilen yeni süreç,
aradaki tüm örgütsel bağları bitirdi. 26 yıldır hiçbir bağın olmadığı
süreçte yollar, kulvarlar örgütsel alanlar ve insani ilişkiler tamamen
farklılaşmıştı. Ancak bu tür insanların düşüncelerini şekillendiren
siyasi kaynaklı olmayan güdülerinin, çok geride kalmış geçmişlerine
karşı kin ve husumet kusmayı her an tetikler durumda olduğu
görülmüştür. Nitekim bu tartışmaların birdenbire ortaya çıkışı bunu
gösteriyordu.
Bu şahsın 26 yıldır hiç bilmediği, ilgisinin
olmadığı örgütsel değerlerimize, ilkelerimize, tarihimizde yer alan
süreçlere karaçalma çabası bu eğilimi yansıttı. Bu çabaların öyle çok
komplovari bir yorumuna gerek yoktur. Bu düzey ve etkide de olmayacağı
açıktır. Ancak, ülkemiz sol hareketinde önemli kıpırdanmaların gündeme
gelmesine paralel olarak örgütsel çabalarımızın da yükselişi, bu
saldırıların zamanlamasıyla kesiştiğinden söz etmemiz yanlış
olmayacaktır.
26 yıldır mensup olduğu TKEP'i eleştireceğine,
daha önce içinde yer aldığı THKP-C (Acilciler)'e kara çalmasıyla
tırmanan tartışmalar, bir ölçüde de etekteki taşları dökme düzlemine
düşmüş gibi oldu. Oysa siyasal açıdan her devrimcinin, demokratın ve
örgütsel oluşumun yapması gereken çok farklı görevler kapıda
beklemekteydi. Örgütsel bilinç ve süreçte olmayanların bu disiplin
dışında kışkırttığı, döktüğü, kustuğu kinler boşa harcanmış zaman gibi
gelip kendini dayattığı da olmaktadır. Ortak emeklerin değeri olan
örgütü savunma reflekslerimiz bu zaman kaybına rağmen, zorunlu hale
gelmektedir.
Bu şahısın uzun yıllar sonra kusmakta olduğu kinin
şerrinden TKEP'inde kurtulmamış olması konunun daha da ilginç hale
gelmesine yol açmıştır. 1982 de bir yandan örgütümüzle dirsek temasını
koparmayan, 1. Kongreye çağrılmasına (1986 Kasım) ve bu konuda sanki
Acilciler örgütünde bir kişi olarak sürdürdüğü söylem ve çabalarına
karşın, 1982 den itibaren TKEP üyeliğine müracaat etmiş olmasının
ikiyüzlülüğü, olayın boyutu hakkında daha da ilginç bir veri olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Utanmadan konuşmak
Engin
Erkiner'le örgütümüzün siyasi boyutları dışında hiçbir sorunu yoktur.
Bu da çok geride kalmıştır. Kişi olması itibariyle de muhatabı
değildir. Şahıs bazında bu satırların yazarı ise örgütüne yönelik
haksızlığa karşı durmaktadır ve muhatabı değildir. Bu adamın polis
ifadesi ise bu tartışmaların ana konusu hiç değildir. Polis ifadesinin
yeri, kişinin kendi tarihi içinde taşıdığı kamburların önüne her zaman
çıkacak bir sorun olduğu belirtilmiş ve bu da tamamen kolektif
değerlere verdiği zarar sonucu olduğu dile getirilmiştir.
Ancak
bu adam, polis ifadesi denilince hangi duyguları harekete geçiyorsa,
çok etkileniyor ve sinir sistemi dağılmış halde saldırganlaşıyor.
Gerçekte utanç verici bir ifadeden kurtulmak kolay değildir. Bu
olumsuzluğu aşmak için kişinin ciddi ve açık bir özeleştiri yapması
gerekmektedir. Bunu yapmayı beceremeyenlerin, siyasi yaşamları önünde
her zaman bir kambur olarak duracağı da bilinmelidir.
Ancak,
TKEP'li Engin özeleştiri yapmıyor, konuşuyor. Durmadan konuşuyor ve en
sonunda polis ifadesini savunmakla kalmıyor bir daha aynı koşullarda
olsa "yine aynısını yapardım" diyor. Bununla da kalmıyor, polisteki
ifadesinin zevkle okunacak, derslerle dolu olduğu mealinde konuşuyor.
"İnsan ne kadar az düşünürse, o kadar çok konuşur." diyen Montesquie
dan herkesin alacağı dersler olsa gerek.
Bu akıl almaz
duyarsızlık, gerçekte Engin'in düştüğü zavallı durumu ve şaşkınlığı
gösterse de okuyucunun kuşkulu yaklaşımlarını da körüklüyor gibidir.
Oysa her ne olursa olsun hiç kimse polisteki ifadesini savunmamalıdır,
zira orda baskı ve zor vardır ve insanların bu zorbalıklara dayanamama
gibi doğal tepkilerinin olduğu göz önüne alınmalıdır.
Ancak
Engin'in tepkisini, polis ifadesini savunmaya kadar götürmesi,
okuyucuyu bilgilendirmemizi gerekli kıldı. Bunu da bir çamur deryası
olan ifadesini toptan yayınlamak yerine, ilgilileri aydınlatacak birkaç
başlık altında toparlayıcı bir okumayı sağlayacak aktarımlarla
yetinmemizi gerektirdi.
Evet "kurbağa gökyüzünü kuyunun ağzı kadar sanır". Bu yanılgı insanı bu tür hatalara düşürüyor.
Herkes
kendi polis ifadesiyle öğünebilir. "Lafı uzatmayayım: Bugünkü aklımla o
günkü gibi bir duruma düşsem yine aynısını yapardım" diyebilir de
(Engin Erkiner, İnetrnet kimliği adlı makalesi).
Bu onun hakkı,
ama bu ifade başkalarını ilgilendiriyorsa, öğünmeden önce başkalarının
bu ifadede nelere uğradığının bilinmesi ve savunma haklarının olduğunun
unutulmaması gerekmektedir.
Buna rağmen kısa bir akıl yürütmek
koşuluyla şöyle bir tabloyla karşılaşmak mümkündür; polise sizden önce
düşen biri varsa ve o çözülmüşse, sizin de yapacak bir şeyiniz
kalmamışsa ve siz de çözülmüşseniz, sizden önce çözülen daha olumsuz
bir konumda demektir. Bu noktada kişinin kendini savunması ve kendinden
öncekinin açtığı hataya düştüğünü iddia etmesi akla daha yakındır.
Ancak sizden önce MK düzeyinde birileri yakalanmış ve kimseyi ele
vermemiş, örgütü korumuş ve siz, örgütün önemli bir yerindeki kişi
olarak polise örgütün tüm kadro, militan, eylem, ev, adres bilgi ve
malzemeleriyle teslim etmiş iseniz, geriye bir şey kalmamış demektir.
Hatayı işleyen ve bu hatanın kefaretini özeleştiri olarak ödemesi
gereken siz olacaksınız. İşte, siz bu kişisiniz, Engin Erkiner'siniz.
Kefaretin
devrimci yöntem içinde ödenmesinin yolu özeleştiridir. Bunun yerine,
polis ifadesini utanmadan savunmaya kalkışmak, ilgililere karşı bir
aşağılama olduğu kadar bu konuyu kimsenin ele almayacağı gibi sanılarla
kendini aldatmak olur. Engin bunu denemiştir. Bu kurbağa akıllı adam
bir de övündüğü polisteki itiraflarına ön söz dahi yazabileceğini
söyleyebilmiştir.
Önceki yazımda da belirttim, TKEPli Engin,
Acilci saflardayken yaptığı inanılmaz tahribatların belgesi şudur:
bakınız, hz No: 1977/27398, Büro no: 1977/726, İddia No: 1977/247---
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı toplu suçlar bürosu---- tutuklu
27.8.1977---- İddianame. Ve eki olan İfade, toplam 20 sayfa).
İddianamenin ekinde yer alan ifadelerini isteyen topluca okur.
Bu
çamura bulanmış belgeyi biz yayınlamayacağız, bu işi sahibine
bırakacağız. Ancak okurun bilgilenmesi için aynı bilgilerin toplu
olması açısından, bir başlık altında toplayıp sunacağız; mümkün
olduğunca da yorumları azaltmaya çalışacağız.
İtirafçı Engin Erkiner Dersleri
1. Ders: İtirafı kronolojik sıra içinde verme dersi.
1.
Ders, işin Alfabesidir. Hadiseleri anlaşılır bir düzen içinde
anlatmaktır. Engin 20 sayfalık itiraflarıyla, polise ve devlete
unutulmaz bir uzun itiraf edebiyatı dersi verdiği kadar, olayları belli
bir tarihi süreç içinde her kesiti kendi içinde tutarlı olarak
anlatmayı da başarıyla yerine getirerek, ders alınacak bir itirafnameyi
ortaya koymuştur. 31 yıl sonra bile sahiplenilmekten övünç duyulacak bu
yaratıcı deha, sorgusu sırasında çevresini sarmış olan ve ağzı açık
dinleyen polis öğrencilerine şu şekilde servis edilmiştir:
"
Kronolojik sıra içinde hadiseleri anlatırken yukarıda söylemeyi
unuttuğum bir hususu daha açıklamak istiyorum" ( İfade sayfa:12 )
İtiraflarını
bir tarih sıralaması içinde ve unuttuklarını hatırlayarak sürdürmekle
Engin, polis ağına düşürdüğü yoldaşlara kestirme yol dersi de vermiş
olmaktadır: "Her şeyi düzenli anlatın ve unuttuklarınızı hatırlarsanız,
dürüst davranıp polis amcalara söyleyiniz". Böylelikle baskıya da
uğramaz direnmenize de gerek kalmaz öğüdünü yerine getirmiştir.
Bu
ders sonucunda polise teslim ettiği yoldaşların, direnmelerini
zayıflatarak onların da teslim olmaktan başka yolları olmadığını
işkence ortamında dile getirip, polise önemli kolaylıklar sağlamanın
nasıl başarılacağını fiil olarak göstermiştir; teorik ve fiili
liderliğin birliğini de bu arada dışarıda gösterme fırsatı olmadığından
sorguda bu görevi yeterince ifa edebilmiştir.
Ödül olarak da polisten, altında parmak izi olan 20 sayfalık bir sertifika-i itiraf vesikasıyla kocaman bir aferin almıştır.
2. Ders: Kronolojik itiraflar uygulama dersi
Engin
teorik ve pratik biri olarak, yaşadığı ya da duyduğu, bildiği ya da
tahmin ettiği her olayı tarih süreciyle ezberlemiş biridir. Bu ezber
kabiliyetinin tarihe bir ders olarak geçmesi ve polis amcaları hayrete
düşürecek kadar dakik olduğunu kanıtlamak üzere, itiraflarını gelecek
kuşaklar içinde bir ibret dersi mealinde ele almıştır.
Bunun
için de ne kadar diyalektik ve tarihi materyalizm esasları içinde
itiraf yapılabileceği gerçeğini, polisin suratına bir tokat olarak
indirmiştir. Bu tokatla afallayıp kalan polis amcalar, bülbülün
kafesteki hasretini anlayışla karşılayıp bir an önce uçmasına yardım
etme gereği bile duymuşlardır. Alttaki derslerde de nasıl uçtuğunu
birlikte "sezmeye" çalışacağız.
Engin bu dersteki tecellisini,
yakalandığı andaki örgüt üst komitesinin yanı sıra, öncülü olan
komiteleri de sayarak, derin tarih kavrayışını, sağından solundan
dökülen diyalektik anlatımla sunmuştur. Bu derste, şehit yoldaşların
payına düşen sorumlulukları anlatmayı, konunun iyice anlaşılması için,
okurun anlayışına sığınarak vermiştir.
1. Üst Komite:
"…1975
yılı sonlarında bir üst komite kurulmasına karar verildi. Üst komite 9
kişiden meydana gelecek, 9 kişinin 5 kişisi, yurtdışı gurubundan, 4
kişisi ise kendi gurubumuzdan olacaktı. 9 kişilik üst komiteyi kendi
gurubumuzdan başlamak üzere ismen şu şekilde sıralayabiliriz. 1- İlker
Akman, 2- Hasan Basri Temizalp, 3- Necati Yöney, 4- Ben ( Engin
Erkiner), 5- Hasan Ercan Erciyes, 6- Sinan (takma İsim), 7- Fırat
(Şimdi bana resmini gösterdiğiniz ve ismini burada Süleyman Şadi Somer
olduğunu öğrendiğim şahıs), 8- Nazmi (takma isim), 9- Celal ( Takma
isim). Bu üst komitenin kuruluşu sırasında komiteye Yüksel Eriş'in
getirilmesini daha yerinde olacağı hususunda ileriye sürdüğüm görüş,
Yüksel Eriş tarafından ege bölgesindeki çalışmalarının yoğunluğu
nedeniyle kabul edilmedi, bu sebepten de üst komiteye kendi
gurubumuzdan 4. şahıs olarak ben dahil oldum" ( İfade s:2)
2. Üst Komite:
"...
1976 yılı mayıs ayı içinde Yüksel Beni Ankara'da bularak tekrar
toplanma gereğinden bahsetti. Ankara bahçeli evlerde şimdi
hatırlayamadığım bir evde yine Yüksel Eriş'in inisiyatifinde bir
toplantı yapıldı. Bu toplantıya Yüksel Eriş, ben, Süleyman Erdal, Rıza
Salman iştirak etti. Yeni toplanan Dört kişi Yükselin İnisiyatifinde
Üst
komiteyi teşkil ettik… Bu toplantıda görev taksimatı şöyle yapıldı
Süleyman Erdal: Ankara ve çevresi. Rıza Salman: Güney Anadolu Bölgesi.
Ben: İstanbul. Yüksel Eriş ise: Ege Bölgesi ve Karadeniz Bölgesi…" (
İfade sayfa:3)
3. Üst komite
"… Tüm eylemler yukarıda da
belirttiğim gibi THKPC'nin bir kolu olan Acil veya Türkiye Devriminin
Acil Sorunları veya 184'lükler veya, Halkın Devrimci Öncüleri olarak
tanınan örgütçe yani bu örgüte bağlı olarak ve yukarıda hazırdaki üst
komitelerini saydığım şahısların ki bunlar 1- Ben (ENGİN ERKİNER-
İstanbul Bölge sorumlusu) 2- HAKKI (Takma ad- Ankara Bölge sorumlusu)
3- EŞBER ( Takma ad, diğer takma adı BİNBAŞI, İzmir bölge sorumlusu 4-
MİHRAÇ (Güney Bölge sorumlusu) bilgi ve ortaklaşa aldıkları karar
altında tüm örgütü kapsayan ve bağlayan şekilde yapılmıştır…" (ifade
sayfa:13)
Evet, işte bu kadar. Yadsınmanın yadsınması kuralı
gereği Üst Komitelerin sıralanışını dile getirerek polislere, itirafın
bile nasıl bir ciddi iş olduğunu göstermiştir.
Bu bapta alınacak
dersleri bir başlık altında toplamak zor olsa da polisler alacaklarını
almaya başlamanın sevinci içinde, hep bir ağızdan "daha dün okullu
olduk, sınıfları doldurduk yaşasın Engin hocamız…" diye tempo tutmaktan
kendilerini alamamışlardır.
Bu alkış ve haykırış temposunun
anıları altında, 31 yıl sonra, mahcubiyeti devam eden Engin, tarihe
geçecek ve yeni ufuklar açacak, hitabet ve belagat sanatının incisini
dile getirerek, önemli bir hatırlatma yapmıştır:
"Okuyan herkes
biraz düşündüğünde örgütsel sorumluluk taşımanın ne demek olduğunu
görecektir." (Bkz. "İnternet kimliği" makalesi)
Bu ağır dersi, çalan zil sesiyle birlikte noktalayıp kapatıyoruz. Hadi geçmiş olsun…
3. Ders: Bildiğin kadar isim ver, tahmin ettiğini de söyle dersi.
Devami-
http://mirural.blogspot.com/2008/08/itirafi-engin-erkinerin-polis-ifadesi.html