“Birleşince çok güzel oluyoruz”
Tarihin bazı dönemleri, insanlık açısından ufuk açıcıdır. Ufku açtığı gibi, aynı zamanda cesaret vericidir de. İnsana yaratıcı gücünü hatırlatır. Olmazın kapısı önünde duran kudretli put, hele bir yerinden kıpırdamaya görsün, gerisi isyan, gerisi direniş ve Gezi’dir.
Bizler, tarihin önemli bir döneminden geçtiğimizin idrakiyle, Gezi’de yaratılan bu direniş ve isyan ruhunun edebiyat, sanat ve şiirde de sürdürülebileceğine inanıyoruz. Ancak bu isyan ve direnişin elbette güç birliğiyle sağlandığının da farkındayız. Çünkü birleşince çok güzel oluyoruz.
“Edebiyatta yenilik, farklılık ve farkındalık”
Hayatın birçok alanında olduğu gibi, imece tam da bu güç birliğinin ifadesidir. İmeceleşerek yaratılan Gezi Direnişi, şimdi edebiyat, sanat ve şiir alanında da kolektif oluşumların kapılarını aralıyor. Benzer veya aynı sanat anlayışlarını paylaşan girişimlerin yenilik, farklılık ve farkındalık yolundaki arayışlarında tekilci yaklaşımların reddedildiği, kolektivizmin tekrar öne çıktığı şu günlerde, bizler de nihai bir karara vardık. Öteden beri Mavi’nin “öteki” olduğunu öne sürdük ya, şimdi iyice “öteki” olduk. Veya “öteki” Mavi oldu. Ama biz kolektif bir ruhla yeniden doğduk. Ve öteki-siz olduk.
MaviMelek Edebiyat bundan sonraki yolculuğuna öteki-siz çatısında altında devam edecek.
Ve elbette ki, önceki yolculukta birlikte yürüdüğümüz dostlarımızı da aramızda görmekten mutluluk duyacağız. (e-mail:otekis...@gmail.com)
Selam, sevgi ve edebiyatla.
MaviMelek Edebiyat
---
Öteki-siz sunum yazısı (2013/4 - uzun bir şiir olarak "gezi")
Şimdi tarihin kalp atışlarını dinliyoruz; çünkü yeni bir miladımız
oldu. Tanığısınız, tanığıyız, tanık olduk. Gezi’den önce ve sonra
ikiye ayırıyoruz zamanı. Haklı olanın, hakkını arayanın
itibarsızlaştırılması; çapulcu, kemirgen ilan edilmesi bir yana, katledilmesi.
Biz çok öldük, yaralandık. Yine direndik. Bildiklerimiz ve
bilemediklerimizle. Peki, ya insan yerine konulmamanın öfkesi...
Postmodern çağ yeni bir kahraman sunmuyor. Artık herkes kahraman.
Hepimiz. TOMA’nın suyuna göğsünü siper eden siyahlı kadın da
bir kahraman, İstiklâl Caddesi’nde gecenin bir vakti anadan üryan,
polise “Tayyip s…me mi karışacak” diye dayılanan ayyaş da. Ama
kadınlar hep bir adım öndeydi bu direnişte. Yaralandılar, kör oldular,
bilinçlerini kaybettiler, fakat çocuklarına el uzatmaya, yatak odalarını
düzenlenmeye kalkışanları affetmediler.
Şüphesiz bu direnişin kahramanları, adları sayılamayacak
kadardır. Doktorlar, avukatlar, öğrenciler, işçiler-işsizler; yaşlılar,
gençler... Kurgulanmamış, hayatın doğal akışında sahnenin birden
kararması gibi. Tekrar perde açıldığında dünyanın en lirik isyanı,
sahnedeydi işte. “Toplumun içinden kendiliğinden çıkan uzun gezi
şiiri” bu sahnede yazıldı. Mehmet, Abdullah, Ali İsmail, Ethem,
Medeni, Ahmet, Hasan Ferit aldı kalemi eline. Mustafa Ali, Berkin
yazdı direnişin şiirini. “Kurgusu olmayan, ana temasını sürekli
zenginleştiren her dil ve kültürle birleştiren bir oyun olmaya devam
eden” Gezi şiirini.
Sahnedeki kaosa, atonal koroya rağmen, herkesin sesini
duyurabildiğine tanık olduk bu süreçte. Birbirimizi tanıdık.
Gökkuşağının bütün renklerini gördük, el ele tutuştuk. Eşitlik, özgürlük
ve kardeşlik şiarıyla. Anneleri ve çocuklarıyla... Dili farklı; rengi,
inancı ve cinsel kimliği farklı olanla. Kucaklaştık. Mülkiyet ilişkilerine
karşı, paylaşmayı hatırladık böylece. Farklılıklara saygıyı. Hiç
tanımadığımız birine gülümsemeyi.
Komünal bir kalkışmaydı Gezi Direnişi. Anneler, kadınlar, genç
kızlar... Mutfaklarında pişirdikleri dolmayı, böreği; bahçesinden
topladığı meyveyi Gezi’deki kardeşleriyle paylaşan kadınlar. Polislere
terliklerini sallayan anneler. En çok da onlar direndi.
Direnen tüm kadınlara ithaf olunur…