Bu sayfay görüntüle "Basında hayko cepkin"

65 views
Skip to first unread message

prenses_67

unread,
Sep 24, 2007, 1:48:16 PM9/24/07
to HAYKO FAN HC

http://groups.google.com.tr/group/haykolikHC/web/basnda-hayko-cepkin?hl=tr
bağlantısını tıklayın veya bağlantı çalışmazsa tarayıcınızın adres
çubuğuna kopyalayın.

prenses_67

unread,
Sep 24, 2007, 1:54:31 PM9/24/07
to HAYKO FAN HC

Siyahperde Hayko Cepkin Röportajı
İlk albümünüzdeki Hayko CEPKİN ile konserlerinizdeki Hayko CEPKİN bir
değildi.İkinci albümünüzle tanışmaya resmi olarak bitirip maskenizden
kurtuldunuz.Bu duruma karşı tepkiler nasıl?!

Hayko:Bu tepkiler genel olarak olumlu.Hatta %100 seviyesinde
olumlu.Albümün çıkışıyla beraber piyasada bir değişim ve çalkalanma
olduğunu söyleyebilirim;çünkü uluslar arası bir firmadan çıkan en sert
albüm bu.İçerisinde brutali barındırıyor,aynı zamanda bir o kadar da
melodik.Eski bildiğimiz sistem gibi rock sound'u ve elektronik karmaşa
da var işin içinde;ama buna eklenen orkestrasyon ve brutallerden sonra
elbette insanların bir şaşırması,bir tepkisi hikayesi olacak...

Bu zamana kadar Türkiye'de olmayan bir şey zaten bu;yani bu kadar ses
getiren...

Hayko:Evet,normalde bundan daha sert,daha 'black' ,daha gotik yerli
çalışmalar var;ama bunlar şimdiye kadar hep 'underground' bir yerde
kaldılar.Benim amacım bu yaptığımız şeyi insanlara duyurabilmek.Bu
albümün de bu işi 'underground' olarak yapan kişilere bir kapı
açacağına inanıyorum.Bu albümden sonra birçok albümün formatı
değişecek

Bu albümde sürekli dur-kalklı,durmadan tempo değiştiren şarkılar
yapmışsınız.Bu planlı yapılmış bir şey mi;yoksa stüdyoya girince böyle
bir şey kendiliğinden mi çıktı ortaya?

Hayko:Kayıt esnasında doğaçlama mantığı olan bir adam değilim
aslında.Besteyi yaparken elbette başta doğaçlama çalışıyorum;ama daha
sonra onu bir matematiğe oturtuyorum.Ritimlerle devamlı
oynayarak,ritimleri değişikliğe uğratarak,sahnede çalındığı zaman
seyirciyi daha konunun içine katacak bir şeyler yapmayı
düşünüyorum.Devamlı yüksek ritimde bir müzik yapsam;bir müddet sonra
seyirciyi yoracağımı düşünüyorum.Eğer 1,5 saat çalacaksam seyirciyi
arada bir dinlendirmem;onu da işin içine sokmam lazım.Yaptığım aynı
zamanda sahnede yapacaklarımla da orantılı bir müzik;tiyatral bir
müzik yaptığımı düşünüyorum.Onun için kafamda müziği oluştururken onun
sahnedeki oyunlarını da hesap ediyorum.Mesela orada bir durmam
gerekiyor;orayı durduruyorum.Ya da diyelim ki birden durduktan sonra
birden patlatmak istiyorum,öyle yapıyorum;çünkü orada o hareketlerin
daha iyi olacağını düşünüyorum.Matematiksel bir müzik yapıyorum
aslında;çok da doğaçlama değil.

Bu albümde canlı kayıt yaptınız.Sizce çıkan sonuç nasıl?

Hayko:Şöyle söyleyim;ilk albüm %100 ev kaydıydı,bu %80!Yani sadece
%20'lik bir stüdyo kaydı var.O da nedir;davulu artık evde
kaydedemeyeceğim için davulu stüdyoda kaydettim.Bundan çok olumlu bir
sonuç çıkardım.Ondan sonra da vokallerimi stüdyoda kaydettim.Onun
dışındaki her şeyi evde kaydettim.Yani gitarları,bassları evde
kaydettim;klavyeleri zaten evde kaydettim.O yaylıları vs her şeyi evde
kaydettim.Sonra kaydettiğim her şeyi stüdyoda miksledim.Aslında %80'i
yine evde kaydedildi;ama %10'i ev kaydı olan bir albüm için çıkan
sonuç fazla iyi!

Yeni albümünüzde "Bonus"un sonunda dinleyiciyi kendisiyle
yüzleştiriyorsunuz.Bu fikir kimindi ve nasıl ortaya çıktı?

Hayko:Bu projede var olan tüm fikirler bana aittir.Zaten hayal
benim,proje benim;başkasının fikrini pek iplemem,öyle bir durumum
var.Bu konuda biraz despot bir sistem geçerlidir bizde.Bir de bencilim
yani;yaptığım müzikte bencil bir insanım.(Birden
ciddileşiyor)Hepimizin birçok şeye tepkisi var hayatta.Ben de tepkisiz
bir adam değilim.İnsanlara bir şeyleri anlatabilmek için anlatım
yolunu farklı kıldım ki;belki olayla daha çok ilgilenirler;ya da
ilgilenmeseler bile anlatılan konular beyinlerinde Farklı bir yer
edinebilir.Sonuç olarak anlattığım şeylerin hepsi bugüne kadar
söylenmiş ve var olan şeyler.Sadece ben hikayeleştirip anlattığım için
etkili olabildiğini düşünüyorum...

Bir de şöyle bir şey var;albümünüzün konsepti "korku" ve bu yüzleşmede
insanlar yaptıkları hatalarla da yüzleşip derin bir korku duyabilir...

Hayko:İşte o anlamda amaç onları germek.İnsanlar o 'outro'nun içine
tamamen girebilirlerse kendilerini eleştirebilirler;ben böyle bir şey
yaptım.Bir de bunu gerginlikle yapacaklar;ferahladıkları noktalar da
olacak;ama yine de oldukça gergin.

Albümünüzün konsepti "Korku".Baştan sona korkuyu hissettiriyor da...Peki
bir korku dükkanınız olsa içinde neler bulunurdu?

Hayko:İçindeki materyali bilmiyorum;ama iç tasarım,dizayn,ışıklandırma
ve içeride devamlı yayınlanmakta olan 'sound'u kurgulayabilirim
kafamda.Muhakkak bir oyunu olacaktır dükkanın.Objeleri bilemiyorum;ama
sıradan korku malzemeleri olurdu herhalde.

Sahnede birinin arkasında çalmakla orada odak noktası olmak arasında
nasıl bir fark var?Hangisi sizi daha mutlu kılıyor?

Hayko:Açıkçası ben sahnede klavyeci olarak çalarken de kendi içinde
bir odak noktası olma durumum vardı;çünkü klavyeyi böyle çalan bir
adam daha yok,yine abuk sabuk çalıyordum!Klavyeyi havaya kaldırıp
kırmalar falan...Onun için bu durumu fazla garipsemedim.Yalnız o zamana
göre daha fazla insan izliyor beni şimdi.Aradaki fark da bu.Aslında
bence ikisi de aynı;ikisinden de aynı zevki alabiliyorum.

Aylin ASLIM,Demir DEMİRKAN gibi isimlerin arkasında çalarken klavye
kırıyormuşsunuz;şimdi de sahnede iyice dağıtıyorsunuz.Bu enerjinin
kaynağı nedir?

Hayko:11 sene klavye çaldım ve aslında klavye çalmaktan da nefret
ederim;çünkü Türkiye'deki klavye imajı 'taverna sound'dur.Gerçi
tavernacıların gözünde klavye falan değil;"org"dur bu.Bence bu kötü
bir imaj;ben de bu imajı yüzünden çok sevmedim klavyeci olmayı.Ben
gitarist olmayı çok isterdim...

Peki gitar çalabiliyor musunuz?

Hayko:Yok maalesef...Klavye çalarken bir de sabit olma durumu var.O
sabitliğe rağmen hareketli olmaya çalışıyordum ben.Sanırım bu 11 sene
sabitliğin acısını çıkarıyorum şimdi.

Günlük hayatınızda da bir enerjik olma durumu var mı?

Haykoevamlı koşturması olan,yerinde duramayan bir herifim;çünkü
çalışmayı seven bir adamım.Bir hiperaktivitem var.Sorunlu bir ruh hali
söz konusu;ama işime yarıyor.

Sahneye çıkmadan önce "şu şarkıyı şöyle çalalım;çalarken böyle
davranalım."diyor musunuz;yoksa sahne tamamen doğaçlama davrandığınız
bir yer mi?

Hayko:Sahnede çalacağımız 'set-up'ı kurguladığımız zaman bunun bir
planı oluyor.Grupça oturup konuşuyoruz "Biz burada şöyle
yapalım.Şurada sen bunları yap."diye.Planlı,programlı;bir 'band coach'
gibi -çünkü ülkemizde yok;ama yurtdışında böyle bir sistem var- o
sistemle çalışıyoruz biraz.Yine bir matematik kurgu sistemim var.Onun
dışında sahnede bu kurguya yeni şeyler de eklenebiliyor.%70
matematiksel,%30 doğaçlama bir performansımız olduğu söylenebilir.

Brutal vokaliniz çok sağlam.Şarkılarınızı tamamen Brutal vokalle
kaydetmek gibi bir projeniz var mı?Böyle bir projeye nasıl bakarsınız?

Hayko:Yapmam...Yok,Yapmam;çünkü o zaman tam bir Black veya Death Metal
albümü olacak.Bu karmaşa benim daha çok hoşuma gidiyor.Makam
yapmayı,arabeski seviyorum.Bunu kaybetmek istemiyorum.Hem bunlar aynı
zamanda işin içine melodiyi katan unsurlar.O arabesk köken;sabaların
falan makam kültürü işi daha da mistikleştiren nokta zaten.O sebeple
yurt dışından da ilgi gören bir hal aldı yaptığımız müzik;çünkü
standart bir Black veya Death Metal albümü gibi değil.Çok yumuşak
noktaları da var;sonra birdenbire patlıyor.Bu,işi
gotikleştiriyor;mistikleştiriyor.Ben bunu kaybetmek istemiyorum.Zaten
yapmak istediğim şey tam olarak bu

prenses_67

unread,
Sep 24, 2007, 1:57:31 PM9/24/07
to HAYKO FAN HC

Siyahperde Hayko Cepkin Röportajı -2


Rock Station Festivali'ni nasıl buldunuz?Ankara seyircisi sizce
nasıldı?

Hayko: Ankara'ya ilk gelişimiz değildi bu;baya oldu.Ankara
seyircisiyle buluşmak yine çok güzeldi.Aslında sahneyi,konser alanını
falan inceleme şansım olmadı,tek bildiğim amfi tiyatro gibi bir çim
alan olduğuydu.Yoldan geldim,çıktım sahneye,konserimi verdim...Bunun
dışında bence iyi geçti;başarılı.

Geçenlerde bir müzikalde yer aldınız.Sizce müzikal mi zor yoksa konser
vermek mi?Bir fark var mıydı sizce?

Hayko:Benim konserim olsa çok daha rahat olur;çıkar sahneye dilediğim
gibi konserimi veririm;ama müzikalin başka bir havası vardı;çünkü bir
sürü tiyatro oyuncusu ile ortak bir çalışmaydı.Yeniden okul yıllarına
dönmüş gibi onlardan azar işitmek;"'Şunu şöyle yapma' demedim mi
sana?!"gibi şeyleri yeniden duymak güzeldi.Onun başka bir stresi
vardı;ama ora da çok iyi bir ortam.İyi çalıştığın zaman karşılığını
alırsın.

O müzikali Ankara'ya getirmek gibi planlar var mı?

Hayko:Herhangi bir bilgim yok;ama Ankara,İzmir,böyle şehirden şehre
bir turne planları vardı;ama ne zaman yapılır;yapılır mı,bu konuda bir
bilgim yok.yalnız umuyoruz ki bu turne olur ;çünkü aylarca
çalıştık,daha çok insana ulaşmak ve bu müzikali daha çok kişinin
izlemesini elbette isteriz.

Son yıllarda Rock müzikte bir yükseliş söz konusu.Sizce artan grup
sayısı diğer taraftan kalitenin düşmesine veya bu müziğin de pop müzik
gibi çabuk tüketilmesine neden olur mu?

Hayko:Valla bizde seri tüketim her şey için geçerli.Ne bileyim,bir
telefon çıkıyor;herkesin elinde o telefon;ya da bir araba
çıkıyor,herkes ondan almak istiyor.Yani biz seri tüketmeye alışmış bir
milletiz;bir program olur,dizi olur...Suyunu çıkarana kadar artık...Bu
tüketilen her şey için geçerli;Rock müzik grupları ortaya çıktığı
zaman da aynı şey bizim üzerimizde de uygulanıyor.Rock müzik patladı
ve buna seri tüketim olarak festivalleri örnek verebilirim.Eskiden bir
iki festival vardı;hangisine gidelim,parayı nasıl
biriktirelim,hayaller kurulurdu.Şimdi bir ayda on tane festival
oluyor.Aslında bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi tartışılır.Bence o
kadar da iyi bir şey değil.Çünkü insanlar bir şeyi görmeye alışır ve
bunu takip etmeyi kesebilir diye düşünüyorum.Her şeyin tadında ve
lezzetinde olması gerektiğini düşünüyorum.O yüzden ben sahnemde her
seferinde değişiklikler,farklı bir şeyler yapmaya çalışıyorum ki her
seferinde izlenilebilir kılayım.

"Moda olan her şey bir gün demode olur" diye bir inanış vardır.Siz son
günlerde Türk Rock piyasasında çok revaçta olan bir isimsiniz.Bir gün
demode olmak gibi bir korkunuz var mı?

Hayko:Tam tersine benim böyle bir mutluluğum var.Her şeyin bir
başlangıcı olduğu gibi bir sonunun da olması gerekiyor.Yeri geldiğinde
devamlı yüksekte olursam kendimi yok etmek için bir planım var.

Peki planınızdan ipuçları alabilir miyiz?

Hayko:Şahsen söyleyim;kendime zarar vereceğim bir şey yapıp,kendimi
yok etmem gibi bir plan yani.Çünkü devamlı revaçta olamazsın...

Kurt Cobain gibi mi yani?

Hayko:Hayır,hayır;öyle bir şey değil;kesinlikle öyle bir şey
değil.Yapacağım başka bir projeyle başka bir hikayenin içerisine girip
insanları yine yanıltmak,şaşırtmak;farklılaşmak...O tarz bir sistem
yani;çünkü devamlı göz önünde olmak gibi bir şey olmaz yani.(Dövmesini
göstererek)Bunun bir anlamı var:Kullanılırsın,sonra buruşturulup çöpe
atılırsın.İnsanların karşısına hep aynı şekilde çıkarsan insanlar
sıkılır.Yeni yeni,farklı şeyler yaptığın taktirde kalıcılığı sağlamış
olursun.

Günümüzde gerek görünüş gerekse ses olarak bazı müzisyenlere
benzetiliyorsunuz.Bu durumdan hoşnut veya rahatsız olma durumunuz
oluyor mu?

Hayko:Ne hoşnudum ne rahatsızım.Yani çok da umurumda değil.Ben kendimi
ve ne yaptığımı biliyorum.Kimlere benzeyip kimlere benzemediğimi de
biliyorum.Aklı başında bir adamım yani.Birilerinin bir şeyler
söylemesi benim çok da fazla umurumda değil.Eleştiriyi kabul
ederim;ama doğru eleştiri önemlidir.Eleştiri güzel bir şeydir.Neyi
doğru neyi yanlış yaptığını gösterir;ama saçma sapan şeylere de fazla
takılmam yani.

Bir önceki röportajımızda gitar çalmayı çok istediğinizi;"Taverna
İmajı" yüzünden klavye çalmaktan hoşlanmadığınızı söylemiştiniz.Acaba
gitar çalma isteğinizin nedeni gitarın Rock müzik ile özdeşleşmiş
olması mı?

Hayko:Yok,ondan dolayı değil;yani çok gitar kafası çalışan bir adamım
ama gitar çalamadığım için onları gitarla hayata geçiremiyorum.Onun
için klavye kullanarak gitar çalmaya çalıştım;ama ne kadar aynı
sound'u yakalarsın?!Klavye çalma konusunda başarılıydım;onun için
ikiye bölmedim kendimi,bir de gitar çalayım diye.Bir de gitarı
ayakta,dağıtarak çalabilirsin;ama klavyede bir sabit olma durumu
var.Gitarın o hareketliliği hoşuma gidiyor

Yabancı dinleyiciye ulaşmak gibi bir amacınız var mı şu anda?

Hayko:Elbette var.Yani gerçekten yurt dışına her anlamda açılmak...Ne
bileyim;Almanya'ya konsere gittiğinde seni izleyenlerin %90'ı Almansa
işte o zaman gerçekten yurt dışına açıldın demektir.Oraya gidip konser
verebilirsiniz;ama orada Alman seyirci tarafından tercih ediliyorsanız
o zaman yurt dışına açılmış oluyorsun...Neticede orada yaşayan
gurbetçilerimize çalmak bence yurt dışına açılmak değil.Yine kendi
insanın tarafından dinlenmiş oluyorsun çünkü.

Peki son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?!

Hayko:Yok...

prenses_67

unread,
Sep 24, 2007, 2:05:38 PM9/24/07
to HAYKO FAN HC

bestelerimi piyano ile yaparım. bir kuralım daha var. sahnede cover
parça çalmak istemem.

-insanlarla sorunum yok ama 'insanları seviyorum'culardan
değilim.insanları sevmiyorum hatta. bununda birçok sebebi var.çünkü
birçoğu şuurunu kaybetmiş durumda.

-benim konserimde eğlenilmez. çünkü konserlerim güle-oynaya geçmiyor.
herkes, tüyleri diken diken dönmeli konserden.adrenalin ve pisikolojik
boşalmanın olduğu konserler benimkiler.

-kliplerimin MTV'de sürekli dönmesi konusunda şöyle bir ukalalık
yapayım; ben yayınlanmayacaksam kim yayınlanacak? yaptığım iş klişe
değil,takdir görecek birşey.

-ilk albümde kendimi tanıttım,ikincisinde korktum,üçüncü albümde kadın
konseptineyer vereceğim.

-şu an hayatımda bir kadın var.iyi. serumla besleniyor. (burda ne
demek istediğini anlamadım biri anlatırsa sevinirim

-benim albümümde black metale ve gotiknoktalara kaçan, zikr
ritimlerinin olduğu sound'lar birbirinden bağımsız durmuyor. hepsi tek
parça gibi. zaten yapmak istediğim buydu. bunu başardığım için
sanırım, olumlu eleştiriler alıyorum.

-müzik piyasasında isteklerimi şaştan kabul ettirebildim,çünkü ikna
kabiliyetim yüksektir.ben çok planlıyımdır. çok matamatiksel
çalışırım. mesela anlaşma yapmak için plak şirketine gittiğimde
albümün hangi tarihte çıkması gerektiğini,programın hangi tarihlertde
nasıl işleyeceğini,klibi şu tarihte çekeceğimiz zaman hangi tarihte
yayına gireceğini filan anlattım. ben,herşeyi söyledim,toplantı bitt.
bu tarz konularda kimseyi dinlemem zaten.proje benim,hayal benim.

-burcum balık,yükselenim aslan oradan kurtarıyorum. yoksa balık burcu
insanı romantiktir, hayalcidir... balık beni öldürüyor, aslan elimden
tutup kaldırıyor.

-sinirliyimdir. çok güzel kin tutarım. beklerim.yıllar sonra pundunu
bulur oyarım gibi durumlarım vardır.

-konserdeki enerjim yüksek çünkü deli gibi spor yaparım. çok fazla
yüzer buhar odasında nefes açarım. fena derece bakımlı ve yeşilci bir
adamım. mesela air conditionlu odada bulunmam en ufak rüzgarda kaçarım
konser öncesi kuliste alkolü yasaklarım çünkü konserde ayık zihin açık
dinç nefesi kuvvetli olmalıyız.tek kötü tarafım sigaram.

-klasik müzik delisiyim. en çok ondan beslenirim. bach hastasıyım.
yine çok ağır derecede film müziği hastasıyım mütiş bir arşivim var.

-bilgisayar oyunları seviyorum ekipçe playstation durumumuz var.
turnava halindeyiz sürekli. hıza baylıyorum. çok ağır karting yarışı
dönemlerim oldu. araba kullanmaktan çok hoşlanırım ama trafik sorunu
yüzünden garajdan çıkaramıyorum. motor aldım kendime.

-modayla hiç işim olmaz spor giyerim ama ağır derece takım elbise
seven bir herifim

-hayranlarımızın bizdeki bu boyalar,makyajlar,karanlık görüntüler
nedeniyle 'baba ya sen manyaksın,biz de manyak takılalım' diyecek
tipler olduğu sanılıyor. oysa hayranlarım arasında aklıselim ve çok
efendi adamlar var. serseri değilller yani anlattığım herşeyi iyi
anlamışlar. yapılanı anlamamış. bunalımlarda sorunlarının içinden
çıkamayan albümü dinlemiş ama orada anlatılanı başka bir şekilde
değerlendiren tiplerde var tabii. kuliste bazen onlarla konuşuyorum.
bunalımda olduğunu kendine zarar verdiğini anlatıyor ve bunun benim
hoşuma gideceğini sanıyor. oysa ben onu bir güzel hırpalıyorum

medo...@gmail.com

unread,
Sep 25, 2007, 9:40:44 AM9/25/07
to HAYKO FAN HC


aferim haykoya büyük işler yapmış ehueheehehe :D:D:D

serap akman

unread,
Sep 25, 2007, 11:38:33 AM9/25/07
to hayko...@googlegroups.com
aferin aferin

prenses_67

unread,
Sep 25, 2007, 10:57:17 PM9/25/07
to HAYKO FAN HC
Atilla Aydoğdu'nun Hayko Cepkin ile röportajı
Hayko Cepkin'in bendeki imajının ne olduğunu onunla konuşurken fark
ettim. İlginçtir, hemen hemen aynı anda aynı isim çıktı ikimizin
ağzından: Sean Penn. Öfkeli, itiraz edici, takıntılı dışarıdan demir,
içinden pamuk bir adam. Zaten Hayko da çok seviyor; tanıdıklarında
insanların ona dair düşüncelerinin alt-üst olmasını... Ama ben ilk
andan itibaren 'içeriden' görmüşüm galiba onu. Aramızda geçenlerin
diyalog mu, yoksa iki farklı ağızdan çıkan tek bir monolog mu olduğunu
hatırlamıyorum.

İlk albümün "Sakin Olman Lazım" tamamı evde yaptığın kayıtlardan
oluşan bir çalışmaydı. İkincisinde tek başına olmayacaksın, bu seni
korkutuyor mu?

Ben ilk albümü evimdeki odamda, dört duvar arasında tek başına
kaydettim. Sonra EMI'a getirdim. Akşamına Hakan Kurşun aradı beni.
Albümü yeniden kaydedeceğimiz düşünürken Hakan Ağabey bu albümün
"olduğu gibi" yayınlanması gerektiği konusunda beni ikna etti. İkinci
albüm beni korkutmuyor. İlk albümde önceden yaptığım çalışmaların çok
az kısmını kullanabilmiştim zaten. İkincisinde yer alacak şarkıların
büyük bir kısmı da o dönemin ürünleri olacak. Bir de yaptığım işlerde
her zaman benim elimdedir ipler. Yoksa rahat edemem.

Konserlerin albümündeki sound'dan epey uzakta seyrediyor. Hangisini
tercih ediyorsun; sahnede olmayı mı odanda şarkı söylemeyi mi?

Sahnede olmak benim en çok sevdiğim şey. Hiperaktif bir kişiliğim var.
İlk albümün adı da oradan geliyor zaten. O kadar heyecan hissediyorum
ki müzik yaparken, durup bir soluklanmazsam sonu kötüye varacak.

Günün modası ya sormadan olmaz; sen kendi kimliğini nasıl
tanımlıyorsun?

Önce insanım herkes gibi. Sonra sanatçıyım, yaratıcıyım. Yaratıcılığı
kaybedeceğime öleyim daha iyi.

Aynı zamanda Ermenisin. Bu senin için ne ifade ediyor?

Ermeni olmakla, Türk olmakla değil de kendimi kendimle tanımlamayı
tercih ederim. Müziğin bütün kimliklerin üzerinde bir etkisi oldu
üzerimde. Hayatımın 1 numarasında her zaman müzik olmuştur. Dokuz yıl
boyunca Ermeni Kilisesi'nin korosunda ders aldım. Daha sonra da Timur
Selçuk'un öğrencisi oldum. Timur Hoca dışarıdan farklı
değerlendiriliyor biraz ama tanıyanlar için bir deryadır kendisi.

Peki aşık olduğunda durumda bir değişiklik olmuyor mu?

Aşık olduğumda da durum değişmez ki... Aşk aslında biraz etkiliyor
insanın yaptığı işleri. Mutluluk ve huzur insanı sanattan alıkoyuyor.
Zaten mutluyum daha ne uğraşayım diyorsun aşık olduğunda.

Hayatında birisi var mı peki şu sıralar?

İki yıldır süren bir ilişkim var. Ben kısa süreli ilişkiler
yaşayabilecek günübirlik erkeklerden değilim, tek eşliliğe yatkın bir
kişiliğim var.

Sen biraz fazla 'aşk' adamısın bana kalırsa... Hatta sevmekten çok
aşkla kuruyorsun gibi insanlar ve dünyayla olan ilişkini...

Evet "kendime inanan" biriyimdir. Ya benim yanımda yer alır insanlar
ya da tamamen karşımda. Arası yok. Yanında kendini konuşmak zorunda
hissetmediğin, gerektiğinde saatlerce susabildiğin kişidir benim dost
ya da aşık diyebileceğim insan. Yanında kendin olamıyorsan o aşk
değildir.

Ben seni Aşık Veysel'e benzetmiştim hatırlarsan albümün üzerinde
yazdığım yazıda. Ama diğer Aşık Veysel'cilerden bir farkın var bana
kalırsa: Mesela Tarkan kendi sesiyle Aşık Veysel yorumlarken sen Aşık
Veysel ruhuyla kendi şarkılarını söylüyorsun. Hiç sahnede yorumladın
mı Aşık Veysel'i?

Hayır ben hiç 'cover' yapmadım, inşallah hiç de yapmam ne sahnede ne
albümde. Benim kendime ait şarkılarım var. Asla barlarda çıkıp şarkı
söylemeyeceğim mesela. Klişe hikayelerden nefret ediyorum. Görünmek
istediğim gibi görünmüyorsam, hiç görünmeyeyim daha iyi.

Beni bir de konserde dinleyin

Bu yaz seni Rock'n' Coke'da The Cure'u izlerken gördüm. Senin 'The
Crow' sevdan ayyuka çıkmış durumda zaten. Gotik denince akla gelen
isimlerin başında da The Cure geliyor. Hayatındaki yeri nedir Robert
Smith ya da The Cure'un?

Aslında beni en çok etkileyen isimler değil onlar. Marilyn Manson ve
Massive Attack müziğe bakış açımı değiştirenlerin başında geliyor.
'The Crow' filminin ruhu, atmosferi, Brandon Lee'nin geriye dönüp
insanlara dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek konusundaki
kararlılığı belirledi benim yolumu.

Sen Rock'n'Coke'da neden yoktun?

Çünkü hemen öncesinde Rockİstanbul'a katılmıştım grubumla. İki
festival üst üste olsun istemedik. Konserlerde çok enerjik oluyoruz,
şiddet içeriyor her biri. Hatta genelde kulise gelip konuşmaya
çekiniyor insanlar. Ama her konserden sonra bir dahaki için kredi
açılıyor istisnasız. İzmir'de bir konsere gitmiştik, organizasyon
yetersizliğin-den 400 kişilik salonda 80-90 kişi ya var ya yoktu.
Morali bozulan arkadaşlara "Bu insanlar bizi dinlemeye gelmiş buraya,
biz de her zamanki duyguyla çıkıp çalacağız" dedim. Öyle de yaptık.

Akşam Gazetesi - 19 Aralık 2005


prenses_67

unread,
Sep 25, 2007, 10:58:00 PM9/25/07
to HAYKO FAN HC
Hayko ile kısa kısa: "Sahne Kavramı"
Türkiye'de sahnesini beğendiğin isimler kimler?
Sound olarak herkes hayvan gibi sound'unu çıkarıp hayvan gibi
çalıyorlar. O açıdan bir şeyim yok. Benim ekstra olarak gördüğüm şey;
biraz daha objeli, biraz daha kılık kıyafetli bir sisteme geçmek. Ama
bu kesinlikle bir tarz meselesi. Şimdi bunu yapmak isteyenler de var
tarz olarak, yapmak istemeyenler de. Kesinlikle doğal günlük
kıyafetleriyle gözükmek isteyen bir kültür de var, doğal gözükmeyip
başka türlü gözükmek isteyen bir kültür de var. Zaten ikiye ayrılıyor
bunlar. Ben diğerindeyim, yani görsele de önem veren hikayenin
içerisindeyim. Görsele önem vermeyip yapmak istemeyene bir şey
diyemem. O bir tarz, Seattle diye bir tarz var hayatta. Adam normal
gömleğiyle, yeleğiyle, hırkasıyla çıkıyor çalıyor. Benim işimde o yok.
Ben onu istemiyorum. Hani sahne denince akla en çok gelenlerden bir
tanesi Madonna'dır mesela. Kadın günlük kıyafetiyle hiçbir zaman çıkıp
şovunu yapmıyor. Ama ben onu seyrettiğim zaman ağzımın suyu akıyor.
Dansıyla, objeleriyle, geleniydi gideniydi ile hepsi planlı programlı
bir tiyatro, bir oyun, bir sinema var. Ben, bu sistemi seviyorum.
Bugün sahnede giyeceğim kıyafetle yolda yürürsem gelir beni ekip
arabası alır götürür. Demek ki o sahneye yakışan bir kıyafet. Hayko
Cepkin'i oluşturan öğeler olarak müziğin, imajın ve sahnen
gösteriliyor zaten... Daha bir sahne şovu yapmış değiliz. Kimin
sahnesi aklında kaldı denince ama senin adın hemen geçiyor konuşma
sırasında... Bu güzel bir şey. Ama kendimi bildiğim, ekibimi bildiğim
için daha biz hiçbir şey yapmadık. Hiçbir şey yapmadan eğer böyle
güzel bir isme bizi kondurdularsa ne güzel. Demek ki biz bir şeyler
yaptığımız zaman felaket şeyler olacak. Daha hiçbir şey yapmadık;
çünkü yapmak istenilen şeyler biraz maddi kuvvetlere dayanan şeyler.
Bugün diğer gruplar için de geçerli. Belki onlar da yapmak istiyorlar,
yapmak istemeyenler ayrı, yapmak isteyenler için de bu gücü ele
geçirmek ve o hayali kurabilmek gerekiyor. Belki şu anda kuvvetlenen
gruplar var, alttan gelenler var, destekleyicileri vardır. Mesela
Zakkum... Biraz daha böyle imaj görünümlü bir şekil yaptılar vs.
Bunlar iyi şeyler, olması gerekiyor. Seveni olur, sevmeyeni olur,
nefret edeni olur, bayılanı olur. Kimseye bir şeyi beğendiremezsin;
yani genele hitap edebilme şansın yok. Bugün en popüler, en popülist
ürüne bile baksan gene de genele hitap edemez. Öyle bir şey yok. Hele
ki bizimki daha uç noktalarda bir olay. Tamamen genele seslenmemiz
zaten imkansız. Kendi çekirdeğimizde büyüyeceğiz. Bizim hikayemiz bu.

Mesela Rock'N Coke'taki sahnenize baktığımızda orada sen ne kadar yok
desen de bir görsellik vardı en azından.

O, bizim doğalımız. Şöyle söyleyeyim; o doğala objeler eklediğin
zaman, o objelerle oynadığın zaman, ışıklarla oynadığın zaman - mesela
benim Rock'N Coke'ta eksiğim ışıktı; geceki ışık bende olsa mesela
üstüne eklenecek.
Gündüz vakti çıkmanın getirdiği bir durum oldu.
Tabii. Ama abartmaya da gerek yok. Yeni yeni filizlenen bir albümüm
var. Senin saatin o. Kademenin yerini bilmen gerekiyor. Ama ilk açılış
yapıyor olsak bile hikaye açılış ve değişim konsepti, gene değişik
hikaye kurduğumuz ve öyle yansıtıldığı için diğer Rock'N Coke'lardan
on bin kişi daha fazla açılış gerçekleşti. Açılışta 22.500 kişi vardı.

Hangi sahnelerde olmayı seviyorsun? Konser sahnesi mi, bar sahnesi mi?
Hepsinin yeri farklı. Hepsine göre zaten o bahsettiğimiz ruh haline
bürünüyoruz. Mesela her yere giydiğim rengin bile benim için bir
anlamı var. Mesela beyazla çıktım ben, beyaz bana göre yaptığım müziğe
göre daha temizliği, paklığı anlatan bir şey. Ama bazen o beyazın
içerisinde kendimi çok yalnız hissediyorum. Çok tek hissediyorum. Onun
için rengi gitgide daha koyulaştırıyorum. Kendimi daha acayip
hissediyorum, o gün kırmızı giyiyorum. Daha güvenli hissettiğim
zamanlarda, mesela beyaz çok patlayan, ışıklar vurduğu zaman çok
gözüken bir renk. Büyük sahnelerde, mesela Rock'N Coke'ta da beyaz
giydim. Orada patlayan, gözüken, kendinden çok emin bir ifade vardı.
Bazen böyle çok kapanmak istiyorum, içim koyu oluyor, kararmak
istiyorum; o gün çok siyaha bürünüyorum mesela.

Peki bu renk durumunu grubuna yansıtıyor musun?
Genelde şu anda grubun bir giyim sistemi var. Ama çok böyle hani
içimize sinen bir şey değil; Umut'unki hariç. Umut'un kendine has
gömleği, pantolonu vs.'i var. Ama Poyraz'la Murat'ın Reebox sponsorum
olduğu için o vesileyle giydiğimiz şeyler vardı; ama şimdi Reebox'la
olan anlaşmamız bitti. Şimdi biraz daha sahneye herkesin kendine has
şeylerini bulacağız bir yerden. Ama benim esas şeyim diktirmek, mesela
bu MTV Türkiye'nin açılışında olduğu gibi. Ama işte o, maddi bir şey.
Bayağı külfetli bir şeye dikildi o. Böyle bir şeyin sponsoru olmadığı
sürece böyle bir şeyin arkasında durmak mümkün değil. Bütün ekibi de
işin içine katmak istiyorum, çok fena patlar yani. Ama yapacağız,
yapmak zorundayız. Benim işim bu. Onun üstünde de istiyorum böyle
kolları salınan bir kıyafeti olsun, yaptığı hareketleri destekleyen
kıyafeti olsun. Bunlar gelişmesi gereken güçler.
Soundcheck'lerde belirli bir sahne koreografisi üzerinde de çalışıyor
musunuz?
İlk başta yaptık. Mesela Poyraz'ın sahnede ne yaptığını önce
kendisinden görmek istedim. Sonra eleştiriler tabii yapmaya başladık
hem ekipçe hem de dıştan gelen eleştirilerle beraber. Hep bunları
oturup konuşuyoruz. Mesela Poyraz'ın ilk gruba girdiği zamanki haliyle
şimdiki hali arasında dağlar kadar fark var. Bu, ileriye dönük
baktığın zaman daha da gelişecektir. Çünkü önce bir kendisinin
istemesini istiyorum. Klavyeciyken de ben öyle çalıyordum, manyak
manyak çalıyordum. Ben onu hissediyordum çalarken. Onu hissedeceği anı
bekliyorum, onu hissedince üzerine bir kademe daha koyacağız ve zaten
işin içine objeler falan girdiği zaman zaten kendinden oturacak.
Mesela ilk konserlerde grupla hiç ilgilenmiyordum. Sadece çalıyorduk.
Şimdi grupla beraber sahnede bir paylaşım içerisindeyiz mesela. Her
şeyi paylaşmayı öğreniyoruz.


prenses_67

unread,
Sep 25, 2007, 10:59:37 PM9/25/07
to HAYKO FAN HC
Hayko ile kısa kısa: "Seyirciler üzerine"
Son dönemde özellikle dikkatimi çeken bir durum var. İnsanlar konsere
gittiklerinde ellerinde cep telefonları ya da fotoğraf makineleri
düşürmüyor. Onların yanı sıra çok sabit duran bir kitle oluşmaya
başladı.
Beni bozmuyor; hatta belki öyle seyirciyi daha çok seviyorum. Benim
fikrime göre ben bir dinleti yapıyorum. Ben bir iş yaptım, iş ne? Ben
bir müzisyenim ve bir müzik sundum. Yapılan şey çok basit. Bu işi
düşünürsen, bu işe yönelirse beyin, böyle bir şey yapar sunarsın.
Ondan sonra beklersin neyin olup olmadığını. Her şeyi çok hani kafayı
böyle dışarı çıkart bütün dünyadan uzaktan bak, çok basit bir şey.
Müziğe aklım eriyor. Aklımın erdiği şeyi yapıyorum. Bunu da sundukça
ya yandaşlarım oluyor, ya da sevmeyenler oluyor. Bu, bir oluşum.
Sevenlerle yola devam ediyoruz, ya büyüyoruz ya küçülüyoruz vs. vs.
Sevmeyenlerin çok fazla bir tepki göstermesine, herhangi bir şey için
gerek yok. Neden? Çünkü yapılan şey çok basit. Zekanla basite
indirgediğin zaman; ben sana bir şey sundum arkadaş, sen sevmediysen
bunu gerçekten seyretmemeye ve dinlememeye hakkın var. Şimdi mesela
başıma gelse, ilk başta hırslarım vardı, bunlara cevabını verirdim;
ama şimdi cevabım çok daha iyi. Yaptığımız şey bu. Senin orada
yırtınıp yuhalaman ya da el kol hareketi yapman işine yaramayacak.
Beni etkilemeyecek. Ben en fazla senin suratını mimleyeceğim, bizim
elemanlara söyleyeceğim, seni yukarı aldıracağım yani, senin başın
derde girecek. Bu kadar rahat. Esas yüzüme karşı söyleyebilecek olsa,
iki kelam etsek büyük ihtimalle fikri ve zikri değişecek, iyi ya da
kötü; fark etmez. Ama o benle orada diyalog kurmuyor. Onun yapmaya
çalıştığı şey sadece aksiyona geçmek, bir heyecan arıyor. Ben ona o
heyecanı yaşatırım, hiç merak etmesin. Konu nereden geliyor da olay
kendi içinde çok basit bir konu. Bir şey sunuyorsun, suratın aptal
kutusunda daha çok gözükmeye başlıyor, yolda daha zor yürümeye
başlıyorsun, imzan kıymete biniyor, saçma sapan bankalarda imza
atarken şimdi kıymetli bir hal alıyor. Aslında kendi içinde çok
küçükler. Hepsi belki de kendi içinde hatıralar onları aldığın zaman.
Aslında ben bu işte psikolojiyle ilgileniyorum. Psikoloji işi.
Seyircinin aldığı haz, o psikoloji. Onun için ben mesela ODTÜ'deki ilk
konserim kapalı amfitiyatrodaydı. Tiyatro sahnesinde çalıyorduk ve
oturma grubu hesabıyla. Herkes oturdu ve bir seyir oldu. Seyir olduğu
zaman başka bir ruha büründük, daha teatral takıldık, daha mimiklerin
kıymete bindi. Ben, o seyirciyi de seviyorum. Kuduranı da seviyorum.
Kuduranda bir adrenalin, bir deşarj oluyor. O deşarjı evinde gidip
sağı solu dökeceğine, ailesini mesela rahatsız edeceğine gelsin orada
yapsın. Eskisi gibi mesela pogo çok yapılan bir şey değil. Şimdi pogo
yaptığın zaman etraf bundan rahatsız olup kavgaya dönüşme ihtimalleri
var. Çünkü insanda sabır denen şey kalmış değil. Bu müziğin içerisinde
pogo denen şey var. Gerçi benim müziğimde şu anda pogo yapılır hal
yok. Çünkü ritmi yüksek bir müzik değil benimki, daha yavaş bir müzik.
Ama yine de ben bakıyorum seyirciye o pogo hattının etrafında önüne
geleni itenler, onlarla tartışma çıkartanlar, kavga çıkaranlar
olabiliyor. Bu, daha sert müzik yapanlar için daha zor bir deneyim,
onlarda daha çok oluyordur. maNga'da mesela oluyor, Kurban'da mesela
oluyor vs. vs.
İnsanlar birbirini uyarıyor da bu tip durumlarda. Bizim başımıza zaman
zaman geliyor. Arkadaşlarımız kafa sallamak için öne gittiğinde
gerisin geriye yanımıza geliyor. Nedenini sorduğumuzda yanındakilerin
rahatsız olduğunu söyledikleri ifade ediyorlar.
Herkesin bir beğenesi var iken o konserden haz alacak duygu da kendi
içinde değişiyor. O adam, kendi içinde böyle bir sisteme başvuruyor.
Bu onu rahatlatacak belki eve gittiği zaman. Diğeri de dinlemek
istiyor. Mesela ben de dinleyicilerdenim. Oturur müzisyen gözüyle
dinlerim. Kimin ne yaptığını, ne çaldığını, ne tavır sergilediğini
seyredenlerdenim. Ama yanımdaki adam kuduruyorsa "Yapma ulan" diyemem.
O, bunu yapmak istiyor. Ya ben bir yere gideceğim ya da o anlayacak
benim rahatsız olduğumu başka bir tarafa doğru yüklenecek. Ama
insanoğlunda sabır diye bir şey kalmadığı için o konser atmosferi bile
bir anda kavga durumuna girebilir. Stagediving mesela yapacak adam,
bir tanesi orada tutmak istemiyor. Hafif çekilse bile diğerinin suratı
koluna gelebilir.
Uzun zaman sonra stagediving'i zaten Juliette Lewis konserinde gördük.
Yani. Şimdi Juliette Lewis'te yüzük var, yanlışlıkla herifin yüzüne
gelse 'napıyorsun Juliette' der. Avrupa'nın yaşam standartları
içerisinde sabır sınırının daha yukarıdadır diye düşünüyorum. Ama bu
her yer için geçerli bir durumu var. Herkesin sabır sınırı bitmiş
durumda. Hemen sıkılabilir. Ama kimseyi her dakika kontrol altında
tutamazsın, çok zor bir şey.

Blue Jean Dergisi

prenses_67

unread,
Sep 26, 2007, 11:25:38 AM9/26/07
to HAYKO FAN HC
Hayko Cepkin'in asi görüntüsüne bakıp da yanlış fikirlere kapılmayın.
Hayatı boş vermiş görüntüsünün altında sükunet arayan, tek eşli
ilişkilerden hoşlanan bir Hayko saklanıyor.

Sakin Olmam Lazım adlı albümüyle kısa zamanda büyük bir fan kitlesi
oluşturan Hayko Cepkin'in asi görüntüsüne aldanmamak gerek. Çünkü o
imajın altında aşka sadık, tiyatro düşkünü, evcimen biri yatıyor. Yani
Hayko'nun içindeki şeytana melekler eşlik ediyor...

* Müzisyenlik dışında başka işlerle uğraştınız mı? İlk olarak
arkadaşlarla bir grup kurmuştuk. Fakat o çabuk dağıldı. Sonra herkes
kendi yolunu çizdi. Ben de çilingircilik yaptım, bir markette müzik
standında, en son Taksim'de bir dövmecide çalıştım. Bu sırada
arkadaşlarla devamlı stüdyoya giriyorduk. Okula da devam ediyordum.

* Ciddi anlamda ne zaman bir grupla çalmaya başladınız? 1996 yılında
Burak Gürpınar (Athena) ve Öztürk'ün de bulunduğu up-flex adında bir
grup kurduk ve alt Kemancı'da çalmaya başladık.

* Şarkılarınızda aşktan söz etmiyorsunuz. Hayatınızda aşk yok mu? Ben
romantik bir adam değilim. Çocukken sanırım saf aşıktım. Romantizm
falan da vardı ama yaşananlar zaman içinde öyle bir şey bırakmadı.

* Hep mi terk edildiniz? Neredeyse hiç terk edilmedim ama romantizm
bir şekilde bitti. Artık mantık işin içine girmeye başladı. Bugün
varsa vardır, yoksa yoktur.

* İlişkiyi devam ettirmek için fedakarlık ne kadar önemli? Kimseyle
ömür boyu devam etme zorunluluğu yok. Ben, işler bozulmaya başladığı
zaman o işi bırakırım. 'Fırtınam' şarkısındaki gibi "Vakit doldu ben
gideyim" sözümü söylemek kolay değildir. Ama iş uzadıkça karşı
taraftakini üzmeye başlarsın. tedir.

* Kısa ilişkiler mi yaşarsınız? Hayır, genelde ilişkilerim uzun süreli
olmuştur. Kısa ilişki sevmem. Öyle felaket sayıda da kız arkadaşım
olmadı benim. İlişkilerime sadığımdır. Sahnedeki görüntüme
bakıldığında farklı duruyorum ama tek eşlilik taraftarıyım.

* Evcimen biri misiniz? Ev kültürünü severim, dışarıya fazla çıkmam.
Kalabalığı, gürültüyü sevmem. Zaten mesleğim patırtılı. İnsan bir
yerde sükunet istiyor.

* Sarı saçlarınızı neden siyaha boyattınız? Özel bir nedeni var mı?
Yeni albümün konusu itibariyle imajımı değiştirdim. Çünkü bundan sonra
her albümümün bir konusu olacak.

Coşkun EMRAN

prenses_67

unread,
Sep 26, 2007, 4:03:39 PM9/26/07
to HAYKO FAN HC
Hayko ile kısa kısa: "İnternet Mezusu"
İnternetin hiçbir şeyiyle ilgilenmiyorum. Bir mail adresim var, bir de
kendi internet sitem var. Başka hiçbir şeyle alakam yok. Ne MSN'im
var, ne MySpace'tekiler benim. Hiçbiri ben değilim. Bir süre Hayko
Cepkin var; ama sohbet ediyorlar. Muhabbetleri iyiymiş, öğrendim. Bir
de girdim baktım, MySpace diyorlar. Bir baktım eşim dostum ne kadar
adam varsa var sayfalarda.

Blue Jean Dergisi

prenses_67

unread,
Sep 26, 2007, 4:03:53 PM9/26/07
to HAYKO FAN HC
Hayko ile kısa kısa: "Türkçe mi? İngilizce mi?"
Benim ısrarım sonuna kadar Türkçe ile bu işi yapmak. İngilizce yapmak,
zaten İngilizce yapılıyor. İngilizce yaparsam zaten hani çok bir
değerimin olacağını düşünmüyorum. Bu albümü İngilizce sözlerle yaptım,
yurtdışına açılıyorum bana çok geyik geliyor. Burada yapıyorum bu
müziği, Türkçe sözlerle konuşuyorum, buradaki dinleyici kitlesi
yapıyorum. Onlar için bir şeyler yapacak olursam, o zaman buradakiler
için ne yapmış olurum diye düşünüyorum. Hepsi birbirine giriyor. Bu
dilde yapmam gerektiğini düşünüyorum. Ben nasıl ki İspanyolcasını,
İngilizcesini dinliyorsam burada o da benim Türkçemi dinlesin. Artık
uymayan bir dil de değil. Sözler çok müziğin içerisine oturmaya
başladı. Eskiden böyle değildi, İngilizce'ye yakınlaştırılmış bir
Türkçe kullanılıyordu. Şimdi olgun dilde şeyler rock müziğin içerisine
oturmaya başladı. Artık kulağa çok iğreti geldiğini düşünmüyorum.
Eurovision'a da İngilizce katılmalarına gıcık oluyorum dibine kadar.
Resmen beğendirmeye çalışıyorsun. Anlatmaya çalışıyorsun. Seni anlamak
istiyorsa, ne anlatıyor diye İngilizcesine çevirsin. Seni araştırsın.
O kadar da armut piş ağzıma düş hikayesi değil. Olacağı varsa oluyor.

Blue Jean Dergisi

prenses_67

unread,
Sep 26, 2007, 4:05:23 PM9/26/07
to HAYKO FAN HC
Hayko ile kısa kısa: "Yurtdışı durumları"
Hürriyet'ten Sinem, Hayko ile röportaj yaparken Hayko'nun bir sözü çok
dikkatimi çekti. "Hedefim Kuzey ve Japonya". Bunun nedenini sorduğumda
ise Hayko'nun verdiği yanıt aynen şöyle oldu: "Oralara daha çok gitmek
istiyorum. Buradan gidip de Avrupa'da bir teklif alıp konsere
gittiğimde mesela Hollanda'ya gittiğimde isterim ki gerçekten
Hollandalılara, gerçekten yabancı kesime seslenebilmek. Eğer yabancı
kesime seslenemiyorsan o çok fazla Avrupa'ya açılmak gibi gelmiyor
bana. Orada işte seni bilen, senin dilini yaşayan Türklere hitap etmiş
oluyorsun. Aslında burada verdiğin konserin aynısını vermiş oluyorsun.
Seni hiç bilmeyen, o sırada dilini anlamayan; ama ne biliyim sahnedeki
durumunu, grubunu, müziğini beğenen seni hiç anlamayan adama açılırsan
eğer o Avrupa'ya açılmak gibi geliyor. Ama benim yaptığım müziğin
hedefi, kitlesi olarak kendime belirlediğim noktada Kuzey karanlık
kesim ve bir de Japonya en çok kafaya taktığım nokta. Oralara gitmeyi
çok isterim. Özellikle Japonya. Bir de Japonya'da eğer güzel bir şey
yapıyorsan benimsiyorlar, alıyorlar. Öyle bir durum var. Ancak bunu
yaparken de kendimizden taviz vermeyelim. Onlar gelsin bize."

Blue Jean Dergisi

prenses_67

unread,
Sep 26, 2007, 4:09:09 PM9/26/07
to HAYKO FAN HC
[B][COLOR="green"]Hayko ile kısa kısa: "Starlık kavramı"
Günümüzde çok konuşulan starlık ve rockstarlık kavramlarıyla ilgili
neler söyleyebilirsin? Sana bu kavramlar neleri ve kimleri ifade
ediyor? Türkiye'de star ya da rockstar diyebileceğin isimler var mı?

Türkiye'de starlık kavramı diye bir şey yok. 'Patlak star' ismi
verilmiş birçok ürün var. Ama hiçbiri yurtdışında Madonna ya da
Michael Jackson gibi bir konumda, bir durumda değil. Bir kere biraz
starlık kavramı sanırım yaşadığın hayatın da sansasyoneliyle beraber
peşi sıra geliyor. Çok normal bir yaşamın varsa ve insanların yüzünde
sadece mükemmeliyetçi bir tavrın varsa o starlığa girmiyormuş gibi
geliyor. Bugün mesela Madonna'nın hayatı da birçok çetrefilden
geçmiştir. Michael Jackson zaten sansasyonların adamı. En büyük
gözümde o ikisi idol olarak sayabileceğim, tarih olarak kalabilecek
iki isimden örnekler veriyorum. Benim gözümde onlar stardır. Çünkü
tarihe damgasını vurmuştur. Starlık kavramının oluşması için harbiden
tarihe damga vurman gerekiyor. Sadece kendi yerel ülke bazında bir
klonun içerisinde kalıp süper zengin, süper ünlü bir hal alabilirsin;
ama sadece aslında bir komünün içerisindedir, dünya üzerinde ufacık
bir şeysindir. O kendi bünyende bir starlıktır, kendini öyle görüyor
da olabilirsin. Ama yaşadığın bütün dünyaya mal edilmişsen işte o
zaman starsın. O da ne demek oluyor? Ömrü billah tek başına sokakta
tek başına yürüyemeyeceğin, hayatının bittiği, hayatının tükendiği
anlamına geliyor. Herhangi bir bara gidip bar çıkışı kameralara 'ah
ah' muhabbeti yapamayacağın demektir. Mesela benim kendi çapımda 5-10
yıllık mesafe içerisinde kendi evime kapanıp tamamen oraya odaklanıp,
tabii evin koca bir kısmı stüdyo olarak kalıp müzikal hayat devam
ediyor, öyle bir şey kurup öyle bir şey yapmak var. Adam ada satın
alıyor, kendini dünyadan soyutlamak zorunda kalıyor. Yaşamı o hal
alıyor. O adam, en büyük star; ama hayatı bitmiş. Hayatın bittiği
zaman star olabilirsin. Böyle bir kavram bizim memlekette yok. Ama
star gibi yaşayan, rock'n roll gibi yaşayan konusuna gelirsen tek
örneği var: Teoman. Rock'n roll o yaşıyor. Biz sahnede daha sert, daha
agresif, daha boyalı, daha garip gözüküyor olabiliriz; ama ben onun
kadar rock'n roll yaşamıyorum. Dikkat ettiğim birçok şey var. Onun
kadar rahat değilim hayatta. O, çok her şeyden soyutlamış kendini
hayatta. Seviyorum onu, çok zeki bir adam.

Blue Jean Dergisi [/COLOR][/B]

prenses_67

unread,
Sep 26, 2007, 4:09:38 PM9/26/07
to HAYKO FAN HC
[B][COLOR="Blue"]Hayko ile kısa kısa: "Korsan olayları"
Korsana karşı değilim, olamam. Çok saçma. Dünyanın hiçbir yerinde
Türkiye gibi korsan CD satıp da dükkan açabilme hakkına sahip bir ülke
yok. Burada korsan CD satan vergi levhalı dükkan var. Böyle sistemin
kendi içinde el-kol verdiği bir yerde ben televizyona çıkıp da 'Korsan
satın almayın arkadaşlar, yapmayın etmeyin' gibi bir saçmalığa girmem
yani. Bunu söyleyecek olan ben değilim, ben kimseye yalvarmak zorunda
değilim. Benim bir tek kaygım var. Bir tek şeyden dolayı sıkıntı
duyarım. Biri albümümü alıp da mp3 olarak paylaşmaya başladığı zaman o
mp3 dolaştıkça, o indirimler gerçekleştikçe üzerinde muhteşem dijital
hatalar oluşuyor. Normalde bir şarkıyı yaptığın zaman o şarkının
mesela 4 dakikalık bir şarkının 60 mb'lık bir kütlesi var. Sen onu
mp3'e indirdiğin zaman o sana oluyor 6 mb bir şey. Ben mesela
çabalıyorum stüdyoda hayvan gibi bir sound çıkartıyım diye, 60 mb'lık
bir şey üretiyorum orada. Sen onu küçük bir programla 5 mb'a indirip
benim 55 mb'lık emeğimi mahvediyorsun. Dinlediğin şey çıtırlı mıtırlı,
üzerinde bir sürü dijital hatalı ve seni dinlerken tatmin edemeyecek
kıvamda bir şey. Benim takıldığım tek nokta o. Çünkü ben ömrü
hayatımda hiç, zaten internetle alakam olmadığı için, şarkı indirmiş
değilim. Kuzenim, eşim dostum bilgisayardan indiriyor. İndirip de evde
dinlediğimiz şeyler beni dinlerken tatmin etmiyor. Çünkü bas
frekansları gidiyor, tiz frekansları yükseliyor, üzerinde dijital
hatalar var. Dinlerken bana herhangi bir lezzet katmıyor.
Alabiliyorsam o albümü, param varsa alıyorum. Alamıyorum bir sonrakini
bekliyorum, bu daha çok yabancı albümler için. Çünkü yabancı albümler
günümüzde pahalı. Herkes alabilecek diye bir şey yok. Benim tek kaygım
kaybolan o 55 mb'la rezil bir sound dinleyip sonra herhangi bir yerde
'abi çok kötü olmuş soundları' diyebilmeye cüret edebilecek kişiler.
Böyle bir şey demeye arkadaşım hakkın yok. Çünkü bunun bu duruma
gelmesinin sebeplerinden bir tanesi de hem internet, internetle
beraber sizlersiniz. Siz böyle bir şeye indirmeye karar verdiniz mp3
olarak. Bu sektörde bu sebeplerden dolayı patladı, geberdi, gitti.
Benim belki de son stüdyoya girip de kayıt yapabilme şansım bu. Belki
bir sonrakini komple evde yapmak durumunda kalabilirim. Bu maNga için
de geçerli, Ege için de geçerli, Çilekeş için de geçerli, diğerleri
için de geçerli.

Blue Jean Dergis[/COLOR][/B]

prenses_67

unread,
Sep 26, 2007, 4:11:15 PM9/26/07
to HAYKO FAN HC
[B][COLOR="Plum"]Hayko ile kısa kısa: "Okul yılları"

Blue Jean Dergisi [/COLOR][/B]

prenses_67

unread,
Sep 26, 2007, 4:12:15 PM9/26/07
to HAYKO FAN HC
[B]Hayko ile kısa kısa: "Grubuna dair"
Biz grup olarak devamlı birbirimiz kovuyoruz. Onlar devamlı başka bir
vokalist arıyor. Bir de böyle bir şey var mı? Benim şarkılarımı
kullanıp başka vokalist ekrana koyacaklar. Her fırsatta birbirimizi
kovuyoruz. Onun haricinde sürekli bir basçı arayışımız var. Mesela
Yüxexes'in kulisine bizim eski basçı geldi. "Abi nerde kaldın? Giy
kıyafetlerini çabuk" dediğimde Poyraz, bakakaldı. Umut, benim 10
senelik arkadaşım. Grubun babası. Birçok konuda grubu o toparlıyor.
Onun Poyrazla arasındaki geyik de şudur mesela; Poyraz 22 yaşında olup
Umut 30 yaşında olunca, Umut şimdi 'ay ay belim ağrıyor' dediğinde
Poyraz 'tabii abi yaştan' diyor. Devamlı bir yaşlı muamelesi var
grubun gençleri tarafından. Mesela 'Başım ağrıyor'diyor, 'abi tabii
sesten' diyorlar. Devamlı onunla o şekilde uğraşıyorlar. Öte yandan
Murat da baba. Normalde Murat; ama Murat Baba olduğu dönemler var.
Birden bire Murat Baba'ya dönüşüyor o. Çünkü Murat'ın her şeyle ilgili
bilgisi var. Bayağı bir o da eve kapanıp kafasını internet üzerinden
bilgiyle doldurmuş bir manyak o da. Hepimizin çok güzel oturmuş
materyalleri var. Onlarla didişiyorum böyle. Çok güzel ve de keyifli.

Konserden konsere giden bir grup değiliz. İstediğim de o zaten.
Müzisyenle vokalist arasında bağ kopuk olursa arkandan kulis oluşur.
Bizim kulis yaptığımız çok iş oldu müzisyenler arasında. Bizde kural
şeydir; sorunu olan sorununu anlatsın ki; çünkü mesela bir konu oluyor
şu konserler bitsin sonra konuşurum dersin ben tam tersini
düşünüyorum. Çünkü o konserler geçene kadar o mevzuyu sen konuşmayıp
aklında düşünürsen ya da başkalarıyla paylaşırsan bizim de o adama
hata yaptı diye bakış açımızda hatalar oluşabilir. Gizli saklı sevmem,
yalan sevmem. Grup içi kimse birbirine yalan söyleyemez. Yalanı
suratına vururum.

Blue Jean Dergisi [/B]

prenses_67

unread,
Sep 26, 2007, 4:13:44 PM9/26/07
to HAYKO FAN HC
[B][COLOR="Green"]Hayko ile kısa kısa: "Yakın çevresinin yorumları"
Umut Töre (gitaristi)
10 sene öncesine dayanıyor. Beraber barlarda, bir yerlerde çaldık.
Ondan sonra Roxy'ye katıldık Alt Geçit grubuyla. Orada Hayko, bize
klavye çaldı. Sonra Moğollar'a roadielik yaptık. Hayko'nun hep devamlı
bir çalışma hali vardı, kendi parçalarını yapıyordu. Deneme
yanılmaları, kayıtlarının ilk evrelerinde beraber çalıştık. Sonra
Hayko, Roxy'ye katıldığında yine Alt Geçit'ten bir baterist arkadaşla
çaldık. Ben, albümün ilk başında yoktum. Teklif bile etmedi biraz işim
gücüm vardı, biraz ben teklif etmiş gibi oldum. Ondan beri beraber
çalıyoruz. Hayko ile ben çalıştığımı hissetmiyorum. Çok eğleniyorum.
Hayko bir de çok rahat bırakıyorsun. O konuda çok açık biri.

Murat (davulcusu)
Hayko ile yaklaşık iki sene oldu. Her şey bir telefonla başladı.
Hayko, 'bak bakalım, beğenecek misin? Eğer beğenirsen başlayalım abi'
dedi. Ben de albümü çok beğendim ve ondan sonra çalışmaya başladık.
İlk profesyonel projem. Gerçekten çok zevkli zamanlar geçiriyoruz ve
inşallah da böyle devam edecek. Çok özgür olduğumuzu düşünüyorum
sahnede. Şu andaki gidişattan çok memnunum. Hepimiz dengesiziz, o da
dengesiz. Böyle anlaşıyoruz işte. Bu, aslında bir anda
açıklayabileceğim bir şey değil. Zaman zaman her şey değişiyor. Ama
Hayko çok iyi bir dost bir kere. Çalıştığınız müzisyenlerle iyi
anlaşabiliyorsanız, çok sıkı bağlar kurabiliyorsanız sinerji zaten bir
şekilde ortaya çıkıyor. Aksi takdirde sadece görev adamı moduna
geçiyorsunuz bu sizin çalışmanızı da kesinlikle etkiliyor.

Poyraz (basçısı)
1 Mart 2006'dan beri Hayko ile çalışıyorum. İlk Bursa konserinde
beraber sahneye çıktık. Hayko ile çalışmak çok zevkli. Öncelikle
Hayko, benim için bir arkadaş, dost ve ağabey. Ama Hayko'yu müzikal
açıdan tatmin etmek çok zor; müzik konusunda çok dikkatli, çok hassas
olduğu için. Aslında zorlanmıyoruz; ama uyumu sağlamak ilk başta benim
için zordu. Artık bu uyumu sağladığımı düşünüyorum. Her şey daha iyiye
doğru gidiyor.

Evrim (stüdyo marşandiz)
Hayko ile çalışmak çok iyi. Bir kere benim işimi de az da olsa
biliyor. Frekans bilgisi olduğu için beni çok rahatlatan şeyleri var.
Bana getirdikleri çok absürd şeyler değil ki öyle aranjör çok var.
Tonlayamadığımız, işin içinden çıkamadığımız çok iş oluyor. Ama Hayko
öyle değil. Hayko, stüdyoda agresiftir. Bir kere Hayko'nun normal
solist istekleriyle pek bağdaşmayan istekleri vardır. Türkiye'deki
genel vokal anlayışında bütün solistler yukarıda tutulduğu için hep
müzik altta kaldığı için tonmayster kendini gösteremez. Hayko'nun
işinde bu tam tersi. Solisti direk aşağı gömüyor ve rahat aslında miks
yapabiliyorsun. Bunun dışında arkadaş hep alt sevdalısı. Hep baslar
yoğunlukta olduğu için biraz öyle uğraşıyoruz.

Sinan Yener
Bizim firmanın komşusu EMI. EMI'ın genel müdürü Hakan Kurşun, bize
gelip menajerlik yapar mısın diye sordu. Biz de pek beceremeyiz dedik.
O zamanlar düşünmüyorduk böyle bir şeyi. Devamında bize menajerlik
işlerinden anladığını düşündüğümüz bir arkadaş katıldı, onun ardından
Hayko ile çalışalım dedik ve öyle bir birliktelik doğdu. Fakat bir
süre sonra Hayko ile tamamen ben ve Suat çalışmaya başladık. Kendi
içimizde bir görev dağılımımız oldu. Ben daha teknik konulara
bakıyorum. Suat da daha çok konserlerle ilgili olan şeylere bakıyor.
Hayko ile çalışmak hem kolay hem de zor. Aslında kolay yanını
oluşturan şey zor yanını da oluşturuyor. Her şeyden çok haberdar
olması. Konsept olarak bir müzisyen olması. Ben mesela Hayko'nun
tonmaysterliğini yapıyorum. İşimi çok kolaylaştırıyor. Ama diğer
taraftan zorlaştırıyor da. Çünkü sürekli bir şeyleri itiyoruz. Bunun
olmasının nedeni de her yerde bulmakta zorlanmamızdır. Belli şeyleri
optimumda kullanıyoruz. Kolay olmuyor istediğimiz sound'u yaratmak.
Bizim aramızda bir de tiyatro vardır bunu yaparken. Çok güzel o konuda
atışırız. Bunların dışında Hayko ile kişisel çok güzel eğlenirsiniz,
çok güzel vakit geçirirsiniz.

Suat Ok
Temmuz 2005'ten beri Hayko ile çalışıyorum Sinan ile birlikte. Sinanla
beraber farklı kariyerlerden gelen insanlarız. İlk başladığımızda
belli bir network'ümüz yoktu. Ama Sinanla beraber görev tanımlamaları,
kurallar, süreler vs. gibi işlere çok alışkın olduğumuz için çok fazla
zorluk çekmedik. Bir proje kovalarken, Hakan Kurşun'a bir şeyler
sunmak için gittiğimizde bize Hayko'nun menajerliği teklif edildi, biz
de kabul ettik. Bir süre sonra ne kadar doğru bir iş yaptığımızı
düşünüyorum. Çünkü çalışması çok kolay bir sanatçı. Daha önce bir
sanatçıyla çalışmadım; ama sonrasında çalıştım ve çalışamadığım için
bunu söyleyebiliyorum. Hayko ile başladık. Tabii ki ufak tefek
anlaşmazlıklar ve karşılıklı çeliştiğimiz noktalar oluyordu; ama
bunların normal olduğunu düşünüyordum. Farklı projelerde çalışmayı
denedikten sonra Hayko'nun ne istediğini çok iyi bilen birisi
olduğunu, her şeyi planlı bir şekilde yaptığını, özellikle bu camia
içinde çok deneyimli olduğunu söyleyebiliyorum. Gergin saatlerimiz
soundcheck saatlerimizdir. Sonrasını bilmiyorum; çünkü Hayko sahnede
yalnız oluyor. Kendi içimizdeki bağlarımız çok güzeldir, keyiflidir.
Stratejik olarak da Hayko ile bir şeyleri paylaşmak çok kolay. Çünkü
müzik dünyasını, Türkiye'yi çok iyi tanıyor, kendisine çok güveniyor.
Git-gelleri hiç yok. Bir konuda karar verdiği zaman geriye dönüp
bakmaz. Sadece işimizi yapıyoruz. Sorun çözmekle uğraşmaktan ziyade
işin getirdiği gereklilikleri yapmak, önümüze çıkan ufak tefek
engelleri aşmak bizim yaptığımız şeyler. Hayko ile çalışmak bize de
hem prestij olsun, hem iş ilişkileri bakımından çok şey kazandırdı.

prenses_67

unread,
Sep 28, 2007, 4:04:01 AM9/28/07
to HAYKO FAN HC
10 ekimde Hayko Cepkin Yuxexes programİnda

dream tvde saat 22.oo da oluyo sormuşsn prdon görmemişim
ii seyirler herkese

ojem siyah

unread,
Sep 28, 2007, 7:46:38 AM9/28/07
to HAYKO FAN HC
Hayatın Bittiği Zaman Star Oldun Demektir
''Sakin Olmam Lazım'' albümüyle rock sahnemize sıkı bir giriş yapan
Hayko Cepkin, ''Tanışma Bitti'' adını taşıyan ikinci albümünün
kayıtlarına bir süre önce başladı. Hayko ile geçmişte albüm ve müzik
üzerine bolca konuştuğumuzdan bu sefer farklı bir şeyler yapalım
istedik ve sahne haricindeki Hayko Cepkin nasıldır diye kapısını
çaldık. Onunla beş gün boyunca dört ayrı ortamda birlikte olduk.
Konserde, yolculukta, evde ve arkadaşlarıyla beraberken. İşte
bilmediğiniz ama merak ettiğiniz pek çok yönüyle Hayko Cepkin.

Bazı insanlar vardır; onları anlatmak için kelimeler yetmez ya da
bazen bir söz bile tanımlar onları. 2005 yılında yayınladığı "Sakin
Olmam Lazım" albümüyle hayatımıza giren Hayko Cepkin de bu tip
insanlar biri. Bazen onu anlatmak için tek bir kelime bile yeterken
bazen de anlat anlat bitmeyecek tiplerden birine dönüşüyor. Sahne
üzerindeyken gözünü kırpmadan, acaba şimdi ne yapacak diye pür dikkat
izlediğiniz Hayko Cepkin, sahneden indiğinde o pür dikkat izlenme
durumunu koruyan azınlıktan biri. Sahnedeki samimiyetini nasıl
algılıyorsanız, sahne arkasında da aynı derecede bir samimiyet
bulmanız işten bile değil. Çünkü bu adam en kısa ve öz tabiriyle neyse
o! Kendisinden imza isteyen hayranlarını nerede olursa olsun geri
çevirmeyen, ayaküstü bir-iki dakika onlarla sohbet etmek için o andaki
durumun feragat edebilen ve en önemlisi tüm bunları içinden geldiği
için yapan ve bu pozitifliği, sıcakkanlılığı karşısındakine
geçirebilen biri Hayko. Kendisiyle beraber müzik yapan, aynı sahneyi
paylaşan arkadaşlarıyla sahnede nasıl bir frontman gibi duruyorsa,
sahne arkasında da en basitinden konsere giderken trende ya da
otobüste ya da uçakta onların en yakın arkadaşı olarak yanlarında yer
alan biri. Her ne kadar Hayko Cepkin olarak tek başına bir isim olarak
var olsa da bir grubun parçası olduğunun o derece farkında olan ve iyi
müzisyen olmalarının yanı sıra iyi birer arkadaş, daha da ötesi dost,
kanka olan bu dört insanla geçirdiğim beş günün ardından söylenecek
çok fazla şey olmasına rağmen aslında söylenebilecek tek şey var;
belki de en önemlisi bu: Kendilerini grup olarak adlandıran çoğu
oluşumda böylesine bir arkadaşlık, böylesine bir bağ çok zor bulunur!
Hayko Cepkin başta olmak üzere Umut (gitar), Poyraz (bas) ve Murat
(bateri) günümüzde birçok kişinin başını yiyen ego sorunlarını çoktan
aşmış, kendileriyle olan dertlerini kendi içlerinde çoktan halletmiş
insanlar. Özellikle ana merkezimiz Hayko üzerinden gidecek olursam
stüdyoda, sokakta, evinde, konser yolunda, kuliste ya da sahnede her
daim samimiyetini, içtenliğini koruyan ve işini en iyi derecede yapma
odaklı insanlardan biri olduğunu söylemek hiç de zor olmaz. Sahnede
inanılmaz bir enerjiyle şarkılarını söyleyip, ülkemizde eşine hiç
rastlanmayan şovunu yapan da o, İstiklal Caddesi'nde yürürken
hayranlarının imza taleplerini geri çevirmeyen de o, o çok ünlü
magazin sözü 'sanatçıdan sanatçıya dost olmaz'ı arkadaş çevresiyle
ters yüz eden de o, konserinin ardından kuliste hayranlarını tüm
samimiyetiyle dinleyen de o. Uzun lafın kısası; beyler bayanlar
buyurun Hayko Cepkin'in günlük hayatta neler yaptığına ve Hayko
Cepkin'in nasıl biri olduğunu anlamaya...

YÜXEXES DOĞUM GÜNÜ PARTİSİ

15 Mart Perşembe günü Balans'ta gerçekleşen Yüxexes Doğum Günü
Partisi'nde sahne alan Hayko Cepkin, her konserinde olduğu gibi
soundcheck için mekanda hazır bulunuyordu. Sahneye gece yarısından
sonra çıkması planlanan Hayko, bütün müzisyen arkadaşlarıyla saat
15:00'te Balans'ta hazır bulunuyordu. Davulun kurulması ve ses
ayarının yapılmasının ardından sırasıyla gitar ve bas ayarları yapılıp
mikrofonların kurulmasıyla devam ediyor soundcheck. Soundcheck
esnasında Hayko, hem menajerliğini hem de tonmaysterliğini yapan Sinan
Yener ile son derece titiz bir hazırlık aşaması geçiriyorlar. Murat'ın
davulunun tonlarını konser mekanın farklı yerlerinden dinleyerek
nereye ne kadar ve nasıl bir ses geldiğini tartarak ilerleyen
soundcheck, istenilen sesin elde edilmesiyle tek tek diğer
enstrümanlara da uygulanıyor. En son ise biraz önce de belirttiğim
gibi Hayko'nun mikrofon başına geçmesi oluyor ki burada direk olarak
şarkılardan birer kuple söylendiğini zannetmeyin. Mikrofon için
gerekli düzenlemelerin, ayarların yapılmasının ardından üç şarkı tam
performans icra edildikten soundcheck nihayete eriyor. Soundcheck
mevzusunu isterseniz bir de Hayko'yla bir seneden beri çalışan basçısı
Poyraz'dan dinleyelim ve klasik bir Hayko Cepkin konser günü ve
soundcheck'i nasıl oluyormuş birinci ağızdan öğrenelim:
"Sabah zar zor kalkıyoruz, işin en zoru kalkmak oluyor. Soundcheckler
erken oluyor, özellikle şehir dışına gittiğimiz zaman yolda uyuyup
geyik yaparak vakit geçiriyoruz. Ondan sonra mekana gidip soundcheck'e
başlıyoruz. Önce davulu dinliyoruz, sonra bas, olmadı tekrar bas,
sonra gitar." Burada sözü Hayko devralıyor ve ekliyor: "Soundcheckler
biraz uzun sürerse ben sinirlenmeye başlıyorum, gerilirim, biraz o
konuda kasarım. İşler daha çabuk yürür." Hemen bu noktada Hayko'ya
konser öncesinde belirlediği yapılacaklar ve yapılmayacaklar tarzında
bir şeyleri var mı diye soruyorum. "İlk yola çıktığımız zaman çok
fazla kurallarım vardı; ama o kurallar zamanla yerine oturduğu için
ekstra bir çaba harcamama gerek yok. Herkes şu anda neyi yapması neyi
yapmaması gerektiğini çok iyi biliyor. O açıdan kafamız çok rahat.
Eskiden biraz daha terapi şeklinde çıkıyorduk. Şimdi o terapi biraz
daha azaldı. Ruhen herkes biraz daha serbest. Ama bir yerde bir enerji
yükleme hikayemiz vardı. Mesela en son bu enerji yükleme, terapi
hikayesini Saklıkent'te yaptık. O önemli bir konserdi çünkü. Orada da
kuliste hep beraber oturup konuştuk, öyle sahneye çıktık." Bu enerji
yüklemesinin haricinde konser öncesinde dinginlik aradığını belirten
Hayko, bu dinginliği biraz kaybettiklerini söylüyor. "Çünkü içeriye
girenimiz, o dinginliği bozanımız çok oldu. Onun için biraz dağılıyor
konsantrasyon. Ama elimizden geldiğince son 15 dakika kendi kendimize
kalmaya çalışıyoruz." Hayko Cepkin ve grup arkadaşları her gün başka
bir kimlikle sahneye çıktıklarını belirtiyorlar. Mesela bazen AC/DC,
bazen Iron Maiden ya da Manowar modunda olduklarını söylüyorlar.
Birkaç saat sonraki performansın modunu sorduğumda henüz
belirleyemediklerini dile getiren Hayko'ya yanıt Poyraz'dan geliyor:
"Soundcheck'te biraz AC/DC'ye kaçtık." Ancak Poyraz da konser modunun
sahne öncesi kuliste belirleneceğini hemen sözlerine ekliyor.
Konserlerle ilgili her zaman için en merak konulardan biri playlist'in
nasıl oluştuğudur. Karşınızdaki bir grupsa bütün grup üyelerinin bir
araya gelmesiyle hazırlanan playlist mevzusu Hayko Cepkin cephesinde
nasıl bir hal alıyor diye sorduğumda yanıt gayet net bir şekilde
geliyor Hayko'dan: "Ben belirliyorum. Zaten sistemimiz belli bizim.
Değişmez bir sistemimiz var. Onun dışına çıkmayız. O, sabittir bizim
için. Ama mesela bugün daha farklı bir playlist'imiz olacak. Onu da
zaten belirleyeceğiz. Zaten belirlesek bile sahnede ufak tefek
değişiklikler yapabiliyoruz. Ruh haline ya da seyirciye göre değişiyor
o hikaye. Ama genel olarak sabitiz yani." Sahnede ortaya koyduğu
görselliğiyle müziğinin yanı sıra dikkati üzerinde tutan Hayko, bu
akşamki performansı için beyaz giyeceğini söylüyor ve nedenini ise
şöyle açıklıyor: "Bugünü sahnede istiyorum. O yüzden de beyaz
giyeceğim."
Box'taki koyu muhabbetin ardından saatlerimiz 22:30'u gösterirken
kalkıyoruz ki Balans'a geçip Hayko'nun ve ekibinin konser için son
hazırlıklarını rahat rahat yapacak zamanları olsun. Kalabalık bir grup
halinde ara sokaklar Balans'a giriş yapıyoruz ve doğruca kulisin
yolunu tutuyoruz. Kulis'e girer girmez bizi Sertaç, Umut ve EMI'dan
Arzu karşılıyor. Hayko'nun kulisi gelenin gidenin hiç eksik olmadığı
bir kulis. O geceki ziyaretçileri arasında Kurban'dan Burak,
Çilekeş'ten Ali, Deja-Vu'dan Cenk ve Barış benim görebildiğim
ziyaretçileriydi. Yüxexes partisi bir yandan devam ederken, yukarıda
da Hayko konser öncesi hazırlıklarına başlıyor. Bu esnada ben de
Poyraz'la, Second'ı merak ettiğimizden aşağı iniyoruz; biraz bakınıp
tekrar yukarı çıkıyoruz. Gecenin ikinci performansı Zakkum'dan
geliyor. Zakkum'un performansı sırasında Hayko'nun kulisinde de
hazırlıklar son aşamaya geliyor. Beyazlar içindeki Hayko ve siyahlar
içindeki arkadaşları artık son hazırlıklarını yapıyor. Hayko,
Batmanvari makyajının ardından grup arkadaşlarının göz makyajlarını
yapıyor ve tüm bunların ardından saatler 01:00'i gösterirken gecenin
ana performansı yani Hayko Cepkin konseri başlıyor. Bir saat kadar
sahnede kalan Hayko, yeni albümünden de yer verdiği şarkılarla
hazırladığı playlist'ini seslendirip yine kendisini henüz daha
başımdayız dediği görselliğini sahneye koyduktan sonra alkışlar
arasında sahneden iniyor.

FEH TV İFTİHARLA SUNAR

Hayko Cepkin'in en iyi arkadaşları arasında istisnasız iki isim var:
maNga'dan Ferman ve Ege Çubukçu. Şimdi size bu üçlünün bir araya
gelmesi hepsinin müzikle ilgilenmesinden dolayı normal geliyor; ama
üçünün sıkı birer dost olması biraz garip gelebilir. Bence hiç öyle
düşünmeyin. Hani Ferman ve Hayko en azından içinde bulundukları
müzikal kategori dolayısıyla birbirlerine daha yakın olabilir diye
düşünürken araya bir rapçinin girmesi resmin şeklini bir hayli
ilginçleştiriyor doğrusu. Hayko'nun en çok takıldığı mekanlardan biri
olan Box'ta bir araya gelen Hayko, Ferman ve Ege görünen köy kılavuz
istemez misali aralarındaki arkadaşlığı daha ilk saniyeden ortaya
koyuyorlar. Mekana ilk gelen için kayıt cihazımı Ege Çubukçu'ya
yöneltip Hayko ile nasıl tanıştıklarını soruyorum. "Bizim Dream TV'de
çalışan, çok sevdiğimiz İzmirli bir arkadaşımız var, Öykü Onur Tanyel.
Beni izlemeye geliyordu. Bir keresinde bir rock organizasyonu vardı
galiba, organizasyondan sonra Hayko'yu, Çilekeş'in davulcusu Cumhur'u
onları da alıp getirmiş. Beni izlediler, kulise geldiler, kuliste
biraz muhabbet ettik. Birbirimiz hakkında beğenmediğimiz yönlerimizden
bahsettik. O bana 'Hey DJ' güzeldi değildi; ama 'Bir Gün' çok güzeldi,
dedi. Ben de ona, 'Albümündeki her şarkı güzel değil' dedim. Böyle bir
eleştirel tavırla başladık. Çok dürüst başladık." Burada Hayko sözü
devralıyor: "Mesela Ege'ye 'Hey DJ'yi beğenmedim, dedim. Ege de bana
'Senin albümünde de böyle şeyler var' dedi. Sonra konuşuyoruz falan,
şeyi algıla dedim, samimiyim, yalanım yok. Çok iyi olduğunu da
söyleyebilirdim, dedim. Ama sen de bana 'Bütün albüm şahane, yavrum
benim harika işler yapmışsın' diyebilirdin. Her şey samimiydi." Ege'ye
göre bu konuşmada her şey çok samimi bir biçimde birbirlerine
yansımış. Hatta bu durum onların daha bir içli dışlı olmasına ön ayak
olmuş. "Onun klibini gördüğüm zaman görmüyorsam onu uzun zamandır,
arayıp ne yapıyorsun, çok özledim diyebiliyorum" diyor Ege. Bu
tanışıklığın ardından Hayko'nun şarkılarını dinlediğinde Ege, şarkı
sözleri üzerinde dinleyici olarak daha çok çaba harcanması gerektiğini
anladığını, müzikal anlamda birbirlerini eleştirebildiklerini
söylüyor. Hayko da Ege'nin albümünü çok net bir biçimde dinlemediğini
ancak daha sonra dinlediğinde daha farklı düşündüğünü ifade ediyor.
Ege, bu durumun aslında bir açıdan iyi olduğunu düşünüyor; "Tanışmadan
önce insanlara karşı düşüncelerimi daha da tartmamı sağlayan bir durum
oldu. Hakikaten kulak dolgunluğuyla dinliyorsanız kimseyi yargılamayın
tarzında bir olaya yol açtı. Ama böyle bir arkadaşım olmasından dolayı
çok memnunum, çok iyi bir dost." Bu tarz bir durum Hayko için de
geçerli. Daha önce kulak dolgunluğuyla dinlediği Ege Çubukçu
şarkılarını Ege'nin evinde oturup dinlerken arkadaşının yazdığı
sözlerin iyi olduğunun ayrımına vardığını ve bunu direk kendisine
söylediğini belirtiyor. "Mesela yeni çıkacak projesinin şarkılarını
dinletiyor. Onun sözleri daha iyi mesela. Üstüne o bahsettiğimiz
kademe var ya, bir kademe daha konmuş. Bu süper bir şey mesela."
Hayko'nun yeni albümünü dinlediği zaman kendisinin de aynı tip
düşüncelere sahip olduğunu söyleyen Ege, sözlerine şöyle devam ediyor.
"Şimdi körler sağırlar birbirini ağırlıyor gibi olacak; ama Hayko'nun
yeni projesindeki her şarkıyı çok beğeniyorum. Hatta bir şarkı var,
'777' artık beynimden çıkmıyor. Onu duymak istiyorum. Onun öyle bir
şarkı yaptığını görmek acayip keyifli bir şey."
İlerleyen zaman içerisinde bu iki arkadaşı bir projede beraber görme
ihtimaline söz dönüp dolaşıp geldiğinde bir proje için
arkadaşlıklarını kullanmanın bir anlamı olmadığını, zaten manevi
anlamda birbirlerinin projelerine destek olduklarını ve birbirlerine
ihtiyaçları olduğu anda orada olacaklarını bildiklerini belirtiyorlar.
Hemen burada Hayko devreye giriyor; "Ben böyle arkadaş, eş dost
projeleri daha çok geyiğe dayalı yapmayı isteyen biriyim. Yapacaksak
geyik yapalım, klip çekilecek bir şarkı olmasın. Gelecekse bonus track
gibi bir şey olsun."
Bu esnada içeri üçlünün son halkası Ferman geliyor ve FEH projesi
tamamlanıyor. Bu proje kapsamında Hayko, Ferman ve Ege'nin çok fena
projeleri var şimdiden belirteyim. Hani bu ikili çok can yakar durumu
vardır ya magazin basınında alın size en tazesinden, en güzelinden ve
de en samimisinden bir üçlü: Hayko-Ferman-Ege. Bir araya geldikleri
andan itibaren ortaya çıkan sinerjiden etkilenmemek imkansız. Onların
birbirleriyle olan diyalogunu izlerken bu tip bir arkadaşlığa hayran
kalmamak elde değil. Keşke hepimizin bu denli birbirine dürüst
yaklaşan ve ego tatmininden uzakta arkadaşları ve arkadaşlıkları olsa
temennileri kafamın içerisinde dönerken bir yandan da onları
izlemekteydim. Ferman, bir sonraki gün kayıtları olduğu için Yüxexes
konserine kalamayacağı için üzülürken, diğer yandan Hayko'nun
albümünün ne durumda olduğunu soruyor. Öte yandan da kahve içme
projesini bir türlü gerçekleştiremediklerinden gem vurup bunu bir gün
mutlaka hayata geçireceklerinden umutlu olduklarını söylüyorlar. Bu
arada Hayko ve Ege'nin arasında inanılmaz bir Playstation çekişmesi
var. Söylediklerine göre şu anda durum berabere ve önümüzdeki günlerde
aralarında son bir maç yapıp galibi belirlemeyi düşünüyorlar. Bu
karşılaşmanın sonunda ise kim yenilirse her röportajında diğeri
hakkında olumlu şeyler söylemek durumundalar. Hani ilerleyen zaman
içerisinde Hayko, bir röportajında Ege ile ilgili bir şeyler
söylüyorsa ya da tam tersi, nereden çıktı bu şimdi demeyin.:)
Hayko ile Ferman'ın nasıl tanıştığını sorduğumda Ferman'ın biraz
hafızasını yoklaması gerekiyor, bu esnada Hayko da pür dikkat
Ferman'ın vereceği yanıtı bekliyor; ama Ferman ilk etapta ne zaman
tanıştıklarını hatırlamadığını söylüyor. Hayko'nun hatırladığını
söylemesi üzerine Ferman da sesli düşünerek geriye doğru hafızasını
yokluyor. Balans, Nokia Supersound derken sonunda mekanı buluyor Mojo!
"Mojo'dan içeri girdim, Ferman barın orada duruyor. Abi röportajı
okuduk, söylediğin her şeye katılıyoruz, aynı kafadayız, aynı şeyleri
düşünüyoruz, dedi. Orada zaten ray koptu." diyor Hayko. Dostluklarının
ilerleyişi ise Nokia Supersound gecesinde olmuş. "Bazı insanlara
merhaba dediğin zaman çok fazla insandan böyle sıcak tepki gelmez; ama
Hayko o anlamda çok sıcak bir adam. İkincisi ilk tanıştığımızda da
söylemiştim, yaptığı müzik benim kafamın bir yerlerinde olan bir
müzik, o yüzden yaptığı müziği çok seviyorum. O anlamda da sonuna
kadar destekçisiyim onun. Kafamda bir yerde onun yapmak istediği şey
var. Albümü dinlediğim zaman onu hissediyorum."

EV DURUMLARI

Hayko Cepkin'in bir günü nasıl geçiyor diye merak ediyorsanız, hemen
söyleyeyim; şu aralar özellikle konser ve albüm çalışmaları nedeniyle
Hayko'nun evde vakit geçirme gibi bir şansı olmuyor. Bu aralar en çok
özlediği şey şuursuzca oturmak. Ancak o gün evdeyse plazmasının tam
karşısına yerleştirdiği koltuğunda oturup müzik kanallarına bakmayı,
Türkiye'de neler olup bittiğini öğrenmek için haberlere bakmayı,
odasında yeni kayıtlar ya da var olan kayıtlar üzerinde çalışmayı
tercih ediyor. Ya da playstation oynamak en büyük zevki. Arkadaş
canlısı bir insan olduğundan evinin geleni gideni de bir hayli fazla
oluyor. Tabii demirbaş konumundakiler grup arkadaşları ve
playstation'daki en büyük rakibi Ege Çubukçu. Evde vakit
geçiremediğinden ya da evdeyse de odasında müzik çalışmalarını devam
ettirdiğinden televizyona pek bakmadığını, bu yüzden de dizi
kültürünün olmadığını söylüyor. Lost'a henüz başlayamadığını; ancak
yerli yapımlardan arada sırada Yaprak Dökümü'ne denk gelirse baktığını
belirtiyor. Sabaha karşı denk gelirse onun da tekrarlarına baktığını
söylüyor. Ama eğer cumartesileri evdeyse ve yapması gereken bir şey
yoksa bu aralar Survivor'a baktığını da itiraf ediyor. Bir Beşiktaşlı
olarak Galatasaraylılarla Fenerbahçeliler'in çekişmesini izlemek tabii
ki de keyifli geliyor. Yemek yapmak ve yemekle arasının iyi olduğunu
söyleyen Hayko, sirke ve sarımsağın vazgeçilmezleri olduğunu
belirtiyor. Evde sirke kullanılmıyorsa bu duruma gıcık olduğunu da tüm
samimiyetiyle söylüyor. Kızartmalarda çok başarılı olduğunu belirten
Hayko, esas kültürünün salata olduğunu söylüyor. Kendine has
tariflerinin olduğunu da söylemeden geçmiyor.
Evdeyken Hayko'nun dinlemeyi tercih ettiği hatta tek geçtiği bir isim
var: Bach. Bach'ın müziğinin çok rahatlattığını söyleyen Hayko, yeni
çıkan albümleri alıp dinliyor. Hemen soruyorum haliyle yenilerden kimi
beğendiğini. "Malt'ı beğendim. Öz rock. Özellikle evde değil de;
arabada dinlemek isterim." Sinemada ise psikolojik filmleri tercih
ediyor. Crow haricinde Amerikan Güzeli, Pi, Braveheart, Sin City,
David Lynch filmleri özellikle de Lost Highway Hayko'nun diğer
favorileri. Birazcık beyin yoran filmleri sevdiğini belirtiyor.

İKİNCİ ALBÜM ÜZERİNE

Konserlere ara vermeden bir yandan da ikinci albüm üzerine
çalışıyorsun ki bu pek de alışıldık bir durum değil. Genelde albüm
öncesi bir kabuğa çekilme süreci yaşanır; ama sende tam tersi mevcut.
Doğrusu odur. Normalde biz şu anda tarih olarak albümü bile
çıkartmayabiliriz. Şu an bu albüm hala gidiyor. Öyle bir şey
söyleyeyim. Ama şimdi neyi yaptık, neyi yapabileceğimizi konserlerde
gösterdik. İnsanlar artık o yapabileceğimizi albümde de görmek
istiyor. O, aynı zamanda benim de göstermek istediğim bir şey. Onların
sabırsızlandığı kadar biz de sabırsızlanıyoruz. Çünkü hayvan gibi bir
kayıt geliyor, hayvan gibi bir albüm geliyor ve ilk baştan beri yapmak
istediğimiz şeyi işte buyurun yaptık, şimdi gönül rahatlığıyla
dinleyebilirsiniz demeyi biz de çok çabuk istiyoruz.
Çıkış tarihi olarak şu anda hangi tarih planlanıyor?
Nisan sonuna anca. Çünkü sen de biliyorsun, miksteyim. Onu bitirmeye
çalışıyorum. Ama arada bir sürü konser var. Her konsere gidiyorum,
sabah erkenden kalkıp mikse gidiyorum. Yetiştirebildiğim kadarını
mikste yetiştiriyorum. Hop oradan mesela bugün buraya geldim, şimdi
Evrim orada mesela çalışıyor. Gerçi % 80'ini bitirdik, o orada öyle
devam ediyor. Ama orada olsaydım, büyük ihtimalle bugün dördüncüye
girerdim. Ama mesela bunlar biraz vakit kaybettiriyor.
Konserlerinde zaten yeni şarkılarına yer veriyorsun. Tepkiler nasıl?
Yeni şarkılardan şu anda 7 tanesi biliniyor. Şarkı bilinirliği
açısından hiçbir derdim yok.
İnsanlar albümü aldıklarında yabancılık çekmeyecek...
Onları işte canavar gibi dinleme şansları var. Şu anda internette
konser kayıtlarımızı mp3 haline getirip dinliyorlar. Ya televizyondan
ya da videodan kaydedilmiş kayıtlar. Çok tatmin edici değil. Ama
albüme baktığın zaman daha tatmin edici geliyor mesela. Şimdi
istiyorum ki mesela bir an evvel paldır küldür dinleyebilsinler. Onun
için hızlı çalışıyorum; ama araya konserler falan bir sürü program
giriyor. Aksıyor biraz.:)
Bakıldığında uzun bir zamandır bu albümün kayıtlarında olduğun
görülüyor...
Diğer stüdyo aşaması kayıttı. Şimdi ise miks yapılıyor. Öbür stüdyo
dediğimizde vokaller stüdyoda yapıldı, davullar stüdyoda yapıldı. Geri
kalan her şey benim evde yapıldı. Gitarlar mesela yine benim odamdan
çıktı. O bas gitar tonu mesela, hepsi gene odamdan çıktı o sound.
Zaten klavyeler fiks yani ister istemez. Yani % 70'i ev olan bir albüm
kaydı. Ama farkı ortaya çıkacak! Önemli olan zaten davulun
canlılığıydı, vokalin canlılığıydı, gitarın canlılığıydı. Bas sound'u
konusunda hala kendi klavyemin baslarını kullanabilirim; yani öyle bir
fikir vardı. O sound'u seviyorum. Ama o sound'a yakın - biz Poyraz'la
devamlı konuşuyorduk - bir bas sound'unu o gitardan çıkartabildik.
Böylece zaten hani madem aynı bas sound'u çıkıyor, bir basçının kendi
elleriyle çalması işi daha bir değiştiriyor; çünkü klavyede çalmak bir
basçının tellere vurduğu aynı sırayla değil, çok değişiyor. Onun için
şimdi daha böyle bir yerli yerinde hikaye. Ama çıkaramasaydık o
basları kullanacaktık. O, sound'la alakalı bir şey. Çünkü gitarı
mesela stüdyoda kaydettik ilk önce, hiç beğenmedim. 70'ler gitarı
çıktı koskoca anfilerle beceremedik yani o işi yapamadık. Keramet
bizim evde deyip yürüyün eve gidiyoruz, dedim. Eve gittik, höldür
höldür gitarlar çıkarttık yani.
Senin ilk albüm tamamen ev, ikinci albüm % 70 ev şeklinde ilerliyor.
Öbür albüm % 50 ev, %25... sonra komple stüdyo.:)
Bu kadar bas sound'u üzerine konuşmuşken ve de hazır Poyraz da
yanımızdayken hemen ona soralım... Hayko'nun istediği bas sound'unu
ortaya çıkarmada zorlandığın durumlar oldu mu?
Poyraz: Yoo.. Kayıtlar 2 saat, 2 saat, toplam 4 saat. Hiç zorlanmadık.
Kafamızda belirli bir şey vardı.
Hayko: Çok konuştuk zaten. Bir şey getirdi, dedi ki "Bunu bir
deneyelim, bundan ne çıkacak". Cuk diye çıktı.
Poyraz: Ne istediğimizin farkında olduğumuz için kolay oldu.
Hayko: Ivırıp kıvırmadık yani, acı çekmedik. İşin özü; Türkiye'de
miladi, bir sürü şeyi değiştirecek bir albüm, çok iddialıyım. Ağır
iddialıyım.

Son dönemde yapılan albümlerde daha sert soundlar ön plana çıkmaya
başladı.Stüdyoda şarkıları dinlerken "bundan sertini kim yapacak
bakalım" dedin.
Şu an yok, yapamaz. Olamaz yani.
Peki sen bu akımı nasıl değerlendiriyorsun. İlk albümü bakıyorsun pop-
rock tarzında bir sound var ortada. İkinci albüm daha sert.
Ne güzel. Ben yapanlar adına gurur duyuyorum. Çünkü zaten yapanlar
bizim tanıdığımız adamlar. Yüreklerinde hepsini biliyorum. Hepsi
aslında böyle şeyler yapmak istiyor. Şimdi işte büyük bir şans yani.
Herkes dilediği gibi, dilediğine yakın bir kademe daha korteji
yükseltti herkes. Süper. İşte bunu görmek çok keyif veriyor bana.
Gripin'in mesela son klip parçasını çok beğendim. Birol'un vokalini
çok beğendim, gırtlak yapmış bayağı. İşte bunu duymak istiyorum.
Buna vesile olduğunu düşünüyor musun biraz da olsa. Çünkü en sert
sound sende çıktı o ilk furyada çıkanlar arasından.
O ilk furyanın en yumuşak albümüne sahibim. Ama hikayenin
sertleşmesinde çok büyük payım var. Nasıl bir tezatlık bu? Ancak
konserde anlatabilirim. İyi anlatabildik. Anlatamasaydık kapak olurdu
bize, bu bir gerçek. Payımız işin içinde güzel bir yerde olarak var.
Buna inanıyorum. Böyle bir misyonum yok. Ama düşünce olarak yapmak
isteyen herkesin yapmasını istiyorum. Hırsım o. Misyonum yok; ama
hırsım o.

ESKİŞEHİR'DE KONSERİMİZ VAR

18 Mart gecesi Eskişehir Hayal Kahvesi'nde konser sebebiyle sabah saat
10:00'da kalkacak Başkent Ekspresi'ne binmek için üç gündür
peşlerinden ayrılmadığım Hayko Cepkin ve ekibiyle beraber saat 09:00
gibi Haydarpaşa Tren Garı'nda bir araya geldik. Ayak üstü muhabbetin
ardından baktık ki trenin hareket etmesine az bir vakit var,
ellerimizdeki eşyaları koltuklarımıza bıraktıktan sonra istikamet
bütün bir tren yolculuğu boyunca muhabbetin durmamacasına döneceği
yemekli vagondu. Yolculuğun ilk dakikalarında daha Murat yorgun
olduğunu belirtip biraz uyumak için yerine geçerken biz de Hayko,
Umut, Poyraz, Sertaç, ben ve Burak olarak başladık muhabbete. Yan
masamızda ise sırf bu konser için İstanbul'dan kalkıp Eskişehir'e
gelen ve Hayko'yu bütün konserlerinde takip eden hayrandan öte
arkadaşları var. Kah onların masada kah bizim oturduğumuz masada
muhabbet inanılmaz güzellikte sürüp giderken bir yandan da Hayko ve
ekibinin planlarını da öğreniyorum alf arasında. Özellikle Hayko-Umut-
Poyraz-Sertaç dörtlüsünün öyle bir planı var ki, eğer bundan sonra
trende yemekli vagonda yan tarafınızdaki masada dört kişi ellerinde
psp, gözleri başka bir şey görmeden bütün yol boyunca oynuyorsa bilin
ki onlar Hayko, Umut, Poyraz ve Sertaç'tan başkası değildir. Öyle ki
psp'yi aldıktan sonraki ilk konser seyahatlerinde ekibi çekmek için
daha orada anlaşma yapıyoruz. Anlaşılan bana bir Adana yolu
gözüküyor.:) 'Bir PSP olsaydı' diye başlayan muhabbet, Eskişehir'e
gelmemizle son buluyor. Daha trenden adımımızı atar atmaz Hayko Cepkin
fan kulübün Eskişehir şubesindekiler Hayko'nun etrafını sarıyor.
Arabalara eşyaları yükleyip doğruca Hayal Kahvesi'ne soundcheck için
gidiyoruz. Yine itinalı ve titiz bir çalışmanın ardından enstrümanlar
kuruluyor. Bu esnada Hayko Cepkin fanları da soundcheck'i takip
ederken bir yandan da Hayko'yla fotoğraf çektiriyorlar. Soundcheck'in
ardından kısa bir yemek arası ve dinlenme için otele gidiyoruz. Hep
beraber eğlencesi bol yemeğimizin ardından bir-iki saatlik dinlence
için odalarımıza çekiliyoruz. Saatler 22:00'yi gösterdiğinde yavaş
yavaş otelin lobisinde bir araya geliyoruz ve 22:30'a doğru Hayal
Kahvesi'nin yolunu tutuyoruz tekrar. Mekana girdiğimizde geçtiğimiz
yıl Roxy'de birinci olan Yeni Harman sahnedeydi. Kulisten duyduğum
kadarıyla çok yakın zaman içerisinde Yeni Harman adını sıklıkla
duyacağımız hissine kapılıyorum. Yeni Harman'ın sahneden inişinin
ardından Hayko ve arkadaşları da makyajlarını tamamlayıp yavaş yavaş
sahneye doğru yol alıyor.
Introyla beraber kırmızılar içinde Hayko sahneye çıkıyor. Hemen
ardından 'Yarası Saklı'nın ilk notalarının duyulmasıyla birlikte
Eskişehir Hayal Kahvesi'ni dolduran kitlenin de coşkusu tavan yapıyor.
Sırasıyla 'Görmüyorsun', 'Son Kez', 'Hüzünle Karışık', 'Fırtınam'
geliyor ardı ardına. Hayko ve ekibinin arasındaki paslaşmalar da son
derece keyifli bir seyir sunuyor. Umut'un gitarıyla sahne üzerinde
kendi başına yarattığı dünyasının dışavurumu Hayko'nun o tarif
edilemez enerjisiyle birleşince ortaya müthiş bir görüntü çıkıyor. Bu
ikiliye aralarda Poyraz'ın da katılmasıyla beraber iyice enerji
yükseliyor. Sahneden indikten sonra bile Poyraz'ın bir ara basını
havaya kaldırması, Umut'un kendinden geçmişçesine gitarını çalması,
Murat'ın davullarının başında apayrı bir dünya yaratması konuşuluyor
grup içerisinde. "Sakin Olmam Lazım" albümündeki favori şarkılarımdan
biri olan 'Fırtınam'ı da büyük bir keyifle izledikten sonra 'Eller
Aldı', yeni şarkılardan '777', 'Ölüyorum', 'Siren', 'Kaos', 'Yalnız
Kalsın', 'Hangimiz Masumuz' geliyor. Gecenin finali ise 'Zaman
Geçti'ile yapılıyor. Coşkulu kalabalığın tezahüratları ve alkışlarıyla
sahneden inen Hayko'yu hayranları kuliste de yalnız bırakmıyor. Konser
bitiminden yaklaşık bir 10 dakika sonra Hayko'nun kulisi
dinleyicilerinin akınına uğruyor. Sırf bu konser için Antalya'dan
kalkıp gelenler mi istersiniz, yoksa İstanbul'dan bir 10 saatliğine
gelenler mi. Hepsiyle tek tek ilgileniyor Hayko, tek tek fotoğraf
çektiriyor ve oturup birkaç dakika da olsa muhabbet ediyor. Sahneden
inmesinden saatler sonra Hayal Kahvesi'nden ayrılıyoruz. Karnımızı da
doyurduktan sonra otele dönüp doğruca odalarımıza çıkıyoruz. Dönüş
trenimiz saat 13:00'te olduğundan uykuya bol zaman ayırıp kısa süreli
bir hazırlıktan sonra yine garın yolunu tutuyoruz. Ancak burada bizi
bir sürpriz bekliyor; tren yaklaşık bir saat rötar yapmış! Olsun, biz
de oturup gece bıraktığımız muhabbetimize devam ediyoruz. Tabii
yanımızda Eskişehir'e adım attığımızdan beri Hayko'yu bir dakika bile
yalnız bırakmayan fan kulüp üyeleri var. Saat 14:00 civarı ufukta
trenimiz gözüküyor. Sistem yine aynı, eşyaları bırakıp doğruca yemekli
vagona. Tıpkı geliş yolunda olduğu gibi dönüşte de ekibin konuşma
konusu belli oluyor: PSP. En kısa zamanda psp'ler alınıp turnuvalara
başlanacak. Bu durum karara bağlandıktan sonra Umut dinlenmeye
çekildiğinden Murat, Hayko ve Poyraz arasında bir müzik muhabbeti
başlıyor. Bu muhabbetimiz de Bostancı sınırlarına gelmemizle son
buluyor. Sertaç ve Poyraz'ı Bostancı'da uğurladıktan sonra biz de
eşyalarımızı toparlamak üzere yerlerimize gidiyoruz. Kısa bir süre
sonra da Haydarpaşa'ya geliyoruz ve yolculuğumuz da burada bitiyor.

HAYKO İLE KISA KISA

Sahne Kavramı:

Seyirciler Üzerine:

Internet Mevzusu:

İnternetin hiçbir şeyiyle ilgilenmiyorum. Bir mail adresim var, bir de
kendi internet sitem var. Başka hiçbir şeyle alakam yok. Ne MSN'im
var, ne MySpace'tekiler benim. Hiçbiri ben değilim. Bir süre Hayko
Cepkin var; ama sohbet ediyorlar. Muhabbetleri iyiymiş, öğrendim. Bir
de girdim baktım, MySpace diyorlar. Bir baktım eşim dostum ne kadar
adam varsa var sayfalarda.

Türkçe Mi ? İngilizce Mi?

Yurtdışı Durumları:

Gelecek Planları

Bugünden yarını planlarım ben zaten. Burada konuşurken de o günleri
yazmam gerekiyor diye, ta ki nisan ayını planlıyorum. Nisan ayının
30'undan sonraki albümün mesela çıkış tarihinden bilmem nesine kadar
bitti. Yakın vade benim için birkaç ay önü oluyor. O ayı komple
planlayıp ona göre sistemli gitmek, strateji kurmayı zaten yapıyorum.
Hayatımın içerisinde en yakın vadesi 3 ay, 4 ay iken önümdeki 5-10
seneyi de hesap ediyorum aslında. Bunların bana yıllar sonra neler
getireceğini vs. vs. Ama kendi planım bu 5-10 yıllık süre içerisinde
bugün trenden camdan bakarkenki gibi müstakil bir eve taşınıp
hayatımda neyden zevk alıyorsam o eve hepsini döşeyip bir daha oradan
çıkmak istemiyorum. Planım bu.

Starlık Kavramı:

Korsan Olayları:

CROW:

Sene 1994 Aralık. Film gösterime girdi. O döneme kadar sadece klasik
müzikle alakadarım. Rock müzik nedir zerresini bilmiyorum. Filmin
fragramını görüp gitmiştim. Çok böyle o taraklarda bezim yoktu. Ama
tabii lise çağları, tiyatrocu olmak istiyorum. Sanatın böyle
dallarıyla uğraşmak istiyorum. Ailemle problemlerin arttığı, problem
genç olmaya başladığım dönemler. Crow'u seyrettiğim zaman şey oldu
bana. Adam kararlı, sevdiği bir şey için kararlı bir vaziyette
mezardan çıkıp geliyor. Neticede bunlar bir karga vesilesiyle ruhani
bir durum kazanıyor. O ruhani durum, mistiklik, kararlılık hoşuma
gitti. Değişmesine sebep oldu fikirlerimin. Gençlik döneminde kendine
bir idol ararsın ya benim için o bir idol oldu. Özellikle o kararlılık
biraz onun üzerine yapıştı. Sonra soundtrack'i aldım. İlk parça The
Cure'un parçası. Çok sert geldi bana. Bu ne dedim. Öyle ki
soundtrack'te Panteralar falan var. Bir fenalar geldi bana, öyle ki
bir müddet dinlemedim. Sonra o dönemin yazında bisikletimi kullanırken
walkman'le bisikleti onunla kullanırken baktım iyi bisikleti
kullandıran bir albüm. Bu müzik, böyle adrenalin işlere yarıyor.
Aslında rock müziğe geçişimi de sağlayan bir şey oldu.

Okul Yılları:

Okul döneminde de bu hiperaktiflik var mıydı?
O zaman daha hiperaktiftim. Aynısıydı aslında. Bir şey değişmedi,
sadece daha akıllandım, o bir gerçek.
İdarenin mimlediği tiplerden miydin?
Tabii canım. Mesela bütün okul yukarıda aynı kantin yemeğini yerdi
bizde. Bizim yukarıda öğretmenlerin yediği yere ayrı masa kuruldu. Biz
öğretmenlerin yanında yiyeceğiz, böylece yaramazlık yapamayacağız
diye. Okul tarihinde ilk ve tektir o. Ama biz bu sefer öğretmenlere
bulaşıyorduk. Çok gıcıklık yapıyorduk. Adamlara yalancı hizmet
ediyorduk. 'Buyurun hocam, sandalyeniz', 'yemeğiniz tuzsuz galiba, tuz
dökeyim'. 'Oğlum dökme', 'sizin için hocam, seviyorum sizi' vs. vs. O
zaman Levent Kırca var, o ekmeği ortadan bölme kültürü. Çorba çıkmış
yapmazsak olmaz. Ekmeği böyle yerinden kesiyorduk, hocanın yanında tam
bir ekmeği ortadan bölüp çorbaya banmalar, uzun bardaklar alıp suyun
içine hafif yoğurt katıp rakı muhabbeti yapmalar. Hocalar bir geliyor
rakı içiyoruz biz sözde, kafalar iyi olmuş. Bardakta rakı var resmen.
'Napıyorsunuz' diye azar işitmeler falan. 'Hocam yani artık bu dersler
de bizde bir stres yarattı' falan. Yoğurt katmışız içine işte. Ama
süper sızmışız masada falan. Biz mimliydik yani. Mesela başkasının
yaptığı şeylerde üzerimize ihale kalırdı. Ama Allah'tan esas olanlar
bulunurdu da biz arada sıyrılırdık. Ama bir şey olduğu zaman bizden
bilinirdi. Yaramazdım, ders çalışmadım, full kopya çektim. Kopyayla
beş dönemde bitirdim okulu. Devamlı yukarıda spor salonunda top
oynardım. Derslerden nefret ederdim. Devamlı gürültü yaratırdım.
İlgi gösterdiğin bir ders var mıydı?
Sevdiğim hocanın dersinde çok fazla artistlik yapmamaya çalışırdım.
Ama hani hem dersi sevmiyorum, hem hocayı sevmiyorum ona zindan
ederdim dersi.

Anılar:

· Başka bir grupla çalarken zamanında bir programa konuk olmuştuk.
Standart grup elemanlarını da tanıyalım geyiği vardır ya böyle
programda. Biz de böyle duruyoruz. Başınızdan geçen bir şeyi anlatır
mısınız, dediler. Biz gülmeye başladık. "Ooo, demek ki çok olay var"
falan diyorlar. "Oooo... bir sürü, bir sürü" yaptık. "Bir tane anlatır
mısınız" dediler. Kaldık öyle. Ömer o sırada daha çok gülüyordu, "sen
anlat, senin aklına bir şey geldiyse" dedik. "Bir gün bir yere
gidiyorduk, otobüs bozuldu, çok güldük" dedi.:) Canlı yayında
programdayız, spikerler kaldı böyle. Devamlı bir şeylere gülüyoruz;
ama kendi aptallıklarımıza gülüyoruz. Birbirimizle çok dalga
geçiyoruz. Herkes birbirini kovuyor mesela grupta. Ben devamlı
Poyraz'ı kovuyorum mesela. Poyrazlar devamlı başka bir vokalist arama
peşinde. Devamlı böyle bir durumumuz var.
· Yazlıkta herkes saat 12 olduğu zaman yukarı çıkıyordu. Biz aşağıda
oturup Braveheart'ın soundtrack'ini dinleyip, alkolün dozunu arttırıp
kılıçları çekip kıyafetlerle denize atlardık Braveheart misali.
· Birçok arkadaşımın fanzini vardı. Onlar dediler ki sen de bir şeyler
yaz. Yazamam dedim; ama yazarsın yazamazsın derken 'sizinle
yazdıklarınızla dalga geçersem yazabilir miyim?' dedim. Tamam,
dediler. Benim öyle bir yazı karakterim çıktı. Hatta nickname'im de
Hayko Yayın'dı.:) Bir paragraf okuyorsun; ama hiçbir şey yok o
paragrafta. Öyle şeyler yazıyordum. Öyle bir tarz oluşturdum kendime.
Hatta bir dergiye yazar olma teklifi geldi. 'Gözünüzü seviyim,
yapmayın yazık' dedim. İlk üç yazıda bir şeyler anlatmaya çalıştım,
düzgün cümleler kurmaya çalıştım; ama elim öbürüne gidiyor. 'Lütfen
bana yazdırmayın, beni serbest bırakın, ben olmayayım bu işin
içerisinde, benim olayım değil' dedim. 'Ya da bunu da illa yazacaksam
hani o sayfa şu an boş kaldıysa, sizi zora sokacaksam kendi yazdığım
gibi yazıyım ve son yazım olsun, bitsin. Zaten onu görürseniz
yazdırmazsınız sizin de içiniz rahat eder' dedim. Neticede kendi
bildiğim gibi abuklar ve sabuklar üzerine yazı yazıp zaten de bir daha
telefon almadım.
· Bir dönem Migros'un kaset satış reyonunda çalıştım. Orada üç iyi
arkadaş birleştik; Emrah, Uğur ve ben. Uğur, daha böyle rock müziğin
özüne sahipti; böyle Led Zeppelin falan. Emrah da daha grunge, modern
dönemi Silverchairları, Pearl Jamleri bilen bir adamdı. Ben de hiç,
klasik müzik alın bunu dinleyin diyen bir adamdım. Onlar vesilesiyle
çok hızlandırılmış bir tura geçtim ben. Bir yanda böyle bir sürü bilgi
birikimi, zaten bütün kasetler elimin altında. Baktım Black Sabbath,
Testament ortamına girmişim. Hatta Migros'ta yayın olarak bir
keresinde Cannibal Corpse verdik. Çok fena oldu. Reklam kültüründe
vardır ya marketlerde böyle pozitif şeyler çalarken insanlar daha çok
alışveriş yapma arzusuyla dolar. Cannibal Corpse çalınca herhalde bir
düşüş oldu, bizi postaladılar oradan.

Grubuna Dair:

Yakın Çevresinin Hayko Hakkında Söyledikleri:

Umut Töre (gitaristi):

Murat (davulcusu):

Poyraz (basçısı):

Evrim (stüdyo marşandiz):

Sinan Yener:

Suat Ok:

Blue Jean Dergisi -

ecem...@gmail.com

unread,
Sep 28, 2007, 8:15:43 AM9/28/07
to HAYKO FAN HC
Bir Çocuktan Müzisyen Olabiliyormuş..
» Adınız tasarım gibi. Hayko Cepkin kendi adınız mı?

1978 yılında, annem babam tarafından Hayko Cepkin olarak ortaya
çıkmışım. Takma adım değil, Hayko'nun anlamı tarihte bir kulunu
kurtarmış savaşçının adı. Cesur kurtarıcı anlamında, Cepkin'in
anlamını bilmiyorum. Genelde Ermenilerin soyadı -yan ile biter ama
benim soyadım bunun dışında.

» Çocukluğun nasıldı?

Aksiyonlu ve hiperaktif bir çocuktum. Bebekken devamlı ağlayan sinir
bozan bir evlatmışım. Aileme her türlü bayramı, yılbaşını, aile
yemeklerini rezil etmişim, kısacası yaramaz bir çocukluk geçirmişim.
Dedem akordeon çaldığından evde devamlı müziğimiz olurdu. Dedemin
akordeonunu karıştırma aşamasına gelince, bana hemen klavye alıp
dedemi rahat bırakmamı sağladılar. Klavyede ilk çaldığım örnekler
dedemin çaldığı şarkılardı. Sonrasında okul dönemi başladı ve okul
korosun-daki hocalarım bu çocuğun kulağı var, bunu kilise korosuna
modifiye edelim diye fikirler ortaya çıktı. Ben önceleri pek gitmek
istemedim, kilise korosu da neymiş diyordum. Sonra yavaş yavaş müzik
hoşuma gitti. Kulağıma güzel tınlıyordu; üç sesler dört sesler.
Sonrasında kendi kendime ben bu müziği galiba seviyorum, klasik müzik
eğitimi şart diye düşündüm ve Mimar Sinan Devlet Konservatuarı Opera
bölümüne girdim. Bariton bir sese sahiptim, ama iki sene okuduktan
sonra bıraktım, devam edemedim. Çünkü biraz adrenalin az geldi bana, o
dönemi kapatınca Timur Selçuk Çağdaş Müzik Merkezi'ne girdim. Timur
Hoca ile çalışma şansım oldu iki sene kadar.

» Konservatuvarla neden uyuşamadın?

Saçım uzundu o dönem. Kendime dikkat ediyordum ve saçlarım her daim
Serpil Çakmaklı gibi gergin arkaya örülüydü, temiz özenli bir kumaş
pantolon giyiyordum, ama benim vücudumda dövmelerde vardı, ben
yenilikçi bir insandım, fakat konservatuarda ise yenilikler pek hoş
karşı-Ianmazdı, gerçi destekleyenlerde vardı, daha modern bir şeyler
yapabilirsin diyenlerde çıkıyordu, daha sonra hayatımı düşündüm ve
okulu tam olarak altı yılda bitirebileceğimi düşünmüyordum, sekiz
yılda bitirsem kadro sınavlarını beklemek zorunda kalacağım, bu hayat
nasıl devam edecek dedim ya da evde piyano dersi, şan dersi vereceğim
vesaire vesaire. İyi olmayabilir dedim ve devam etmeme kararı aldım,
ama eğitim devam etmeli diye düşündüğüm içinde Timur Selçuk'tan
solfej, armoni ve şan dersleri aldım. Sonrasında Akademi İstanbul'a
girdim ve bir yılda orada eğitim aldım. Artık hayat mücadelesi denen
yönteme başvurmak zorundaydım.

» Müzik piyasasına geçişin nasıl oldu? Kimlerle çalıştın?

1996-97 yılında alt kemancıda çalarak piyasaya klavyeci olarak girdim.
O dönemler piyasada çok fazla klavyeci olmadığı için biraz bulunmaz
hint kumaşı durumuna düştüm. Hemen projeler gelmeye başladı. Ogün
Sanlısoy'un "Korkma" adlı Albümü'nde birlikte çalıştık hemen
sonrasında deprem oldu her şey dağıldı gitti. Moğollar, Aylin Aslım,
Koray Candemir ve Demir Demirkan'ın klavyecisi oldum, remiks ve albüm
düzenlemelerini yaptım. Yaşımın geldiğine karar verdiğimde klavyeci
olarak ne kadar devam edebilirdim ki, sanırım şarkılarımda
olgunlaşmıştı. Gidip bir şirkete dinleteyim dedim.

» Beste yapmaya ne zaman başladınız?

Valla, klavye gelir gelmez uydur kaydır hemen bir şeyler yapmaya
başladım. Klasik besteler yapıyordum. Sene 1994, Crow'u seyrettikten
sonra Rock müzikle tanışma şansım oldu. Filmi seyrettim çok beğendim
Soundtrack'ni aldım, Abooov!.. Dedim, bu ne sert müzikti böyle. Yavaş
yavaş bu müziğe alışmaya başladım ve sevdim. O dönem Migros'un müzik
marketinde çalışıyordum. Orada üç kişiydik, birisi Led Zeplin, Deep
Pearple dönemlerinin kültürüne sahipti diğeri ise Grunge'cıydı Pearl
Jam dönemlerinin adamıydı. Müzik markette çalıştığım için her albüm
elimin altındaydı ve hepsini dinleme, kaydetme gibi bir şansım oldu,
altı ayda dev bir arşiv edindim. Crow'un bir mihenk taşı olmasından
dolayı bende büyük bir önemi var.

» Bahsettiğin pek çok isim müziklerinin yanı sıra bir duruşu da
sergileyebiliyorlar, işte John Lennon ve Rammstain'ın savaş karşıtı
olmaları ya da Metallica'nın çevre duyarlılıkları gibi örneklere
bakarsak, müzik dışında bu tür etkileşimlerin oldu mu?

Elbette, ben de insani sorunlarla uğraşıyorum, ama insani sorunları
sıfatlandırmıyorum bu genel bütün dünyada yaşanan problemlermiş, alt
apısıyla şunun problemi bunun problemi ya da bu halkın ya da şu
mezhep'in gibi bir durumum yok.

İnsanlar bir sürü duygusal durumu geri plana atmış ve yalnızca
yaşamaya çalışıyorlar. İnsanlar, sabırsız tüketicilere dönüştürüldü ve
sadece yok etmeye yönelik bir yaşam stratejisi uygulanmakta, bunlarda
zaten can sıkıcı bir hal aldı. Benim duruşum bu konuları biraz daha
başka yöntemlerle anlatmak; çünkü herkes bu konuları anlatıyor,
aslında başka ya da ilk defa söylenmiş bir şeyi söylemiyorum, yepyeni
bir şey de yapmıyorum. Anlatım dilinde farklılık yapıp bir profesörün
akıl yoluyla söylediği bir şeyi ben başka bir tabiri gergin bir
şekilde söyleyince belki daha çok algılanabileceğini düşünüyorum.
Çünkü günümüzde her gün televizyonda bir kanala baktığımızda herkes
bir dinginlik yaşıyor, insanlara eskiye özlemi anlatan aklı başında
şeyler söylüyorlar, ama bakıldığı zaman bunun uzun zamandır söylenen
telkin yöntemleri olduğunu görüyorsunuz, fakat hiç kimse bunu
uygulamıyor, hâlâ aynı şekilde devam ediyor. Belki söylemde bir
farklılık yaratabilirsek biraz daha iyi algılanabilir.

» Nasıl, ayrıca bir çalışma mı? Yoksa müzikle mi?

Özellikle bizim yaptığımız müzik itibariyle gençlere daha çok
ulaşabilme şansımız varken, belki gençlere bunları daha iyi
aşılayabiliriz. Her konserin sonunda bunları söylüyorum o insanlara.
Gidişata karşı bir duruşumuz var, çünkü bize göre hiçbir şey olumlu
yönde ilerlemiyor. Günümüze baktığın zaman şu an tamamen sınırların
kalkması herkesin birleşmesi gerektiği, her şeyin çok objektif bir
duruma gelmesi gerektiği noktada, savaş adetlerinin artmış olması
yeterince tehlikeli ve sinir bozucu bir durum. Birçok şeyin zihinde
çözülmüş olması gerekirken insanlık tarihine batağımız zaman insan
zekâsının da oldukça gelişmiş olduğunu görürsünüz. Şu anda gelişmiş
bir beyin durumuna ulaşmışken hala gelişememiş bir zihniyeti savunup
da, savaş sistemini kabullenmek tamamen karşı olduğumuz bir şey.
Elimizin hiçbir zaman silah tutmasını istemiyoruz. Hatta bu sistemin
yok olmasını istiyoruz. Maalesef biz yok etmeye, insanlık boyutunu
rahatlatmaya çalıştıkça onlar savaş sistemini daha çok hayata
geçirmeye çalışıyorlar. Politik hiçbir şeyle uğraşmıyorum, mesela
müziğimde politikanın yeri yok, asla da olmayacak. Sadece bu oyunları
insanların bilmesini çok istiyorum.

» Peki, olmanız gereken yerde, BarışaRock konserlerine neden
katılmıyorsunuz?

Rock'n Coke'a katıldığımız tarih ile Barışa Rock aynı tarihlere denk
geldiğinden ve sözleşme gereği Rock'n Coke'dan on beş gün öncesi ve
sonrası bir yerde bulunmaman gerekiyor sistem bu. Özel olarak o iyidir
ya da şu kötüdür diye bir sebepten dolayı değil. Netice itibariyle
Rock'n Coke'a gelenlerde savaş yanlısı değil. Anlatmak istediğimi
orada da anlatırım başka yerde de anlatırım.

» İkinci albümün "Tanışma bitti" genel konsep-ti korku. Korkuların var
mı?

Genel olarak sözlere baktığınızda hep insani korkular var. Doğal
olarak benim de var, mesela; ellerimi kaybetme korkum var. Neyi
kaybettim, ne oldum, ne olacağım ne yapacağım, bulabilir miyim gibi
sorunları var o adamın. Yalnız kalmaktan korkuyor, ölmekten korkuyor,
güneşinin olmamasından korkuyor. "Melekeler" de mesela her şeyin
karardığını, kuşların bile ötmediğini, güneşin doğmadığını anlatan bir
korkusu var. "Bir olsun gönlünde bir olmasam da" derken aslında
kendisinin tercih edilmediğini ama tercih edilmese de senin için bir
doğru olsun diyor. Albüm teması olarak "korku" kişisel korkular,
insani korkular var. Bazı parçalarda armonik olarak ta korkularda
kullanıldı ama hepsinin sonucu itibariyle ulaştığı nokta aslında
pozitif ve iyi niyetli bir albüm sadece anlatım dili kaba. Onun için
biraz daha bu albümün gergin olmasını istedim, hani korku deyince,
Böhh!.. Diye insanın karşısına çıkan bir şey yok, sadece o
korkularınızın üzerine gidin.

» Farklı müzik türlerini bir arada kullanman çok kültürlü bir
toplumdan beslenmen diyebilir miyiz?

Kesinlikle. Her tür müziğin eğitimini aldım. Klasik müzik eğitiminin
yanısıra Timur Selçuk'la çalıştığım için makamları öğrenme şansım
oldu. Bunun dışında yıllardır piyasada çalıştığım insanlar Rock ve
elektronik müzik alt yapılı insanlar olduğu için hepsini bir arada
kullanabiliyorum. Bu albümde hepsi birleşince böyle bir şey çıktı
ortaya, sadece tek farklılığı aslında vokalleri işin içerisine
kattığınız zaman arabesk bir şey çıkması oldu. Hepsinin nasıl
birleştiği konusunda hiçbir fikrim yok, bana göre çok normal doğal bir
şey yapıyor-muşum gibi geliyor. Herhalde aldığım eğitimlerin kafamdaki
iyi karışımı diye düşünüyorum. Aradaki vokal kalıpları farklı oldu,
çok fazla Batı so-und'lu vokal yapmıyorum, yapmayı da sevmiyorum,
çünkü ben o arabesk tınıyı ve makamı çok seviyorum. Zaten hayatımda
arabesk yaşayan bir adamım. Çok batılı olduğumu söyleyemem.

» Vokalde opera sanatçısı Aylin Ateş'in adını görüyoruz.

Aylin aile dostumuz, hatta çocukluğumuzdan beri birlikteyiz. Aylin,
benim daha kendi kendime besteler yaptığım dönemden beri, günün
birinde beraber bir şeyler yapalım istiyordu. İkinci albümün temasını
kafamda oluşturduğumda Aylin'i aradım ve sonunda birlikte bir şeyler
yapabileceğimiz bir nokta var dedim; "Ne yapacağım," dedi. Sen gel,
birlikte doğaçlayacağız dedim. Geldi, müziği dinledi bir iki kere ve
"tamam" dedi. Çok güzel oldu. Böylece Aylin'le de aynı yerde bulunduk.

» Ortak projelerde yer almak istediğiniz başka isimler var mı?

Kafamda projeler hep var, ama ona ayıracak vakitler lazım. Mesela,
Aylin Ateş ile böyle bir şey yapmaktan çok keyif alırım. Cem Adrian'la
böyle bir proje yapmayı düşünüyoruz. Benim Cem için aklımda farklı
şeyler var.

» Biz de genellikle zincirleri kırmak zor bir işken, birden bire siz
olanca aykırılığınızla çıkıverdiniz. Olumlu ya da olumsuz eleştiriler
aldınız mı?

Zaman zaman zorluklarıyla karşılaştım. Çocukluğumdan beri müzik
sektörünün içinde olduğumdan dolayı genelliklede müzik, tiyatro ve
sinema çevresiyle ilişkim oldu. Bu çevrede insanlar daha evrensel
düşündükleri için kimsenin görünüşüyle ya da düşüncesiyle olumsuz
anlamda ilgilenmiyorlar. Hatta farklı bir kültürle tanışmak o
kültürden bir şeyler öğrenmek cezbedici geliyor bu tarz insanlara. Ben
de doğal olarak bu çevre içerisinde herhangi bir sorun yaşamadım.

» Kült kalmak istiyorsunuz. Yapılan iyi işin karşılığını bulacağına
inanıyor musunuz? Bugün kangrene dönüşen müzik piyasası aslında
emeksiz işlerle kendi sonunu hazırlamış mı oldu?

Ben hep geri dönüşümleri olacağına inanıyorum. Albüm kapak kartonetine
bu kadar özen gösterdin dediler. Yaptığım işin ileriye yönelik
olduğunu düşünüyorum. Günün birinde beni dördüncü albümümle tanımış
olan bir insanın, geride kalan diğer albümlerimi de satın alacağını,
elinde olmasını istediği bir şey olacağına inanıyorum. İnternetten
indirilen bir şeyin, sadece bilgisayarın hard diskinde bulunması benim
için çok doyurucu olmuyor.

Düşünürlere gıcıklığımız var

» Türkiye'de Ermeni olmak nasıl bir duygu?

Her şeyden önce kültürel anlamda bir zenginlik olarak görüyorum. Hem
kendi kültürünü hem de yaşadığın ülkenin kültürünü ve orada ki diğer
farklı kültürleri tanıma şansınız oluyor. Bu bence önemli bir
ayrıcalık. Farklı kültürlerin bir arada yaşamasının büyük bir avantajı
olduğuna da inanıyorum. Mesela ben Müslümanlık konusunda pek çok
bilgiye sahibim. Hangi ezanın hangi makamda okunduğunu bile bilirim.
Bunu da bana değerli hocam Timur Selçuk öğretmişti. Eğer biraz
araştırabiliyorsanız her kültürü öğrenip anlama ve her kültürü içinde
neler oluyor bunları öğreniyorsunuz.

» Hrant Dink ile tanışıyor muydunuz?

Hayır, tanışmıyorduk. Hrant Dink'in başına gelenler kesinlikle
kabullenebileceğimiz bir şey değil. Ama şöyle de bakılması gerekiyor
1929'dan beri öldürülen altmış ikinci gazeteciden sonuncusu Hrant
Dink. Diğerlerinin hepsi Türk vatandaşı ve Müslüman olan insanlar.
Hani kendi ülkesinde Müslüman olan, Türk olan, gazeteci olan, düşünür
olan insanlardı.

Demek ki bizim düşünürlere karşı bir gıcıklığımız var. Düşünen, yorum
yapan bir adam sistem içerisinde olan biten her şeyi gözlemleyen,
onları halka sunmaya çalışan insanlara karşı yapılmış genel bir tavır
gibi algılamak istiyorum bunu. Sadece Hrant Dink ve mezhep olayıyla
bağdaştırmak istemiyorum, öyle bir şeyin peşinde de değilim. Öyle
olduğuna da inanmıyorum. Düşünmek ve düşünememekle ilgili bir şey...

» Genellikle alternatif müzik yapanlar popüler olmaktan uzak dururlar.
Sizin medyada görünmeniz nasıl karşılanıyor?

Bu ürünler neden popüler olmasın ki. İnsanların bununda var olduğuna
dair bilgi sahibi olmayı hak ediyor. İnsanları yeterince şizofren
yapacak saçma sapan bir program kültürü var. Aynı şeyleri temcit
pilavı gibi otuz beş bin kere çevirip çevirip "O da ona öyle dedi, o
da ona şunu dedi, amaaaa onun dediğini duyamıyoru-uzz" gibi saçma
sapan bir hal almış durumda, insanları resmen salak yerine koyuyorlar.
Bu ürünün artık bilinmesi gerekiyor. Çünkü bu ürün bir şey anlatıyor,
bu ürünün derdi var ve insanların aklı başında bir şeyleri de görmesi
gerekiyor diye düşünüyorum. Popülerlikten yana kastım, bu iş popüler
olduğu zaman biz de o programlara da dahil olacağız değil.

» Müzik olarak neler dinlersin? Sinemayla aran nasıldır?

Evde fiks klasik müzik dinlerim Bach manyağıyım. Film müzikleri
dinlerim. Araf'ın film müziklerini yaptım. Arda Kuralı'ın ilk
yönetmenlik denemesi olan "Sahne" diye bir filimin müziklerini yaptım
ama henüz gösterime girmedi. Televizyonu pek seyredemiyorum zamanım
olmuyor. En son beğenerek izlediğim "Koku" filmi var. Zeki Demirkubuz,
Ezel Akay ve Fatih Akın'ı çok başarılı buluyorum.

Hilal Doğanay

Birgün - 25 Ağustos 2007

ecem...@gmail.com

unread,
Sep 28, 2007, 8:16:18 AM9/28/07
to HAYKO FAN HC
Hayko değil Hakan olsam ne değişirdi?
Hayko Cepkin, genç bir Ermeni müzisyen. Ama bugün müzik yerine, Hakan
değil de Hayko ismiyle bu ülkede yaşamaktan, 'Hepimiz Ermeniyiz'den
konuştuk onunla...

Hrant Dink'in cenazesinde 100 bin insanın elinde 'Hepimiz Ermeniyiz'
pankartlarıyla yürümesi, ani görünen kökü saçaklı bu suikasta verilmiş
bir sağduyu ifadesi olarak da görüldü, herkes meşrebince tartışırken
'can sıkıcı' da bulundu. Hayko Cepkin yirmilerinin sonlarında, çok
kendine has bir rock'ın peşinden giden Ermeni bir müzisyen. 'Hepimiz
Ermeniyiz'in onun ve cemaatinin tarafında nasıl göründüğü merakımızla
ikinci albümü için çalıştığı stüdyoya gittik. 'Ali topu tut'tan topik
düzeyine, bu ülkede genç bir Ermeni olmanın haletiruhiyesini konuştuk.

Hrant Dink'in cenazesine gittiniz mi?

Gitmedim, televizyondan takip ettim. Gitmememin nedeni aslında, artık
toplumsal olarak paranoyak bir hale gelmiş olmamız. Basından biri
görmüş olsa, bana iki kelam ettirse, bundan kendime paye çıkarıyor
gibi görünebilirdim. Ajite olabilir insanlar, gerçekten acıyı
hissetsem bile, birilerinin aklına bunu kullandığım gelebilir.

Bu sizin bildiğiniz bütün Ermenilerdeki ortak bir hissiyat mı?

Hayır. Bu insanlığın ortak bir hissiyatı. Biraz Tanrı'ya inanmak gibi.
Herkes bilmek zorunda değil benim ibadetimi. Cenazede görünmemin de o
kadar önemi yok yani...

Haberi nasıl aldınız? İlk ne düşündünüz?

Evde çalışıyorduk. Bir telefon geldi, televizyonu açtık. Baktım ve
"Offf" dedim zaten, "şimdi ortalık çok karışacak". Konu kapanmış,
yatışmış gibi geliyordu, çok şaşırdım bir yandan da.
Agos'u takip eder misiniz?

Zaman zaman alırım. Bana haber desteği de çok olmuştur. Cemaatimiz
zaten gitgide küçülmüş durumda. Çalışanların bir kısmı arkadaşım. Onun
ötesinde Hrant Dink çok aynı düşündüğüm bir adamdı. Ben de onun
gibiyim biraz, kendi cemaati tarafından da 'ayıp ediyorsun' muhabetti
görmüş kişileriz.

Topik yapan yaşlı Ermeni klişesi.

Bu çok net ifade edilen bir tepki midir?

Tabii. Ben bazı şeylerin doğru olmadığını düşünüyorum. Kendi
cemaatimizde de bir birlik beraberlik söz konusu değil. Ben kilise
korosundayken daha çok içlerinde bulunuyordum. Kilise içinde daha
yenilikçi şeyler yapmak istiyorduk. Din objesi bence yavaş yavaş
uzaklaşılan bir şey. Dini bağnazlık bazında değil, öznel, kült bir
kavram olarak ele almak lazım artık. Körü körüne bağnazlık artık
bilimselliği reddetmek gibi; tarihin bize sunduğu bir oyun olarak ele
alınabilir. Bu tarihleri ve kültürleri yaşanılabilir kılmak için,
gençlerin ilgisini çekebilmek için bugüne eleştirebilirlikleriyle
uyarlanması gerektiğini duşünüyorum.

Koroya kendi isteğinizle mi girmiştiniz?

İsteksiz girdim, ama arkadaşlık, dostluk, derken müziğin tınısından
çok etkilendim. Dönemin en kalabalık korosuyduk biz. 93'le 97 arası 60
kişi... 14 yaşından 20 yaşına kadar bir sürü yağız genç... Bir de
yaşını almış amcalar, dedeler vardı, kalbi olanlar vardı, ayin
sırasında fenalaştıkları oluyordu. Biz taze kan olmuştuk. Genelde
aileden aldığı eğitimi pek sorgulamayan bir arkadaş kitlem vardı,
kendi aramızda tartışırdık, ama aralarında en uçuk kaçığı bendim.
Zaten o yüzden de hem uzaklaştım, hem uzaklaştırıldım. Yönetime girmek
istedik, olmadı. Kiliseden çok şey öğrendim, ama tamamını müzikal
temelli görüyorum.

Aileniz mi diğerlerinden farklıydı, siz mi akıl ermeye başladığı zaman
çıkıntılığa başladınız?
Ailem dindardır, ama bağnaz değillerdir. Evde fikirlerim ortaya
çıkmaya başladıkça rölantiye aldılar beni, ellemediler. Onlar biraz
değişime uğradıysa, bunun sebebi de benim. Bundan da mutluyum,
süpersonik dindar bir ailemin olmasını istemezdim. Şu an baktığımda
koroda kendi dönemimden gençleri de göremiyorum.
Çocukken ya da yakın zamanlarda Ermeni olduğunuzun yüze vurulduğu,
'başka bir şey' gibi hissettirildiğiniz bir an oldu mu?

Bazı devlet dairelerinde böyle problemler yaşayabildik; daha çok da
ailem. Ben küçüklükten tiyatro, müzik ortamlarına girdim, bu
sektörlerde insanlar evrensel düşünür. Bu kalıp içinden de çıkmak
istemiyorum, çıkarsam üzülebileceğimi düşünüyorum. Ermeni olmamın lafı
bile geçmez o insanlarla. Ama bak başka dinden bir belediye başkanı,
devletin herhangi bir mercisinde böyle biri yok. Bu, hak tanınmadığını
gösterir. Ben halklarda problem göremiyorum. Her şey galeyan üzerine.
Medya da bunu pompalıyor. Kimle konuşsan "Ermeniyim, Yahudiyim"
diyene, "Önce insanlık mühim" der. Politik aşamaya geldiğinde iş
değişiyor. Televizyonlarda bunlar yerine toplumsal terapi programları
yayımlansın, bir sürü şey değişir.

Senelerce belli devlet politikalarını içine sindirmiş, bu eğitim
sisteminden, medya pompalarından geçmiş kitle aslında nüfusun
çoğunluğu değil mi?
Azınlıkta olduklarını biliyorum, ama milletin sinir ucuna dokunmak,
yoktan düşman belletmek de çok kolay.

Tartıştığınız insanlar oldu mu?

Şu an dostum dediğim insanlarla, arkadaşlık sistemine geçene kadarki
tanışma sürecinde çatışmalarımız olabiliyordu. Zaman içinde iki taraf
da değiştik, ortayı bulduk. Bahsettiğim insanı, Hrant Dink olayından
bir iki gün önce görmüştüm. Bana "Dilini unutma, ailen yaşlanıyor,
bunu çocuğuna ancak sen aktaracaksın" falan dedi. Yıllar evvel bir
sürü konuda çatıştığımız insanla bu noktaya geldik.

Kalabalık bir masada birden soykırım mevzusu açılsa, rahatsız oluyor
musunuz?

Yok, severim tartışmayı. Çünkü bilgin ve beynin varsa, hayatta
veremeyeceğin cevap yok. Bunlar olmadan bir şeyleri iddia ediyorsan,
bu zaten senin egosal problemindir. Zaten konuşulan da hep kulaktan
dolma şeylerle... Bizim de aileden duyduğumuz, kulaktan dolma
bilgilerimiz, Dede Korkut hikâyelerimiz var. Ama ben didiklemek
istemiyorum.

Bu ülkedeki hayatınızı zorlaştırır diye mi?

Evet, düzeltmek ve onarmak gerekirken yıkmak mantıklı değil.

Sizce 'sıradan bir Ermeni vatandaşı' Türkiye'de her daim huzursuz
mudur içten içe?

Hiç değil. Bir sürü arkadaşım var, hiçbirimiz rahatsız yaşamıyoruz.
Bir aidiyet sorunu varsa, bu bizden kaynaklı değil. Biz buraya ait
olduğumuzu zaten biliyoruz. Hayko ismini herkesin bilebileceğini
düşünerek, bu çok normalmiş gibi yaşıyorsun. Anormal algılanıyorsa,
orada bir cehalet vardır. Kültür mozaiği denilen şey dilde kalıyor
demektir. Okulda Osmanlı tarihi mi okutuyorsun, hepimizin yeri var o
tarihte. Tarihin kendisi mozaik. Zaten asıl soru şu, yakın zamanda ne
değişti? Zaten var olan bir şey neden şimdi algılanamaz hale geldi?
Bir de 'mutedil Türklerde', sanki hiç genç Ermeni yokmuş gibi, üst
kattaki yaşlı Ermeni teyzeye, 'topik'e indirgenmiş bir Ermeni algısı
vardır. Bu topik düzeyindeki ilgi nasıl geliyor size?
Keşke topik düzeyinde kalsa! Bir yandan da Ermeni kalmıyor, sadece
yaşlılar var ortada. Sanırım fazla çiftleşen bir ırk değiliz. Çok da
göç eden oldu tabii. Ben Kurtuluş'ta oturuyorum, artık bizim oralarda
topik yapan teyzeler kaldı daha çok.

Korkudan eve kapanıyoruz

İlkokul kitaplarında, okuma fişlerinde hiçbir Ermeni isminin geçmeyişi
küçükken tuhaf gelir miydi?
Yok, o zaman kafa o kadar çalışmıyor. Şimdi baksam şaşırırım tabii. O
zaman garipsemedim, çünkü Türkçe dersiyse topu Ali tutar. Yeni
kitaplarda 'Emre topu tut' var, o bile acayip geliyor. Emre'nin topu
tutmasına ikimiz de aynı oranda şaşırırız yani. Olayları şaşaalı hale
getirmeye gerek yok. Hızla onarma hikâyesine geçmemiz lazım.
'Hayko topu tut' bir onarma operasyonu olamaz mı?

Yok, Hayko tutamaz topu... Dedim ya, paranoyaklık zamanı diye, o
verilmiş bir ödün gibi düşünülebilir. "Şimdi ne gerek vardı?" denir,
bizim cemaatten "Şimdi bize niye yaranıyorlar?" derler. Paranoya
sınırsız... O değil, mevcudu yaşayalım, ama zihinlerimizi kullanalım.

Adliye önünde Orhan Pamuk'a 'Akıllı ol' demeler, kafasına esenin vatan
için feribot kaçırması, bir kitlesel cinnet yaşanırken bu
söyledikleriniz fazla naif, ütopik kalmıyor mu?

Öyle... Korkuyoruz işte o cinnetten, evimizden çıkmıyoruz ki! Sen
yılbaşı gecesi evinden çıkıyor musun mesela? Bir arkadaşına "Bu saatte
oradan geçme" demiyor musun? Gittikçe kendini korumak için dört duvar
arasında daha fazla kalmaya başlıyorsun. Kendi içinde çözebileceğin,
tartışabileceğin şeyler var, bir de sistemin kendi sorunları...
Politikadan nefret eden biri olarak, sistemi düzeltme işine
girmeyeceğim. Bizler hayatımızı hedeflerimiz doğrultusunda faydası
görülebilecek niteliklerde sürmekle mükellefiz. Sistemler de bu
olanaklara bizlere sağlamakla mükellef.

Bir ay sonra yeni albümünüz çıktığında sizinle müzik üzerine bir
söyleşi yapabilirdik. Şimdi, böyle bir zamanda bunları konuşmayı
teklif ettiğimde neden kabul ettiniz?

Aslında albümü konuşuyor olsaydık da, bu cümle dağarcığını
kullanacaktık. Albümün konsepti 'korku'. Nereden geliyor ki bu korku!
Ayrıca konuşulması gereken bir dönem. Bu yazıyı okuduklarında,
insanların neyin ne kadar algılayacağını merak ediyorum aslında.
Farkındalık önemli. Ben kendimi Hakan diye tanıtsam, başka bir adam mı
olacağım?

Radikal Gazetesi - 03 Şubat 2007

ecem...@gmail.com

unread,
Sep 28, 2007, 8:20:49 AM9/28/07
to HAYKO FAN HC
filmde oynycak neler dşnysnzzzzzz
bnce sprrrrrrrr

prenses_67

unread,
Sep 28, 2007, 11:42:16 AM9/28/07
to HAYKO FAN HC
29 Eylül Hayko Cepkin imza Günü D&R Bornova Forum / iZMiR
Body: 29 Eylül 2007 Cumartesi

D&R Bornova Forum / İZMİR

Saat : 13:00-14:00 arasi

prenses_67

unread,
Sep 29, 2007, 1:54:17 PM9/29/07
to HAYKO FAN HC
"ROLLİNG STONE" Ekim Ayı

SEN AĞIR KOÇUM DAHA DA ÇOK BAĞIR!!!

Hayko Cepkin ve arkadaşlarının sahne şovu ve samimiyeti akıllarımızdan
uzun süre silinmeyecek.

Kişisel müzik zevkim 1992 yılı milat kaydı olmak ile Mete Avunduk'tan
önce Mete Avunduk'tan sonra diye iki ye ayrılır.Dolayısıyla Hayko
Cepkin'ide bu bağlamda hiç dinlememiştim.

Festival sabahı evde Mete Bey ile televizyonda "Bertaraf Et" video
klibini görünce -ve Mete Bey "Bu çocuk farklı bir şey yapıyor"
deyince- konseri izlemek farz olmuştu.

ROCK'N COKE festivali boyunca izlediğimiz konserlerde elbette iyi olan
akıllarda kalanlar var; ama Hayko Cepkin ve arkadaşlarının sahne şovu,
müzikal performansı ve samimiyeti akıllarımızdan uzun süre
silinmeyecek gibi.

Sahneye -benim yorumumla- bir ceninden çıkan Hayko'nun konserine
ikinci albümün vurucu şarkısı "Bertaraf Et" ile başlaması çok
isabetliydi."Altı üstü beş metreymiş dertlerinin birikimi" sözlerini
duyunca konserin sonuna kadar orda kalacağıma karar vermiştim."Yanlız
Kalsın","Son Kez" akılda kalan şarkılar oldu.

İnsanın bir konserde aradığı herşeyi fazlası ile veren Hayko Bey ve
arkadaşlarının en çok hoşuma giden yanı orda olduklarını ve
yaptıklarını tam anlamıyla hissettirmeleriydi .

PARKORMAN'da gerçekleşen ilk RADARLİVE'da uzaktan duyduğum halde
Hayko'nun çok bağırdığını düşünmüş daha sonra festival alanında
gördüğümde bu düşüncelerimi kendisiylede paylaşmıştım.

ROCK'N COKE'taki performansından sonra fikrim değişti.Bu ülkede bu
kadar zorluklar içinde yetişmiş bir insan olarak Hayko Cepkin hala
müzik yapabiliyorsa -ve bu ülkede olan bitenlere rağmen sesimiz
çıkmıyorsa-"sen bağır koçum daha çok bağır! Bundan sonra kardeşimsin,
seni üzen karşısında beni bulur." derim. Ayrıca madem beşiktaşlısın
'çarşı sabaha karşı' diye bir şarkı yazmak ev ödevin olsun.


CÜNEYT KAŞELER

ecstasy16

unread,
Oct 5, 2007, 2:32:44 PM10/5/07
to HAYKO FAN HC
ben ce bu süper olck:)

prenses_67

unread,
Oct 5, 2007, 4:04:34 PM10/5/07
to HAYKO FAN HC

öle olcak (=

HaYKoLiq

unread,
Oct 6, 2007, 7:25:41 AM10/6/07
to HAYKO FAN HC
süpermiş ya

prenses_67

unread,
Oct 25, 2007, 2:11:58 AM10/25/07
to HAYKO FAN HC
Haftanın cazibesi HAYKO CEPKİN
Ayşegül aldinç posta gazetsinde bugunkü köşesinde hayko cepkine de yer
vererek kendisini haftanın cazibesi olarak görmüş.İşte AYŞEGÜL ALDİNÇ
in haykoyla ilgili yazısı

Hafta sonu kanalları dolaşırken Dream TV ye gözüm takıldı.Kaldım
sonra."HAYKO CEPKİN WEEKEND" yapmışlar.
Hayko ile röportaj yapılıyor,bir yandan da tüm kliplerine birbiri
ardına yer veriliyor.
İlginç bir müzisyen HAYKO CEPKİN....Yıllar önce kendini ilk kez
gösterdiği bir yarışmada ilginç gözlerini gizlemek amacıyla koyu renk
camlı gözlük taktığını gözlemledim.Şimdiyse bunun altını çizmeyi bırak
tüm bedeni veruhunun anarşisini gözler önüne sermekten
hoşlanıyorgydiğine,saçına,başına kendi mi karar veriyor bilmiyorum ama
bşz ona bakanlar oalrak duyduklarımızdan ve gördüklerimizden
memnunuz."EN ÇOK KORKTUĞU ŞEY ELLERİNİN KOPASI olan bu yetenekli
arkadaşımızı destekliyor,çizgisine baktıkça da Barış manço nun
benimsediği ve sık sık söylediği şu özdeyişi hatırlıyoruz:THE
SİNGER;NOT THE SONG'S.(ŞARKI DEĞİL ŞARKICI ÖNEMLİDİR MEALİNDE)

HaYKoLiq

unread,
Oct 25, 2007, 2:48:51 PM10/25/07
to HAYKO FAN HC
züüüpppper:)
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages