SİRACI'N-NÛR-29-YİRMİ BEŞİNCİ LEM'A(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Jul 18, 2026, 11:13:21 AM (5 days ago) Jul 18
to

                                      SİRACI'N-NÛR

 

3.6.YİRMİ BEŞİNCİ LEM’A ALTINCI DEVA

Ey elemden teşekkî eden hasta! Senden soruyorum: Geçmiş ömrünü düşün ve o ömürde geçmiş lezzetli safâ günleri ve belâ ve elemli vakitlerini tahattur et. Herhalde ya oh, ya ah diyeceksin. Yani, ya “Elhamdü lillâh, şükür,” veyahut “Vâ hasretâ, vâ esefâ!” kalbin veya lisanın diyecek.
Dikkat et, sana “Oh, elhamdü lillâh, şükür” dediren, senin başından geçmiş elemler, musibetlerin düşünmesi, bir mânevî lezzeti deşiyor ki, senin kalbin şükreder. Çünkü elemin zevâli lezzettir. O elemler, o musibetler, zevâliyle ruhta bir lezzet irsiyet bırakmış ki, düşünmekle deşilse, ruhtan bir lezzet akıyor, şükürler takattur ediyor.
Sana “Vâ esefâ, vâ hasretâ!” dedirten, eski zamanda geçirdiğin lezzetli ve safâlı o hallerdir ki, zevalleriyle senin ruhunda dâimî bir elem-i irsiyet bırakıp, ne vakit düşünsen o elem yine deşiliyor, esef ve hasret akıtıyor.
Madem bir günlük gayr-ı meşru lezzet bazan bir sene mânevî elem çektiriyor. Ve muvakkat bir günlük hastalıkla gelen elem, çok günler mânevî lezzet, sevapla beraber, zevâlindeki halâs ve kurtulmaktan gelen mânevî lezzet vardır. Senin başındaki şimdilik bu muvakkat hastalığın neticesi ve içyüzündeki sevabı düşün. “Bu da geçer, yâ Hû” de, şekvâ yerinde şükret.

ALTINCI DEVÂ (HAŞİYE)
Ey dünya zevkini düşünüp hastalıktan ıztırap çeken kardeşim! Bu dünya eğer daimî olsaydı ve yolumuzda ölüm olmasaydı ve firak ve zevâlin rüzgârları esmeseydi ve musibetli, fırtınalı istikbalde mânevî kış mevsimleri olmasaydı, ben de seninle beraber senin haline acıyacaktım. Fakat madem dünya birgün bize “Haydi, dışarı” diyecek, feryadımızdan kulağını kapayacak. O bizi dışarı kovmadan, biz bu hastalıklar ikazatıyla şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz. O bizi terk etmeden, kalben onu terke çalışmalıyız.
Evet, hastalık bu mânâyı bize ihtar edip der ki: “Senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsait muhtelif maddelerden terkip edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla. Mâlikini tanı, vazifeni bil, dünyaya niçin geldiğini öğren.” Kalbin kulağına gizli ihtar ediyor.

Hem madem dünyanın zevki, lezzeti devam etmiyor. Hususan meşru olmazsa, hem devamsız, hem elemli, hem günahlı oluyor. O zevki kaybettiğinden hastalık bahanesiyle ağlama; bilâkis hastalıktaki mânevî ibadet ve uhrevî sevap cihetini düşün, zevk almaya çalış.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

(HAŞİYE) : HAŞİYE Fıtrî bir surette bu Lem’a tahattur ettiğinden, altıncı mertebede iki devâ yazılmış. Fıtrîliğine ilişmemek için öylece bıraktık; belki bir sır vardır diye değiştirmedik.

 

Lügatler :

acz : güçsüzlük

bahane : gerekçe, mazeret

belâ : büyük sıkıntı

bilâkis : tersine

cihet : yön
daimî : devamlı, sürekli
devâ : ilâç, çare
elem : keder, üzüntü
Elhamdü lillah : Allah’a hamd olsun
esef : üzüntü, acı
feryat : bağırıp çağırma
fıtrî : doğal, yaratılıştan gelen
firak : ayrılık
gayr-ı meşru : helâl olmayan, dine aykırı
halâs : kurtulma, kurtuluşa erme
hasret : üzüntü, iç çekme
haşiye : dipnot

hususan : bilhassa, özellikle
ıztırap : acı
ihtar etmek : hatırlatmak, uyarmak
ikazat : uyarılar
irsiyet : miras
istikbal : gelecek
lem’a : parıltı
lisan : dil
Mâlik : her şeyin gerçek sahibi olan Allah
mânâ : anlam
mertebe : derece, makam

meşru : helal, dine uygun
muhtelif : çeşitli
musibet : belâ, büyük sıkıntı
musibetli : sıkıntılı
muvakkat : geçici
müsait : uygun
netice : son, sonuç
safâ : rahat ve huzur
suret : biçim, şekil
şekvâ : şikayet, yakınma
şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
tahattur etmek : hatırlamak
takattur etmek : damlalar hâlinde süzülmek
terkip edilmek : oluşturulmak, meydana getirilmek

teşekkî eden : şikâyet eden

uhrevî : ahirete ait
vâ hasretâ vâ esefâ : “Yazıklar olsun, esefler olsun”
vücut : beden
yâ Hû : ey Allah’ım
zevâl : gelip geçicilik, yok olmuş

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages