SÜNÛHAT
5.1.ÂYET=ALLAH'I BIRAKIP DA BİRBİRİMİZİ RAB EDİNMEYELİM
|
1 وَلاَ
يَتَّخِذْ
بَعْضُنَا
بَعْضًا
أَرْبَابًا
مِنْ
دُونِ
اللهِ Sofiye meşrebinden
kat-ı nazar, İslâmiyet vasıtayı red, delili kabul ve vesileyi nefiy, imamı
ispat eder. Başka din vasıtayı kabul eder. • • • Lâkayt Emevîlik,
nihayet sünnet cemaate, salâbetli Alevîlik, nihayet Râfîzîliğe dayandı.
Hem zâlime karşı miskinliği esas tutan Hıristiyanlık, nihayat tecellüd;
cebbarlıkta ve zâlime karşı cihad, izzet-i nefsi esas tutan
İslâmiyet—eyvah!—nihayet miskinlikte karar kıldı. • • • Beşerde, hayvanın
aksine olarak, kuvâ ve müyul fıtraten tahdit edilmemiş. Meyl-i zulüm,
hubb-u nefis dehşetli meydan alıyor. Medeniyet-i hazıra itibarıyla görüyoruz ki, şu medeniyet-i
meş’ume öyle gaddar bir düstur-u zulüm beşerin eline vermiş ki, bütün
mehasin-i medeniyeti sıfıra indiriyor. Melâike-i kiramın, 5 اَتَجْعَلُ
فِيهَا
مَنْ
يُفْسِدُ
فِيهَا
وَيَسْفِكُ
الدِّمَاءَ ’deki endişelerinin sırrını gösteriyor. Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler : 1 : “Allah’ı bırakıp da
birbirimizi rab edinmeyelim.” Âl-İ İmrân Sûresi, 3:64. 3 : “Hiçbir günahkâr başkasının günahını
yüklenmez.” En’âm Sûresi, 6:164; İsrâ Sûresi, 17:15; Fâtır Sûresi, 35:18;
Zümer Sûresi, 39:7. 5 : "Yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökecek birisini mi yaratacaksın?" Bakara Sûresi, 2:30. |
Lügatler adalet : hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma adavet : düşmanlık âdil : adaletli aksülâmel : tepki, reaksiyon âlim : bilen, bilgin âsi : isyan eden, baş kaldıran avam : halk azîmet : her meselede takvâya göre hareket etme; İlâhî emirleri tam yapıp günahlardan en üst seviyede kaçınma bakiye-i iştiha-i şevk : geri kalan iştah ve şevk; arta kalan istek ve tutku becayiş etme : değiş-tokuş etme, karşılıklı değiştirme beşer : insan, insanlık, Âdemoğlu binaen : –dayanarak, dolayı câmi : içine alıcı, kapsamına dahil eden caniye : cani; acımasız ve gaddar; cinayet işlemiş olan cebbarlık : zorbalık, zâlimlik celb etme : çekme cemaat : topluluk; bir dine, mezhebe veya ekole bağlı olanların oluşturduğu topluluk cerbeze : hakkı bâtıl, bâtılı hak gösterecek derecede aldatma cihad : Allah için kutsal şeyleri koruma gayret ve mücadelesi desatir-i ekserî : pek çok ortamda ve şartlar altında geçerli olan kanun ve kurallar desatir-i külliye : her yerde ve konumda geçerli olan genel kurallar, prensipler, kanunlar; evrensel kanunlar dünyevî : dünyaya ait düstur : kural, prensip düstur-u Kur’ânî : Kur’ân tarafından ortaya konulan kanun, prensip düstur-u zulüm : zulm kanunu, kuralı ekberü’l-kebâir : büyük günahların en büyükleri ekseri : en çok görünen, en çok gerçekleşmiş olan çoğunluk el’iyazübillah : “Allah korusun” mânâsında bir ifade emsile : misâller, örnekler enâniyet : benlik, gurur ene : ben esasat : esaslar, temel prensipler esbab : sebepler eşkâl-i habîse : pis ve çirkin şekiller evsaf : vasıflar, nitelikler evsaf-ı mâsume : mâsum sıfatlar, günahsız nitelikler evvelâ : ilk olarak, öncelikle fena tabiatlı : kötü özellikleri bulunan, mizac ve karakteri kötü olan ferd : birey fesad : bozukluk fetvâ verme : hüküm verme; izin verme fıtraten : yaratılış itibariyle gaddar : acımasız; çok fazla gadreden gururiyet : gururluluk, kibirlilik hak nazarında : hak ve hukuk kurallarına göre; İlâhî adalete göre halef : bir kimse ve topluluğun yerine sonradan geçenler hâli kalmayan : boş kalmayan (yani her zaman bir kısım ihtilâlci insanlar bulunan) harap etmek : yıkıp yok etmek hasım : düşman havas : yüksek seviyede bulunan insanlar; toplum içindeki yüksek ve seçkin kesim hilâfet : halifelik; Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinde genel reislik hodbinlik : kendini görme, kendini düşünme; bencillik hodendişlik : kendi için kaygılanma, endişe etme; kendini düşünme; bencillik hodgâmlık : kendi keyfini, istek ve arzularını düşünme; bencillik hubb-u nefis : kendini sevme, nefse düşkünlük husumet : düşmanlık icad etme : meydana getirme, ortaya çıkarma ifnâ etmek : öldürmek, ortadan kaldırmak ihtilâlci : ihtilâl yapan, toplumu karıştıran; devrimci iktifa etme : yetinme iktiza etme : gerektirme imhâ etme : yok etme, ortadan kaldırma imtiyaz : farklılık, ayrıcalık inhisar etme : yalnız birşeye ait ve mahsus kılma inzimam etme : eklenme, katılma itibariyle : açısından izzet-i nefs : insanın vakar, şeref ve haysiyetini muhafaza etmesi izzet-i rütebî : rütbeden gelen izzet; rütbe ve makam açısından çok büyük ve üstün olma kabiliyet-i zulüm : zulüm yapma kabiliyeti, potansiyeli kâfire : inkârcı; Allah’ın kesin olarak bildirdiği bir şeyi inkâr eden kâmil : olgun, kemâl ve fazilet sahibi kanun-u İlâhî : İlâhî kanun, Allah’ın koyduğu kanun kanun-u zâlimane : zâlimce kanun karye : köy kat-ı nazar : bakmama, dikkate almama (yani sofiye meşrebini konu dışında tutmak kaydıyla…) kazâ-i vatar etmek : ihtiyacını gidermek kibir : büyüklenme, kendini büyük görme kuvâ : güçler, duygular, hisler küffar : kâfirler, inkârcılar lâkayt : duyarsız, ilgisiz mâhiyet-i insaniye : insanın temel özelliklerini meydana getiren bünye; insanın temel yapısı, aslı ve esası mâsadak : bir söz veya hükmü doğrulayan husus, doğrulayıcı ve tasdik edici unsur mâsum : suçsuz, günahsız mâsume : günahsız, suçsuz mazlûmîn : zulme uğrayanlar mebde : başlangıç mebde-i Hürriyet : Hürriyet’in başlangıcı; Meşrutiyet’in ilânı mecma-i evsaf-ı masume : masum sıfatların bir araya toplandığı yer medeniyet-i hazıra : şimdiki medeniyet medeniyet-i meş’ume : kötü, uğursuz medeniyet mehâsin-i medeniyet : medeniyetin güzellikleri melâike-i kiram : yüce, şerefli melekler merbut : bağlı mes’ul : sorumlu meş’um : kötü, uğursuz mevki : konum, yer mevsuf : nitelenmiş, nitelikleriyle belirlenmiş meyl : eğilim, istek ve arzu meyl-i teceddüd : yenilenme meyli, eğilimi meyl-i zulüm : zulüm yapma meyli, eğilimi misâl : örnek miskinlik : âcizlik, uyuşukluk, beceriksizlik, güçsüz ve tepkisiz kalma muhafaza : koruma mukaddes : kutsal, yüce muntakim : intikamcı, intikam davası güden mutaassıp : kendi tarafını (din, inanç, düşünce vs.) aşırılıkla tutan ve bu konuda çok katı olan; bağnaz, fanatik müncer olma : sonuçlanma, son bulma müsahele : kolaylık gösterme, kolaylaştırma müsamaha : hoşgörü müslim : Müslüman müteaddit : bir çok, çeşitli müteessir : etkilenen, tesir altında kalan mütemessik : sıkı sıkıya bağlı, bağlandığı dâvâdan taviz vermeyen mütesallip : sarsılmaz seviyede birşeye (dine) bağlanan kimse müyul : meyiller, eğilimler nâkıs : eksik, noksan nefiy : inkâr etme, kabul etmeme nev’ : tür nihayât : nihayetler; sonlar nihayet : en sonunda nihayet : son, en sonunda nükte : ince mânâ perişaniyet : perişanlık, parçalanma ve dağılma ruhsat : takvâ sınırları içinde olmakla birlikte dinen verilen geniş hareket alanı salâbet : katılık, metanet, sağlamlık salâbetli : dâvâsına çok sağlam ve tavizsiz bağlı olan selef : bir kimse veya topluluğun yerinde önceden bulunanlar serfurû etme : boyun eğme, itaat etme serkeş : başkaldıran, isyan eden sıfat : nitelik, özellik sırr-ı düstur : düsturun, kanunun sırrı siyaset-i şahsiye, cemaatiye ve milliye : kişisel, toplumsal ve millî siyaset Sofiye meşrebi : tarikat yoluyla mânevî derecelere yükselme gayretinde olan tasavvuf ehlinin takip ettikleri yol, tarz sünnet : Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler şahs-ı muhteris : ihtiraslı, hırs sahibi olan kişi şâmil : içine alan; birçok şeyi kapsamı içine alan ve onlara zarf olan taassup : aşırı derecede, körü körüne bağlılık tabiat-ı zâlimane : zâlim tabiat, zulmeden karakter tahakküm : baskı, zorbalık tahassun etme : sığınma tahdit etme : sınırlandırma tatmin : doyurma, doygunluğa erme tazammun etme : içine alma, kapsama tecavüz etmek : haddi aşmak, saldırmak, (başkasının) hakkına el uzatmak tecellüd : kendini cesaretli ve kahraman gösterme; sertlik, direnme teşmil etme : genelleme, yaygın hale getirme tevarüs : birinden diğerine irsî olarak geçme tevil : yorum tezyid eyleme : arttırma, geliştirme uhuvvet-i İslâmiye : İslâm kardeşliği vahşet : ürküntü, korku veled : çocuk zalûm-u cehûl : çok zâlim ve çok cahil zîrütbe : rütbeli, rütbe ve yüksek derece sahibi ziyade : çok, fazla zulm-ü kâfirane : bir kâfir tarafından yapılabilecek zulüm |