SİRACI'N-NÛR-105-DÖRDÜNCÜ ŞUA(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Oct 4, 2026, 10:03:31 AM (11 days ago) Oct 4
to

                                      SİRACI'N-NÛR

 

6.7.DÖRDÜNCÜ ŞUA(DEVAMI)

İKİNCİ MERTEBE-İ NÛRİYE-İ HASBİYE

Fıtratımdaki hadsiz aczimle beraber, ihtiyarlık ve gurbet ve kimsesizlik ve tecridim içinde ehl-i dünya desiseleriyle, casuslarıyla bana hücum ettikleri hengâmda kalbimde dedim: “Elleri bağlı, zayıf ve hasta bir tek adama ordular taarruz ediyor. O bîçarenin (yani benim için) bir nokta-i istinad yok mu?” diye

1
حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ âyetine müracaat ettim. Bana bildirdi ki:
“İntisab-ı imanî tezkeresiyle, Kadîr-i Mutlak öyle bir Sultana istinad edersin ki, zemin yüzünde her baharda dört yüz bin milletten mürekkep nebatat ve hayvanat ordularının bütün cihazatlarını kemâl-i intizamla vermekle beraber, her sene eşcar ve tuyur denilen o iki muazzam ordusunun elbiselerini tazelendirerek yeni libaslar giydirir, urbalarını ve formalarını değiştirir; ve tavuğun ve kuşun fistanlarını ve çarşaflarını tazelendirdiği gibi, dağın libasını ve sahranın yüz örtüsünü değiştirir. Ve başta insan olarak hayvanatın muazzam ordusunun bütün erzaklarını, değil medenî insanların son zamanda keşfettikleri et ve şeker vesaire taamların hülâsaları gibi, belki yüz derece o medenî hülâsalardan daha mükemmel ve bütün taamların her nev’inden tohum ve çekirdek denilen Rahmânî hülâsalara koyup ve o hülâsaları dahi, onların pişirmelerine ve inbisatlarına dair kaderî târifeleri içine sarıp, muhafaza için küçücük sandukçalara koyup tevdi eder. O sandukçukların icadı kâf-nûn fabrikasından o kadar çabuk ve kolay ve çoklukladır ki, Kur’ân der: ‘Bir emirle yapılır.’ Hem o umum hülâsalar bir şehri doldurmadığı ve birbirine benzedikleri ve aynı madde oldukları halde, Rezzâk-ı Kerîm onlardan bir yaz mevsiminde pişirdiği gayet mütenevvi ve leziz taamlar zeminin bütün şehirlerini bir cihette doldurabilir. İşte sen, intisab-ı imanî tezkeresiyle böyle bir nokta-i istinad bulabildiğinden, hadsiz bir kuvvete ve kudrete dayanabilirsin.”

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.

 

Lügatler :

acz : acizlik, güçsüzlük

bîçare : çaresiz

cihazat : cihazlar, âletler
cihet : taraf, yön

desise : hile, aldatma
ehl-i dünya : sadece dünya hayatı için çalışanlar
erzak : rızıklar, yiyecek içecek şeyler
eşcar : ağaçlar
fakr : fakirlik, muhtaçlık

fıtrat : yaratılış, mizaç
fıtraten : yaratılış itibariyle
fistan : bir tür elbise
gayb : bilinmeyen ve görünmeyen âlem
gayet : son derece
hadsiz : sınırsız
hayvanat : hayvanlar

hengâm : ân, zaman
hülâsa : özet
iaşe : besleme, yedirip içirme
icad : var etme, yapma
iktidar-ı imanî : imandan kaynaklanan güç
inbisat : genişleme, yayılma
intisab : bağlanma, mensup olma
intisab-ı imanî : iman ile kurulan bağ

istinad etmek : dayanmak
kaderî : kaderde yazılı olan

Kadîr-i Mutlak : her şeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah
kâf-nûn : Arap alfabesinde yer alan iki harften oluşan ve Allah’ın varlıkları dilediği şekilde yaratmasını ifade eden “kün”, yani “ol” emri

kemâl-i intizam : mükemmel ve kusursuz bir düzen
kudret : Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
kuvve-i mâneviye : mânevî güç, moral
libas : elbise
Mâlik-i Kerîm : sonsuz ihsan ve ikram sahibi olan ve herşeyin gerçek sahibi Allah
memlûkiyet : Allah’ın kulu olma
mensup : bağlı
muazzam : azametli, çok büyük
muhafaza : koruma
mukayyet : kayıtlı

müracaat etmek : başvurmak

mürekkep : birden fazla unsurdan meydana gelen
mütenevvi : çeşit çeşit

nebatat : bitkiler
nefs : insanı daima kötülüğe, hazır zevk ve isteklere sevk eden duygu
nevi : tür
nokta-i istimdad : yardım isteme noktası
nokta-i istinad : dayanak noktası
Rahmanî : rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen
Rezzâk-ı Kerîm : bütün varlıkların ihtiyaçları olan rızıklarını veren, sınırsız ikram ve cömertlik sahibi Allah
sahra : ova, meydan
taam : yemek, yiyecek

taarruz etmek : saldırmak
târife : bir şeyi lâzım olduğu şekilde anlatıp bildiren yazı

tecrit : bir kişinin toplumdan ve insanlardan soyutlanması
tevdi etmek : bırakmak, emanet etmek
tezkere : belge
tezyin etmek : süslemek
tuyur : kuşlar
ubudiyet : kulluk, ibadet
umum : bütün
urba : bir tür elbise
zemin : yer, dünya

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages