|
Ey
tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyif
sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve
gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması
şahittir. Hem insan, zîhayatın en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en
zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve
gelecek belâları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en ednâ bir
derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor. Demek insan bu
dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür geçirmek
için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada
ticaret ile, ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir.
Onun eline verilen sermaye de ömürdür.
Eğer hastalık olmazsa,
sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur.
Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı heva
boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve
cesedine der ki: “Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var.
Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle
hazırlan.”
İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih
ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona
teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.
|
Lügatler :
acz : güçsüzlük
âfiyet :
sağlık
âhiret : öldükten sonra
yaşanacak olan sonsuz hayat
azîm :
büyük
bâd-i
hevâ :
boşu boşuna belâ : büyük sıkıntı biçare :
çaresiz, zavallı cihazat : cihazlar, donanımlar
cihet :
yön
daimî : devamlı,
sürekli darbımesel : atasözü derman :
ilâç devâ : ilâç, çare
ebedî :
sonsuz ednâ : en aşağı firak :
ayrılık gaflet : sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve
yasaklarından habersiz davranma Hâlık-ı Rahîm : sınırsız rahmet
sahibi ve bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah hâlis :
samimi
ikaz
edici
: uyarıcı iltica etmek : sığınmak kâmil :
mânevî mertebelerde yükselip olgunlaşan keder : sıkıntı,
üzüntü keşfiyat-ı sadıka : doğru keşifler; manevî âlemlerde bazı
olayları ve hakikatleri görme
lâyemut :
ölümsüz malûm : bilinen mazhar olmak : erişmek,
sahip olmak menfi : olumsuz, negatif meşakkat :
güçlük, zorluk meyvedar : verimli, meyve veren musibet
: belâ, büyük sıkıntı musibetzede : belâya, sıkıntıya düşmüş
olan kimse mü’min : Allah’a ve Ondan gelen herşeye
inanan
mürşid : irşad edici, doğru
yol gösteren müsbet : olumlu,
pozitif mütemadiyen : sürekli olarak
nâsih : nasihat
eden nevi : çeşit nisbeten :
kıyasla niyaz : dua, yalvarma
nokta-i
nazar
: bakış açısı rivâyât-ı sahiha : Peygamber Efendimize
(a.s.m.) ait olduğu kesin olarak biline rivayet, hadis riyâ :
gösteriş, başkalarına iyi görünme
saadet :
mutluluk sâbir : sabreden safâ : rahat ve
huzur
sarf
etmek
: harcamak sermaye : servet, varlık
sermaye-i
ömür :
ömür sermayesi
sıhhat :
sağlık şâkir : şükreden
şekvâ :
şikâyet şekvâ etmek : şikâyet etmek tahammülsüz
: dayanıksız teşekkî etmek : şikayet etmek vasıtasıyla
: aracılığıyla zaaf : zayıflık zayi olmak : kaybolup
gitmek zeval : gelip geçici olma zîhayat :
canlı
|