|
İnsan,
kâinatın kıymettar bir meyvesi ve Sâni-i Kâinatın nazdar sevgilisi olduğu,
Mirac ile anlaşılmış ve o meyveyi cin ve inse getirmiştir.
Küçük
bir mahlûk, zayıf bir hayvan ve âciz bir zîşuur olan insanı, o meyve ile o
kadar yüksek bir makama çıkarır ki, kâinatın bütün mevcudatı üstünde bir
makam-ı fahr veriyor.
Ve öyle bir sevinç ve sürur-u
mes’udiyetkârâne veriyor ki, tasvir edilmez. Çünkü, âdi bir nefere
denilse, “Sen müşir oldun”; ne kadar memnun olur.
Halbuki, fâni,
âciz bir hayvan-ı nâtık, zevâl ve firak sillesini daima yiyen biçare
insana, birden “Ebedî, bâki bir Cennette, Rahîm ve Kerîm bir Rahmân’ın
rahmetinde ve hayal sür’atinde, ruhun vüs’atinde, aklın cevelânında,
kalbin bütün arzularında, mülk ve melekûtunda tenezzühe, seyerana ve
cevelâna muvaffak olduğun gibi, saadet-i ebediyede rüyet-i cemâline de
muvaffak olursun” denildiği vakit, insaniyeti sukut etmemiş bir insan, ne
kadar derin ve ciddî bir sevinç ve süruru kalbinde hissedeceğini tahayyül
edebilirsin.
Şimdi, makam-ı istimâda olan zâta deriz ki: İlhad
gömleğini yırt, at. Mü’min kulağını geçir ve Müslim gözlerini tak. Sana
iki küçük temsil ile bir iki meyvenin derece-i kıymetini
göstereceğiz.
|
Lügatler :
âciz : güçsüz, zayıf âdi : basit,
sıradan bâki : devamlı, kalıcı biçare :
çaresiz cevelân : dolaşma, gezme derece-i kıymet :
kıymet derecesi ebedî : sonsuz elyak : en
layık fâni : geçici, ölümlü firak :
ayrılık hayvan-ı nâtık : konuşan canlı ilhad :
dinsizlik, inkâr ins : insanlar iştiyak : şiddetli
arzu ve istek kâinat : evren, yaratılmış herşey Kerîm
: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah kıymettar :
kıymetli, değerli lemeât : parıltılar mahlûk :
yaratık makam-ı fahr : övünme makamı makam-ı istimâ :
dinleme makamı mazlum : zulme uğrayan medar-ı sürur :
sevinç ve neşe vesilesi mevcudat : varlıklar muhabbet
: sevgi muvaffak : başarılı olma, erişme Müslim :
Müslüman müşir : mareşal nazdar :
nazlı nefer : asker, er nihayetsiz :
sonsuz nisbet : kıyas, oran rahmet : şefkat,
merhamet sukut : alçalma sürur : mutluluk,
sevinç vüs’at : genişlik zevâl : gelip geçicilik,
yokluk zîşuur : şuur sahibi,
bilinçli |