Madem şu kâinat ve mevcudat var ve içinde ef'al ve icad var. Hem madem muntazam bir fiil, failsiz olmaz. Manidar bir kitab, katibsiz olmaz. San'atlı bir nakış, nakkaşsız olmaz. Elbette şu kâinatı dolduran ef'al-i hakimanenin bir faili ve yeryüzünün mevsim-be-mevsim tazelenen hayretfeza nukuşlarının, manidar mektubatının bir kâtibi, bir nakkaşı vardır. Hem madem bir işte iki hâkimin bulunması, o işin intizamını bozuyor. Hem madem sinek kanadından ta semavat kandiline kadar mükemmel bir intizam var. Öyle ise, o hâkim birdir. (Bir olmazsa) çünki her şeyde san'at ve hikmet o derece acibdir ki; o şeyin sanii, her bir şeye muktedir olacak, her bir işi bilecek bir derecede kadir-i mutlak olmak lazım gelir. Öyle ise bir olmazsa, mevcudat adedince ilahların bulunması lazım gelir. O ilahlar hem birbirine zıd, hem birbirine misil olacaklar ve o halde şu acib intizam bozulmamak, yüzbin defa muhaldir.
(Bediüzzaman Said Nursi - 31. Söz'den)
Lügatler
|
Acib :hayret veren, şaşılacak şey Aded :sayı, tane, miktar Ef’al :fiiller, işler, ameller Ef’al-i hakîmane :hikmetli sırlı işler Fail :işi yapan, özne Fiil :amel, iş, faaliyet Hâkim :hükmeden, galip, başkasını müdahale ettirmeden idare eden Hayretfeza :hayret veren, hayreti arttıran Hikmet :Herkesin bilmediği gizli sebeb, gizli sır, sebeb, fayda, gaye, her şeyin belirli gayelere yönelik olarak, manalı, faydalı ve tam yerli yerinde olması İcad :yaratma, var etme, vücuda getirmek İlâh :kendisine ibadet edilen, tapılan İntizam :tertip, düzen, düzgünlük, düzenlilik Kadîr-i mutlak :mutlak güç ve kuvvet sahibi
|
Kâinat : evren, yaratılanların hepsi Kandil :lamba, ışık kaynağı Katib :yazan, yazıcı Lazım :lüzumlu, gerekli Manidar :manalı, anlamlı Mektubat :mektuplar Mevcudat: varlıklar Misal : benzer, örnek Muhal :imkansız, olması mümkün olmayan Muktedir :güçlü, kuvvetli, becerikli, gücü yeten Muntazam :düzenli, tertipli, intizamlı Nakkaş :nakışlayan, süsleme yapan sanatkâr Nukuş :nakışlar Sâni’ : her şeyi sanatla yaratan Semavat :gökler, semalar Zıd :aksi, muhalif, ters
|