SÖZLER DERSLERİ
36.16.LEMEÂT(DEVAMI)
|
Zaaf hasmı teşci eder; Allah
abdini tecrübe eder, abd Allah’ını tecrübe edemez • • • Beğendiğin şeyde ifrat
etme • • • İnadın gözü, meleği şeytan
görür • • • Hakkı bulduktan sonra ehak için
ihtilâfı çıkarma • • • İslâmiyet, selm ve müsalemettir;
dahilde nizâ ve husumet istemez
Mezhebinin hududu tayinini bırakır temayül-ü mîzaca.
Taassub-u mezhebî tâmime sebep olur. • • • İcad ve cem-i ezdadda büyük bir hikmet var; kudret
elinde şems ve zerre birdir
Ziya
zulmete borçlu; lezzet eleme medyun; sıhhat marazsız olmaz. Cennet olmazsa
belki Cehennem tâzip etmez. Zemherirsiz olmuyor; |
Lügatler abd : kul adâvet : düşmanlık âdemî : insanoğlu ağdiye : gıdalar ahsen : en güzel, daha güzel alâik-i nakş : nakşı oluşturan bağlar âlem-i İslâmî : İslâm dünyası battal : hak olmayan, gerçek dışı benî-Âdem : Âdemoğulları, insanlık beyhude : boşuna, faydasız birader-i kalb hüşyar : uyanık kalpli kardeş celb etmek : kendine çekmek cem’ : bir araya gelme cem-i ezdad : zıtların biraraya gelmesi çîn-i cebîn : alın buruşukluğu dahilde : içeride daire-i nuranî : nurlu daire dane : tohum dârr : zarar dürri-misal : inci gibi düstur : prensip, kural ehak : en doğru, daha doğru ezdâd : zıtlar feyz-i tecellî : yansımadan doğan feyz, bereket ger : eğer hâcat : ihtiyaçlar had : sınır, çizgi hâif : korkak hak : doğru, gerçek hakaik-i nisbiye : göreceli hakikatler, bir diğerine göre hakikat olan şeyler hakikat : doğru, gerçek halk-ı ezdad : zıtların yaratılması Hallâk-ı Lemyezel : varlığı asla son bulmayan ve herşeyi sürekli olarak çokça yaratan Allah hasen : güzel hasm : düşman havf : korku heves : gelip geçici arzu ve istekler hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması hodgâmî : bencil, kendini düşünen hubb-u nefis : kendini beğenme, nefse düşkünlük hudud : sınır husumet : düşmanlık hüsün : güzellik hüve hakkun : o haktır hüve’l-ahsen : o en güzeldir hüve’l-hakku : sadece o haktır hüve’l-hasen : sadece o güzeldir hüviyet : mahiyet, özellik icad : var etme, yaratma ifrat : aşırılık ihrak etmek : yakmak ihtilâf : uyuşmazlık, ayrılık illet : esas sebep, maksat iltizam : taraf tutma, taraftarlık imhâ : yok etme inkılâp : değişim, dönüşüm iptal-i hak : hakkın ortadan kaldırılması iptal-i hakk-ı nev’ : bir türe ait hakkın ortadan kaldırılması iraka-i dem : kan akıtılması ismet-i beşer : insanlığın masumluğu, suçsuzluğu istidat : kabiliyet, yetenek ittifak : uyum içinde birleşme, birlik ittihad : birleşme, birlik izafî : göreceli kader : Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması Kadîr-i Lâyezâl : hiçbir zaman kaybolup gitmeyecek, sonsuz kudret sahibi Allah katarat : damlalar katre-misal : damla gibi kubh : çirkinlik kudret : İlâhî güç ve iktidar kudret-i İlâhî : Allah’ın güç ve iktidarı lâkin : fakat, ama lâzime-i zâtî : kendi zâtının gereği lem’a : parıltı lem’a-i nur : nur parıltısı lemeât : parıltılar libas : elbise lümey’a : küçük parıltı madde-i vâhide : bir tek madde mâni : engel maraz : hastalık maslahat : fayda, yarar mazarrat-ı mevhume : gerçekte var olmayan, hayalî zararlar medyun : borçlu mel’un : lanetlenmiş merâtip : mertebeler, dereceler mesâil-i fer’î : teferruata dair meseleler meslek : usül, metod mevc : dalga meydan-ı imtihan : imtihan meydanı mezhep : dinde tutulan yol mir’at : ayna misbâh : lamba, meşale misl : benzer mişkât : kandil, içinde lamba olan küçük hücre mizaç : yaratılış, tabiat muhalif : zıt, karşıt mutlak : kesin, sınırsız muvaffak : başarılı mücellâ : parlatılmış, parlak mühmel : ihmale uğramış mükellefîn : mükellef olanlar, yükümlüler mürekkep : birden fazla unsurdan oluşmuş bileşik müsalemet : barış ve huzur içinde olma Müslim : Müslüman müteaddit : birden fazla, çeşitli nâr : ateş nazarında : gözünde, bakışında nazir : benzer, eş nef’ : yarar nefes-i Rahmân : sonsuz merhamet sahibi Cenab-ı Hakkın varlıklar üzerindeki rahmet esintisi nıkmet : sıkıntı, azap, nimetin zıddı nisbet : ölçü, oran nisbî : kıyaslama ile olan, göreceli nizâ : kavga, uyuşmazlık nuranî : nurlu nücum : yıldızlar Rab : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah revâbıt-ı nizam : düzeni sağlayan bağlar selm : barış semâvat : gökler siraç : ışık, lamba sübut : gerçekleşme, meydana gelme sünbül : başak sür’at : hız sür’at-i hareket : hareketin hızı şahs-ı vahid : bir tek şahıs şebnem : çiğ şebnem-misal : çiğ gibi şems : güneş şems-i kudret : kudret güneşi şer : kötülük şer’ : şeriat, Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler şümus : güneşler taaddüd : çokluk, birden fazla olma taaddüd-ü enbiya : aynı dönemde birden fazla peygamberin olması taassub-u mezhebî : bir mezhebe aşırı derecede bağlılık tabakat-ı beşer : insan tabakaları tahakkuk : gerçekleşme tahallül : araya girme, içine karışma tahallül-ü burudet : soğuğun sıcağın içine karışması takarrur : karar bulma, yerleşme talib-i hakikat : gerçeği talep eden, isteyen tâmim : umumîleştirme, herkese yayma tanzir : benzetme tayin etme : belirleme, belirli kılma tâzip etmek : azap vermek tebâüd-ü acîb : hayret verici ölçüde birbirinden uzaklaşma tecellî : yansıma tecellî-i iktidar : Allah’ın kudretinin tecellîsi, yansıması tedahül : iç içe olma tekarüb : birbirine yakınlaşma tekessür : çoğalma temayül-ü mizac : mizacın bir tarafa yönelmesi tenevvü : çeşitlilik tenevvü-ü şerâyi’ : şeriatlerin çeşitliliği terbiye-i vâhide : tek bir terbiye terekküp : birleşme tesirât-ı haricî : dış tesirler, etkenler teşcî : cesaretlendirme teşkil : oluşturma, meydana getirme timsal : nümune, örnek umum : bütün vâhid : bir vehham : aşırı derecede vehimli, kuruntulu vesveseli : kuruntulu vücut : varlık zaaf : zayıflık, güçsüzlük zarure-i nâşie : kendisinde bulunması zorunlu olan, ondan ayrılması mümkün olmayan zorunlu özellik Zât-ı Ezelî : varlığının başlangıcı olmayıp devamlı var olan Zât, Allah zemherir : şiddetli ve yakıcı soğuk zerre : atom zevâl-i ismet : gühasızlığın sona ermesi zihniyet-i inhisar : tekelleştirme anlayışı ziya : ışık zuhur : ortaya çıkma, görünme zulmet : karanlık zücâc : cam |