SİRACI'N-NÛR-60-YİRMİ ALTINCI LEM'A(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Aug 18, 2026, 12:08:15 PM (9 days ago) Aug 18
to

                                      SİRACI'N-NÛR

 

4.12.YİRMİ ALTINCI LEM’A(DEVAMI)

SEKİZİNCİ RİCA

İhtiyarlığın alâmeti olan beyaz kıllar saçıma düştüğü bir zamanda, gençliğin derin uykusunu daha ziyade kalınlaştıran Harb-i Umumînin dağdağaları ve esaretimin keşmekeşlikleri ve sonra İstanbul’a geldiğim vakit, ehemmiyetli bir şan ve şeref vaziyeti, hattâ Halifeden, Şeyhülislâmdan, Başkumandandan tut, tâ medrese talebelerine kadar, haddimden çok ziyade bir hüsn-ü teveccüh ve iltifat gösterdikleri cihetle, gençlik sarhoşluğu ve o vaziyetin verdiği hâlet-i ruhiye, o uykuyu o derece kalınlaştırmıştı ki, adeta dünyayı daimî, kendimi de lâyemûtâne dünyaya yapışmış bir vaziyet-i acibede görüyordum.

İşte o zamanda, İstanbul’un Bayezid cami-i mübarekine, Ramazan-ı Şerifte ihlâslı hafızları dinlemeye gittim. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, semâvî yüksek hitabıyla beşerin fenâsını ve zîhayatın vefatını haber veren gayet kuvvetli bir surette
1
كُلُّ نَفْسٍ ذَاۤئِقَةُ الْمَوْتِ fermanını, hafızların lisanıyla ilân etti. Kulağıma girip, tâ kalbimin içine yerleşip, o pek kalın gaflet ve uyku ve sarhoşluk tabakalarını parça parça etti. Camiden çıktım. Daha çoktan beri başımda yerleşen o eski uykunun sersemliğiyle birkaç gün başımda bir fırtına, dumanlı bir ateş ve pusulasını şaşırmış gemi gibi kendimi gördüm. Âyinede saçıma baktıkça, beyaz kıllar bana diyorlar: “Dikkat et!”

İşte o beyaz kılların ihtarıyla vaziyet tavazzuh etti. Baktım ki, çok güvendiğim ve ezvâkına meftun olduğum gençlik elveda diyor. Ve muhabbetiyle pek çok alâkadar olduğum hayat-ı dünyeviye sönmeye başlıyor ve pek çok alâkadar ve adeta âşık olduğum dünya bana uğurlar olsun deyip, misafirhaneden gideceğimi ihtar ediyor. Kendisi de Allahaısmarladık deyip, o da gitmeye hazırlanıyor. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan
كُلُّ نَفْسٍ ذَاۤئِقَةُ الْمَوْتِ âyetinin külliyetinde, “Nev i insanî bir nefistir; dirilmek üzere ölecek. Ve küre-i arz dahi bir nefistir; bâki bir surete girmek için o da ölecek. Dünya dahi bir nefistir; âhiret suretine girmek için o da ölecek” mânâsı, âyetin işaretinden kalbe açılıyordu.

İşte bu hâlette vaziyetime baktım ki, medar-ı ezvak olan gençlik gidiyor; menşe-i ahzân olan ihtiyarlık, yerine geliyor. Ve gayet parlak ve nuranî hayat gidiyor; zâhirî karanlıklı, dehşetli ölüm, yerine gelmeye hazırlanıyor. Ve o çok sevimli ve daimî zannedilen ve gafillerin mâşukası olan dünya, pek sür’atle zevâle kavuşuyor gördüm. Kendi kendimi aldatmak ve yine başımı gaflete sokmak için, İstanbul’da haddimden çok fazla gördüğüm makam-ı içtimaînin ezvâkına baktım, hiçbir faidesi olmadı. Bütün onların teveccühü, iltifatı, tesellileri, yakınımda olan kabir kapısına kadar gelebilir, orada söner. Ve şöhretperestlerin bir gaye-i hayali olan şan ve şerefin süslü perdesi altında sakîl bir riyâ, soğuk bir hodfuruşluk, muvakkat bir sersemlik suretinde gördüğümden, anladım ki, beni şimdiye kadar aldatan bu işler, hiçbir teselli veremez ve onlarda hiçbir nur yok.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

1 : “Her nefis ölümü tadıcıdır.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:185.

 

Lügatler :

âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
alâkadar : alakalı, ilgili

alâmet : belirti, işaret
âyet : Kur’an’da yer alan her bir cümle
bâki : devamlı, sonsuz

Bayezid cami-i mübareki : mübarek Bayezid Cami

beşer : insanlık

cihet : taraf, yön

dağdağa : kargaşa, dağınıklık
daimî : sürekli, devamlı

esaret : esirlik, tutsaklık
ezvâk : zevkler, lezzetler

fenâ : yokluk, gelip geçici olma
ferman : emir, buyruk
gafil : Allah’ı düşünmeyen ve sorumluluklarından habersiz
gaflet : Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli
gaye-i hayal : hayal ledilen gaye, hayalin hedefi
had : yetki, seviye

hafız : Kur’ân’ı ezberleyen kişi
hâlet : durum, hâl

hâlet-i ruhiye : ruh hâli, psikolojik durum

Halife : bütün Müslümanların dinî lideri olan Osmanlı padişahı

Harb-i Umûmî : Birinci Dünya Savaşı
hayat-ı dünyeviye : dünya hayatı

hitab : konuşma, seslenme
hodfuruşluk : kendi kendini beğenme

hüsn-ü teveccüh : insanların güzel ilgi ve alakâ göstermesi

ihlâslı : ibadet ve davranışlarında sadece Allah’ın rızasını gözeten
ihtar etmek : hatırlatmak, uyarmak
iltifat : övgü

keşmekeşlik : karışıklık
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân
külliyet : bütünlük, kapsamlılık
küre-i arz : yerküre

lâyemûtâne : ölmeyecekmişçesine, ölümsüz olarak
lisan : dil
makam-ı içtimaî : sosyal hayattaki makam, mevki
mâşuk : aşık olunan, sevilen
medar-ı ezvak : zevklerin, lezzetlerin kaynağı

medrese : din eğitimi veren yüksek okul
meftun : düşkün
menşe-i ahzân : hüzünlerin kaynağı
muhabbet : sevgi
muvakkat : geçici
nefis : varlık, kişi
nev-i insanî : insan türü, insanlık

Ramazan-ı Şerif : mübarek Ramazan ayı
riyâ : gösteriş
sakîl : çirkin, ağır karşılanan

semâvî : Allah tarafından olan
suret : biçim, şekil
sür’at : hız

şan ve şeref : büyüklük, yücelik

Şeyhülislâm : Osmanlı Devletinde din işlerinde en yüksek makamda bulunan kişi
şöhretperest : şöhret düşkünü
tabaka : kat, sınıf

talebe : öğrenci
tavazzuh etmek : aydınlanmak, açıklığa kavuşmak
teveccüh : yönelme, ilgi gösterme
vaziyet : durum

vaziyet-i acibe : şaşırtıcı durum

vefat : ölüm
zâhirî : dış görünüşte
zevâl : geçicilik, yokluk

zîhayat : canlı

ziyade : çok, fazla

 

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages