Nasıl ki birbirine mukabil tutulan iki ayinede çok ayineler görünüyor; kezalik iki-üç nükte veya iki-üç hüsn içtima ettikleri zaman pekçok nükteler, pekçok hüsünler tevellüd eder. Bu sırra binaendir ki, her hüsn sahibinin ve her bir sahib-i kemalin emsaliyle içtima etmeye fıtri bir meyli vardır ki, içtimaları zamanında hüsünleri, kemalleri bir iken iki olur. Hatta bir taş, taşlığıyla beraber kubbeli binalarda ustanın elinden çıkar çıkmaz başını eğer, arkadaşıyla birleşmeğe meyleder ki, sukut tehlikesinden kurtulsunlar. Maalesef insanlar, teavün sırrını idrak edememişler. Hiç olmazsa, taşlar arasındaki yardım vaziyetinden ders alsınlar.
(Bediüzzaman Said Nursi – İşarat-ül İ’cazdan)
Lügatler
|
Âyine: ayna Binaen :bu sebepten, bundan dolayı, dayanarak Emsal : örnekler, benzerler Fıtrî :yaratılıştan gelen, yapıyla alakalı, doğal Hüsn :güzellik Hüsün: güzellik İçtima :toplantı, toplanma, bir araya gelme İdrak : anlayış, kavrayış İşârât-ül i’caz :insanı âciz bırakan işaretler, Risale-i Nur eserlerinden birinin adı Kemâl :olgunluk, mükemmellik, fazilet Kezalik :bunun gibi, böylece, bu da böyle Kubbe :yarım küre şeklinde yapılan bina damı
|
Maalesef :yazık ki Meyil :istek, yönelme, arzu, eğilim Meyletmek :yönelmek, eğilim göstermek Mukabil: karşı, karşılık Nükte :ince manalı söz Sahib-i kemal :olgunluk ve mükemmellik sahibi Sır :herkesin bilmediği gizli hakikat Sukût :düşmek, yukarıdan aşağı doğru birden inivermek, alçalmak, değerini kaybetmek, bozulmak Teavün :yardımlaşmak Tevellüd :doğmak, doğum Vaziyet :durum, hal
|