Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve afiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, ahireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor, sermaye-i ömrünü bad-i heva boş yere sarfettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan." İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nasih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekva değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek; eğer fazla ağır gelse, sabır istemek gerektir.
(Bediüzzaman Said Nursi – 25. Lem’adan)
Lügatler
|
Âfiyet :sağlık, selamet, sıhhat Âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki hayat Bâd-i hevâ :heves peşinde, boşuboşuna Belki :bilakis, aslında Ceset :beden, ten, gövde Cihet :yön, taraf Gaflet :dikkatsizlik, vurdumduymazlık, en mühim vazifeyi düşünmeyip kıymetsiz işlerle uğraşmak, sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma Gurur :boş yere güvenmek, kıymetsiz şeylere güvenip büyüklenmek İkaz :uyarma, tenbih Kabir: mezar Lâyemut :ölümsüz
|
Lem’a :parıltı, parlamak Mürşid :yol gösterici, üstad, irşad eden Nâsih :nasihat eden, öğüt veren Nokta-i nazar :bakış açısı, bakma noktası Sabır :acıya ve zorluğa katlanmak Sarfettirmek :harcatmak, yöneltmek, çabalatmak Sermaye-i ömür :ömür sermayesi, hayatın sürmesi için verilen her şey Sıhhat :sağlık, sağlamlık Şekva: şikâyet Vazife :bir kimsenin yapmaya mecbur olduğu iş, görev Vücud: beden, varlık, var olmak
|