Nur deryasından günün sözü (02.07.2026)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
10:30 AM (11 hours ago) 10:30 AM
to

ÜÇÜNCÜ NOTA: Ey gafil insan! Bil ki: Galat-ı his nev'inden gayet muvakkat nyayı lâyemut ve daimi görüyorsun. Etrafına ve dünyaya baktığın zaman bir derece sabit ve müstemir gördüğünden, fani nefsini de o nazar ile sabit telakki ettiğinden, yalnız kıyametin kopacağından dehşet alıyorsun. Güya kıyametin kopmasına kadar yaşayacaksın gibi, yalnız ondan korkuyorsun.

Aklını başına al. Sen ve hususi dünyan, daimi zeval ve fena darbesine maruzsunuz. Senin bu galat-ı hissin ve mağlatan şu misale benzer ki:

Bir adam elinde olan ayinesini bir hane veya bir şehre veya bir bahçeye karşı tutsa; misali bir hane, bir şehir, bir bahçe o ayinede görünür. Edna bir hareket ve küçük bir tegayyür ayinenin başına gelse, o misali hane ve şehir ve bahçede herc ü merc ve karışıklık düşer. Hariçteki hakiki hane, şehir ve bahçenin devam ve bekası sana faide vermez. Çünki senin elindeki ayinedeki hane ve sana ait şehir ve bahçe, yalnız ayinenin sana verdiği mikyas ve mizan iledir. Senin hayatın ve ömrün, ayinedir. Senin dünyanın direği ve ayinesi ve merkezi, senin ömrün ve hayatındır. Her dakikada o hane ve şehir ve bahçenin ölmesi mümkün ve harab olması muhtemel olduğundan, her dakika senin başına yıkılacak ve senin kıyametin kopacak bir vaziyettedir.

Madem öyledir; sen, bu hayatına ve dünyana, çekemedikleri ve kaldıramadıkları yükleri yükletme!..

 

(Bediüzzaman Said Nursi - 17. Lem’adan)

 

Lügatler

Âyine: ayna

Beka :sonsuzluk, sonu olmamak

Daimî: devamlı, sürekli

Darbe :bir defa vuruş

Dehşet :ürkmek, korkmak

Edna :pek aşağı, en alçak

Etraf :taraflar, yönler, çevre, görünen alan

Faide: fayda

Fâni :ölümlü, gelip geçici, yok olan

Fenâ :yokluk, yok olmak, gelip geçicilik, ölüm, kötü

Galat-ı his :his yanılması

Gayet :çok, pek çok

Güya :sanki, farzet

Hakiki: gerçek, doğru, asıl

Hane :ev, yuva

Harap :yıkık, perişan, ıssız

Hariç :dış, dışarı, dışında

Herc ü merc :karışıklık, dağınıklık

Hususi :özel, bir şeye ait olan

Kıyamet :dünyanın yıkılıp harap olması, dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması

Lâyemut :ölümsüz

Lem’a :parıltı, parlamak

Mağlata: aldatmaca

 

Maruz : tesiri altında kalmak, uğramak, yüzyüze gelmek

Mikyas :ölçü aleti, ölçek, ölçü

Misal : benzer, örnek

Misali :benzeri, görüntüden ibaret

Mizan :terazi, ölçü, tartı, denge

Muhtemel :ihtimal dâhilinde, olası

Muvakkat : geçici, devamlı olmayan

Mümkün :imkân dâhilinde olan, olabilir

Müstemir :devam eden, sürekli, aralıksız, sağlam, muhkem, kuvvetli, kararlı, devamlı

Nazar :bakma, bakış, görüş açısı, dikkat

Nefis :insanın kendisi

Nev’ :çeşit, sınıf, cins, tür

Nota :bildiri

Ömür :yaşama, hayat, yaşayış

Sabit :duran, yerinde durup hareket etmeyen, doğruluğu ispat edilmiş olan

Tegayyür :başkalaşma, değişme

Telakki :kabul etmek, karşılamak, öyle görmek ve anlamak, algılamak

Vaziyet :durum, hal

Zeval :yok olmak, son bulmak, geçip gitme, yerinden ayrılıp gitmek, gelip geçici olmak

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages