HÜCCETULLAHİ'L-BÂLİĞA RİSALESİ
12.5.ON BİRİNCİ HÜCCET-İ İMÂNİYE(DEVAMI)
YİRMİ İKİNCİ SÖZÜN BİRİNCİ MAKAMI(DEVAMI)
|
SEKİZİNCİ BURHAN Gel, ey
nefsim gibi kendini âkıl zanneden akılsız arkadaş! Şu saray-ı muhteşemin
sahibini tanımak istemiyorsun. Halbuki herşey onu gösteriyor, ona işaret
ediyor, ona şehadet ediyor. Bütün bu şeylerin şehadetini nasıl tekzip
ediyorsun? Öyle ise bu sarayı da inkâr et ve “Âlem yok, memleket yok” de
ve kendini de inkâr et, ortadan çık. Yahut aklını başına al, beni
dinle. Demek o
maddeler kimin mülkü ise, bütün ondan yapılan şeyler de onundur. Tarla
kimin ise, mahsulât da onundur. Deniz kimin ise, içindekiler de
onundur. İşte, ey
arkadaş! Madem şu memlekette, yani şu saray-ı muhteşemde bir birlik
alâmeti vardır, bir vahdet sikkesi var. Çünkü bir kısım şeyler, bir iken,
ihâtası var. Bir kısım müteaddit ise, fakat birbirine benzediği ve her
tarafta bulunduğu için, bir vahdet-i nev’iye gösteriyor. Vahdet ise bir
vâhidi gösterir. Demek, ustası da, mâliki de, sahibi de, sânii de bir
olmak lâzım gelir. Dipnotlar - Arapça İbareler -
Haşiyeler : (HAŞİYE-2) : Kalınca bir ip, meyvedar ağaca; binler ipler ise, dallarına; ve ipler başındaki elmas, nişan, ihsan, hediyeler ise, çiçeklerin aksâmına ve meyvelerin envâına işarettir. |
Lügatler acip : hayret verici, şaşırtıcı aksâm : kısımlar alâmet : işaret âlem : dünya ânâsır : unsurlar, elementler bilbedâhe : ap açık bir şekilde bilmecburiye : zorunlu olarak dest-i gaybî : görünmeyen el divanece : akılsızca, delice ebna-yı cins : aynı cinsten gelenler elhasıl : özetle, sonuç olarak emsal : benzerler envâ : çeşitler, türler hakikî : gerçek, doğru hâlât : haller, durumlar haşiye : dipnot, açıklayıcı not hâtem : mühür, damga hedâyâ : hediyeler helâket : yok olma ihâta : kuşatıcılık ihsan : bağış, iyilik ihsânât : bağışlar, iyilikler ihzar etme : hazırlama ilânnâme : duyuru intişar etme : yayılma istib’âd : akıldan uzak görme iştirak : ortaklık ittifak : birleşme izhar : gösterme keyfiyet : durum, nitelik, özellik kudret : güç, kuvvet, iktidar külfet : yük, güçlük lisan-ı hâl : hal ve beden dili mahlûk : yaratık mahsulât : ürünler mahsus : özgü mâlik : sahip masnu : san’at eseri varlık matbaha-i mu’ciznümâ : mu’cizeli mutfak mebzûliyet : bolluk, çokluk medar : sebep, vesile meyvedar : meyveli mîrî : devlete, kamuya âit mu’ciznümâ : mu’cize gösteren muhakeme : düşünme, akıl yürütme muhal : imkansız muhâliyet : imkânsızlık muhit : her tarafı kuşatan muvafakat : uygunluk mülk : sahip olunan şey münakkaş : nakışlı müşkülat : zorluklar, güçlükler müteaddit : birçok, çeşitli nefis : kişinin kendisi nesc : dokuma, örme palaska : askerlerin kullandığı geniş kemer perde-i gayb : mânevî âlemleri gözümüzden saklayan perde rahmet : şefkat, merhamet sair : diğer sâni : san’atkâr saray-ı muhteşem : ihtişamlı, görkemli saray sikke : madenî para gibi şeyler üzerine vurulan mühür, işaret suûbet : zorluk, güçlük tecziye : cezalandırma turra : padişahın mührü ve imzası vahdet : birlik vahdet-i nev : tür birliği vâhid : bir ziyade : çok, fazla
|