ONDOKUZUNCU LEM’A
İKTİSAT RİSALESİ
YEDİNCİ NÜKTE
|
İsraf,
hırsı intaç eder. Hırs üç neticeyi verir: Kanaatsizliktir. Kanaatsizlik ise sa’ye, çalışmaya şevki
kırar. Şükür yerine şekvâ ettirir, tembelliğe atar. Ve meşru, helâl, az
malı (HAŞİYE-1) terk edip, gayr-ı meşru, külfetsiz bir malı
arar. Ve o yolda izzetini, belki haysiyetini feda eder. Haybet ve
hasârettir. Maksudunu kaçırmak ve istiskale mâruz kalıp teshilât ve
muavenetten mahrum kalmak, hattâ Hem semiz
balıkların vaziyet-i kanaatkârânesi, mükemmel rızıklarına medar olması ve
tilki ve maymun gibi zeki hayvanların hırsla rızıkları peşinde dolaşmakla
beraber kâfi derecede bulmamalarından cılız ve zayıf kalmaları, yine hırs
ne derece sebeb-i meşakkat ve kanaat ne derece medar-ı rahat olduğunu
gösterir. ÜÇÜNCÜ NETİCE Hırs,
ihlâsı kırar, amel-i uhreviyeyi zedeler. Çünkü bir ehl-i takvânın hırsı
varsa, teveccüh-ü nâsı ister. Teveccüh-ü nâsı mürâât eden, ihlâs-ı tâmmı
bulamaz. Bu netice çok ehemmiyetli, çok câ-yı
dikkattir. İktisatsızlık ve israfın dehşetli zararlarını geniş bir
dairede müşahede ettim. Şöyle ki: Sekiz sene sonra yazın yine o şehre
geldim. Bağlarına baktım. Merhum müftünün sözü hatırıma geldi.
“Fesübhânallah,” dedim. “Bu bağların mahsulâtı, şehrin hâcetinin pek
fevkindedir. Bu şehir ahalisi pek çok zengin olmak lâzım gelir.” Hayret
ettim. Beni aldatmayan ve hakikatlerin derkinde bir rehberim olan bir
hatıra-i hakikatle anladım: İktisatsızlık ve israf yüzünden bereket
kalkmış ki, o kadar menâbi-i servetle beraber, o merhum müftü “Ahalimiz
fakirdir” diyordu. Evet, zekât vermek ve iktisat etmek, malda bittecrübe
sebeb-i bereket olduğu gibi, 6 israf etmekle zekât vermemek,
sebeb-i ref-i bereket olduğuna hadsiz vakıat vardır. جَمَعْتُ
الطِّبَّ
فِى
بَيْتَيْنِ
جَمْعًا -
وَحُسْنُ
الْقَوْلِ
فِى
قَصْرِ
الْكَلاَمِ سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 8 • Câ-yı hayret ve
medar-ı ibret bir tevafuk: İktisat Risalesini, üçü acemî olarak, beş altı
ayrı ayrı müstensih, ayrı ayrı yerde, ayrı ayrı nüshadan yazıp,
birbirinden uzak, hatları birbirinden ayrı, hiç elif’leri düşünmeyerek
yazdıkları herbir nüshanın elif’leri, duasız elli bir (51), dua ile
beraber elli üç (53)’te tevafuk etmekle beraber, İktisat Risalesinin
tarih-i telif ve istinsahı olan Rûmîce elli bir (51) ve Arabî elli üç (53)
tarihinde tevafuku ise, şüphesiz tesadüf olamaz. İktisattaki bereketin
keramet derecesine çıktığına bir işarettir. Ve bu seneye “Sene-i İktisat”
tesmiyesi lâyıktır. Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler : (HAŞİYE-1) : İktisatsızlık
yüzünden müstehlikler çoğalır, müstahsiller azalır. Herkes gözünü hükûmet
kapısına diker. O vakit hayat-ı içtimaiyenin medarı olan san’at, ticaret,
ziraat tenakus eder. O millet de tedennî edip sukut eder, fakir düşer.
(HAŞİYE-2) :
İran’ın âdil padişahlarından Nuşirevân-ı Âdil’in veziri, akılca meşhur
âlim olan Büzürcmehr‘den (Büzürg-Mihr) sormuşlar: “Neden ulema, ümera
kapısında görünüyor da, ümera ulema kapısında görünmüyor? Halbuki, ilim
emâretin fevkindedir.” Cevaben demiş ki: “Ulemanın ilminden, ümeranın
cehlindendir.” Yani, ümera, cehlinden ilmin kıymetini bilmiyorlar ki,
ulemanın kapısına gidip ilmi arasınlar. Ulema ise, marifetlerinden,
mallarının kıymetini dahi bildikleri için, ümera kapısında arıyorlar. İşte
Büzürcmehr, ulemanın arasında fakr ve zilletlerine sebep olan
zekâvetlerinin neticesi bulunan hırslarını zarif bir surette tevil ederek
nâzikâne cevap vermiştir (Hüsrev) (HAŞİYE-4) : Evet, hangi müsrifle görüşsen,
şekvâlar işiteceksin. Ne kadar zengin olsa da yine dili şekvâ edecektir.
En fakir, fakat kanaatkâr bir adamla görüşsen, şükür işiteceksin.
6 : bk. et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr:
10:128; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat: 2:161, 274; el-Beyhakî,
es-Sünenü’l-Kübrâ: 3:382, 4:84. |
Lügatler acemî : göreve yeni başlamış acz : güçsüzlük âdil : adaletli ahali : halk âlem : dünya, evren âlim : bilgin amel-i uhreviye : âhireti kazanmak için yapılan amel, iş Arabî : Hicrî takvime göre âyet : Kur’an’da yer alan her bir cümle azîm : büyük bedevî : çölde yaşayan, göçebe bereket : bolluk bittecrübe : deneme yoluyla câ-yı dikkat : dikkat çekici, ilginç câ-yı hayret : hayret verici, şaşırtıcı cehl : cahillik, bilgisizlik cereyan etmek : meydana gelmek cihet : taraf, yön cüz’î : ferdî, az, sınırlı dâhi-i meşhur : dehasıyla meşhur olmuş kişi darbımesel : atasözü dâvâ : iddia define-i hüsn-ü maişet : iyi geçim kaynağı derk etmek : anlamak, algılamak düstur : kural edip : edebiyatçı ehemmiyet : değer, önem ehl-i takvâ : takvâ sahipleri elhasıl : kısaca, özetle elif : Arap alfabesinin ilk harfi emâret : amirlik, yöneticilik ezcümle : meselâ, örneğin fakr : fakirlik fakr-ı hal : fakirlik fasıla : ara Fesübhânallah : “Allah’ı her türlü kusur, ayıp ve eksiklerden tenzih ederim” anlamında bir hayret ifadesi fevkinde : üstünde feylesof : filozof, felsefe bilgini fıtrî : doğal gayr-ı meşru : helâl olmayan, dine aykırı hâcet : ihtiyaç hadis : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış hadise : olay hadsiz : sınırsız hakikat : doğru gerçek hasâret : zarara uğramak hat : yazı hatıra-i hakikat : hakikate ulaşma yönünde yaşanmış bir hatıra hayat-ı içtimaiye : toplumsal hayat haybet : elindekilerden mahrum kalmak, kaybetmek hayır : iyilik, faydalı ve sevaplı amel haysiyet : itibar hayvânât : hayvanlar helâl : dinen yapılmasına ve yenmesine izin verilen şey hükema : filozoflar iftikar : fakirliğini gösterme ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme ihlâs-ı tâmme : tam bir ihlâs ve samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme ihsan : bağış, iyilik, lütuf ihtiyar : dileme, istek, irade İkinci Harb-i Umumi : İkinci Dünya Savaşı iktidar : güç ve kuvvete sahip olma iktisat : tutumluluk iktisatsız : savurgan iktisatsızlık : tutumlu olmama, savurganlık ilm-i tıb : tıp bilimi intaç etmek : netice vermek, doğurmak ispat etmek : kanıtlamak israf : savurganlık israfat : israflar, savurganlıklar istiğnâ etmek : eldekini yeterli bulup başkasına ihtiyaç duymamak, tokgönüllülük istinsah etmek : el ile yazarak çoğaltmak istiskal : hor görme, küçümseme izzet : değer, itibar, şeref kâfi : yeterli kanaat : kısmetine razı olma, yetinme kanaatkâr : kısmetine razı olan kanaatkârâne : kısmetine razı olarak, yetinerek kanaatsizlik : elindekiyle yetinmeme kat’î : kesin keramet : Allah’ın bir ikramı olarak, görülen olağanüstü hal ve hareket keramet-i iktisadiye : tutumlu olmanın ortaya çıkardığı keramet külfetsiz : zahmetsiz lâtif : güzel, hoş lisan-ı hal : hal ve beden dili maden-i hasâret : hüsrana uğrama kaynağı mahrum : yoksun mahsulât : ürünler maksud : istenilen, hedef alınan şey mâkûsen mütenasip : ters orantılı marifet : bilme, ilim mâruz kalma : uğrama, hedef olma mâsadak : bir söz veya hükmü doğrulayan husus, doğrulayıcı mecbur : zorunlu medar : dayanak noktası, kaynak medar-ı ibret : ibret vesilesi medar-ı rahat : rahatlık sebebi menâbi-i servet : zenginlik kaynakları menfaat : fayda, yarar merhum : rahmete kavuşmuş, vefat etmiş meşakkat : güçlük, zorluk meşhur : bilinen meşru : dine uygun mezkûr : adı geçen muavenet : yardım muvaffakiyetsizlik : başarısızlık muzır : zararlı mübarek : bereketli, hayırlı mülevves : kirli, pis münasebet : bağlantı, ilgi mürâât etmek : gözetmek, dikkate almak müsrif : israf eden, savurgan müstahsil : üretici müstehak : hak etmiş müstehlik : tüketici müstensih : el ile yazıp çoğaltan müşahede etmek : gözlemlemek mütemadiyen : sürekli olarak mütenevvi : çeşit çeşit, çeşitli nazikâne : nazik bir şekilde, kibarca nefis : bir kimsenin kendisi netice : son, sonuç nev-i beşer : insanlar noksaniyet : noksanlık, eksiklik Nuşirevân-ı Âdil : adaletiyle ün salmış meşhur, eski bir İran Sâsânî Hükümdarı nükte : ince ve derin anlamlı söz nüsha : yazılı hale getirilen eser rahat-ı hayat : rahat yaşama rızk : yiyecek ve içecek şeyler, gıda rızk-ı helâl : helâl rızık ribâ : faiz rikkat : acıma, yufka yüreklilik riyâ : gösteriş, başkalarına iyi görünme Rûmîce : Rûmî takvime göre sa’y : çalışma sahrânişin : çölde oturan, bedevî sakil : ağır sebeb-i bereket : bolluk nedeni sebeb-i meşakkat : zorluk sebebi sebeb-i ref-i bereket : bereketin ortadan kalkmasının sebebi sefalet : perişanlık, yoksulluk semiz : besili, iri, büyük Sene-i İktisat : İktisat Yılı sukut etmek : alçalmak, düşmek suret : biçim, şekil şâkir : şükreden şekvâ : şikâyet şevk : şiddetli arzu ve istek şifa : iyileşme, sağlıklı olma şükür : teşekkür etme, Allah’a karşı minnet duyma taam : yemek tahribat : tahripler, yıkımlar tarih-i telif : bir eserin yazılma tarihi tedennî etmek : alçalmak, gerilemek tefsir : Kur’ân ayetlerinin çeşitli yönleriyle yorumlanması telezzüz : lezzet alma, lezzetlenme tenakus etmek : noksanlaşmak, eksilmek tesadüf : rastlantı teshilât : kolaylaştırmalar tesirat : tesirler, etkiler tesmiye edilen : isimlendirilen teşcî etmek : cesaretlendirmek tevafuk : uygunluk teveccüh etmek : yönelmek teveccüh-ü nâs : insanların teveccühü, ilgisi tevil etmek : yorumlamak teyid eden : destekleyen ulema : âlimler umum : bütün ümera : amirler, yöneticiler üstad : hoca vakıat : olaylar, hadiseler vasıtasıyla : aracılığıyla vaziyet-i kanaatkârâne : kanaatkâr bir durum vesika : belge zekâvet : zeki oluş zîhayat : canlı zillet : hor, hakir, aşağılanma ziyade : çok, fazla |