SÖZLER DERSLERİ-5-ONDÖRDÜNCÜ LEM'ANIN İKİNCİ MAKAMI(DEVAMI)

7 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Jan 13, 2016, 4:19:04 AM1/13/16
to

                                                             SÖZLER DERSLERİ

2.2.ONDÖRDÜNCÜ LEM'ANIN İKİNCİ MAKAMI(DEVAMI)

BİRİNCİ SIR(DEVAMI)

Biri, kâinatın heyet-i mecmuasındaki teâvün, tesanüd, teânuk, tecâvübden tezahür eden sikke-i kübrâ-yı Ulûhiyettir ki, Bismillâh ona bakıyor.
İkincisi, küre-i arz simasında, nebâtat ve hayvanâtın tedbir ve terbiye ve idaresindeki teşabüh, tenasüp, intizam, insicam, lûtuf ve merhametten tezahür eden sikke-i kübrâ-yı Rahmâniyettir ki, Bismillâhirrahmân ona bakıyor.
Sonra, insanın mahiyet-i câmiasının simasındaki letâif-i re’fet ve dekaik-ı şefkat ve şuâât-ı merhamet-i İlâhiyeden tezahür eden sikke-i ulyâ-yı Rahîmiyettir ki, Bismillâhirrahmânirrahîm’deki er-Rahîm ona bakıyor.
Demek, Bismillâhirrahmânirrahîm, sahife-i âlemde bir satır-ı nuranî teşkil eden üç sikke-i ehadiyetin kudsî ünvanıdır ve kuvvetli bir haytıdır ve parlak bir hattıdır. Yani, Bismillâhirrahmânirrahîm, yukarıdan nüzûl ile semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musağğarası olan insana ucu dayanıyor. Ferşi Arşa bağlar, insanî arşa çıkmaya bir yol olur.

İKİNCİ SIR
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, hadsiz kesret-i mahlûkatta tezahür eden vâhidiyet içinde ukulü boğmamak için, daima o vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor. Yani, meselâ, nasıl ki güneş ziyasıyla hadsiz eşyayı ihata ediyor. Mecmu-u ziyasındaki güneşin zâtını mülâhaza etmek için gayet geniş bir tasavur ve ihatalı bir nazar lâzım olduğundan, güneşin zâtını unutturmamak için, herbir parlak şeyde güneşin zâtını, aksi vasıtasıyla gösteriyor. Ve her parlak şey kendi kabiliyetince güneşin cilve-i zâtîsiyle beraber, ziyası, harareti gibi hassalarını gösteriyor. Ve her parlak şey, güneşi bütün sıfâtıyla, kabiliyetine göre gösterdiği gibi, güneşin ziya ve hararet ve ziyadaki elvân-ı seb’a gibi keyfiyatlarının herbirisi dahi umum mukabilindeki şeyleri ihata ediyor. Öyle de, 1
وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى  temsilde hata olmasın, ehadiyet ve samediyet-i İlâhiye, herbir şeyde, hususan zîhayatta, hususan insanın mahiyet âyinesinde bütün esmâsıyla bir cilvesi olduğu gibi, vahdet ve vâhidiyet cihetiyle dahi, mevcudatla alâkadar herbir ismi, bütün mevcudatı ihata ediyor.

İşte, vâhidiyet içinde ukulü boğmamak ve kalbler Zât-ı Akdesi unutmamak için, daima vâhidiyetteki sikke-i ehadiyeti nazara veriyor ki, o sikkenin üç mühim ukdesini irâe eden, Bismillâhirrahmânirrahîm’dir.

Dipnotlar - Arapça Ibareler - Haşiyeler:

1 : “En yüce sıfatlar Allah’a aittir.” Nahl Sûresi, 16:60.

 

Lügatler :

akis : yansıma
âlem : kâinat, evren
Arş : göğün en yüksek katı; Allah’ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği yer

âyine : ayna
Bismillâh : Allah’ın adıyla
Bismillâhirrahmân : Rahmân olan Allah’ın adıyla
Bismillâhirrahmânirrahîm : Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

cihet : yön
cilve : yansıma, görüntü
cilve-i zâtî : zâtının görüntüsü
dekaik-i şefkat : şefkatin incelikleri
ehadiyet : Allah’ın herbir varlıkta görülen birlik tecellisi

elvân-ı seb’a : yedi renk

esmâ : isimler
eşya : şeyler, varlıklar
ferş : yer
hadsiz : sayısız
hararet : sıcaklık
hassa : özellik
hayt : bağ, ip
hayvanât : hayvanlar
heyet-i mecmua : genel yapı, bütün

hususan : özellikle
ihata etmek : kuşatmak, kapsamak
insanî arş : insanın mânen yükselebileceği en yüce makam
insicam : düzgünlük, uyumluluk
intizam : düzenlilik

irâe etmek : göstermek
kesret-i mahlûkat : yaratılmışların çokluğu

keyfiyat : özellikler, nitelikler
kudsî : kusursuz ve yüce
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân
küre-i arz : yerküre, dünya
letâif-i refet : şefkat ve merhametin güzellikleri
lûtuf : iyilik, ihsan, yardım

mahiyet : asıl, nitelik, özellik
mahiyet-i câmia : genel yapı ve özellik
mecmu-u ziya : ışığın tamamı

mevcudat : varlıklar

mukabil : karşılık
mülâhaza : düşünme, akla getirme
nazar : bakış
nebâtat : bitkiler
nüsha-i musağğara : küçültülmüş nümune
nüzûl : inmek
Rahîm : sonsuz rahmet sahibi Allah
sahife-i âlem : kâinat sayfası

samediyet-i İlâhiye : Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması
satır-ı nuranî : parlak ve nurlu satır
semere-i kâinat : kâinatın meyvesi
sıfât : vasıflar, özellikler

sikke : mühür, işaret
sikke-i ehadiyet : Allah’ın herbir varlıkta birliğini gösteren işaret, mühür
sikke-i kübrâ-yı Rahmâniyet : Allah’ın merhamet ediciliğinin en büyük işareti
sikke-i kübrâ-yı Ulûhiyet : Allah’ın ilâhlığının en büyük mührü
sikke-i ulyâ-yı Rahîmiyet : rahmeti herşeyi kuşatan Allah’ı gösteren yüce işaret
sima : yüz
şuâât-ı merhamet-i İlâhiye : Cenab-ı Allah’ın merhametinin parıltıları
tasavvur : düşünme, zihinde tasarlama
teânuk : birbirine sarılma
teavün : yardımlaşma
tecavüb : birbirinin ihtiyacına cevap verme
tedbir : idare etme, çekip çevirme
tenasüp : uygunluk
terbiye : besleme, yetiştirme
tesanüd : dayanışma
teşabüh : birbirine benzeme
teşkil : meydana getirme
tezahür eden : görünen

ukde : düğüm, çözümü zor iş
ukûl : akıllar

umum : genel

vahdet : Allah’ın birliği
vâhidiyet : Allah’ın bütün varlıkları kaplayan birlik tecellisi

Zât-ı Akdes : her türlü kusur ve noksandan yüce olan Allah

zîhayat : canlı
ziya : ışık

 

 

 




Bu e-posta virüs ve zararlı yazılım içermez, çünkü avast! Antivirüs koruması devrede.


Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages