|
BİRİNCİ SIR(DEVAMI)
Biri, kâinatın heyet-i mecmuasındaki teâvün, tesanüd,
teânuk, tecâvübden tezahür eden sikke-i kübrâ-yı Ulûhiyettir ki, Bismillâh
ona bakıyor. İkincisi, küre-i arz simasında, nebâtat ve
hayvanâtın tedbir ve terbiye ve idaresindeki teşabüh, tenasüp, intizam,
insicam, lûtuf ve merhametten tezahür eden sikke-i kübrâ-yı Rahmâniyettir
ki, Bismillâhirrahmân ona bakıyor. Sonra, insanın mahiyet-i câmiasının
simasındaki letâif-i re’fet ve dekaik-ı şefkat ve şuâât-ı merhamet-i
İlâhiyeden tezahür eden sikke-i ulyâ-yı Rahîmiyettir ki,
Bismillâhirrahmânirrahîm’deki er-Rahîm ona bakıyor. Demek,
Bismillâhirrahmânirrahîm, sahife-i âlemde bir satır-ı nuranî teşkil eden
üç sikke-i ehadiyetin kudsî ünvanıdır ve kuvvetli bir haytıdır ve parlak
bir hattıdır. Yani, Bismillâhirrahmânirrahîm, yukarıdan nüzûl ile semere-i
kâinat ve âlemin nüsha-i musağğarası olan insana ucu dayanıyor. Ferşi Arşa
bağlar, insanî arşa çıkmaya bir yol olur.
İKİNCİ SIR Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, hadsiz
kesret-i mahlûkatta tezahür eden vâhidiyet içinde ukulü boğmamak için,
daima o vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor. Yani, meselâ,
nasıl ki güneş ziyasıyla hadsiz eşyayı ihata ediyor. Mecmu-u ziyasındaki
güneşin zâtını mülâhaza etmek için gayet geniş bir tasavur ve ihatalı bir
nazar lâzım olduğundan, güneşin zâtını unutturmamak için, herbir parlak
şeyde güneşin zâtını, aksi vasıtasıyla gösteriyor. Ve her parlak şey kendi
kabiliyetince güneşin cilve-i zâtîsiyle beraber, ziyası, harareti gibi
hassalarını gösteriyor. Ve her parlak şey, güneşi bütün sıfâtıyla,
kabiliyetine göre gösterdiği gibi, güneşin ziya ve hararet ve ziyadaki
elvân-ı seb’a gibi keyfiyatlarının herbirisi dahi umum mukabilindeki
şeyleri ihata ediyor. Öyle de, 1 وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى temsilde hata
olmasın, ehadiyet ve samediyet-i İlâhiye, herbir şeyde, hususan zîhayatta,
hususan insanın mahiyet âyinesinde bütün esmâsıyla bir cilvesi olduğu
gibi, vahdet ve vâhidiyet cihetiyle dahi, mevcudatla alâkadar herbir ismi,
bütün mevcudatı ihata ediyor.
İşte, vâhidiyet içinde ukulü boğmamak
ve kalbler Zât-ı Akdesi unutmamak için, daima vâhidiyetteki sikke-i
ehadiyeti nazara veriyor ki, o sikkenin üç mühim ukdesini irâe eden,
Bismillâhirrahmânirrahîm’dir.
Dipnotlar - Arapça Ibareler -
Haşiyeler:
1 : “En yüce sıfatlar Allah’a aittir.” Nahl
Sûresi, 16:60.
|
Lügatler :
akis : yansıma âlem : kâinat,
evren Arş : göğün en yüksek katı; Allah’ın büyüklüğünün ve
yüceliğinin tecelli ettiği yer
âyine : ayna Bismillâh : Allah’ın
adıyla Bismillâhirrahmân : Rahmân olan Allah’ın
adıyla Bismillâhirrahmânirrahîm : Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın
adıyla
cihet : yön cilve : yansıma,
görüntü cilve-i zâtî : zâtının görüntüsü dekaik-i
şefkat : şefkatin incelikleri ehadiyet : Allah’ın herbir
varlıkta görülen birlik tecellisi
elvân-ı seb’a : yedi renk
esmâ : isimler eşya : şeyler,
varlıklar ferş : yer hadsiz :
sayısız hararet : sıcaklık hassa :
özellik hayt : bağ, ip hayvanât :
hayvanlar heyet-i mecmua : genel yapı, bütün
hususan : özellikle ihata etmek : kuşatmak,
kapsamak insanî arş : insanın mânen yükselebileceği en yüce
makam insicam : düzgünlük, uyumluluk intizam :
düzenlilik
irâe
etmek : göstermek kesret-i mahlûkat : yaratılmışların
çokluğu
keyfiyat : özellikler, nitelikler kudsî :
kusursuz ve yüce Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : açıklamalarıyla
mu’cize olan Kur’ân küre-i arz : yerküre, dünya letâif-i
refet : şefkat ve merhametin güzellikleri lûtuf : iyilik,
ihsan, yardım
mahiyet : asıl, nitelik, özellik mahiyet-i
câmia : genel yapı ve özellik mecmu-u ziya : ışığın
tamamı
mevcudat : varlıklar
mukabil : karşılık mülâhaza : düşünme, akla
getirme nazar : bakış nebâtat : bitkiler nüsha-i
musağğara : küçültülmüş nümune nüzûl : inmek Rahîm
: sonsuz rahmet sahibi Allah sahife-i âlem : kâinat
sayfası
samediyet-i İlâhiye : Allah’ın hiçbir şeye muhtaç
olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması satır-ı nuranî : parlak ve
nurlu satır semere-i kâinat : kâinatın meyvesi sıfât :
vasıflar, özellikler
sikke : mühür, işaret sikke-i ehadiyet :
Allah’ın herbir varlıkta birliğini gösteren işaret, mühür sikke-i
kübrâ-yı Rahmâniyet : Allah’ın merhamet ediciliğinin en büyük
işareti sikke-i kübrâ-yı Ulûhiyet : Allah’ın ilâhlığının en
büyük mührü sikke-i ulyâ-yı Rahîmiyet : rahmeti herşeyi kuşatan
Allah’ı gösteren yüce işaret sima : yüz şuâât-ı merhamet-i
İlâhiye : Cenab-ı Allah’ın merhametinin parıltıları tasavvur
: düşünme, zihinde tasarlama teânuk : birbirine
sarılma teavün : yardımlaşma tecavüb : birbirinin
ihtiyacına cevap verme tedbir : idare etme, çekip
çevirme tenasüp : uygunluk terbiye : besleme,
yetiştirme tesanüd : dayanışma teşabüh : birbirine
benzeme teşkil : meydana getirme tezahür eden :
görünen
ukde : düğüm, çözümü zor iş ukûl :
akıllar
umum : genel
vahdet : Allah’ın birliği vâhidiyet :
Allah’ın bütün varlıkları kaplayan birlik tecellisi
Zât-ı
Akdes : her türlü kusur ve noksandan yüce olan Allah
zîhayat : canlı ziya : ışık
|