NUR ÇEŞMESİ-91-URFA KAHRAMANCIKLARININ ORANIN SAVCILARINI SUSTURAN MÜDAFAALARIDIR(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
May 18, 2026, 9:33:11 AM (6 days ago) May 18
to

                                                                          NUR ÇEŞMESİ

 

12.3.URFA KAHRAMANCIKLARININ ORANIN SAVCILARINI SUSTURAN MÜDAFAALARIDIR(DEVAMI)

Muhterem hâkimler!

Böyle bir İslâm kahramanı ve bu asrın ve istikbâlimizin bir hidâyet serdarı ve eşine rastlanmayan İslâmiyet fedaisi Bediüzzaman’ın eserlerini okumak dinsizlerin, komünistlerin, îmandan bîhaberlerin elbette işine gelmez.

Üstadımız BEDİÜZZAMAN’ın beyânı ki:

RİSÂLE-İ NUR koca bir Cennet’in fiatı olacak bir servet ve hayat-ı ebediyeyi kazandıracak bir âb-ı hayat ve hakîkata muarız bütün feylesofları ilzam edip hayrette bırakacak bir keşfiyattır. RİSÂLE-İ NUR Sahabe-i Kirâm’ın âli seciyesini ve Hazret-i Peygamber (A.S.M.) nurânî meşrebini beyân eden bir nur ve feyiz hazinesidir.

RİSÂLE-İ NUR bu asırda KUR’ÂN-I HAKÎM’in bir mu’cize-i ma’nevîyesi, hakîki, yüksek ve parlak bir tefsiridir. RİSÂLE-İ NUR şu zamanın yaralarına en münâsib bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümüne ma’rûz hey’et-i İslâmiyeye en nâfi’ bir nur ve dalâlet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğunu yüz binlerle kimseler tarafından idrâk ve tasdik edilen bir eser külliyatıdır. RİSÂLE-İ NUR, veraset-i nübüvvet yoluyla doğrudan doğruya hakîkat-ül hakâika yol açmış Cadde-i Kübrâ-i KUR’ÂNİYE’dir. Bunun içindir ki, Avrupa’nın felsefî dalâletlerine galebe ediyor ve cerhedilmez aklî, mantıkî, ilmî hüccetlerle, dünyayı saran komünizmi ve masonluğu kökünden yıkıyor. Risâle-i Nur, avamdan en âlim ve en münevvere kadar her sınıfın kendi isti’dâdı nisbetinde istifade edebileceği bir eser külliyatıdır.

İşte bu hakîkatler içindir ki; NURları okuyan ve yazan Nurcular, dünyanın her tarafında gittikçe çoğalmaktadır.

Muhterem hâkimler!

Arkadaşımla tashihat yaparken yakalanıp müsadere edilen, Denizli’de beraet eden ve Temyiz’in de tasdik ettiği büyük mütefekkir BEDİÜZZAMAN SAİD NURSÎ’nin “ÂYET-ÜL KÜBR” risâlesinin bir yerinde, kâinat Hâlıkını ve sâhibini arayan dünya seyyahı şöyle söylüyor:

“Bu dünyada hayatın gayesi ve hayatın hayatı ÎMAN olduğunu bilen ve yorulmaz ve tok olmaz yolcu kendi kalbine dedi ki: Aradığımız zâtın sözü ve kelâmı denilen, bu dünyada en meşhur ve en parlak ve en hâkim ve ona teslim olmayan herkese her asırda meydan okuyan KUR’ÂN-I MU’CİZ-ÜL BEYÂN nâmındaki kitaba müracaat edip o ne diyor bilelim. Fakat en evvel bu kitab, bizim Hâlıkımızın kitabı olduğunu isbat etmek lâzımdır, diye taharriye başladı.

Bu seyyah bu zamanda bulunduğu münâsebetiyle, en evvel ma’nevî i’caz-ı Kur’âniyenin lem’aları olan RİSÂLE-İ NUR’a baktı ve onun yüz otuz risâleleri âyât-ı Furkaniyenin nükteleri ve ışıkları ve esaslı tefsirleri olduğunu gördü ve RİSÂLET-İN NUR bu kadar muannid ve mülhid bir asırda her tarafta hakâik-i Kur’âniyeyi mücâhidâne neşrettiği halde karşısına kimse çıkamadığından isbat eder ki, onun üstadı ve menba’ı olan KUR’ÂN semâvîdir, beşer kelâmı değildir. Hatta Resail-in Nur’un yüzer hüccetlerinden bir tek hüccet-i Kur’âniye olan “Yirmi Beşinci Söz” ve “On Dokuzuncu Mektub”un âhiri Kur’ân’ın kırk vecihle mu’cize olduğunu öyle isbat etmiş ki; kim görmüş ise değil tenkid ve i’tirâz belki isbatlarına hayran olmuş, takdir ederek çok sena etmiş.”

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages