İslamiyet, sair dinlere kıyas edilmez. Bir müslüman İslamiyetten çıksa ve dinini terketse, daha hiçbir peygamberi kabul edemez; belki Cenab-ı Hakk'ı dahi ikrar edemez ve belki hiçbir mukaddes şey'i tanımaz; belki kendinde kemalata medar olacak bir vicdan bulunmaz, tefessüh eder. Onun için İslamiyet nazarında, harbi kafirin hakk-ı hayatı var. Hariçte olsa musalaha etse, dahilde olsa cizye verse; İslamiyetçe hayatı mahfuzdur. Fakat mürtedin hakk-ı hayatı yoktur. Çünki vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyeye bir zehir hükmüne geçer. Halbuki Hristiyanın bir dinsizi, yine hayat-ı içtimaiyeye nafi' bir vaziyette kalabilir. Bazı mukaddesatı kabul eder ve bazı peygamberlere inanabilir ve Cenab-ı Hakk'ı bir cihette tasdik edebilir.
(Bediüzzaman Said Nursi - 29. Mektub'dan)
Lügatler
Belki :bilakis, aslında
Cenâb-ı Hakk :Hakkın kendisi olan yücelik sahibi Allah
Cihet :yön, taraf
Cizye :vergi, haraç, Müslümanların fethettikleri yerde müslüman olmayanlardan aldıkları vergi
Dâhil :iç, içeri
Hakk-ı hayat :yaşama hakkı
Harbi :arada anlaşma yapılmamış düşman
Hariç :dış, dışarı, dışında
Hayat-ı içtimaiye :toplum hayatı, sosyal hayat
Hükmüne :onun yerine, onun gibi olarak
İkrar :açıktan söylemek, kabul ve tasdik etmek
Kâfir :Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği bir şeyi inkâr eden kimse
Kemalat :faziletler, iyilikler, mükemmellikler
Kıyas :benzetmek, karşılaştırmak, mukayese etmek
Mahfuz :muhafaza edilmiş, korunmuş, korunan
Medar :sebeb, vesile, kaynak
Mukaddes :kutsal, temiz ve pâk, her türlü kusurdan uzak olan
Mukaddesat :mukaddes olanlar, kutsal şeyler
Musalaha :barışmak, karşılıklı anlaşmak, sulh yapmak
Mürted :islamiyetten çıkan, islamiyeti reddeden
Nafi :menfaatli, faydalı
Nazar :bakma, bakış, görüş açısı
Sair :diğeri, başkası, gerisi, kalanı
Tasdik :doğrulamak, kabul etmek
Tefessüh :bozulmak, çürümek, kokuşmak
Vaziyet :durum, hal
Vicdan :insanın içinde iyiyi kötüden ayıran manevi duygu