SİRACI'N-NÛR-32-YİRMİ BEŞİNCİ LEM'A(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Jul 21, 2026, 11:33:12 AM (2 days ago) Jul 21
to

                                      SİRACI'N-NÛR

 

3.9.YİRMİ BEŞİNCİ LEM’A DOKUZUNCU DEVA

Ey Hâlıkını tanıyan hasta! Hastalıklardaki elem ve tevahhuş ve korkmak ise, hastalık bazan ölüme vesile olduğu cihetindendir. Ölüm, nazar-ı gaflet ve zâhirî cihetinde dehşetli olduğundan, ona vesile olabilen hastalıklar korkutuyor, telâş veriyor.

Evvelâ bil ve kat’î iman et ki, ecel mukadderdir, tagayyür etmez. Çok ağır hastaların başında ağlayanlar ve sıhhatleri yerinde olanlar ölmüşler, o ağır hastalar şifa bulup yaşamışlar.

Saniyen: Ölüm, sureten göründüğü gibi dehşetli değil. Çok risalelerde gayet kat’î, şeksiz, şüphesiz bir surette, Kur’ân-ı Hakîmin verdiği nurla ispat etmişiz ki, ehl-i iman için ölüm, vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem dünya meydanındaki imtihanda, talim ve talimat olan ubudiyetten bir paydostur. Hem öteki âleme gitmiş yüzde doksan dokuz ahbap ve akrabasına kavuşmak için bir vesiledir. Hem hakikî vatanına ve ebedî makam-ı saadetine girmeye bir vasıtadır. Hem zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinâna bir davettir. Hem Hâlık-ı Rahîminin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Madem ölümün mahiyeti hakikat noktasında budur; ona dehşetli bakmak değil, bilâkis rahmet ve saadetin bir mukaddemesi nazarıyla bakmak gerektir.

Hem ehlullahın bir kısmının ölümden korkmaları, ölümün dehşetinden değildir. Belki daha fazla hayır kazanacağım diye, vazife-i hayatın idamesinden kazanacakları hayrat içindir.

Evet, ehl-i iman için ölüm rahmet kapısıdır, ehl-i dalâlet için zulümat-ı ebediye kuyusudur.

 

Lügatler :

ahbap : dostlar, sevgililer
ahz-ı ücret : ücret alma
bilâkis : tersine, aksine
bostan-ı cinân : Cennet bahçeleri

cihet : yön, taraf
dehşet : korku, ürkme
dehşetli : korkunç, ürkütücü
devâ : ilâç, çare
dirhem : eskiden kullanılan ve yaklaşık 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi
ebedî : sonsuz

ecel : ölüm vakti
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
ehl-i iman : Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler
ehlullah : Allah dostları

elem : acı, sıkıntı, keder, üzüntü
evham : vehimler, kuruntular

evvel : önce
evvelâ : ilk olarak
fazl : cömertlik, yardım
hakikat : asıl, esas, gerçek
hakikî : asıl, gerçek

Hâlık : her şeyi yaratan Allah
Hâlık-ı Rahîm : sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan ve herşeyi yaratan Allah
hayır : iyilik, faydalı ve sevaplı amel
hayrat : hayırlar
hikmet : sebep, fayda, gaye
hikmet-i İlâhiye : Allah’ın bütün âlemde gözettiği fayda ve gaye
hususan : bilhassa, özellikle
idame : devam ettirme
ittiham etmek : suçlamak
kat’î : kesin olarak
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
külfet : yük
maddî hastalık : bedende meydana gelen hastalık
mahiyet : nitelik, özellik
makam-ı saadet : mutluluk yeri
mânevî hastalık : ruhsal hastalık; ruhta meydana gelen hastalık
mukabil : karşılık
mukaddeme : başlangıç
mühim : önemli
nazar : bakış

nazar-ı gaflet : gaflet bakışı, bir şeyin manasını anlamadan bakmak
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
rıza : memnuniyet, hoşnutluk

risale : Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
saadet : mutluluk

saniyen : ikinci olarak

sıhhat : sağlık, sağlamlık
suret : biçim, şekil

sureten : görünüşte
şeksiz : şüphesiz

şifa : iyileşme

tagayyür etmek : değişmek
talim : eğitim
talimat : eğitimler
terhis : göreve son verme, serbest bırakma
teslimiyet : bağlılık, kendini Allah’ın iradesine bırakma

tevahhuş : korkma, ürküntü
ubudiyet : kulluk
vasıta : araç
vazife-i hayat : hayat vazifesi, görevi
vesile : araç, vasıta

zâhirî : dış görünüş
zindan-ı dünya : dünya zindanı
ziyade etmek : artırmak, çoğaltmak
zulümat-ı ebediye : sonsuz karanlıklar

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages