|
Ey
maraza müptelâ hasta! Bu zamanda tecrübemle
kanaatim gelmiştir ki, hastalık bazılara bir ihsan-ı İlâhîdir, bir
hediye-i Rahmânîdir. Bu sekiz dokuz senedir, liyakatsiz olduğum halde,
bazı genç zatlar hastalık münasebetiyle dua için benimle görüştüler.
Dikkat ettim ki: Hangi hastalıklı genci gördüm; sair gençlere nisbeten
âhiretini düşünmeye başlıyor. Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki
hayvânî hevesattan bir derece kendini kurtarıyor. Ben de bakıyordum,
onların tahammül dahilindeki hastalıklarını bir ihsan-ı İlâhî olduğunu
ihtar ederdim. Derdim ki:
“Kardeşim, senin bu hastalığının
aleyhinde değilim. Hastalık için sana karşı bir şefkat hissedip acımıyorum
ki, dua edeyim. Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış. Ve
hastalık vazifesini bitirdikten sonra, Hâlık-ı Rahîm inşaallah sana şifa
verir.”
Hem derdim: “Senin bir kısım emsalin sıhhat
belâsıyla gaflete düşüp, namazı terk edip, kabri düşünmeyip, Allah’ı
unutup, bir saatlik hayat-ı dünyeviyenin zâhirî keyfiyle hadsiz bir
hayat-ı ebediyesini sarsar, zedeler, belki de harap eder. Sen hastalık
gözüyle, herhalde gideceğin bir menzilin olan kabrini ve daha arkasında
uhrevî menzilleri görürsün ve onlara göre davranıyorsun. Demek senin için
hastalık bir sıhhattir; bir kısım emsalindeki sıhhat bir
hastalıktır.”
|
Lügatler :
âhiret : öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz
hayat ahkâm : hükümler, esaslar aleyhinde :
karşısında belâ : büyük sıkıntı dahilinde :
içerisinde devâ : ilâç, çare elem : acı,
keder elemli : acı veren, üzücü emsal :
benzer esmâ : Allah’ın isimleri gaflet : sorumsuzluk,
âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz
davranma hadsiz : sınırsız Hâlık-ı Rahîm : sınırsız
rahmet sahibi ve bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah harap
etmek : yıkmak hayat-ı dünyeviye : dünya
hayatı hayat-ı ebediye : sonsuz hayat, âhiret
hayatı hayvânî : hayvansal hediye-i Rahmânî : Acıma ve
merhamet sahibi Allah’ın hediyesi hevesat : heves ve
arzular hikmet : bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli
yerinde olma ihsan-ı İlâhî : Allah’ın ihsanı, ikramı,
bağışı ihtar etmek : uyarmak, hatırlatmak inşaallah :
Allah izin verirse lem’a : parıltı liyakat : layık
olma maraz : hastalık menzil : ev,
mekân musibet : belâ, büyük sıkıntı münasebetiyle :
vesilesiyle, sebebiyle müptelâ : bağımlı,
düşkün nisbeten : kıyasla rahmet : İlâhî şefkat,
merhamet Rezzâk : bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde
tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah safâ :
rahat, huzur sair : diğer, başka sıhhat : sağlık,
sağlamlık Şâfî : yarattıklarına şifa verip iyileştiren
Allah şefkat : içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet,
sevgi şifa vermek : iyileştirmek şuâ : ışık,
parıltı şuâât : şuâlar, ışıklar, parıltılar tahammül :
dayanma, katlanma tahattur etmek : hatırlamak tecrübe
: deneyim teşekkî eden : şikâyet eden tevahhuş etmek :
korkmak, ürkmek uhrevî : ahirete ait zâhirî : dış
görünüşte
|