BEŞİNCİ ŞUA-15-TETİMME(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Jun 19, 2026, 10:33:22 AM (5 days ago) Jun 19
to

                                       BEŞİNCİ ŞUA

3.3.TETİMME(DEVAMI)

ÜÇÜNCÜ KÜÇÜK MESELE

Medâr-ı ibret üç hâdisedir.


Birinci hâdise: Bir zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ömer Radıyallahu Anh’a Yahudi çocukları içinde birisini gösterdi, “İşte sureti” dedi. Hazret-i Ömer Radiyallahu Anh, “Öyle ise ben bunu öldüreceğim” dedi. Ferman etti: “Eğer bu Süfyan ve İslâm Deccalı olsa, sen öldüremezsin; eğer o olmazsa, onun suretiyle öldürülmez.” 1
Bu rivayet işaret eder ki, onun sureti, hâkimiyeti zamanında çok şeylerde görüneceği gibi, kendisi Yahudiler içinde tevellüt edecek. Gariptir ki, onun suretindeki bir çocuğu katledecek derecede ona hiddet ve adavet eden Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh), o Süfyan’ın en çok beğendiği ve takdir ettiği ve çok defa ondan senâkârâne bahsedeceği bir memdûhu Hazret-i Ömer’le çıkmış.


İkinci hâdise: O İslâm Deccalı, “Sûre-i 2 وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ mânâsını merak edip soruyor” diye çoklar nakletmişler.
Gariptir ki, bu sûrenin akîbinde olan 3
اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ sûresinde
4
اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَيَطْغٰى cümlesi, onun aynı zamanına ve şahsına cifirle ve mânâsıyla işaret ettiği gibi, ehl-i salâta ve camilere tâğiyâne tecavüz edeceğini gösteriyor. Demek o istidraçlı adam, küçük bir sûreyi kendiyle alâkadar hisseder. Fakat yanlış eder, komşusunun kapısını çalar.

 

Üçüncü hâdise: Bir rivayette, “İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek” 5 denilmiş.
6
لاَيَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللهُ bunun bir te’vili şudur ki: Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve İslâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu’yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder.

 

Gariptir, hem çok gariptir: Yedi yüz sene müddetinde İslâmiyetin ve Kur’ân’ın elinde şeref-şiar, bârika-âsâ bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten İslâmiyetin bir kısım şeâirine karşı istimal etmeye çalışır! Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor diye rivayetlerden anlaşılıyor.

وَاللهُ اَعْلَمُ بِالصَّوَابِ - لاَيَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّاللهُ

 

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

1 : Buhari, Cenâiz: 80, Cihad: 178; Müslim, Fiten: 85, 86, 95; Tirmizi, Fiten: 63.

2 : “Yemin olsun incire ve zeytine.” Tîn Sûresi, 95:1.
3 : “Rabbinin ismiyle oku.” Alâk Sûresi, 96:1.
4 : “Muhakkak ki insan azgınlaşır.” Alâk Sûresi, 96:6.
5 : Tirmizi, Fiten: 57; İbni Mâce, Fiten: 33; Müsned, 1:4, 7; el-Elbânî, Silsiletü’l-Ehâdisi’s-Sahîha, 4:122.
6 : “Gaybı ancak Allah bilir.”

 

 

 

Lügatler :

adavet : düşmanlık
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki hayat
âkıbet : netice, sonuç

akîbinde : sonrasında, arkasında
alâkadar : alâkalı, ilgili
âlem : dünya
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
avâm-ı nâs : halk tabakası

bârika-âsâ : şimşek gibi
cüret : cesaret

ehl-i salât : namaz kılan insanlar
ferman etme : emretme
hadîs : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
hâdise : olay
hakikat-ı hal : durumun gerçek yönü
hâkimiyet : egemenlik
harikulâde : olağanüstü
hengâm : ân, zaman
hiddet : öfke, kızgınlık
inkâr-ı mutlak : her yönüyle inkârcılıkta bulunma
istidraç : inkârcı veya günahkâr kimselere Cenâb-ı Hakkın verdiği olağanüstü özellikler

istimal etme : kullanma
kâfir-i mutlak : Allah’ı ve mukaddes değerlerin hepsini inkâr eden

kavim : topluluk, halk
kesret : çokluk
kör hükmünde olan : kör sayılan
mağlûbiyet : mağlup olma, yenilme
mâhiyet : özellik, nitelik, esas
manyetizma : telkin ve hipnozla bir kimseyi etkileme
medâr-ı ibret : ibret kaynağı

memdûh : beğenilen, övülen
mukaddesât : kutsal değerler
muvaffakiyet : başarı

muvakkaten : geçici olarak
mücahid : cihad eden, mukaddes değerler uğrunda her türlü fedakarlığı gösteren

müddet : süre
münhasıran : yalnızca belirli bir şeye ait olarak
münkir : inkâr eden, inançsız
müşahede etme : gözlem yapma

nakletme : aktarma, duyduğu bir haberi bir başkasına iletme
senâkârâne : övgü dolu bir ifade ile
nisbeten : kıyasla, oranla
nur-u iman : iman nuru
Radıyallahu Anh : “Allah ondan razı olsun”
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed
rivâyet : Peygamberimizden duyulan ve görülen şeylerin nakledilmesi
seyyie : kötülük, günah
suret : biçim, şekil
Süfyan : Müslümanlar arasında çıkacak olan İslâm Deccalı

şark : doğu
şeâir : işaretler, İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler
şeref-şiâr : şerefli
tâğiyâne : azgınca
tahribat : tahripler, yıkıp bozmalar

takdir etme : değer verme
te’vil : yorum
tecavüz : haddi aşma, ileri gitme
teshirci : etkisi altına alan
tevellüt etme : doğma

zikretmek : dile getirmek, anmak
zuhur etme : görünme, ortaya çıkma


 

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages