İKTİSAT RİSALESİ-4-DÖRDÜNCÜ NÜKTE

24 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
May 24, 2019, 3:05:33 AM5/24/19
to

                                ONDOKUZUNCU LEM’A     

                                            İKTİSAT RİSALESİ

DÖRDÜNCÜ NÜKTE

 “İktisat eden, maişetçe aile belâsını çekmez” meâlindeki 1 لاَ يَعُولُ مَنِ اقْتَصَدَ hadis-i şerifi sırrıyla, “iktisat eden, maişetçe aile zahmet ve meşakkatini çok çekmez.”

Evet, iktisat kat’î bir sebeb-i bereket ve medar-ı hüsn-ü maişet olduğuna o kadar kat’î deliller var ki, had ve hesaba gelmez. 2 Ezcümle, ben kendi şahsımda gördüğüm ve bana hizmet ve arkadaşlık eden zatların şehadetleriyle diyorum ki:

İktisat vasıtasıyla bazan bire on bereket gördüm ve arkadaşlarım gördüler. Hattâ dokuz sene (şimdi otuz sene) evvel 3 benimle beraber Burdur’a nefyedilen reislerden bir kısmı, parasızlıktan zillet ve sefalete düşmemekliğim için, zekâtlarını bana kabul ettirmeye çok çalıştılar. O zengin reislere dedim: “Gerçi param pek azdır. Fakat iktisadım var, kanaate alışmışım. Ben sizden daha zenginim.” Mükerrer ve musırrâne tekliflerini reddettim. Câ-yı dikkattir ki, iki sene sonra, bana zekâtlarını teklif edenlerin bir kısmı, iktisatsızlık yüzünden borçlandılar. Lillâhilhamd, onlardan yedi sene sonra, o az para, iktisat bereketiyle bana kâfi geldi, benim yüz suyumu döktürmedi, beni halklara arz-ı hâcete mecbur etmedi. Hayatımın bir düsturu olan “nâstan istiğnâ” mesleğini bozmadı.

Evet, iktisat etmeyen, zillete ve mânen dilenciliğe ve sefalete düşmeye namzettir. Bu zamanda isrâfâta medar olacak para çok pahalıdır. Mukabilinde bazan haysiyet, namus rüşvet alınıyor. Bazan mukaddesât-ı diniye mukabil alınıyor, sonra menhus bir para veriliyor. Demek, mânevî yüz lira zararla maddî yüz paralık bir mal alınır.

Eğer iktisat edip hâcât-ı zaruriyeye iktisar ve ihtisar ve hasretse,

4
اِنَّ اللهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ sırrıyla,

5
وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِى اْلاَرْضِ اِلاَّ عَلَى اللهِ رِزْقُهَا sarahatiyle, ummadığı tarzda, yaşayacak kadar rızkını bulacak. Çünkü şu âyet taahhüt ediyor.

Evet, rızık ikidir: 6

Biri hakikî rızıktır ki, onunla yaşayacak. Bu âyetin hükmü ile, o rızık taahhüd ü Rabbânî altındadır. Beşerin sû-i ihtiyarı karışmazsa, o zarurî rızkı herhalde bulabilir. Ne dinini, ne namusunu, ne izzetini feda etmeye mecbur olmaz.

İkincisi, rızk-ı mecazîdir ki, sû-i istimâlâtla hâcâtı gayr-ı zaruriye hâcât-ı zaruriye hükmüne geçip, görenek belâsıyla tiryaki olup, terk edemiyor. İşte bu rızık taahhüd-ü Rabbânî altında olmadığı için, bu rızkı tahsil etmek, hususan bu zamanda çok pahalıdır. Başta izzetini feda edip zilleti kabul etmek, bazan alçak insanların ayaklarını öpmek kadar mânen bir dilencilik vaziyetine düşmek, bazan hayat-ı ebediyesinin nuru olan mukaddesât-ı diniyesini feda etmek suretiyle o bereketsiz, menhus malı alır.

Hem bu fakr u zaruret zamanında, aç ve muhtaç olanların elemlerinden ehl-i vicdana rikkat-i cinsiye vasıtasıyla gelen teellüm, o gayr-ı meşru bir surette kazandığı parayla aldığı lezzeti, vicdanı varsa acılaştırıyor. Böyle acip bir zamanda, şüpheli mallarda, zaruret derecesinde iktifa etmek lâzımdır. Çünkü
7
اِنَّ الضَّرُورَةَ تُقَدَّرُ بِقَدْرِهَا sırrıyla, haram maldan, mecburiyetle zaruret derecesini alabilir, fazlasını alamaz.

Evet, muztar adam, murdar etten tok oluncaya kadar yiyemez. Belki ölmeyecek kadar yiyebilir. Hem, yüz aç adamın huzurunda kemâl-i lezzetle fazla yenilmez.

İktisat, sebeb-i izzet ve kemal olduğuna delâlet eden bir vakıa:
Bir zaman, dünyaca sehâvetle meşhur Hâtem-i Tâî, mühim bir ziyafet veriyor. Misafirlerine gayet fazla hediyeler verdiği vakit, çölde gezmeye çıkıyor. Bakar ki, bir ihtiyar fakir adam, bir yük dikenli çalı ve gevenleri beline yüklemiş, cesedine batıyor, kanatıyor. Hâtem ona dedi:
“Hâtem-i Tâî, hediyelerle beraber mühim bir ziyafet veriyor. Sen de oraya git; beş kuruşluk çalı yüküne bedel beş yüz kuruş alırsın.”
O muktesit ihtiyar demiş ki: “Ben bu dikenli yükümü izzetimle çekerim, kaldırırım; Hâtem-i Tâî’nin minnetini almam.”
Sonra Hâtem-i Tâî’den sormuşlar: “Sen kendinden daha civanmert, aziz kimi bulmuşsun?”
Demiş: “İşte o sahrâda rast geldiğim o muktesit ihtiyarı benden daha aziz, daha yüksek, daha civanmert gördüm.” 8

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

1 : Müsned, 1:447; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 5:454, no: 7939; el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl, 3:36, 6:49, 56, 57.
2 : Taberânî, Mu’cemü’l-Evsât 7:25; Beyhâkî, Şuabü’l-İman 5:254.
3 : Bahsedilen tarih 1926 senesidir.

4 : “Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” Zâriyat Sûresi, 51:58.
5 : “Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkını vermek Allah’a ait olmasın.” Hûd Sûresi, 11:6.
6 : bk. Cürcânî, Tarihü Cürcân s. 366; Gazâlî, el-Makasıdü’l-Esnâ s. 85-86.
7 : Zaruretler zaruret miktarınca sınırlandırılır.

8 : bk. Buhârî, Müsâkât 13, Zekat 50, Büyu’ 15; İbni Mâce, Zekat 25; Müsned 1:167.

 

Lügatler :

acip : hayret verici

arz-ı hâcet : ihtiyacını bildirme
âyet : Kur’ân’ın her bir cümlesi

aziz : izzetler, aşağılığa tenezzül etmeyen kişi
belâ : büyük sıkıntı

bereket : bolluk
bereketsiz : bolluğun olmaması
beşer : insanlık
câ-yı dikkat : dikkat çekici, ilginç nokta

civanmert : yiğit, mert
delâlet etme : delil olma, işaret etme
düstur : kural

ehl-i vicdan : vicdan ve merhamet sahibi kimseler
elem : acı, keder
ezcümle : örneğin

fakr u zaruret : yoksulluk ve çaresizlik

gayr-ı meşru : helâl olmayan, dine aykırı
gayr-ı zaruri : zarurî ve mecburî olmayan, kendisine fazlaca ihtiyaç duyulmayan

geven : dikenli bir tür çalı
hâcât : ihtiyaçlar
hâcât-ı zaruriye : zorunlu ihtiyaçlar

had ve hesaba gelmemek : sonsuz ve sınırsız olmak
hadis-i şerif : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
hakikî : asıl, gerçek

hâkim : hükmeden, idaresi altında tutan
haram : Allah ve Resulü tarafından kesin olarak yasaklanmış şey
hasretme : sadece belli şeylere odaklanma
hayat-ı ebediye : ebedî ve sonsuz hayat, âhiret hayatı

haysiyet : itibar, onur
Hazret-i Gavs : Abdülkadir-i Geylânî (k.s.)
hususan : özellikle
ihtisar : azaltma, özetleme
iktifa etmek : yetinmek
iktisar : sınırlandırma, daraltma
iktisat : tutumluluk

iktisatsız : tutumlu olmayan

isrâfât : israflar, savurganlıklar
izzet : değer, itibar, yücelik
kâfi : yeterli
kanaat : elindekiyle yetinme

kemâl-i lezzetle : tam bir lezzet olarak
leziz : lezzetli
lillâhilhamd : ne kadar hamd ve şükür varsa ve olmuşsa, hepsi Allah’a aittir
maişet : geçim
mânâ : anlam
mânen : mânevî olarak

mânevî : maddî olmayan
meâl : anlam
medar : dayanak noktası, kaynak
medar-ı hüsn-ü maişet : güzel geçinme kaynağı
menhus : uğursuz, kötü
meşakkat : güçlük, zorluk

minnet : iyilik karşısında kendini borçlu hissetmek
mukabil : karşılık
mukaddesât-ı diniye : dinde mukaddes, kutsal sayılan şeyler

muktesit : iktisatlı, tutumlu

murdar : pis, kirli, haram
muztar : çaresiz, zorda kalan
musırrâne : ısrarlı bir şekilde

mühim : önemli
mükerrer : tekrarlanan
namus : şeref, iffet
namzet : aday
nâstan istiğnâ : insanlara ihtiyaç duymama
nefis : insanı kötülüklere yönelten duygu
nefyedilen : sürülen, sürgün edilen
nükte : ince ve derin anlamlı söz
reis : başkan

rızık : yiyecek ve içecek şeyler
rızk-ı mecazî : asıl olmayan, gerçek olmayan rızık
rikkat-i cinsiye : insanın kendi cinsinden olana acıması

sahrâ : çöl
sarahat : açıklık
sû-i ihtiyar : iradeyi kötüye kullanma
sû-i istimâlât : eldeki nimetleri kötüye kullanma
suret : biçim, görünüş
sebeb-i bereket : bolluk sebebi

sebeb-i izzet ve kemâl : değer, itibar ve olgunluk sebebi
sefalet : perişanlık, yoksulluk

sehâvet : cömertlik
şehadet : şahitlik
şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme

taahhüd-ü Rabbânî : Allah’ın bütün varlıkların ihtiyaçlarını kendi idaresi altına alma garantisi
taahhüt etmek : garanti vermek
tahsil etmek : elde etmek, kazanmak
teellüm : elem ve acı çekme
tiryaki : tutkun, bağımlı
vasıta : araç
zahmet : zorluk

zaruret : zorunluluk
zarurî : zorunlu
zillet : hor, hakir, aşağılanma



 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages