Bir şeyin lezzeti, hüsnü, cemali, emsal ve ezdadına bakmaktan ziyade, mazharlarına bakarlar. Mesela: Kerem, güzel ve hoş bir sıfattır. Kerim olan zat, başka mükrimlere tefevvuk cihetiyle aldığı lezzet-i nisbiyeden bin defa daha hoş bir lezzeti, ikram ettiği adamların telezzüzleriyle, ferahlarıyla alır. Hem bir şefkat ve merhamet sahibi, şefkat ettiği mahlûkların istirahatleri derecesinde hakiki bir lezzet alır. Mesela: Bir validenin evladının mes'udiyetlerinden ve istirahatlerinden, şefkat vasıtasıyla aldığı lezzet, o derece kuvvetlidir ki; onların rahatı için ruhunu feda eder derecesine getirir. Hatta o şefkatin lezzeti, tavuğu civcivlerini himaye etmek için arslana saldırtır.
İşte madem evsaf-ı aliyedeki hakiki lezzet ve hüsün ve saadet ve kemal, akran ve ezdada bakmıyor. Belki mezahir ve müteallikatına bakıyor. Elbette Hayy-ı Kayyum ve Hannan-ı Mennan ve Rahim ve Rahman olan Zat-ı Zülcemal ve-l Kemal'in rahmetindeki cemal ise, merhumlara bakar. Merhametine mazhar olanların, hususan cennet-i bakiyede nihayetsiz enva'-ı rahmet ve şefkatine mazhar olanların derece-i saadetlerine ve tena'umlarına ve ferahlarına göre o Zat-ı Rahmanurrahim, ona layık bir tarzda bir muhabbet, bir sevmek gibi (ona layık şuunatla tabir edilen) ulvi, kudsi, güzel, münezzeh manaları vardır. "Lezzet-i kudsiye, aşk-ı mukaddes, ferah-ı münezzeh, mesruriyet-i kudsiye" tabir edilen, izn-i şer'i olmadığından yâd edemediğimiz gayet münezzeh, mukaddes şuunatı vardır ki; herbiri kâinatta gördüğümüz ve mevcudat mabeyninde hissettiğimiz aşk ve ferah ve mesruriyetten nihayetsiz derecelerde daha yüksek, daha ulvi, daha mukaddes, daha münezzeh olduğunu çok yerlerde isbat etmişiz.
(Bediüzzaman Said Nursi – 32. Söz’den)
Lügatler
|
Akran :birbirlerine derece, sınıf, liyakat ciheti ile benzeyenler, denkler, eşit olanlar Aşk :çok ziyade sevgi, şiddetli muhabbet, sevda Aşk-ı mukaddes : mukaddes aşk Belki :bilakis, aslında Cemâl: güzellik Cennet-i bâkiye : devamlı ve kalıcı olan Cennet hayatı Cihet :yön, taraf Derece-i saadet :mutluluk derecesi Emsal : örnekler, benzerler Envâ-ı rahmet :rahmet çeşitleri Evlad : çocuklar Evsaf-ı âliye :yüce vasıflar, özellikler Ezdad :zıtlar Feda : her türlü zahmetlere göğüs gererek davasına sahip çıkmak Ferah :bol, geniş, iç açıcı, sıkıntıda olmayan, sevinç Ferah-ı münezzeh : son derece nezih, temiz sevinç Gayet :çok, pek çok Hakiki: gerçek, doğru, asıl Hannân-ı Mennân :yarattıklarına karşı çok merhametli, bol lütuf, bağış ve kerem sahibi Hayy-ı Kayyum :varlığı diriliği her an için olan, gökleri ve yeri her an için tutan, herşeye gücü yeten Himaye :koruma, zararlı şeylerden muhafaza etme Hissetmek :duymak, derinden yaşamak Hususan :bilhassa, özellikle Hüsün: güzellik İkram :ağırlamak, hürmet etmek İsbat :doğruyu delil göstererek ortaya koymak, delil ve şahitle doğrulamak İstirahat : dinlenme, rahatlama İzn-i şer’î :dini izin Kâinat : evren, yaratılanların hepsi Kemâl :olgunluk, mükemmellik, fazilet Kerem :izzet, şeref, ihsan, yardım, inayet, ikram edicilik Kerim :şerefli, izzetli, ihsan ve inayet sahibi Kudsî :mübarek, kutsal Layık :uygun, münasip, liyakatli Lezzet :tat Lezzet-i kudsiye : kutsal lezzet Lezzet-i nisbiye :izafi göreceli lezzet
|
Mabeyn :ara, aradaki şey, iki şeyin arası Mahlûk :yaratılmış, yaratık Mazhar :sahip olma, nâil olma, erişme Merhamet :acımak, şefkat göstermek Merhum :rahmete kavuşmuş Mes’udiyet :mutluluk Mesela :örnek olarak Mesruriyet :sevinç Mesruriyet-i kudsiye :mukaddes sevinç Mevcudat: varlıklar Mezahir : görünme ve yansıma yerleri, aynalar Muhabbet : sevgi,sevmek Mukaddes :kutsal, temiz ve pâk, her türlü kusurdan uzak olan Mükrim :ikram eden, cömertlikte bulunan Münezzeh :pak, kusur ve noksanlıklardan uzak Müteallikat :ilgili olanlar, yakınlar Nihayetsiz: sonsuz Rahîm :rahmet edici, merhamet eden, rahmeti herşeyi kuşatan sonsuz merhamet sahibi(Allah) Rahman : yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran sonsuz rahmet sahibi Allah Rahmet :merhamet, acımak, şefkat etmek, ihsan etmek, esirgemek Ruh :öz, canlılık, can, nefes, en mühim nokta Saadet : mutluluk, mes’ud oluş Sıfat :bir kimse veya şeyin hal, vasıf, nitelik, özellik ve keyfiyeti Şefkat :acıyarak sevmek, karşılıksız yardım ve sevgi Şey :madde, eşya, varlık Şuunat :işler, fiiller Tabir :yorumlama Tarz :usul, şekil, metod, yol Tefevvuk :üstünlük Telezzüz : lezzet alma, lezzetlenme Tena’um: nimetlenme Ulvi :yüksek, yüce, büyük Valide: ana Vasıta :aracı, iki şeyi birbirine ulaştıran Yâd :anmak, zikretmek, hatır yapmak, hatırda tutmak, hatır, gönül Zat : hürmete layık kimse, kişi Zat-ı Rahmanurrahim :dünya ve âhirette sonsuz merhamet eden zat(Allah) Zat-ı Zülcemal ve-l Kemal :güzellik ve mükemmellik sahibi zat(Allah) Ziyade : fazla, daha çok, fazlasıyla
|